Selcan Kökçen Şahin söylüyordu TRT Türkü’de; “Zeytin dalı çürük olur basmaya gelmez.” Zeytin ağacı yüzyıllardır yaşayan ağaç olarak biliyorum. Çürük olunca basılmaz tabi de normal zamanda herhalde bir insanı taşır. Tahmin ediyorum türküde “çürük” insanları kastediyor. Ihlamur ağacı hafif oluyor, dalları insanı zor taşır, hatta taşımaz da zeytin ağacı için duymamıştım.
Bizim türkülerimizde bizim meyvelerimiz var. Diyarbakır türküsü. “Ağlama yâr ağlama” diye başlıyor. Bizim matem renklerimiz var siyah, mavi gibi. “Mavi yazma bağlama” diyor devamında da…Türkünün ikinci kıtası şöyle;
“Elmada al olaydın,
Selvide dal olaydın,
Bana göre yar mı yok,
İstedim sen olaydın”
Bir Elazığ türküsü bu da;
“Al alma dört olaydı,
Yiyene dert olaydı,
Bu almanın sahibi,
Sözüne mert olaydı.”
Yine sevdiğine seslenmiş bir aşık;
“Mendili işle yolla,
İşle gümüşle yolla.
İçine çüt elma koy,
Birini dişle yolla.”
Mendilin içine çift elma koy diyor. İki elma olsun ama birini dişle de öyle gönder demiş.
Biri de denize atmış elmayı;
“Elma attım denize,
Geliyor yüze yüze,
Gız Allah’ın seversen,
Geçerken uğra bize.”
Hani Erzurumlu delikanlı kızı seviyor ama bir türlü söyleyemiyor. Yolda görmüş, bir şey söyleyecek, kızarmış, bozarmış yok. Bir türlü ne diyeceğini bilemiyor. Kız da kızmış tabi. Şöyle bir şeyler gevelemiş sonra delikanlı; “Kömür aldınız mı onu soracaktım.” Bu delikanlı gibi elmaya dedirtmişler demek istediklerini, gönlünden geçenleri.
“Bir dalda iki elma,
Birin al birin alma.
Kurban olduğum Allah,
Canım al yârim alma.” Bu türkü de Ankara’nın.
Yuvarlanan elmalarımız olur. Baştan başa elmalı bağlı arazilerimiz olur. Elmaların yongası olur. Top top yapılanı olur. Olur da olur.
Kimi yüke koyar, çuvalın ağzını bükerek. Ne elmadır ne de nar diyenlerimiz de vardır. Ama hep dedikleri yâr.
“Sabah güneşi doğmuş,
Boyalı konaklara,
Yâr bizi davet etmiş,
Elmalı yanaklara.”
Elmalı türkülerin bir kısmını yazdık bugün. Bir hoyratta diyor ki;
“Alma yanı,
Al olur alma yanı,
Nasıl gabre goyarlar,
Muradın almayanı.”
Yolda bir derviş tespih çeke çeke gidiyormuş. Yolda bir kız görmüş, elinde yükü var, sormuş;
– Nereye gidiyorsun?
– Sevdiğime elma götürüyorum.
– Kaç tane?
– Aaa… İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı hiç?
Usulca tespihin ipini koparmış derviş.
Selcen Hanım türkü söylüyordu ya, oralardan geldik elma meselesine. Ya da ağaçlara.
İkinci mısra da herhalde benim söylediğimi doğruluyordu “Elin oğlu pek cavır olur küsmeye gelmez”
Küstürmeyin efendim sizde.
