Biz Bizi Vururuz

Günlerdir içimizi yakıp kavuran ve eğitim camiamızın içine ateş düşüren Kahramanmaraş’taki menfur cinayet olayı konusunda neler yazacağımı düşünürken imdadıma Afet Ergü’nün aşağıda paylaşacağım yazısı yetişti. Başından sonuna kadar düşündüklerimi etkili bir şekilde ifade eden bu anlamlı yazı aynı zamanda eğitim camiamız ve de aile hayatımızın içinde bulunduğu sıkıntıları ve bu sıkıntılardan kurtuluş kodlarını yüzümüze tokat atar gibi sıralıyor. Umarım okuma alışkanlığını yeniden edinip tik tok vs. gibi sosyal kepazelikleri elimizin tersiyle kısa zamanda dipsiz bir kuyuya atarız!

“Bugün 14 yaşında bir çocuğun, ekranın ötesindeki meçhul bir sesten aldığı talimatla, bir bilgisayar oyununun interaktif dehlizlerinde nasıl bir katile dönüştürüldüğünü öğrendim. (Discord Game)

Bugün Bilişim Suçları Birimi’nin aydınlattığı o korkunç gerçek, aslında sadece bir “adli vaka” değil; toplumsal bir çöküşün otopsisidir.

​O Sadece Bir Bilgisayar Değil Bir Pusula!

​Bir baba düşünün; oğlu odaya girince ekranı kapatıyor, gizemli dünyasına kimseyi almıyor.

Baba ise o odanın sadece dört duvardan ibaret olduğunu sanıyor. Oysa o oda, bir çocuğun ve dolayısıyla bir toplumun geleceğini kemiren bir canavarın inidir.

Anne ve babanın diploması, kariyeri ya da cehaleti fark etmiyor; eğer çocuğunuzun ruhundaki o karanlık odayı merak etmiyorsanız, siz sadece o evin faturalarını ödeyen birer yabancısınız demektir. Bu konuda üzgünüm ama size hiç acımam yok bilesiniz!

Ve

​Daha da vahimi var: Psikolog “uyum tedavisi” görmeli diye teşhis koyarken baba, çözüm olarak oğlunu elinden tutup atış poligonuna götürüyor, daha gecen hafta. (Babanın savcıya verdiği ifadeyi okudum yazıya başlamadan önce)

Barut kokusunu, pedagojik bir çözüm sanan bu zihniyetle hangi geleceği inşa edebiliriz?

Ve aynı okuldan dinlediğim başka bir öğretmenin ifadesine göre (haber videosunda) ;

Katliamı yapan çocuk, aileyi ele geçirmiş bir ruhta olduğunu söyledi. Bunun açılımı nedir biliyor musunuz?

Sizler, her dediğinizi yaptığınız o çocuklarınıza sadece aldığınız eşyayı değil;  otoritenizi, denetiminizi, çocuğunuz üzerindeki hak talebinizi de vermiş oluyorsunuz.

“Başkasına özenmesin, mahrum kalmasın, bizim yaşadığımızı yaşamasın” anlayışıyla verdiğiniz sınırsız hoş görü, limitsiz para, abartılı hediye, gereksiz ödülle o çocuğunuzu; esir olmasına seyirci kaldığınız teknoloji ve interaktif oyunlarla birlikte, el birliği ile bir canavara dönüştürüyorsunuz.

Ve maddi imkanı olmayan aileler; çocuğunuza her şey alamadığınız için değil gerekli eğitimi veremedim diye üzülün lütfen. İlgili bir babanın, şefkatli bir annenin alamadığı ne varsa çocuğunuz için eksiklik değil geleceği için bir yatırımdır. Terbiyenin, eğitmenin, sorumluluğun fiyatı yok.

Ve her düzeyden, her kesimden anne baba olan tüm veliler! Elinizdeki cep telefonlarını usulca yere bırakın lütfen çünkü çocuğunuzun usulca yere bırakacağı bir silahı değil o silahla öldürdüğü insanların perde arkasındaki katilleri oluyorsunuz farkında değilsiniz.

Kusur bakmayın üzgünüm, öfkeliyim bu yüzden

Yeni nesil Tik Tok anneleri ile gündüz bekar, akşam evli olan sosyal medya çapkını babalar: hele sizlere zerre kadar acımam yok.

Ve

​”Benim Çocuğuma Dokunamazsın!” Diyenlerin Eseri:

​Bir öğretmen olarak bizzat yaşıyorum; karşımızda “Benim çocuğumu elleyemezsin, dokunamazsın, ödev veremezsin, sesini yükseltemezsin” diye  “korumacı” değil, “sorumluluktan kaçan” bir ebeveyn kuşağı var.

 Çocuğunu okulun kapısına bıraktıktan sonra sabah kahvaltısını edip etmediğini bile umursamayan, veli toplantısına gitmeyi yük sayan, ama çocuğunun en ufak bir hatası yüzüne vurulduğunda savunma kalkanlarını kuşanan bir kitle…

​Sorumluluk almamak için topu taca atan, “Sizin işiniz ne, siz eğiteceksiniz” diye öğretmene bağıran bu kitle; gündüz kuşaklarında kimin eli kimin cebinde programlarını izlerken, akşam sosyal medya bataklığında kendi sanal dünyalarını kurarken, yanı başlarındaki fidanların nasıl kuruduğunu görmüyorlar.

​Sosyal Medya Bataklığı ve Silahın Gölgesi:

​Eğitimin saygınlığının, okulun kutsallığının yerle bir edildiği bu düzende; elinden telefon düşmeyen anneler ve duyarsız babalar, sokaklara saldıkları çocukların terbiyesini öğretmenden bekliyor.

Ama unutmayın: Öğretmek öğretmenin, eğitmek ailenin görevidir.

​Toplumsal yaramız sadece aileyle de sınırlı değil. Silaha ulaşmanın ekmek almaktan kolay olduğu, herkesin kendi “adaletini” belindeki metalle sağladığı bir ortamda, güvenlik bir lüks haline geldi.

Bu konu genelden özele gidilecek çok önemli ve derin bir konu. Devlet-toplum-Aile-Birey.

Ben bireyin, en yakın ve sürekli temasta olduğu aileden başladım. Çünkü bu sacayağın en kritik yeri aile ve ebeveynler.

Sonuç olarak;

​Acil adımlar atılmalı:

​Sosyal medya uygulamalarına (özellikle TikTok ve benzerlerine) katı yaş sınırları getirilmeli, gerekirse kapatılmalı.

​Bilgisayar oyunları, çocukların ruh sağlığını bozmayacak şekilde denetlenmeli ve kısıtlanmalı.

​Okullarda sadece kağıt üzerinde değil, gerçek anlamda güvenlik sistemleri kurulmalı.

​En önemlisi; “ebeveynlik ehliyeti” toplumsal bir bilinç olarak yeniden inşa edilmeli.

​Ben bir öğretmen olarak, her geçen gün umudu biraz daha tükenen o neslin arasından sesleniyorum. Eğer bugün o “odadaki canavarı” görmezden gelmeye devam ederseniz, yarın o canavar kapınızı çaldığında şikayet etmeye hakkınız olmayacak.

Çünkü mesele artık sadece bir çocuğun elindeki tablet, babanın poligon merakı ya da annenin telefon bağımlılığı değil.

Mesele, devletin tekelinde olması gereken gücün sokaktaki ergenin eline düşmesi; adaletin ise vicdanlardan sökülüp namlunun ucuna takılmasıdır.

​Siz, çocuğunun ruhu can çekişirken “dokunulmazlık” zırhı giydiren ebeveynler;

Siz, öğretmenin itibarını yerle bir edip okulu kreş sananlar;

Siz, silaha ulaşmayı bu kadar kolaylaştırıp, caydırıcılığı buharlaştıranlar…

​Kendi ellerinizle bir canavar büyüttünüz. Şimdi o canavar sokaklarda, okullarda, evlerinizin içinde dolaşıyor.

Ve sistem, devlet, iktidar, muhalefet, toplum, aile…

Ben, sen, o… hepimiz

Eğer bugün bu yozlaşmaya dur demezsek yarın o namlu bize de doğrultulacak.”

Bütün bunların üstüne daha ne yazılabilir ki?

Yazar
Cemal ŞAFAK

Cemal ŞAFAK 1952 yılında Ardahan ili, Çıldır ilçesi, Aşık Şenlik köyünde dünyaya geldi. İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimini Kars’ta tamamladı. Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsünden mezun oldu. Eskişehir Anadolu Ünive... devamı

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen