Geçenlerde internette “İki ustanın atışması” diye, Abdurrahim Karakoç ile Aşık Feymani’nin birbirlerine söylediği şiiri okumuştum. Bir kıta Aşık Feymani söylemiş, ikinci kıta Abdurrahim Karakoç’un. Böyle böyle devam etmiş.
Abdurrahim Karakoç Ağabey saz çalmaz. Ancak yazıp cevaplamak lazım diye aklıma geldi.
İşin doğrusunu öğrenmek için Aşık Feymani Ağabey’i aradım.
1968 yılında Abdülvahap Kocaman ve bir kaç aşık ile beraber Afşin, Göksun, Sarız, Pazarcık gibi yerlere konser vermeye gitmişler. Abdurrahim Ağabey Cela’da, Belediyede memur imiş. Bir kitabı varmış o yıllarda, küçük bir kitap, adı: Hasan’a Mektuplar. Onu okumuş o sıralar Feymani Ağabey.
Hasan’a Mektuplar küçük bir kitap. 16 cm ye 11,5 cm ebadında, 96 sayfa.
Fedai Yayınlarının 1 nolu kitabı olarak, 1965 yılında İzmir’de basılmış. Önsözünü Kemal Fedai Coşkuner yazmış. Bir yerinde şöyle ifadeler var;
“İki yıl öncesne kadar mahalli çevreler haricinde, halkımız Karakoç imzasını henüz tanımıyordu. Onun Türk Milletine maledilişi, halkın şairi ünvanını kazanması şiirlerinin dergimizde neşriyle başlar. Böylesi bir istidatı, cevheri zamanında keşfedip, halka maletmiş olmamızdan dolayı Fedai Dergisi büyük şeref duyar. Karakoç’u bir ağaca benzetirsek bu onun ilk meyvesidir. Aşkın menbaı olan bu ağaçtan inşaallah daha çok meyveler derliyeceğiz.
Aşkın, faziletin, karakterin kısaca insanlığın timsali olan, her zerresinde burcu burcu Anadolu kokan bu Elbistan’lı halk çocuğunu selamlarken, ona; anamın bana verdiği en yüksek şefkat perdesiyle hitabetmek isterim:
-‘Karakoçum!…’ Kemal Fedai Coşkuner
Abdurrahim Ağabey ile tanışmışlar, konuşmuşlar. Çok memnun olmuş görüşmekten Feymani Ağabey. Akşam konserlerine davet etmiş, “gelirim ama sahneye çıkmam” demiş Abdurrahim Ağabey.
Ertesi sene gene konser vermeye gitmişler o bölgeye.
Elbistan’ın Sesi Gazetesi varmış, sahibi de Mehmet Göçer. Aşık Feymani Ağabey’i otele bırakmamış, kendi evine götürmüş. Oradan getiriyormuş konser verecekleri yerlere.
Sohbet esnasında “Abdurrahim Karakoç’a hitaben bir şiir yazın, bunu gazetede yayımlayalım. O da size cevabını verir” demiş Feymani Ağabey’e.
Feymani Ağabey geçmiş bir odaya. Serde gençlik de var. Aşık Feymani Ağabey 1942 doğumlu. Bu hadise de 1969 yılında olduğuna göre henüz 27 yaşında.
Bir şiir yazmış, tam 17 kıta. Ayak da geniş ayakmış.
Şiiri Mehmet Göçer’e vermiş. Bu şiir gazetede yayımlanırsa birini bana, birini de Abdurrahim Karakoç’a gönder demiş.
Bir müddet sonra Feymani Ağabey’in evine şiirinin yayınlandığı bir gazete gelmiş. Aradan zaman geçmiş, bir gazete daha gelmiş. Bunda da Abdurrahim Karakoç Ağabey’in, Aşık Feymani Ağabey’e verdiği cevabi şiir var. Bu da on yedi kıta ve her kıtaya ayrı ayrı cevap verilmiş. Bugün de o şiirleri okuyalım efendim.
Görmeyeli hayli oldu Karakoç
Durum aynı durum, hâl aynı hâl mi?
İskân menziline ulaştı mı göç
Yolcu aynı yolcu, yol aynı yol mu?
Taş çıkarttın Seyrani’ye asırda
Hak yolda Nefi’yi geçtin kusurda
Görüşte şeriksin Abdülnasır’da
Âlem aynı âlem, il aynı il mi?
Öz Türkçeyi kültürünle süsledin
Edebiyat bünyesini besledin
Elbistan’dan Çamlıbel’i sesledin
Lisan aynı lisan, dil aynı dil mi?
İbiş’in kim oldu şimdi sırdaşı
Boynuz kunnadı mı İpsiz’in başı
Hâlâ yoklar mısın Hasan gardaşı
Mektup aynı mektup, pul aynı pul mu?
Biçim iptal oldu, intizam gayıp
Anaç tavuk her gün horoz gunnayıp
Peruklaştık Tombul Süllü’ye uyup
Dazlak aynı dazlak, kel aynı kel mi?
Sakavın söktü mü cıdavlı atlar
Saraylı mı oldu külhanlı bitler
Sadık mı kapıda boğuşan itler
Yalak aynı yalak, yal aynı yal mı?
Şahini haraca bağladı böcek
Şifan gardaşladı yatmadan göcek
Nurhak’ta azganlar açtı mı çiçek
Arı aynı arı, bal aynı bal mı?
Korsanlar denizden çıktı havaya
Kırkayak tünedi yüksek yuvaya
Şirler güven ile indi ovaya
Dere aynı dere, sel aynı sel mi?
Fırtına avradın patladı tefi
Tavlacı basının yerinde kefi
Hasan on ikiden aldı hedefi
Tetik aynı tetik, el aynı el mi?
Çukurova dölek, dağlar dumansız
Şo müze camide putlar imansız
Turfandalar vitrin camda zamansız
Mevsim aynı mevsim, yıl aynı yıl mı?
İnsan dertte son kerteye varınca
Sabır gerekmiyor hiddete hınca
Zürafaya ihtar çekti karınca
İnat aynı inat, fil aynı fil mi?
Maksatlının çenesine çakardık
Bir kişinin geçmişine bakardık
Bir pireye beş on yorgan yakardık
Döşek aynı döşek, çul aynı çul mu?
Deve köşek oldu, beygir tay oldu
Yıldız Güneş oldu, Dünya Ay oldu
Moda çıktı asıl- nesil zay oldu
İnsan aynı insan, kul aynı kul mu?
Baykuşa hikmetli derdi büyükler
Defineden gebe çıktı höyükler
Bahçelere bağban oldu hoyuklar
Bülbül aynı bülbül, gül aynı gül mü?
Ahmet Çıtak ile Âşık Hüseyin
Tanırlı Hayati Taşyürek Bey’in
Kul Hamit’le Cafer, Rahmi’ye deyin
Perde aynı perde, tel aynı tel mi?
Kuzgunun payını kaptı sinekler
Uyuz uyuz it doğurdu inekler
Çingeneye bel bağladı dönekler
Falcı aynı falcı, fal aynı fal mı?
Feymani – Karakoç aynı maddeyiz
Çamuru atmayız, kalır diye iz
Altıyı dokuza tercih etmeyiz
Çıra aynı çıra, yel aynı yel mi?
Aşık Feymani
Bu da Abdurrahim Karakoç Ağabey’in cevabi şiiri;
Bir dertten kurtulsak beşi geliyor
Hâl aynı hâl amma yara değişti.
Kaptan yolculardan haraç alıyor
Yol aynı yol amma kira değişti.
İki mısra lütuf, bir mısra gazap
Hâlbuki dost dosta eylemez azap
Düşman bağrımıza döküyor kezzap
İl aynı il amma yöre değişti.
El etek öpene mal, makam hazır
Kimi sultan olur, kimisi vezir
Çoğaldı sarhoşlar, dağıldı huzur
Dil aynı dil amma nara değişti.
Kara Dingiş sepetledi İbiş’i
Belgelendi ipsizlerin gidişi
Çok Hasanlar kavramıyor bu işi
Pul aynı pul amma para değişti.
Sülü’nün çetesi yürüyor gene
Vatandaş yalana doyar bu sene
İnanma mideden fetva kesene
Kel aynı kel amma bere değişti.
Nirengi yaptılar boynu yoğunu
Sıpalar beleşten çeker yağını
İt havlar, domuz yer yalın çoğunu
Yal aynı yal amma fire değişti.
Nurhâk Dağı lekelendi, çok yazık
Ora kaçtı yular kıran her kazık
Petek güzel, içi dolu, tat bozuk
Bal aynı bal amma şıra değişti.
Havada yağmur var, şimşek çakıyor
Dingiş kanal kazıp, setler çekiyor
Dünkünden besbeter kızıl akıyor
Sel aynı sel amma dere değişti.
Gece, gündüz el tetikte durmalı
Gerekirse on ikiden vurmalı
Şimdi ilme, zikre kafa yormalı
El aynı el amma çare değişti.
Soru, cevap bitti; bitmedi sözüm
Yâd rüzgârlar eser, dağlanır özüm
Bekleriz dört mevsim ham durur üzüm
Yıl aynı yıl amma süre değişti.
Aramız uzaktır, gönlümüz birdir
Bilmeyen ahmaktır, görmeyen kördür
Yıkması pek kolay, yapması zordur
Fil aynı fil amma fare değişti.
Uyuşan sağ ile, kuduran solu
Adam etmek için uzattık kolu
Ülkü, harekettir; kurtuluş yolu
Çul aynı çul amma pire değişti.
Çulsuz tazı mahallede avlanır
Asalaklar avantaya tavlanır
Pavyonda beğenir, barda evlenir
Kul aynı kul amma töre değişti.
Sam rüzgarı değse dalı ırgalar
Basiretsiz görmez ama yorgalar
Bülbülü sürgüne sürdü kargalar
Gül aynı gül ama sare değişti.
Çıtak göçtü, Vasfi erdi kemale
Rahmi, Hamit malum, Cafer kim ola
Çok Âşık Hüseyin girdi bu yola
Tel aynı tel amma cura değişti.
Âşıklar Hak ile olmalı meşgul
Tutunca bin putu yıkmalı beş kul
İyiyi kötüden ayırmak müşkül
Fal aynı fal amma küre değişti.
Karakoç’um, burda bitsin bu kelam
Feymani gardaşa yürekten selam
Ülkü bir ışıktır, bak kurban olam
Türk’ün yakacağı çıra değişti.
Abdurrahim Karakoç
…
Abdurrahim Karakoç’a, Kemal Fedai Coşkuner’e, Mehmet Göçer’e Fatihalarla…
Aşık Feymani Ağabey’e hayırlı, sağlıklı, uzun ömürler.
Ellerinden öperek.
Mehmet Ali KALKAN
