- Mete, “bütün yay gerip, ok atan kavimleri birleştirdim; onları Hun yaptım” derken, “az milleti çok etmek” tasavvurunu politik düzlemde hayata geçirdi.
- Orhun Yazıtları da “az milleti çok ettim” diyerek aynı tasavvuru Türklük olarak sundu. Türklük farklı etnik halkları aynı siyasi, sosyal, töresel zeminde birleştirmeyi ifade eder. Buna göre aşiretleşme (çok eşlilik) ve feodalleşme (dış evliliklere kapalı toplumsal/ekonomik örgütlenme) ulus inşa edebilirse de bodunlar birliği (millet) inşa edemez.
- Türklüğün bir “millet” (bodunlar birliği) tasavvuru getirmesine karşın karşısındaki halkların “milliyet” (bodun=ulus) düzeyinde kalması, Türklüğü Nuh’tan doğup kıyamete dek yaşayacak bir varlık kılar. Orhun Yazıtları da göstermektedir ki, Türk; “az milleti çok eden” tevhidçi iradedir.
- Türklüğü sürekli genişleyen, oluşumuna devam eden “millet” olarak görüyorum. Bunu sağlayan gerekçe, Türk antropolojisinin dış evlilik (exogami) nedeniyle farklı halklarla akrabalaşmasıdır. Ortak dil Türkçedir. İkinci gerekçe bu antropolojinin çok eşlilik ile feodalleşmemesidir.
- Kendini “Türk” olarak tanımlayan bir topluluk “çok eşlilik” uygulamasını reddederek ve “dış evlilik” yaparak varlığını sürdürür ve son olarak da Hz. Nuh’an gelen Töreli soy olarak varlığını temellendirirse, bu varlık Kıyamet’e dek kendini koruyabilir. Öteki toplumların “toprak/menfaat/tarih/ırk/din/toplumsal sözleşme” gibi ulus inşasında gerekli gördüğü unsurlar kıyamete dek yaşamayacaktır.
- Türklük Töre ile Yafesoğulları halklarını siyasi/sosyal/kültürel/ekonomik anlamda birleştirmekte, “az milleti çok etme”yi ifade etmektedir. Türklüğün Kıyamet’e dek yaşayacak bir Millet olduğu fikri, bir kehanet yahut eskatolojik iddia/inanç değildir. Yapısal bir önermedir.
- Ben “ulus=nation=bodun=milliyet” ile “millet=bodunlar birliği” oluşumlarını ayırıyorum. Bu ayırma, düşüncemi günümüz Türkçülüğünden de Türk-İslâm milliyetçiliğinden de koparır.
- Türklük, töresel-antropolojik çatı kimliğidir. Etnik, dinî, liberal milliyetçilik kategorilerine girmez; bunların ürettiği “ulus”un ötesindedir. Çünkü “uluslar birliği”dir. Türklük aynı zamanda Yafesoğulları halklarının koruduğu Töre’nin evrenselleşmesi, farklı halkların Yafesoğulları ile akrabalaşmasıdır.
- Göktürk oluşumunu “ulus” olarak (bodun) değil, “millet” olarak (bodunlar birliği) değerlendiriyorum. Eğer Göktürkler “bodun” olarak değerlendirilirse, onlarca bodundan meydana gelen Göktürklere isyan eden Oğuzlar hakkında şu soru sorulmalıdır: “Onlar toplumsal kategori olarak nedir; bodun mu, kavim mi?” Göktürkler farklı bodunlardan meydana gelen bodunlar birliğini “Türk” olarak tanımladığı için, bu birliğe katılmayan halkları “bodun” saymak zorunda olduğumuz gibi, onlara “Türk” üst kimliğini veremeyiz. Oğuzların Türk adını alması sonraki asırlarda gerçekleşmiştir. Oğuzlar sonradan Türkleşmiştir.
- Türklük kan veya toprak yoluyla miras alınmaz. Töresel-antropolojik pratiğin yeniden üretilmesiyle kazanılır.
- Türklüğü Göktürklerin “bodunlar birliği” oluşumu üzerinden tanımladığımdan, Yafesoğulları halkları arasında tarihte görülen savaşları “Türk’ün Türk ile savaşı” şeklinde göremeyiz. Timurluların Altın Orda ile Osmanlıların Safeviler ile ve Osmanlıların Memlûklar ile savaşları bodunların savaşıdır. Tarihte Göktürklerden kopan halkların birbirleriyle siyasi çatışması, millet düzeyinde değil; bodun düzeyinde çatışmadır. Oğuzların Göktürkler ile çatışması ise milliyetin (bodunun), millet (bodunlar birliği) ile çatışması sayılmalıdır; ki bu aslında Türklüğe isyan anlamına gelir.
- Oğuzlar Göktürkler ile çatışarak “bodunlar birliği” dışında kalmıştır. Bununla beraber Göktürklerin yıkılışından sonraki süreçte Oğuzların Göktürk konfederasyonuna bağlı halkların Töre’sini sürdürmesi, bu boyun Araplar ve Avrupa halkları tarafından “Türk” olarak adlandırılmasını gerektirmiştir. Oğuzlar da zaman içinde kendilerini “Türk” olarak adlandırmış, Göktürklerin “halkların Töreli birliği” anlamını verdiği “Türk” kimliğinde varoluş arayışına başlamıştır.
- Türklüğün Oğuzlar ekseninde tarihsel antropolojisi şudur: a) Mete (Hun) → pratik: “onları Hun yaptım”; b) Göktürk → norm: “az milleti çok ettim”; c) Oğuz kopuşu → bodun × millet çatışması; d) Göktürk yıkılışı → “devlet çöker, töre kalır”; e) Oğuzlar (bodun=milliyet) töreyi sürdürür → dışarıdan Türk tanınması→ tanımlanmış kimliğin içselleştirilmesi; f) Osmanlı’nın “Türklük” adı altında ümmetleşmesi (cemaatlar birliği) → Türklerin dışlanması (Etrak-ı bî idrak) → Osmanlı’nın Samî ve Hamî bodunculuklarla tasfiyesi →Türkçülük fikrinin doğuşu.
- Türklüğü Hz. Nuh’tan başlayan Yafesoğulları soyluların Töreli toplumu olarak tanımlamak, onların aslî vatanını da Ötüken’den Anadolu’ya çekmek anlamına gelir. Hz. Nuh’un gemisinin Cudi yahut Ararat (Urartu) dağlarından birine oturmuş olması, Yafesoğulları’nın da ilk kez Anadolu’da varlığa çıkmış olmasını kaçınılmaz kılar. Geliştirdiğim teori, Türklüğü insanlığın ikinci başlangıcının (Post-Tufan) aslî asabiyeti konumuna yerleştirmektedir. Bu argüman, Kaşgarlı Mahmud’un “Tanrı’nın doğuda adına ‘Türk’ dediği bir ordusu olduğu” retoriğinden ilham alır. Türklük, geliştirdiğim tezde meta-tarihsel (tarih ötesi) bir zemine oturtulmaktadır.
- Türkiye’de milliyetçilik teorileri Türklüğü Selçukluların Abbasî hilafetine “muhafızlık” görevinin ekseninde geliştirilmiş “kimliği” ile tanımlamaktadır. Buna göre gerek H. Nihal Atsız’ın Türkçülüğünün gerekse Türk-İslâm milliyetçilerinin Turancılığının Türk’ü “Oğuzculuk” üzerinden tanımladığı ve Kıpçak/Karluk/İtil-Bulgar/Hakas-Tuva Türklerini kuşatamadığı açıktır. Oğuzculuk üzerinden kurulan “Türklük” tanımları — ister lâik ister İslâmcı kimlikleri esas alsınlar — bütünTürklüğü sağlayamayacak olup, bodun düzeyinde kalacak ve millet inşa edemeyecektir.
- Türk Töresi, Hz. Nuh’a indirilen evrensel ahlâk değerlerinin göçer-evli halklar tarafından toplumsallaştırılmış formudur. Töre, Hz. Nuh tarafından bütün halklara indirilmiş olmakla birlikte, onun ilkelerini aslî haliyle koruyan halklar Türkler olmuştur. Buna göre Tek Tanrıcılık, aile esaslı sosyal taban, güçsüzleri/yoksulları/mazlumları koruma, zina etmeme/tartıda hile yapmama/hırsızlık etmeme gibi değerleri koruma, ana-babaya ve atalara saygı: onlara ve akrabalara hürmet etme, kimseyi haksız yere yurdundan çıkarmama, kimseyi haksız yere öldürmeme gibi ilkeler evrensel ahlâk olup, Töre’dir.
- Asabiyet, Kan değil Töre ile kurulur. Töre, bütün insanlığa gönderilmiş evrensel ahlâk ilkeleridir. Bodunlar, ya Töre ilkelerini kendi boduncu (milliyetçi=ulusçu) kimliklerini inşa etmek için araçlaştırmış yahut bu ilkeleri tamamen terk ederek ve Millet’ten ayrılan halklar olarak bodunlaşmıştır. Türklük, bu ilkeleri bütün Yafesoğullarına yeniden hatırlatan “az milleti çok eylemek” mefkûresinin ve pratiğinin varoluş hareketidir.
