Bugün 26 Ağustos; En Kutlu Günlerimizden Birisi…

Tam boy görmek için tıklayın.

Bugün 26 Ağustos…

Türk’ün Tarihinde Ağustos Ayı… Ne kadar da önemli…

Şöyle bir göz atalım, hayalini kurarak; gözlerimizin önüne getirerek:

Geniş ovada dörtnala koşan atlar ardında toz bulutu bırakarak hızla ilerlerken ünlü komutan Sav Tigin düşünmekte, Sultan’a olanları anlatırken yüzünün alacağı şekli tahmin etmeye çalışmaktadır.

Bizans İmparatoru kendisine iletilen barış teklifine karşılık mağrur bir eda ile gülümseyerek şu cevabı vermiştir:

“-Sultanınıza söyleyiniz. Kendisiyle sulh müzakerelerini Rey’de yapacağım. Ordumu Isfahan’da kışlatacağım ve hayvanlarımı Hemedân’da sulayacağım!”

Sert karakteri kadar siyasi zekâsı da çok kuvvetli olan Sav Tigin İmparator’a şu cevabı vermekten kendini alamamıştır:

“-Atlarınızın Hemedân’da kışlayacaklarından ben de eminim. Fakat sizin nerede kışlayacağınızı bilemiyorum!”

Sene 1071’dir, aylardan Ağustos.

Sav Tigin Selçuklu Sultanı Alp Aslan’ın elçisi olarak Bizans İmparatoru’na gitmiştir ve barış teklifinde bulunmuştur. Bu barış teklifini yanlış değerlendiren Romanos Diogenes Türklerin korktuğunu zannetmiştir!

 Ordusundan son derece emindir. Çünkü “Bizans ordusunun ağırlıklarını üç bin araba ve on binlerce hayvan taşıyordu. Orduda büyük harp aletleri bu arada 1.200 kişi tarafından idare edilen ve devrin en büyük silahı olan bir mancınık vardı. İmparatorun kararı katî idi. Türk ordusunu yok edip İran’a girecekti.”(2) Böylece Türk Müslümanları sürüp yok edecekti hayali bu idi!

Evet…

 Romanos Diogenes ordusundan adı gibi emindir çünkü 200 bin kişilik vurucu gücünün karşısında 50 bin kişilik ve genellikle süvariden meydana gelen Türk ordusu çok zayıf kalmaktadır.

26 Ağustos günü geldiğinde Bizans İmparatorunun ordusunda hafif bir “maneviyat kırıklığı olur” (3) Zira Bizans ordusundaki Peçenek ve Uzlar ayrılma kararı verirler. Sultan Alpaslan’a bağlılıklarını göstererek önünde diz çökerler ve düşman ordusu hakkında çok önemli bilgiler verirler…

O gün Malazgirt Ovasında Sultan Alpaslan müthiş bir taktik ve strateji savaşıyla Bizans Ordusunu darmadağın eder!

Çelimsiz bir er tarafından yakalananın İmparator olduğunu anlaşılınca Selçuklu Sultanı’nın huzuruna çıkarırlar.

Alp Aslan esir ettiği İmparatora hürmet gösterir eşit davranır. Bu savaşı kaybeden ile kazanan tarafın özelliklerini söyler ve sonra sorar:

“-Ben sana sulh için adam gönderdim sen kabul etmedin kendini bu felakete düşürdün!”

İmparator alttan almaz; diklenir:

“-Başıma kakma ne yapacaksan bir ayak evvel yap”(4)

Alp Aslan tekrar sorar:

“-Sen ki Bizans’ın soylu İmparatoru Romanos Diogenes; Ben Selçuklu Hanı Alpaslan! “Sen beni esir etseydin ne yapardın?”

Diogenes samimi bir hal ile itirafta bulunur:

“-Fena Yapardım.”(5)

“-Ya benim sana ne yapacağımı zannedersin?”

“-Ya öldürürsün zincire vurup şehir şehir dolaştırır beni rezil edersin. Serbest bırakacağına dair ümidim çok zayıftır!”

Selçuklu’nun genç ve yiğit bir o kadar da siyaset dahisi olan Sultanı esirini öldürmez, ama onunla muahede yaparak ağır bir savaş tazminatı ödemesi Urfa ile Antakya’yı Türklere vermesi karşılığında İmparatoru ve maiyetini ikramlarla İstanbul’a göndermeye karar verir…

Alp Aslan Han çok iyi yetiştirilmiş hedefleri çok yüksek ufku çağları aşan bir hükümdardır. Ama bütün bunların ötesinde bir gerçeği çok iyi kavramıştır. Bizans bu savaşta durdurulmaz ve önü kesilmezse ilk adımda İran’ı işgali hedefleyen Bizans’ın önünü kesmek çok zor olacaktır.

Ön Asya ve Orta Doğu coğrafyasında Türklere karşı savaş kazanması halinde Bizans tekrar emperyal iddialarla Asya’yı ve Müslüman Türkleri çok zor durumda bırakacaktır. Bu durumda Türk Müslüman ahali ve aynı zamanda devletleri tehlikeli bir kapının açılması ile yüz yüze geleceklerdir.

Bu sebeple savaş öncesi büyük bir endişeye kapılan Alp Aslan Han’a dönemin ünlü alimlerinden “Abdülmelik Buhari’nin oğlu Muhammed der ki:

“-Sen bir din için çarpışıyorsun ki Cenâb-ı Hak o dini koruyacağını ve öteki dinlere galip kılacağını vaad buyurmuştur. Umulur ki Cenâb-ı Hak bu fethi sana kısmet etmiştir. Şimdi Cuma günü öğleden sonra hatipler minberde iken düşmanı karşıla ki hatipler o zaman askerlere yardım duasında bulunurlar o saatte yapılan dualar kabul olunur.”(6)

Ülkülerine, ilkelerine son derece bağlı olan Sultan ölümü kutlu bir geçiş kapısı şehitliği de ilahi bir şahitlik olarak görmektedir.

Ol bu sebeple tekrarlayalım çok uzak ufukları binli yıllar ötesini gören muhteşem Alpaslan yenilgisi halinde Türk ve İslam âlemlerinin nasıl bir tehlike altına gireceğini tahmin ettiğinden bu savaşı kazanmasının şart olduğunu anlamıştır.

O gün o kutlu ovada Cuma günü öğle vakti bütün Türk ve Müslüman ellerindeki camilerde onun başarısı için hutbeler okunup dua edilirken Sultan Alpaslan askeri ile namaz kılar.

Bu muhteşem manzarayı gözyaşlarıyla süsler Sultan ve askerleri. O aziz gönüllerden şehit gözlerden süzülen mübarek gözyaşlarına halkın gözyaşları da karışır ve ötelere ulaşan “âmin” sesleri Malazgirt Ovasında yankılanır…

Savaş alanında ünlü Malazgirt Ovasında yaptığı o meşhur konuşmasıyla Selçuklu Sultanı bu hususu belirtir bu savaşın bir ölüm kalım meselesi olduğunu o veciz konuşması ile ifade eder. Öyle bir konuşmadır ki o Türk ve İslam Tarihine yön vermiştir.

Ve… Alp Aslan yanaklarından aşağıya süzülen yaşlarla sarsılan bedeniyle Allah’a açılan elleriyle hakikaten ağlamaktadır!

42 yaşındaki ünlü Sultan gözyaşlarına boğulurken Türk ve İslam’ın geleceği adına ağlamakta ve yalnızca ona eğdiği boynunu bükerek Yaratanına bütün gönlü ve ruhuyla yalvarmaktadır o günde o kutlu ovada.

Gözleri yaşlı Komutan ve askerleri şöyle der Sultan Alpaslan’a:

-”Sultanımız! Allah’tan sonra yeryüzünde yegâne Sultan sensin. Asla emrinden ayrılmayacağız. Seninle birlikte harb edeceğiz. Allah bizimle berâberdir…” (7)

Biz zerre kıly ü kal yapmadan gelelim Gerçek gözyaşlarının sahibi Alp Aslan Han’a:

Sultan Alpaslan hakikaten doğru bir tespit yapmıştır. Bizans o ağır yenilgiden sonra kendine gelemez ve giderek küçülmeye başlar. Ama Hıristiyan dünyasında çok büyük bir yankı bulan bu muazzam zafer ileride haçlı seferlerinin başlama sebeplerinden en önemlisidir.

Bu kadar uzak ufuklu Alpaslan’ın etrafına bir göz atalım: Döneminin en iyileri ile birliktedir Alpaslan. İlimde fende askeriyede hep en iyilerine sahiptir.

Fevkalade süratli bir ordusu vardır. O güne göre en güzel ve en aziz ulaşım vasıtası kabul edilen atlar ve süvarileri ordunun bel kemiğini teşkil etmektedir.

Atın önemini belirtmesi bakımından Alpaslan vaktinde yaşayan ünlü Ömer Hayyam diyor ki:

“Et yiyen canlıların şahı doğan;

 Ot yiyen hayvanların şahı at;

 Erimeyen cevherlerin şahı yakut;

Nihayet eriyen cevherlerin şahı ise altundur.”

Biz yine dönelim Sultan Alp Aslan’a: ‘Cihan Sultanı’ ‘Ebu’l-Feth’ (Fetih babası çok fetih yapan) ve ‘Sultanü’l-Âdil’ lâkapları ile anılan Alp Arslan bütün bunların ötesinde üç hususa çok önem vermektedir:

Birincisi, adaletle hükmedip halkının nabzını çok iyi tutmuş onun her halini bilmek istemiştir. Bu sebeple ve halkla iç içe olmaya büyük bir önem vermiştir;

İkincisi, devletin maliyesi çok güçlü olmalıdır Sultan Alp Aslan’a göre. Savaşta ve barışta devleti ve milleti güçlü kılmanın en mühim aracı zengin bir bütçedir dopdolu hazinedir. Sosyal adaleti çok önemseyen “Sultan Alpaslan’ın fakirler için günde 50 koyun kestirdiğini hatırlatalım.”(9)

Üçüncüsü çok iyi bir istihbarat ağı kurmuştur. Bu ağın en üstünde başka devletlere gönderdiği elçiler bulunmaktadır. Bunun yanı sıra hükümdarın hiçbir alanda bilgisiz kalmaması için gerek ülke içinde gerekse dışta çeşitli meslek gurupları kılığına girmiş istihbarat görevlilerinin bulunmasının şart olduğunu ünlü veziri Nizam-ül Mülk Siyasetnamesinde şöyle yazmaktadır:

“Eğer başka bir padişah ordusuyla memleketine kastetmiş bulunursa casusları vasıtasıyla aldığı haberlerle hazırlığını yapmış olan hükümdar mütecavizi memleketinden sürüp çıkarmıştır. (10)

Aziz Dostlar,

Sultan Alp Aslan bu dönemde yaşasaydı neler yapardı ve bütün bu yaşananlar olabilir miydi acep?

Ne diyor Mehmet Akif Ersoy:

“Girmeden tefrika bir millete düşman giremez;

Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez”

Bu, dümdüz ve çok yalın gerçek. TÜRK için yüzyıllar evvel de böyleydi, bugün de böyle, yarında, yüz yıllar sonra da böyle olacak inşallah!

Aziz Dostlar,

Muhteşem Selçuklu Türk’ünün muhteşem Sultanı, Alp Er Tonga soyundan geldiğini övünerek ifade eden Alp Aslan Han’ın ruhu şad, mekânı cennet olsun, Allah sonsuz rahmet eylesin…

26 Ağustos 1071 geleceğimiz için bize muştu olsun!

Güzel Alp Aslan Han minyatürleri ve resimleri, gözlerimize şifa olsun…

Hayra karşı geliniz Efendim…

Yazar
Suzan ÇATALOLUK

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen