“Beni Dinle Ey Kadı / Bozuldu İşin Tadı”

Tam boy görmek için tıklayın.

Metin BOZDEMİR

Yine tetik cümleler…

Yine şartlı refleksler…

Yine reaksiyon tepkiler…

Gelin! şu ırkçılık nedir, ne menem şeydir, bu konuda önce bir anlaşalım.

“Fiziksel ve kültürel olarak bağlı olunan soyun, diğer soy ve ırklardan üstün görülmesidir” gibi sözlük ve beylik cümlelerden ziyade tarihi serencamına bir bakalım.

İlkel toplumlarda görülen kabilecilik, aşiretçilik ve yine azgelişmişliğin genel problemi olan grupçuluk, cemaat taassubu, taraftar holiganlığı konumuzla ilgili olsa dahi, büyük resmi görebilmek adına konuyu teğet geçelim.

Hitler, Mussolini ve Stalin’e gelmeden õnce ırkçılığın en korkunç, en çirkin, en vahşi yüzünü, anglosakson denilen “beyaz ırk” sûretinde gördüğümüze sanırım mutabıkız.

Ne düşündüklerinden ziyade nasıl bir psikolojiye sahip olduklarını anlamak için ne yaptıklarına bakalım.

İnsanlar kendilerini ve soylarını beğenip üstün görebilir ve bu hissiyatla narsist bir kişilik geliştirebilir. Fetişist ve mazohist bir kişilikle tıp dünyasına malzeme olabilir.

Ne zaman ki bu hastalıklı yapı diğer toplumları kendilerine köle etmeye kalkar, adaletin kılıcı da bilenmeye başlar.

İlk defa, eski Yunan denilen, hani şu sapık tanrılarıyla dillere destan Roma devletinde görüyoruz ırkçılığın en şedit halini…

Zulüm abad değildir hiç bir zaman ve gün gelir, misâlen Spartaküs o bilenen kılıcın bileği olur.

Irkçılığın biyolojik hali genetiktir.

Bencilliğin, narsistliğin tedavisi geçicidir ve ilk fırsatta nükseder.

Nitekim ne Rönesans ve ne de meşhur Fransız İhtilali kurtarır, Anglosaksonları, Cermenleri…

Girin tarihin zaman tüneline… Korku tüneline girmiş kadar olmaktan öte, psikolojiniz bozulur, uykularınız kaçar.

Normal bir insan, böylesi vahşet dolu bir tarihin müdavimi olarak nasıl bir ruh hali içindedir, bir düşünün.

O ruh halini bizim yaşamamız mümkün olmasa da, en medenilerini Amerika’da, Avrupa’da velhâsıl dünyanın her yerinde “insanat bahçesi” açarken görüyoruz.

Evet! Yanlış duymadınız. Hayvanat bahçeleri var ya, çocukları eğlensin diye götürdüğümüz. İşte onun gibi, Tek farkı demir parmaklığın ardındaki maymun, tavşan değil, insan..! Üstelik 60’lı yıllara kadar devam etmiş. Ben bilmiyordum ve yeni öğrendim sosyal medya vasıtasıyla iyi mi!

Şaka gibi, ama korkunç bir gerçek.

Kölelik düzeniyse halâ devam ediyor.

Daha hangi birini anlatalım, Nagazaki’leri Hiroşima’ları görenlerden halâ yaşayanlar var.

Keza Hitler’in, Stalin’in, Mao’nun, Mussoli’nin katlettiği milyonlarca kurbanın, toplu katliamların tanıkları yaşıyor halâ…

O kadar uzağa gitmeye de gerek yok. Ahıska ruslarca, Karabağ ermenilerce, Bosna-Hersek sırplarca, Doğu Türkistan çinlilerce, Filistin siyonistlerce devasa bir mezbahaya döndü, neredeyse canlı yayınla, tecavüz ve işkencenin en bilindik, bilinmedik en vahşet dolu yöntemleriyle…

Irak, Kerkük, Suriye Türkmenleri, Filistin, Afganistan, Myanmar, Doğu Türkistan kan kusuyor ızdırapla. Zalim dünya bırakınız Nato B.M. vb. kurumlarca engel olmayı, bu insanlık suçuna ortak olmanın hazzını yaşıyor, Müslüman Türk kanı helaldir fetvasını Suudi Arabistan kralından veya İran Devrim konseyinden veya Fetö liderinden almışçasına…

Neymiş efendim, Türk’üm demek ırkçılıkmış!!! Ahhh ki ahh kere ah..!

Dinimizce haramdır dediğiniz “ırkçılık” ne menem şeydir, hani bizim Hz.Bilâl Habeşi’yi görmüşçesine sempatik baktığımız Amerika’lı, Avrupa’lı, Afrikalı zencilere sorun, yerli Bolivya’lılara sorun, halâ kaldıysa kadim kültürün insanlarına; Kızılderili kabilelere sorun.

Sonra yüzünüz ve vicdanınız varsa dönün ve tarihimize bir bakın. Türk’ü, tarih sahnesine çıktığı günden itibaren yaşadığı her dönemin çağdaşlarıyla bir kıyaslayın bakalım, erdemlikten başka ne göreceksiniz?

Bilhassa cumhuriyet tarihindeki jakobenlerin, İnönü ve Tandoğanvâri uygulamalarını bize anlatmayın.

Keza bizler o zamanların da mağduruyuz 3 Mayıs 1944 olaylarıyla…

Rahmetli Alparslan Türkeş’in bir özel sohbetimizdeki ifadesiyle, jokobenlerin sağcısı/solcusu, askeri/sivili, islâmcısı/seküleri ile aralarında bir santim fark vardır.

Türkiye haricindeki bütün İslâm ve Türk coğrafyası işgal altında olduğunu ve bekâ söylemiyle kastedildiği üzere Türkiye’nin de işgal edilmeye çalışıldığını düşünürsek, Türk kelimesinden rahatsız olmanın ve tartışmaya açmanın bir tek izahı vardır; Milli uyanışı engellemek..

Problemin “kilit ve anahtarı” işte tam burada…

“Biz de sizden farklı düşünmüyoruz ama içimizdeki etnik unsurlardan dolayı, milliyetçilikten daha çok kapsayıcı ve toparlayıcı yönüyle ümmetçilik yapıyoruz” söylemi “kilit”tir. Ancak paslanmış bir kilit..!

Neden?

İslâm, politize edilmiş haliyle tarihinin hiç bir döneminde bu kadar yara almadı. Dünya haritasını yeniden çizmeye karar verenlerin, oryantalistler ve içimizdeki devşirmeleri aracılığıyla yapmış oldukları dejenerasyon faaliyetleri bir tarafa, vicdan sahiblerinin hal-i pür melâli anlatan yazıları misâli nefsâni zaafiyetler ayyuka çıktığı gibi, önlem alınmadı, “yol arkadaşlığı” dava adamlığına feda edildi.

Bu kadar örselenmişliğe rağmen yine de mazlum İslam dünyasının, hatta ezilen insanlığın son ümidi ve bahse konu paslı kilidin anahtarı Türk Milletinin son kalesi Türkiye’dir.

İslâmın da son kalesi olan Türkiye haricindeki İslâm coğrafyası tamamen emperyalistlerce işgal altındadır.

İslâm Devleti adı altında yapılan zulümler, diğer ülkelerde yapılanlardan kat be kat daha acı ve can yakıcıdır.

Zira “Zulümse eğer adı/ Kenan yapsa da aynı/ Yunan yapsa da aynıdır”

Hocanın zulmünün, papazdan farkı, “din”le aldatmasıdır. Buyruk gereği “Aldatan bizden değildir”

“Küfre, talana, zulme, adaletsizliğe, namussuzluğa, işgale, teslimiyete itirazı olmayanın Türklüğünden ne kalır?

Türklük bin yıldır hakikatin, ümmetin, insanlığın zırhı, miğferidir. Türklük yıkıldı mı hakikat miğfersiz, ümmet zırhsız, insanlık zulme karşı korumasız kalır!”

Böyle bir çerçevede hangi aklı evvel Türk Milliyetçiliğine ırkçılık yaftası vurabilir.

“Türkiye’de yaşayan başta kürtler olmak üzere kırk etnik unsur”la söze başlayanlar, şu sorunun cevabını vermelidirler;

Dünya’nın dört bir tarafına akınlar düzenleyen İslâmın farklı milletlerinden askerlerine, mesela neden arap, kürt, acem, gıpti, vs denilmedi de “Türk’ler geliyor” denildi.

Bilge lider Aliya İzzetbegoviç’in söylemleri bir tık uzağınız da!

Yanlış söylüyorsam yanlış deyin.

Türk’ün derdi üstünlük taslamak, zulüm yapmak değil ki..

“Ekmek, su, aş bulmak gecikebilir,

Temele taş bulmak gecikebilir,

Devlete baş bulmak gecikebilir,

Adalet gecikmez tez verilmeli”dir derdi…

Kırk etnik dediğin güzel insanlar bilmiyor mu sanıyorsun? Çok iyi biliyorlar ve şükrediyorlar, emin ellerde bizi kardeş olarak yaratan yüce Allah’a. Ve eminim bu söylemlerinizi kendilerine hakaret olarak kabul ediyorlar.

“Yumuşak karnımız” görülüp te devşirilen “kırk enik” sadece etnisiteden değil, her yerde her zaman bulunur hainlik edecek.

Kandırıldık dediğiniz “fetö” de sizden çok farklı konuşmuyordu. Oranın enikleri daha azgın çıkmadı mı?

Avrupa’da yaşayan enikleriniz, neden kırk etniğin filanca şubesiyiz değil de, İngiliz, İsveç, Alman, Fransız, Amerikanız diyorlar?

Bu saydığım ve saymadığım ülkelerden hangisi kırk etnik küsuratlı toplama millet değil?

Ve bu devletlerin hangisi egemen milli kimliğini kullanmaktan imtina ediyor?

İslâm böyle emrediyor diyorsanız; zulüm üzre olan ırkını, kavmini yüceltmek ırkçılıktır, efendiler..!

Hak, hukuk, adalet üzre olan milletini sevmek ve payidar olmasını istemek ırkçılıktır diye nerede yazıyor?

Erdemli bir hayat yaşayan din kardeşlerimizden, biz ne zaman rahatsız olduk, farklılıklarımızı zenginlik olarak ne vakit görmedik ki, onlar bizden rahatsız olsunlar.

Koskoca bir camiayı, yol arkadaşlığına değil, benzer fikir ve icraatlarla bizim de vaktinde canımızı yakan Reşit Galip gibi bir jakobene feda ediyorsunuz, farkında değilsiniz.

Farkında olmayışınızdan sadece sizler değil, dilinizden düşürmediğiniz ümmet zarar görecek en çok, bunun da farkında değilsiniz.

Rabb’im Türk milletini ve dostlarını her daim korusun, ve içimizdeki ahmaklar ve hainler yüzünden helâk edip, ümmete zulmet yaşatmasın vesselâm!

Yazar
Kırmızılar

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen