Âşık Reyhani’den

Âşık Reyhani Ağabey’i rahmetli Rasim Köroğlu ile Bursa’dan Eskişehir’e getirmiştik. Reyhani Ağabey Osmangazi Üniversitesi’nde Rasim’le beraber bir sohbet yapmıştı talebelere. Daha sonra da Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde ameliyat olmuştu.

Hasta ziyaretleri bazı gün gündüzleri oluyordu ama her akşam belli bir ücret karşılığı saat 18.00 den 19.00 a kadar serbestti. Ben de yanıma üniversite öğrencilerini, Türk Dünyası’ndan gelen arkadaşları alıp her akşam yanına gidiyordum. Ne güzel sohbetler oluyordu. Reyhani Ağabey hatıralarını anlatıyordu, biz de dinliyorduk.

Bir gün epey gürültü yapmış olacağız ki bölüm başkanı arkadaş geldi ve bize şöyle dedi “Biz burada hastalar sakince dinlensin istiyoruz, siz burayı kahvehaneye çevirmişsiniz.”

Şimdi büyük olarak ben varım bir şey demesem olmaz, desem olmaz hoca haklı. “Sayın Hocam Âşık Reyhani çağımızın en iyi aşığı, bu fırsat bir daha elimize geçmez. Reyhani Ağabey burada iken dinleyebildiğimiz kadar dinleyelim. Siz haklısınız ama..” falan diyemiyorsunuz tabii.

Hoca bunları dedikten sonra gidip Reyhani Ağabey’in elini öptü. “Bu hoca ne derse desin, kabulümüz” diye geçirdim içimden.

Reyhani Ağabey’in yanına boş gitmek olmaz, konu açmamız lâzım. Bir gün de Kerkük Hoyratlarını yazıp götürdüm. Mesela şunları;

Oku yara,

Aç kitap oku yara,

Sinemde yer kalmadı,

Meğer ok oku yara.

Ya da;

Kerkük’ten geçer Hassa,

Hassa batıptı yasa,

Kerkük’ü viran etti,

Yad ayyağ bassa bassa.

Bunları okuduktan sonra Reyhani Ağabey “yaz” dedi. Ben de yazdım.

Eski şehir, eski şehir,

Bu nasıl eski şehir?

Tarih boynun kırılsın,

Böyle mi Eskişehir?

 

Sine yara,

Yar aşkı sine yara,

Sabrettikçe azıyor,

Bu ne tersine yara?

 

Güle bülbül,

Âşıktır güle bülbül,

Gülün inadı tutmuş,

Koymaz ki güle bülbül.

 

Bir dörtlük de Rasim’e.

Rasim ağlar,

Yas tutmuş Rasim ağlar,

Bu ortak bir dünyadır,

Bir gün mirasım ağlar.

 

Bir de Feyzi Halıcı Hoca’ya…

Feyzi yara,

Selamım Feyzi yara,

Bunu herkes yaramaz,

Gele de Fevzi yara.

 

İki dörtlük de doktora.

Şahı burda,

Çekerem ahı burda,

Reyhani nere yolun,

Doktorlar şahı burda.

 

Yara doktor,

Bağrımı yara doktor,

Bilmirem ki ben gidim

Hangi diyara doktor?

Feyzi Halıcı Hocam “Eğer âşıklığın bütün dalları göz önüne alınıp bir değerlendirme yapılırsa çağımızın en iyi aşığı Reyhani” demişti sorduğumuz zaman. Rahmetli Rasim Köroğlu’da bir başka sefer Feyzi Hocam’ın bu konuşmalarını kameraya kaydetmişti.

Âşık Reyhani Ağabey’i en az beş defa Eskişehir’e getirip götürmüştük. Genellikle Rasim ile olurdu, bir defasında da Selahattin Turan Hocam ile götürmüştük. Selahattin Hocam “ben dedemin okuduğu Âşık Reyhani şiirlerini duya duya büyüdüm” demişti.

Bir çok hatıra da dinlemiştik Reyhani Ağabey’den.

Bir gün sormuştum “Türk Dünyası âşıkları ile zaman zaman bir araya geldiniz, anlaşabiliyor muydunuz?” diye. “Anlaşıyor gibi yapıyorduk” demişti.

İran Şahı yemek vermiş mesela. Hanımı bir İran Halısı hediye etmiş.

Yine İran’daki âşıklardan duyduğu “Bugün Sabah İle Visali Yardan” türküsünü TRT Repetrtuarına kaydettirmiş.

Âşık Reyhani Ağabey’den yazdığım dörtlüklerin altına 5.4.2002 tarihini atmışım. Hiç böyle not almazdım ama iyiki yapmışım. Tam on sekiz sene geçmiş aradan. (şimdi yirmi dört)

Demek ki ara sıra eski notları karıştırmak lâzım.

Reyhani Ağabey göçünü yüklüyor, Erzurum dışına çıkıyor, şöyle şehri görecek bir yerde kamyonu durduruyor. Sazını eline alıyor, dönüyor Erzurum’a söylüyor ya;

Öz canımdan çok sevdiğim Erzurum,

Çaresiz dişimi sıktım gidirem.

Gafillerden darbe yedi gururum,

Kaderime boyun büktüm gidirem.

 

Selam olsun ecdâd ile ebâya,

Abdurrahman Gazi, Habip Baba’ya,

Tuz ektiler çalıştığım çabaya,

Emeğimi suya kattım gidirem.

 

Kırılmış sazımı astım tavana,

Çevirdim yönümü döndüm divâna,

Gurbet kelepçedir yurdu sevene,

Bilerek koluma taktım gidirem.

 

Palandökenlerin sisli dumanı,

Engininde bulamadım gümanı,

Ezanlar okundu seher zamanı,

Üç kez geri döndüm baktım gidirem.

 

Benim canım feda bin cana,

Bin can az gelirse ikibin cana,

Kırk sene gözyaşı döktüm fincana,

Kattım Karasu’ya aktım gidirem.

 

Yel devirsin sebeplerin kökünü,

Sırtıma verdiler sitem yükünü,

Kırk senedir beklediğim ekini,

Harmana dökmeden yaktım gidirem.

 

Alnımız apaçık yüzüm karasız,

Buna rağmen bırakmadılar yarasız,

Tambura köyünden Emrah çaresiz,

Ben de Erzurum’dan çektim gidirem.

 

Reyhani’yim derdim gamım dinmedi,

İftira darbesi cana sinmedi,

Zeynel, Horasan’a gitti dönmedi,

Bu da benim karabahtım gidirem.

 

Mehmet Ali KALKAN

 

Yazar
Mehmet Ali KALKAN

Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor Sanat Enstitüsünü ve Çukurova Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünü bitirdi (1980). Bir müddet Eskişehir Belediyesinde ... devamı

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen