Denizciliğin Tarihçesi

Tam boy görmek için tıklayın.

 

 

Uğur UTKAN

 

Öz

Bu çalışma, denizciliğin tarihsel gelişimini insanlığın su kaynaklarıyla kurduğu ilişki çerçevesinde ele almaktadır. Denizcilik, yalnızca ulaşım araçlarının teknik evrimi değil; aynı zamanda ekonomik, toplumsal ve kültürel dönüşümlerin önemli bir unsuru olarak değerlendirilmiştir. Araştırmada, tarih öncesi dönemlerde sal, kano ve ilkel kayıklarla başlayan su ulaşımının zamanla nehirlerden denizlere ve okyanuslara uzanan bir gelişim süreci izlediği ortaya konulmuştur. Ayrıca iklim değişimleri, buzul çağları, deniz seviyelerindeki dalgalanmalar ve coğrafi koşulların denizciliğin ortaya çıkışında belirleyici rol oynadığı vurgulanmıştır. Özellikle Hazar Havzası, Aral Gölü, Ceyhun ve Seyhun nehirleri gibi bölgelerin erken uygarlıkların gelişiminde stratejik öneme sahip olduğu değerlendirilmiştir. Çalışmada, bu havzalardaki su dinamiklerinin göç hareketleri, ticaret yolları, kültürel etkileşim ve yerleşik hayat üzerindeki etkileri incelenmiştir. Sonuç olarak denizcilik, insanlık tarihinin şekillenmesinde ve medeniyetlerin gelişiminde temel unsurlardan biri olarak öne çıkmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Denizcilik tarihi, Hazar Havzası, Aral Gölü, Ceyhun Nehri, Seyhun Nehri, iklim değişikliği, uygarlık, su yolları, ticaret, göç

 

Abstract

This study examines the historical development of maritime activity within the framework of humanity’s relationship with water resources. Maritime history is evaluated not only as the technical evolution of transportation vehicles but also as a significant component of economic, social, and cultural transformations. The research reveals that water transportation, which began in prehistoric times with rafts, canoes, and primitive boats, gradually developed from rivers to seas and oceans. In addition, climate changes, glacial ages, sea-level fluctuations, and geographical conditions played a decisive role in the emergence of maritime activities. Particular emphasis is placed on the strategic importance of regions such as the Caspian Basin, the Aral Sea, and the Amu Darya and Syr Darya rivers in the development of early civilizations. The study also analyzes the effects of water dynamics in these basins on migration movements, trade routes, cultural interaction, and settled life. As a result, maritime activity stands out as one of the fundamental elements in shaping human history and the development of civilizations.

Keywords: Maritime history, Caspian Basin, Aral Sea, Amu Darya, Syr Darya, climate change, civilization, waterways, trade, migration

Giriş

Denizcilik tarihi, yalnızca gemilerin ve deniz ulaşım araçlarının gelişimini anlatan teknik bir süreç değil; aynı zamanda insanlığın doğayla, coğrafyayla ve su kaynaklarıyla kurduğu ilişkinin tarihidir. İnsan topluluklarının yerleşik hayata geçişinden itibaren su, yaşamın sürdürülmesi, üretimin devamlılığı ve toplumsal gelişimin temel unsurlarından biri olmuştur. Bu nedenle ilk yerleşim alanlarının nehirler, göller ve kıyı bölgelerinde ortaya çıkması tesadüf değildir. Su kaynaklarına yakınlık, tarımın gelişmesini sağladığı gibi ulaşım, haberleşme ve ticaret imkânlarını da beraberinde getirmiştir.

Tarih öncesi dönemlerden itibaren insanlar su yüzeyinde hareket edebilmek amacıyla sal, kano ve ilkel kayıklar gibi araçlar geliştirmiştir. Zamanla bu araçlar teknik açıdan gelişmiş; nehir ve göl taşımacılığından kıyı seferlerine, oradan da açık deniz ve okyanus yolculuklarına uzanan büyük bir dönüşüm yaşanmıştır. Böylece denizcilik, toplumların ekonomik refahını artıran, kültürler arası etkileşimi hızlandıran ve devletlerin siyasi güç kazanmasında etkili olan stratejik bir faaliyet alanına dönüşmüştür.

Denizcilik tarihinin şekillenmesinde iklim değişimleri, buzul çağları, deniz seviyelerindeki yükselme ve alçalmalar gibi doğal süreçlerin önemli etkileri bulunmaktadır. Özellikle iç denizler, büyük nehir havzaları ve verimli deltalar, erken uygarlıkların doğduğu merkezler hâline gelmiştir. Hazar Havzası, Aral Gölü çevresi, Ceyhun ve Seyhun nehirleri gibi bölgeler hem coğrafi konumları hem de su kaynakları bakımından tarih boyunca dikkat çekmiş; insan hareketliliği, ticaret ve kültürel gelişim açısından önemli rol oynamıştır.

Bu çalışmada denizciliğin tarihsel kökenleri, insanlığın su ile kurduğu ilk ilişkilerden başlayarak ele alınacaktır. Özellikle Hazar Havzası’nın coğrafi ve jeolojik yapısı, bölgedeki su dinamikleri, iklim değişimlerinin insan toplulukları üzerindeki etkileri ve bunların denizcilik faaliyetlerinin ortaya çıkışına katkıları incelenecektir. Ayrıca denizcilik faaliyetlerinin zaman içinde nehirlerden denizlere, denizlerden okyanuslara uzanan gelişim süreci değerlendirilerek, denizciliğin dünya uygarlık tarihindeki yeri ortaya konulacaktır. Yani denizciliğin ortaya çıkışı, tarihsel gelişim süreci, farklı uygarlıklardaki yeri ve dünya medeniyetine katkıları ele alınacaktır. Ayrıca denizciliğin teknolojik gelişmelerle nasıl dönüşüm geçirdiği de değerlendirilecektir.

Bir defa tarihsel olarak bakıldığında insanın yeryüzündeki zamanının en başından beri, tatlı suyun yaşamının bir gerekliliği olduğunu ve bu nedenle en eski yerleşim yerlerinin göllerin ve hatta nehir kıyılarının yakınında olması gerektiğini düşünebiliriz. Uygarlığın oluşmasında uygun iklim koşullarına gereksinim vardır ve bunlardan en önemlisi suyun varlığıdır. Son Buzul Maksimumu (SBM) zamanında büyük buzul tabakaları en büyük boyutlarına erişmiştir. Devasa buz tabakaları Kuzey Amerika, Kuzey Avrupa ve Kuzey Asya’nın çoğunu kaplamıştır ve yağışsızlık, çölleşme ve deniz seviyesinde düşüşle birlikte Dünya iklimini belirgin olarak etkilemiştir. Denizel ve gölsel su kütleleri Aral’dan Marmara Denizi’ne kadar uzanan Avrasya havzalarının çağlayanlarını oluşturmuştur. Son Buzul Maksimumu (LGM)’na göre Taşkının o devir insanlarını daha fazla etkilediğini göstermektedir. Bu olay kültürleri yok etmemiş, öte yandan dönemsel ve tekrarlayan çevresel değişimler belki de denizciliğin başlaması gibi üretken ekonomilere neden olmuş ve aynı zamanda da atın evcilleştirilmesine yol açmıştır. Deniz seviyesindeki bu gibi ani değişimler o devrin insan toplulukları üzerinde aşırı baskılar yapmış olmalıdır ve su baskınları kültürel bellekte Büyük Taşkın (Tufan) olarak kalmıştır. Avrasya taşkın olayları belki de eski Ön-Aryanların hafızalarında tutulmuş ve eski yazıtlarında yer almıştır. Su kültürüne sahip olan topluluklar, ilk olarak su yüzeyinde yüzerek sağlanan araçlı hareketi belirledi. Daha sonra ağaçtan yapılan sallarla su üzerinde açıkta ulaşımı sağladı. Zaman içinde ihtiyaca uygun olarak sallar birbirine bağlanmak suretiyle daha geniş araç üretildi. İnsanoğlu ateşin kullanımını keşfetmeden önce, su ile taşınan araçlara sahipti ve insan yazmayı öğrenmeden ve hatta çizmeyi düşünmeden önce ilkel ticaret gemilerinin ne kadar süredir kullanımda olduğunu merak edilmektedir. Başarılarının çoğunu, olayların kabaca kaydedildiği gölgeli zaman diliminden tarihlendirme eğilimi vardır. Dünya denizciliği göllerde ve büyük akarsularda başladığı savına göre bir iç denizler olan Hazar ve Aral Denizleri ve bunları besleyen Ceyhun ve Seyhun Irmaklarında denizciliğin (dolayısıyla da balıkçılığın) ilk başladığı yerler olmalıdır.[1]

Zaten bu havza, yani bilim çevrelerindeki adıyla Turan Havzası, yalnızca coğrafi bir bölge olmanın ötesinde, insanlık tarihinin şekillenmesinde belirleyici rol oynayan bir merkez olarak dikkat çekmektedir. Arkeolojik bulgular, paleocoğrafik veriler ve kültürel izler; bu coğrafyada çok erken dönemlerden itibaren gelişmiş bir yaşam biçiminin varlığına işaret etmektedir. Nitekim bu bölgede ortaya çıkan ilk yerleşik hayat, tarım faaliyetleri ve hayvanların evcilleştirilmesi gibi unsurlar, uygarlığın temel taşlarını oluşturmuştur.[2]

Uygarlık oluşumunda rol oynayan unsurlardan biri de konuşma dilidir, sözcüktür.

İnsanoğlu ilk çıkardığı “A” seslisinin arkasına sessiz harflerini ekleyerek ilk heceleri üretmiştir. İnsanoğlunun ilk ürettiği sözcük “A” sesini arkasına “B” sessizini eklemesiyle oluşmuş ola “AB” sözcüğüdür. Bu da Türkçe “SU” demektir. “ABSU” Sümercede tatlı su demektir.[3]

YAŞAM SUDUR VE SU DÜNYANIN MİMARIDIR…

Demek ki, su yaşamın kaynağı olduğu gibi günümüz yeryüzü şeklinin oluşmasında en önemli etmendir.

Yerkürede son 7 milyon yıldır var olan insanoğlu bu süreçte pek çok buzul-buzul arası süreçler geçirmiştir. Yerküremiz son 400 bin yılda dört defa buzul çağına girmiş ve çıkmıştır. Her buzul çağında su kütlesi kutuplardaki buzullarda tutulduğu için deniz seviyesi en aşağı 120/130 m düşmüştür. Tüm dünyada, Son Buzul Maksimumu (SBM) (20 bin yıl önce) zamanında iklimler daha soğuk ve hemen hemen her yerde daha kuruydu. Güney Avustralya ve Sahil gibi uç koşullar hüküm sürdüğü yerler hariç, yağış Avrupa ve Amerika’nın buzullaşmış yerlerinde olduğu gibi azalmıştır, hemen hemen aynı derecede bitki örtüsü, günümüze göre % 90 kadar azalmıştı. Bu devirde Dünyadaki insan nüfusunun 5 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. Dünya’nın çöllerinin çoğunluğu Son Buzul Maksimumu zamanında Turan, Kuzey İran-Afganistan ve İç Anadolu -Konya ovası- hariç genişlemiştir.

Son Buzul çağı süresince (120 ile 12 bin yıl öncesi), dünyadaki su çoğunluğunun genel olarak 40- 45° enlemlerinin kuzeyinde -kutup bölgelerinde- tutulmuştur. Bundan dolayı okyanuslardaki deniz seviyesi -120/130 m’lerde idi. Bu devirde genel olarak 30-35° enlemlerinin güneyinden ekvatora kadar olan bölge yağış olmamasından dolayı (buzul çağları, dünyamızda kurak çağlardır) çok kurak ve çöllerle kaplıdır (doğal olarak, morfolojiye bağlıdır).

Buzul çağlarında yaşama uygun bölgeler ekvator civarında dar bir alanda ve genel olarak 35-40° enlemleri arasındaki kuşakta var olabilmektedir. Buzul çağı sırasında, Güney Hazar Denizi yaşam koşullarının en uygun olduğu bir bölgede yer almaktadır.[4]

Canlı türlerin buzul çağı süreçlerinde yaşamlarını devam ettirebilmek için Ilıman Kuşaklara (30- 35° K Enlemleri) kaymışlardır. Bu arada bu türlerin bir kısmı yeni yaşam ortamlarında kalmışlardır. Bu nedenle Anadolu ve Ceyhun’da bazı kuzeyli ve hem de güneyli türler mevcuttur. Bu bölgelerde (pek çoğu endemik olan) çok fazla bitki türü bulunmaktadır. Yaşam için su çok önemlidir. Onun için, tatlı suyun tedariki uygarlığın yaratılması ve sürdürülebilirliğinin olmazsa olmazlarındandır. Buzul çağında suyun çoğunluğu kutuplarda ve yüksek dağlarda tutulmuştur. Buzul çağında su seviyesi 120/130 m günümüz seviyesinin daha altında idi.[5]

Buzul Çağı’nda İklim Yaşam Kuşakları[6]

Buzul çağında yeryüzündeki yaşam sınırlanmış bir alan içinde var olmuştur. Buzul Çağı sonrası uygun yerler olan Harran, Aran ve Turan uygarlıkları oluşmuştur. İklim değişip ısı yükselince buzullar erimeye başlamıştır. Dünya ikliminde 5-6 bin yıl önce aşırı ısınma olmuş ve buzullar hızlı olarak çözünmüştür. Buna koşut olarak deniz su seviyeleri hızlı olarak yükselmiş ve Mısır, Mezopotamya ve İndüs Deltaları oluşmaya başlamıştır. Kuzeydeki buzullardan gelen su miktarı azaldıkça (özellikle Turan ovasında), çoraklaşma ve çölleşme başlamıştır. Bunun sonucunda insanlar daha sulak dağ yamaçlarına ve deltalara doğru hareket etmişlerdir. Dolayısıyla Mısır, Mezopotamya ve İndüs deltalarında uygarlıklar gelişmeye başlamıştır.

Her canlının yaşamasına elverişli doğal yaşam ortamları (habitatları) vardır. Kendi yaşam ortamında canlılar çoğalırlar, sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürerler. Canlılar, yaşam ortamındaki küçük değişimlere, bir miktar değişerek uyum sağlayabilirler. Ortamdaki büyük değişimler ise o türün azalmasına, yok olmasına veya uyum sağlayabileceği yeni ortamlara göç etmelerine sebep olmaktadır. Biz iklimsel ve çevresel değişimlere göre paleocoğrafyadaki değişimleri çok iyi anlamalıyız çünkü yaşam koşullarını denetleyen önemli etmenlerdir.[7]

Bu bağlamda önce İbni Haldun’un (Tunuslu Düşünür, 14’üncü Yüzyıl) sözüyle başlayalım:

COĞRAFYA SİZİN KADERİNDİR…

Düşünürümüzün bu sözü, zaman ve mekân ötesi bir tespittir. Coğrafya gerçekten insanın kaderi midir? İnsan mıdır kendi kaderini belirleyen, yoksa yaşadığı doğduğu topraklar mı? Bu bağlamda Tarihi, Coğrafyanın belirlediği olgu içinde ele almalıyız. Canlıların yaşam ortamını belirleyen en önemli etmen iklim koşullarıdır. İklimin de en önemli iki etmeni sıcaklık ve yağıştır. Yerkürenin Oğlak Dönencesi (G 23.5°) ile Yengeç Dönencesi (K 23.5°) arasında kalan ekvator bölgesi genel olarak çok sıcak ve yağışlı bir iklime sahip olup, burada tropikal ormanlar yer alır. Güney Kutup dairesi (G 70°) ile Güney Kutbu; Kuzey Kutup dairesi (K 70°) ile Kuzey Kutbu arasındaki kutup bölgeleri çok soğuk ve orta derecede yağışlı olup, tundra tipi bitki örtüsüne sahiptir. Ekvator bölgesinde gece ve gündüzün uzunlukları birbirine çok yakın olup mevsimler hissedilmez. Kutup bölgelerinin kabaca altı ay gecesi, altı ay gündüzü ve yalnız iki mevsimi bulunmaktadır.

Varlığını sürdürebilmek ve gelişebilmek için suya ve su kaynaklarına bağımlı olan insanoğlunun büyük su kütlelerine bakma ve onlardan yararlanma düşünce ve davranışları, denizlerle bir ilişkinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu düşünce ile deniz ile olan bağlantısı ihtiyaçların etkinliği ölçüsünde artmıştır. Toplulukların ve toplumların içinde yaşadıkları coğrafi ve doğal koşullar, denizlere olan ilgilerini yönlendirmiş, çeşitlendirmiş ve genişletmiştir. Bu ilgi ve çıkarların başında genellikle beslenme, ulaşım ve mal değişimi sorunlarının çözümüne yer verilmiş ve öncelik kazanmıştır.

Su kültürüne sahip olan topluluklar, ilk olarak su yüzeyinde yüzerek sağlanan araçlı hareketi belirledi. Daha sonra ağaçtan yapılan sallarla su üzerinde açıkta ulaşımı sağladı. Zaman içinde ihtiyaca uygun olarak sallar birbirine bağlanmak suretiyle daha geniş araç üretildi. Durgun göl ve nehirlerde, kenar deniz ve kıyı bölgelerde kullanılabilen sallar, rüzgâr veya akışı hızlı olan sularda güvenli bir araç değildi. Yaşadıkları bölgede bulunan malzemeler arasında en uygunu ağaçtı. Ağaç dalları veya çevredeki elverişli malzemeden iskeletler yapılarak şişirilmiş hayvan postlarından birleştirilerek şamandıralı sallar yapıldı. İnsan, yük ve en çok taş taşımada bu teknik geliştirildi. Zamanla ağaçtan yapılan iskeletler kayık şekline dönüştürüldü. Doğada bulunan malzemeye uygun olarak saz ve iplerin ince bir nakış gibi dikilerek meydana getirilen araçların su üzerinde durması sağlandı ve zaman içinde ihtiyaçlara paralel olarak su üzerindeki hareketi geliştirildi. Bu gelişmeler, insanlığın hizmetine girdi, kabul gördü, yaygınlaştı ve uygulamaya konuldu.

Denizcilik ilk olarak ırmaklarda, göllerde başlamış, deniz kıyılarında yapılan seferlerden başlayarak okyanuslara doğru açılmıştır. Bu açılış deniz üzerinde gidebilen araçların yapılmasını, gelişmesini, teknolojiye dayanmasını gerekli kılmıştır. Kürekle başlayan, yelkenle hızlanan makine ile insan kontrolüne giren, teknoloji ile gelişen ve bu isimlerle deniz ulaşımında çağ değiştiren tarihi dönemler olarak isimlendirilmiştir.[8]

HAZAR HAVZASI’NIN OLUŞUMU

Güney Hazar havzasındaki tektonik yapılar Arap levhasının kuzeye doğru hareketi, İran bloğunun güneydoğuya doğru hareketi ve Türkiye bloğunun batı/güneybatıya hareketi tarafından denetlenmektedir. Yapılar, Güney Hazar baseninin batısında kuzeybatı-güneydoğu uzanımlı ve doğu kısmında ise kuzey-Güney’den kuzeydoğu-güneybatı yönelimlidirler. İran platosu daha doğudaki Hint anakarasının hızla kuzeye hareketi sonucu sonlandırılır. Daha doğudaki ise Hint anakarası hızlı bir şekilde Avrasya anakarası ile çarpışır. Bunun neticesinde de Himalayalar ve Pamir Dağları yükseltileri meydana gelirler, Pamir Dağlarının batısında ise Hindukuş Dağları ve Tanrı Dağları arasındaki çöküntü alanı Hazar ve Aral Denizleridir. Ceyhun Irmağı’nın su kaynakları işte bu üç dağdır: Hindukuş Dağları, Tanrı Dağları ve Pamir Dağları.

Bu arada daha doğuda ise Hint Levhası Avrasya levhası ile çarpışır. Çarpışma zonunda Himalayalar (Dünyanın en yüksek sıradağları) oluşur. Pamirler (Tanrının Ayağı) bu çarpışmanın düğüm yeridir. Batısında Hazar-Ceyhun çöküntüsü ve doğusunda ise Tarım Havzası yer alır. Pamirler; Tanrı Dağları, Hindukuş Dağları ve Karakurum-Himalaya platolarının düğüm yeridir. Dünya’da karalar üzerindeki en büyük buzul kütlesine sahiptirler.

Türkmenistan’ın tabanı Geç Paleozoikten Triyas zamanlarına kadar Asya ve kuzey Paleotetis okyanusal ortamlarda gelişen yayla ilişkili katmanların karmaşık karışımıdır. Ülkenin büyük bölümü Geç Paleozoik ve Senozoik arasında kalın çökeltinin biriktiği Turan Platformu ile örtüşür. Kopet Dağı bölgesinden Neotetis dalma zonunun uzak bölgelerindeki açılma nedeniyle oluşan çökelme hızı Orta Jura zamanında birikmiştir. Neotetis okyanusun kapanması ve güneyde İran, Afganistan ve Hint yarımadası bölgelerinde çarpışma sonucu Erken Senozoikte tektonik rejimi sıkışma ortamına evrişmiştir.[9]

Batı Türkmenistan’daki Hazar Bölgesi, Senozoik zamanlarında Güney Hazar Havzası’ndakine çok benzer jeolojik ve tektonik tarih evresinden geçmiştir.[10]

Turan ve İskit ortamlarının tektonik konumu ve orojenik kuşaklar.[11]

HAZAR HAVZASI COĞRAFYASI

Hazar Denizi, Yerküre ’de en büyük iç sudur. Güneyinde İran’daki Elburz Dağları, batıda ise Kafkas Dağları yer almaktadır. Doğusunda Türkmenistan’ın Karakum Çölü vardır. Kuzeyinde ise Rusya ve Kazakistan’a ait düzlük ve platoları yer alır. Tuzluluğu % 1,3 (okyanusların üçte biri) olan bir göl veya başlı başına bir denizdir. Bilimsel çalışmalara göre 11 milyon yıl öncesine kadar Azak Denizi, Karadeniz ve Marmara Denizi üzerinden dünya okyanuslarına bağlanıyordu. Hazar Denizi ve Turan havzası dünyanın en büyük kıta içi kapalı havzasıdır. Hazar ekosistemi, dünya okyanuslarına ait deniz seviye değişimlerinden bağımsız olarak kendine has su seviyesi değişimlerine sahip kapalı bir havzadır. Batısında Hazar Denizi, kuzeyinde Kazakistan ve Tanrı Dağları, doğusunda Pamirler ve güneyinde ise Kopet Dağları ve Hindukuş Dağları bulunmaktadır. Hazar Denizi’nin doğusunda Türkmenistan yer almaktadır. Türkmenistan topoğrafik olarak daha çukur bir arazi üzerinde bulunmaktadır. Türkmenistan topraklarının beşte dördünü Karakum Çölü kaplar. Karakum Çölü Türkmenistan’da 350,000 km² bir alan kaplar. Biruni, 10. yüzyılda çölün eskiden deniz olduğunu ileri sürmüştür. Günümüz bilim adamları çölün kumlarının güneyde bulunan dağlardan akarsular tarafından taşındığını ileri sürülmüşlerdir. Bu konu Hazar Denizi su seviye değişimlerinde incelenecektir; MS 1000’li yıllarda Hazar Denizi aniden yükselmiş bunun kuzeydeki Hazar Hanlığı üzerinde çok olumsuz etkileri olmuştur. Başkentleri İtil su altında kalmıştır.

200 milyon yıl önce alanda Tetis Okyanusu yer alıyordu. Güneyde oluşan dağlar Tetis Okyanusu’nu küçülterek kurutmuştur. Bu durumda Ceyhun Irmağı Hazar Denizi’ne doğru akmaya başlamıştır. Irmağın taşıdığı kumlar çöl alanında birikmeye başlamıştır. Tecen ve Murgap ırmakları Ceyhun ile birleşerek kum birikimini hızlandırmıştır. İklimin kuraklaşması ile bu kumul alanı üzerinde Karakum Çölü’nü oluşturmuştur. Kızılkum Çölü yaklaşık olarak 300 bin km² yüz ölçümüyle dünyanın en büyük çölleri arasında yer alır. Orta Asya’nın iki büyük ırmağı (Seyhun ve Ceyhun) arasında yer alan Kızılkum Çölü, Aral Denizi’nin güneyindedir. Kış ve ilkbahar mevsimlerinde olmak üzere yıllık olarak 100–200 mm arası yağış almaktadır. Çölün kuzeybatıya eğimli düzlüklerinde ayrık olarak yükselen 3000 metreye ulaşabilen yükseltiler bulunur. Klasik çöl panoraması sunan Kızılkum çölünün genel topoğrafyasına düzlükler etkindir. Denizden yüksekliği 980 metre olan bu düzlükler üzerinde çeşitli yer şekilleri bulunmaktadır ve en önemli yer şekilleri kumullardır. Büyük kumullar tepecikler oluşturmaktadır. Bölgenin kuzeybatısı kille kaplı kum taneleri içerir. Bölgede çok sayıda akarsu ve vahanın olması da su ihtiyacı konusunda insan yaşamına ve çevreyle ilgili sisteme katkı sağlamaktadır.[12]

Hazar Denizi’nin morfolojisi[13]

Hazar Denizi alan olarak dünyanın en büyük kıta içi su kütlesidir. Değişik kesimlerce dünyanın en büyük gölü olarak tanımlansa da aslında tam anlamıyla bir denizdir. Alanı 371,000 km² (Karaboğaz Gölü hariç) ve hacmi de 78,200 km³’dir. Dünya okyanusları ile bağlantısı olmayan (Endorhemik) kapalı bir havzadır. Kuzeydoğusu Kazakistan, kuzeybatısı Rusya, batısı Azerbaycan, güneyi İran ve doğusu da Türkmenistan tarafından çevrelenmektedir.[14]

Seyhun Irmağı[15]

Hazar Denizi’nin eski yerleşik halkları tarafından tuzlu oluşu (1.2% veya 12 g/l; okyanusların tuzluluğunun üçte biri kadar) ve uçsuz bucaksız oluşu bağlamında okyanus olarak algılamışlardır. Hazar Denizi üç bölgeye ayrılmaktadır.

Üç bölge arasındaki farklılık çok fazladır. Kuzey Hazar çok sığdır; 5-6 m ortalama derinlik ile yalnızca % 1’lik su kütlesini içerir. Su derinliği Orta Hazar’a doğru belirgin olarak artarak ortalama 190 m’ye ulaşır. Güney Hazar bölgesinde okyanusal derinliklerle 1,000 m’lere düşmektedir. Orta ve Güney Hazar sırasıyla toplam su hacminin % 33 ve % 66 olmaktadır. Hazar Denizi’nin kuzeyi doğal olarak donmaktadır ve aynı zamanda çok soğuk kışlarda güneyde de buzullaşma olmaktadır. Hazar, hem denizlere hem de göllere benzer özelliklere sahiptir. Tatlı su gölü olmamasına karşın Dünyanın en büyük gölü olarak bilinmektedir. Hacimsel olarak ta tüm beş Kuzey Amerika Büyük Göllerinden 3.5 kez daha fazla suya sahiptir. Hazar bir zamanlar Tetis Okyanusu’nun bir parçasıydı, fakat geçirdiği tektonik olaylar sonucunda bir iç deniz olmuştur. İdil (Volga) ırmağı (yaklaşık % 80 katkı) ve Ural ırmağı Hazar Denizi’ne boşalmaktadır. Fakat buharlaşma dışında doğal olarak dışarıya akışı yoktur. Bunun için de Hazar ekosistemi, dünya okyanusları su seviye değişimlerinden bağımsız olarak kendine özgü su seviye değişimleri tarihi ile bir kapalı havzadır. Hazar su seviyesi yüzyıllar boyunca çoğunlukla hızlı olarak birçok defa alçalıp yükselmiştir.

Hazar Denizi su seviyesi, geniş bir su tutma alanına sahip İdil (Volga) ırmağındaki yağış miktarına bağlı olarak değişmiştir. Yağışlar, Kuzey Atlantik salınımlarının dönemselliğinden etkilenen ve kıta içlerine kadar uzanan Kuzey Atlantik düşüşlerindeki değişimleri ile ilişkilidir. Bunun için Hazar Denizi su seviyesi binlerce kilometre kuzeybatısında yer alan uzaktaki Kuzey Atlantik atmosferik koşullarıyla ilişkilidir. Son kısa-dönem 3 m’lik deniz seviye düşüm döngüsü 1929 yılında başlayıp 1977 yılında sona ermiştir ve daha sonra 1977 yılında başlayıp 1995’e kadar süren 3 m’lik bir yükselme takip edilmiştir. Daha sonra da daha küçük değişimler olmuştur. Günümüzde Hazar Denizi su seviyesi -28 m’dir. İdil (Volga) ırmağı en büyüğü olmak üzere, 130’dan fazla ırmak Hazar’a akmaktadır. İkincil önemde olan, Ural ırmağı kuzeyden akmaktadır ve Kura ırmağı ise batıdan gelmektedir. Geçmişte Hazar’ın doğusunda Orta Asya’daki Ceyhun ırmağı akış yönünü değiştirerek şimdi kurumuş olan Uzboy ırmağı üzerinden Hazar’a boşalmıştır. Aynı durum daha kuzeydeki Seyhun için de geçerlidir. Kuzey Hazar’a bitişik 28 m deniz seviyesi altında Hazar çöküntüsü vardır. Orta Asya bozkırları kuzeydoğu Hazar kıyıları boyunca uzanmaktadır. Bunun yanı sıra Kafkas Dağları batı kıyılarını karşılamaktadır. Hem kuzeyde ve hem de doğuda bitki örtüsü soğuk ve kıtasal çöl özelliğindedir. Bunun aksine güneybatı ve güneyde yüksek platolar ve dağ silsileleri nedeniyle genel olarak ılıktır; Hazar çevresindeki ani iklim değişikleri bölgede biyoçeşitliliğin ani değişimlerine neden olmuştur. Aral Denizi, Kazakistan-Karakalpakistan (Özbekistan) sınırları içinde bulunmaktadır. Aral Denizi kapalı havza (endorheic) özelliği gösterir. Özbekistan ve Kazakistan arasında yer alan Aral Denizi havzası esas itibarıyla Ceyhun, Seyhun ve Zerevşan nehirlerinin havzalarının birleşmesiyle oluşur. Buzul Çağında esas olarak kuzeyden buzul sularından beslenmiştir. Önceki yıllarda 68.000 km² yüz ölçümüyle Asya’nın ikinci, dünyanın dördüncü büyük gölüydü.[16]

1989 ve 2014’ten uydu görüntüleri. Aral Denizi, sabit kalan Kuzey Aral Denizi ve sonunda tamamen kuruyacak olan Güney Aral Denizi olarak ikiye ayrıldı.[17]

Adalarıyla ünlü olan Aral Denizi’nde 1000’den fazla irili ufaklı toplam 1 hektar yüzölçümüne sahip adalar yer alır, bugün bu adalar anakarayla birleşmiştir. Aral Denizi Türkçe’de “Adalar Denizi” demektir. 15 bin yıl önce meydana gelen taşkınlarda Hazar Denizi +50 m yükselmiş ve Uzboy kanalı yoluyla Aral Denizi ile birleşmiştir. Son yıllarda aşırı sulama nedeniyle eski yüzölçümünün %90’ını kaybetmiştir.[18]

Türkmenistan arazisi, güneye doğru yavaş yavaş yükselen kum tepeleri ile düz ve/veya eğimli kumullara sahip bir çöl olan Karakum’dan oluşur; İran sınırına ulaştıklarında Kopet Dağ olarak bilinen alçak dağlara dönüşürler. Hazar Denizi, çoğunlukla kurak olan bu ülkenin batı kıyılarını kapsar. Türkmenistan’ın ortalama yüksekliği deniz seviyesinden 100 ila 220 metre yükseklikte olup ve en alçak noktası Sarıkamış Gölü’ndeki Akçakaya Çöküntüsüdür. Deniz seviyesinden 100 metreye yakın (Sarıkamış Gölü’ndeki gerçek su seviyesi, en sığda –110 m’den –60 m’ye kadar geniş bir aralıkta dalgalanmaktadır). Büyük Balkan Sıradağlarında deniz seviyesinden keskin bir şekilde yükselir. Ülkenin yaklaşık %80’i, güneyden kuzeye ve doğudan batıya doğru eğimli olan Turan Çöküntüsü içinde yer alır. Türkmenistan’ın kuzeyinde yer ala Sarıkamış gölü deniz seviyesinden 38 m alçakta bulunmakta ve derinliği 87 m’dir. 15-17 yüz yıllarında Türkmenlerin çoğu gölün çevresinde yaşamaktaydı. Sarıkamış gölünün tek beslenme kaynağı Ceyhun ırmağı olduğunu ileri sürüyorlar ve daha sonra Ceyhun ırmağının suyu tamamen Aral gölüne akmaya başlamıştır. Bu olay 17 yüzyılda gerçekleşiyor. Zaman geçmesiyle göl kenarında yaşayan insanlar bölgeden göç etmek zorunda kalmışlardır. Genel olarak Turan Ovası olarak isimlendirilen bu bölge, bölgenin iki önemli ırmağının (Ceyhun ve Seyhun) geçtiği alandır. Batıda Hazar Denizi ve Üst Yurt; güneyde Köpet Dağları ve Hindikuş Dağları; doğuda Pamirler; kuzeyde ise Aral Denizi ve bozkırlarla sınırlandırılmıştır. Türk yurdu olarak tanımlanan bölge tarihi İpek yolu güzergâhı üzerindedir. Ceyhun ırmağı boyunca Buhara, Semerkant gibi kültür merkezleri; Seyhun ırmağı boyunca da büyük bilim insanı Farabi’nin doğduğu yer olan Otrar ve Cend şehirleri vardır.[19]

Ceyhun ırmağı bölgesi.[20]

 

Ceyhun ırmağı Orta Asya’nın en uzun nehirlerinden biridir. Ceyhun ırmağı, Afganistan içinde Pamir ve Hindukuş dağlarının kesiştiği yerde, yaklaşık 4950 m rakımdaki kaynağından Aksu (Penç ırmağı) adı altında doğarak batıya doğru ilerler ve kuzeyden, başlıca Pamir Vahan suyu, Kızılsu, Kafirnihan ve Surhan, güneyden de Kökçesu kollarını bünyesine katarak Kunduz-Belh hizasında kuzeybatıya dönmektedir. Bu dönüşten sonrası kısmen çöller ve bozkırlar içinde kurak iklim kuşağından geçerek, hiçbir kol kendisine katılmadan kuzeybatı yönünde ilerler ve sonunda farklı kollara ayrılarak Aral gölüne suyunu boşaltır. 2540 km uzunluğundaki nehrin kıyılarında tarih boyunca önemli yerleşim merkezleri kurulmuştur. Aral Denizi’nden itibaren Buhara yakınındaki Çarcau şehri demiryolu kavşağına kadar yaklaşık 1500 kilometrelik kısmında nehir ulaşımına imkân tanımaktadır. Aral Denizi Türkçe’de “Adalar Denizi” demektir. Buzul Çağı sonunda Ceyhun Irmağının doğrudan Hazar Denizi’ne dökülmesi olayını da düşünürsek, belki de Dünya’da ilk suyolu ulaşımı Ceyhun üzerinden Aral Denizi ve Hazar bölgesi olabilir. Ceyhun Irmağı’nın Hazar Denizi’ne dökülürken yatağının ve ağzının yerinin değiştiği bilgisi bilim dünyasını uzun süre meşgul etmiştir. Rus bilim insanları tarafından 1800’lerin sonundan 1960’lara dek aralıklarla yapılan saha çalışmaları sonucunda, Ceyhun Irmağının, Taş Çağı öncesi Kızıl Su koyundan Hazar Denizi’ne akmaktaydı. İlk Taş Çağı’nda büyük bir olasılıkla Düldül Atlagan’daki Çağlayan Geçidi’nden taşarak kumul düzlüklerde göllenmesi sonucu Aral Denizi’ne yönelmiştir. Geç Taş Çağı’nda da bugünkü Sarıkamış kuru göl havzasında toplanarak tekrar Hazar’a döküldüğü ve belli dönemlerle bunun yinelendiği anlaşılmaktadır. Ceyhun ırmağı uygarlık için de önemli bir ırmaktır ve İslamiyet de Orta Asya’ya Ceyhun ırmağı üzerinden yayılmıştır. Türgiş-Emevi savaşlarının da cereyan ettiği sınır hattını bu ırmak tayin etmiştir.[21]

Seyhun Irmağı[22]

Kaynağını doğuda Kırgızistan sınırları içindeki Tanrı Dağlarından alan Seyhun ırmağı, Narin derya ile Kara derya ırmaklarının birleşmesiyle meydana gelir. Önce Özbekistan, ardından Tacikistan ve daha sonra tekrar Özbekistan sınırları içinde akar; bu nedenle aynı ülke coğrafyasını iki kez geçen bir ırmağa örnek sergiler. Özbekistan topraklarını terk etmesinin akabinde, Kazakistan topraklarına ulaşan ırmağın bütün debisinin en büyük miktarı bu ülke sınırları içerisinde ölçülmüştür. Suyun en büyük debisi de 730 m3 /s ile Fergana Vadisi havzasından çıkışında kaydedilmiştir; Aral gölüne yaklaştığı kesimlerde ise bünyesinde taşıdığı su miktarı 430 m3 /s seviyesine düşer. İnsan toplumlarının yaşadığı ve uygarlığın yükseldiği en eski bölgelerden biri olan Seyhun havzasının yerleşim ve kültür tarihi açısından önemi eski çağlardan beri değişmemiştir. Bu bölgede Orta Çağ’da ise Oğuzlar yaşıyordu. Irmağın delta kesimindeki Cankentkale harabelerinin ait olduğu düşünülen tarihi Yenikent gibi şehirlerin İslam döneminde mi yoksa İslam öncesi Türk tarihinde mi kurulduğu konusunda tarihçiler Barthold ile Tolstov arasında görüş ayrılığı mevcuttur. Özellikle İslam sonrası Türk edebiyatının en önemli örneklerinden olan Dede Korkut kitabı içindeki olaylar genelde Seyhun civarlarında geçmektedir ve Türklerin İslamlaşma evresinde önemli bir yer tutan Yeseviyye tarikatı da bu bölgede kök salmıştır. Gerek Ceyhun gerekse de Seyhun üzerindeki önemli Türk şehirleri bu havzanın büyük bir kültürel ve ekonomik merkez olduğunu göstermektedir. Buhara ve Semerkant gibi Ceyhun kıyısı şehirleri ve Cend, Otrar, Yenikent, Sütkent gibi. Seyhun kıyısı şehirleri önemli örneklerdendir. Canlı türlerin buzul çağı süreçlerinde yaşamlarını devam ettirebilmek için Ilıman Kuşaklara (30-35° K Enlemleri) kaymışlardır. Bu arada bu türlerin bir kısmı yeni yaşam ortamlarında kalmışlardır. Bu nedenle Anadolu ve Ceyhun’da bazı kuzeyli ve hem de güneyli türler mevcuttur. Bu bölgelerde (pek çoğu endemik olan) çok fazla bitki türü bulunmaktadır.[23]

HAZAR HAVZASI’NIN SU DİNAMİĞİ

Son Buzul Maksimumu (SBM) zamanında büyük buzul tabakaları en büyük boyutlarına erişmiştir.[24]

Son Buzul Maksimumu (LGM) zamanında kuzey yarımkürede büyük buz tabakalarıyla kaplı alanlar.[25]  

 

Devasa buz tabakaları Kuzey Amerika, Kuzey Avrupa ve Kuzey Asya’nın çoğunu kaplamıştır ve yağışsızlık, çölleşme ve deniz seviyesinde düşüşle birlikte Dünya iklimini belirgin olarak etkilemiştir. Son Buzul Maksimum zamanında, dünyanın çoğunluğu aşırı fırtınalı ve tozla kaplı atmosferi ile soğuk, kuru ve yaşanamaz koşullardaydı. Atmosferin çok tozlu olduğu buzul karotlarında belirgin bir özelliktir ve toz seviyeleri günümüzden 20-25 defa daha fazladır. Bu durum, olasılıkla, azalan bitki örtüsü; kuvvetli küresel rüzgârlar; atmosferdeki tozu temizlemek için yağış eksikliği gibi bazı etmenlere bağlıdır. Buzul kütleleri suları tutarak, deniz seviyesini düşürerek kıta kenarlarını ortaya çıkararak kara parçalarını birleştirmiş ve geniş kıyı düzlüklerini oluşturmuştur. Son buzul maksimumunda, 20 bin yıl öncesi, deniz seviyesi günümüzden yaklaşık 125 m daha aşağıdaydı.[26]

Kuvaterner süresince, Barents Denizi ve Kara Deniz (kuzeydeki) üzerinde yerleşen buzul tabakaları Rusya anakarasına doğru birçok kere genişlemiştir ve kuzeye doğru akan ırmakları durdurmuştur.[27]

Avrasya Buzul Tabakasının güney kenarında buzul-önü “Büyük Göller” genelleştirilmiş senaryoları[28]

Ters yönde akışı olan, örneğin Hazar ve Karadeniz’e yönelen, büyük buzul barajı arkasındaki bu göller bu buzul levhalarının güneyine yerleşmişlerdir.[29]

Son Buzul Maksimumu (LGM, yaklaşık 20 bin yıl önce) süresince, Barents Denizi-Kara Deniz Buzul Tabakaları çok küçük olduğu için bu doğu ırmaklarını durduramamış ve saptıramamıştır. 90-80 ve 50-60 bin yıl öncesi maksimumların tersine, İskandinav Buzul Tabakası gereği kadar büyümüş olması nedeniyle ırmakları yönlendirmiştir. Akaçlama bölmesi Baltık Havza’sından İdil (Volga) Irmağına doğru yönelmiş ve sonuç olarak da Hazar Denizi’ne boşalmıştır. Bu taşkınlık Arktik Okyanusu ve daha geniş alandaki iklim üzerine belirgin etkisi olmuştur.[30] Buzul Çağının sona ermesinden hemen sonra erken uygarlıkların Hazar Denizi çevresinde oluştuğu açık bir şekilde görülmektedir. Buzul çağında Dünya’nın yaşanabilecek yaklaşık 35-40° enlemleri arasındaki kuşakta yer alan bu bölge uygarlık tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. Buzul çağında dar bir alana sıkışan canlı varlığı bu beşikten etrafına dağılmıştır. Çok özel bir su kütlesi olan Hazar Denizi su seviye değişimleri ile insanlık tarihinde çok büyük izler bırakmıştır. Yaşama uygun fakat zor koşullar, insanlık uygarlık tarihinde önemli yer tutmaktadır. İklim değişimlerine karşı en duyarlı ekosistemlerin birisi de kıta içi ve kapalı iç denizlerdir. Bu sularda gözlenen iklim değişiminin gidişleri açık okyanuslarda gözlenenlerden daha karmaşıktır.[31]

Denizel ve gölsel su kütleleri Aral’dan Marmara Denizi’ne kadar uzanan Avrasya havzalarının çağlayanlarını oluşturmuştur.[32]

Taşkının doruğunda, Hazar Denizi’nde su seviyesi daha önceki seviyesinden 190-200 m kadar yükselmiştir. Taşkın, İskandinavya buzul katmanın erimesi (yalnızca başlangıç aşamasında), ırmak vadilerindeki aşırı taşkınlar, tundraların ergimesi, donmuş toprak koşullarında daha yüksek akış katsayısı, su toplama alanının Orta Asya’ya doğru uzaması ve su yüzeyinden düşük buharlaşma (kışın buz örtüsü) gibi nedenlerle birkaç kaynaktan beslenmiştir. Deniz seviyesindeki ani sert değişimler (yılda 2 m’ye kadar) ve ilişkili kıyısal yer değiştirme (yılda 10-20 km kadar büyük) yaygın taşkınlar yaratmıştır, böylece de verimli araziler su altında kalmıştır. Bunun sonucu olarak da nüfus artışıyla birlikte insanlar üzerinde temel baskı ve göçe yol açmış ve belki de daha ileri ekonominin gelişmesinde uyarıcı olmuştur.[33]

Avrasya buzul tabakaları, buzul önü göller ve Sibirya’dan Akdeniz’e yön değiştiren ırmak.[34] Dünyanın en uzun ırmağı ve ilk Uygarlık alanı[35]

Bu çekilme kıta üzerindeki temel su dengesi sonucu oluşmuştur. Arktik Okyanusa tatlı su akımını azaltmış, Aral, Hazar, Karadeniz ve Baltık Denizi’ne tatlı su akımını aşırı bir şekilde arttırmıştır. Bunun sonucu olarak, yön değiştiren ırmakların tortul toplanma alanı olan Aral ve Hazar Denizleri (bu arada Türkçe’de “Aral Denizi”; “Adalar Denizi” demektir) üzerinden Doğu Sibirya’da başlayıp Akdeniz’de sona eren dünyanın en uzun ırmağı oluşmuştur.[36]

Son buzullaşmadan sonra 15 bin yıl geçmiş olmasına karşın, değişim bir kuşakta bile oldukça hissedilen sürekli kıyı çizgisinin geri çekilmesi ve kaybedilen kara parçaları olarak algılanmaktadır. Bu konular Karadeniz, Hazar Denizi ve Marmara Denizi gibi kıta içi denizlerde daha fazla tahrip edicidirler. Çünkü açık denizlere göre buralarda deniz seviye değişimleri daha fazladır. Hem otlaklardaki karasal hayvan varlığı ve bataklıklar, deltalar ve sulak alanlardaki kaynakların kıyısal düzlüklerdeki verimliliği göz önüne alındığında, bu gibi alanların sürekli kaybedilişi bu bölgede Geç Paleolitik ve Mezolitik dönemlerde yaşamın şanssız durumu olmalıydı.[37]

Su seviye değişimleri kıyısal ve sucul yaşam biçimlerine uyarlanmayı destekleyen çok geniş bataklık ve yeni ortamlar yaratabilir. Kuzey Hazar deniz tabanı gibi düşük eğimli alanları arada sırada yükselen deniz seviyesinin bastığı görülmüştür. Bu olgu yine daha alçak bir topoğrafyaya sahip Türkmenistan için de geçerlidir. Topluluklar kesinlikle iklimdeki ve deniz seviyesindeki bu gibi değişimlere karşılık gelen hareketlenmelere ve uyarlanmalara uğramışlardır. Buzul-buzul arası dönemselliklerinin farklı zamanlar ve farklı evrelerinde, toplulukların nasıl yaşadığı ve avlandığı veya yiyecek aradığını anlamak için, biz zaman içinde deniz seviyesi değişimi ve buz örtüsü sınırlarını ayrıntılı olarak incelemeliyiz.

Ana okyanus sisteminin göreli olaraktan sığ boğazlar üzerinden bağlanan iç denizlerde deniz seviyelerinin değişmesi ile çevresel koşulların değişmesi her zaman abartılı sonuçlar vermiştir. Aral Denizi, Uzboy Boğazı, Hazar Denizi, Maniç Boğazı, Karadeniz, İstanbul Boğazı, Marmara Denizi, Çanakkale Boğazı ve Ege Denizi şeklinde uzayıp giden bir iç denizler zincirinin parçası olan iç denizlerin durumu çok daha karmaşıktır. İç denizler zincirinin her bir parçasındaki koşulları belirleyen ögeler bir diğerinden farklıdır. Bu su geçişi Aral-Hazar’dan başlayıp Maniç Boğazı; İstanbul Boğazı ve Çanakkale Boğazı üzerinden Ege Denizi’ne (yani Akdeniz’e) çağlayanlar şeklinde ulaşılmıştır. Karadeniz ve Marmara Denizi Hazar taşkınları ile doldurulmuştur. Akdeniz tuzlu suyu Marmara Denizi ve Karadeniz’e ancak MÖ 4-5 bin yıllarında ulaşmıştır.[38]

Bu arada su geçişinin Akdeniz’e ve Karadeniz’e ulaşmasından söz etmişken Akdeniz’le Karadeniz’in arasında kalan Anadolu’nun jeopolitik vaziyetine de bir göz atmadan geçmek olmayacaktır.

Bir defa Anadolu, dünya çapındaki jeopolitik ehemmiyetini tarihin hiçbir devresinde kaybetmemiştir. Mısır ve Mezopotamya ile beraber en eski medeniyetler Anadolu’da kurulmuştur. Binlerce yıl sonrada bu ehemmiyetli vaziyeti devam etmiştir. Tarihte dağlar, istilalara set çeker, medeniyetleri birbirinden ayırır. Akarsular medeniyetleri birbirine yaklaştırır ve zengin yerleşme sahaları yaratır. Deniz, ileri medeniyetin en büyük amillerinden biridir. Cihan medeniyetinin etrafında teşekkül ettiği Akdeniz’de hiçbir ülke, Anadolu-Trakya’nın jeopolitik mazhariyetine malik olmamıştır. Bu mazhariyet Anadolu’yu medeniyetlerin beşiği yapmış pek çok kavmin ihtiraslarını üzerinde toplamıştır.

Bu toprakların jeopolitik ehemmiyeti Anadolu-Trakya, Asya ile Avrupa, Yakındoğu ile Balkanlar, Akdeniz ile Karadeniz arasında geçittir. Marmara bölgesine gidildikçe bu jeopolitik ehemmiyet son derecesini bulur. Boğazlar cihan hakimiyetine erişmek isteyen ve Cihan İmparatorluğunu elinde tutmak arzusunda olan devletlerin can noktası olmuştur.

Marmara denizi kadar küçük olup da bu derece ehemmiyet taşıyan bir su, yeryüzü haritasında mevcut değildir.[39]

Ezcümle Anadolu’nun coğrafi yapısı ve kıtaları birbirine bağlayan konumu, onu tarih boyunca dünya hâkimiyetinin anahtarı ve medeniyetlerin buluşma noktası kılmıştır. Bilhassa taşıdığı jeopolitik özellikler bu bölgeyi deniz medeniyetini oluşturan toplumlara beşiklik eden bir coğrafya yapmıştır. Ve deniz medeniyeti kuran toplumlardan bahsetmişken şu hususu unutmamak gerekir ki deniz medeniyetini teşkil eden toplumlar, kara medeniyetine sahip toplumlara nazaran daha zeki ve teknik açıdan daha ileridedir. Çünkü denizin gelgitlerini hesaplamak zorunda, denizin ortasında gemiyi batırmadan ince hendese ve cebir işlemleri yapmak mecburiyetindedir. Zorlukla beraber gelen deha yani.

Öte yandan radyo karbon yaş belirlemeleri, hem Alt ve hem de Üst Khavalyan yükselimleri 10 ila 17 bin yıl öncesi zaman dilimine düşmektedir (en mümkün zaman dilimi ise 13,6-11,8 bin yıl öncesidir). Bu yükselimi hızlı bir deniz-seviye salınımlarının takip ettiği varsayılmıştır. Hazar Denizi havzası ilk doğuş Mousterian (taş devri) endüstrisi, geniş anlamda son Buzul Maksimumu’nu (LGM; 25-18 bin yıl öncesi) izleyen ılıman Atelyan alçalımı (regresyon) ile ilişkilendirilmektedir.[40]

Karadeniz ve Hazar Denizi’nde Geç Buzul Çağı Taşkınları.[41] Tüm Taş Devri ören yerleri bundan 15 bin yıl önceki deniz seviyesi kenarlarındadır.[42]

Orta Paleolitik (Moesterian) yerlerinin izleyen yaygınlaşması ise büyük oranda Khavalyan yükselimi ile eş zamanlıdır.[43]

Tüm olasılıklar içeriğinde, Khavalyan yükselimi süresince Taş Devri tekniklerinin uzun süreli korunmasını sağlayan Hazar havzasında belirli ortamlar yaratmış ve belki de Neandertal toplulukların hayatta kalmasını olanaklı kılmıştır.[44]

Zaten Bakü’nün (Azerbaycan) yaklaşık 65 km batısındaki Gobustan yazılı kayalarının yapılış tarihi de 14 bin yıl öncesine gitmektedir. Etmenlerin bir tanesi de, belki de Kafkaslar-Orta Asya’yı birbirinden keskin bir şekilde ayıran işte bu Hazar-Karadeniz ve aradaki Maniç Geçişini de içeren basamaklı havzalardır. Bu bölgede Üst Paleolitik teknoloji yayılımı, Üst Khvalyan yükselimi (12.5-12 bin yıl öncesi) maksimumundan sonra ancak mümkün olabilmiştir. Tüm Taş Devri ören yerleri bundan 15 bin yıl önceki deniz seviyesi kenarlarındadır (Gobustan; Belek; Mankışlık; Manas-Ozen; Sukhaya Mecehetka). Bunun anlamı da daha önce Hazar Denizi kuzeyinde Taş Devri daha ulaşmamıştı. Bundan 15 bin yıl önceki Taşkınlardan sonra Hazar Denizi, Aral Denizi bölgesi günümüz Akdeniz gibi bir coğrafya ve iklimine sahipti. İşte bu uygun coğrafya ilk uygarlığın yaratıldığını göstermektedir. “ARAL DENİZİ” Türkçe’de “ADALAR DENİZİ” demektir. Bu arada Hazar ve Karadeniz’in kuzeyinde iklimin ılımanlaşmaya başlamasıyla kuzeye gidişler artmıştır. Zaten “BALKAN” sözcüğü Ormanlık-Dağlık demektir ve Hazar ile Aral arasındaki bölgenin adı da “BALKAN”dır. “ALP” sözcüğü ise (Yüce-Doruk demektir) ve batıya doğru gidişin işaretleridir. Kuzeybatıda bulunan “BALTIK DENİZİ” ise Türkçe “BALÇIK-BATAKLIK DENİZİ” anlamındadır. Bundan 5-6 bin yıl önce hüküm süren çok sıcak iklim döneminde deniz seviyesi hızla yükselmiş ve günümüz seviyesine yaklaşmıştır. Baltık Denizi (aslında sığ bir deniz) oluşmuş ve insanlar ren geyiklerini takip ederek bu bölgelere gelmişlerdir. Zaten şu anki “FİNLANDİYA”nın Fince ’deki adı “SUOMA”dır ve “SU ÜLKESİ” demektir. Bu bölge binlerce buzul sonu göllerinden oluşmaktadır. İşte batıya doğru giden kavimleri: Finler, diğer Baltık insanları, Macarlar, Bulgarlar olarak sayabiliriz. Doğuya doğru gidenler ise: Kırgızlar, Tajikler, Peştunlar ve diğerleri. Bunların doğu ve güneye doğru dağlık bölgelere kaçış nedeni hem Hazar Denizi’nin her 500-600 yılda bir inip çıkması ve hem de Ceyhun ve Seyhun delta bölgelerinin kuraklaşması ve çoraklaşmasıdır (Kızılkum ve Karakum Çölleri). Bu yöreden kaynaklanan tüm halklar aslında Turan halklarıdır. Orta Asya’daki ve Avrupa’daki temel coğrafik yapıların adının da Türkçe olması rastlantı değildir. Biz iklimi ve paleocoğrafyayı buzul çağı süresince (120 ila 12 bin yıl öncesi) beraberce düşünmeliyiz. Buzul çağlarında bütün suların kutuplarda tutulmasından dolayı deniz seviyeleri yaklaşık 120/130 m aşağılarda bulunmaktaydı ve bu dönemler hemen hemen hiç yağmurun olmadığı kuru zamanlardır. Onun için, dünyanın büyük bölümü, 35/40° enlemlerinden ekvatora kadar kurak-yarı kurak bölgelerdi.[45]

Yaşam alanları işte bu 35/40° enlemlerindeki bölgelerde devam etmiştir.[46]

Güney Hazar ve çevresi, insanoğlu için belki de en uygun kuşaklardı (Neandertal halkı yaklaşık 30 bin yıl öncesi buzul çağının çok sert iklim koşulları nedeniyle yok olmuşlardı). Hazar Denizi ve Ceyhun Irmağı havzasını etkiyen temel etmenler:

  • Su seviyesi 15 bin yıl önce aniden (-150 metreden +50 metreye) (bugün su seviyesi -28 metre) çıkmıştır.
  • Buzul Çağı’nın sona ermesinden sonra kuzeyden gelen su miktarı azalmıştır.
  • Hazar Denizi’nin her 500-600 yılda su seviyesi alçalıp-yükselmiştir.
  • Daha sonra Aral Denizi, Pamirlerde çıkan Ceyhun Irmağı ve kuzeyindeki Seyhun Irmağı tarafında beslenmiştir. Hazar Denizi ise esas olarak İdil (Volga) ırmağınca beslenmektedir.

Buzul Çağı sona erip tarihi dönemlere geçtiğimizde bölge kuraklaşmaya başlamış ve Karakum ve Kızılkum Çölleri oluşmuştur.[47]

DENİZCİLİK VE NUH TUFANI

Son Buzul Maksimumu (LGM)’na göre Taşkının o devir insanlarını daha fazla etkilediğini göstermektedir. Bu olay kültürleri yok etmemiş, öte yandan dönemsel ve tekrarlayan çevresel değişimler belki de denizciliğin başlaması gibi üretken ekonomilere neden olmuş ve aynı zamanda da atın evcilleştirilmesine yol açmıştır. Deniz seviyesindeki bu gibi ani değişimler o devrin insan toplulukları üzerinde aşırı baskılar yapmış olmalıdır ve su baskınları kültürel bellekte Büyük Taşkın (Tufan) olarak kalmıştır. Avrasya taşkın olayları belki de eski Ön-Aryanların hafızalarında tutulmuş ve eski yazıtlarında yer almıştır. Aynı zamanda eski Mezopotamya yerleşimcileri de bunlara yer vermiş ve kutsal kitaplara geçen Tufan hikâyesi doğmuştur. Bu taşkınlar Aral Denizi kuzeyindeki Buzul gölü barajının aniden yıkılmasıyla (bir meteor çarpması olduğu tahmin edilmektedir) suların ani olarak Hazar-Aral çukur alanını (-150 metrelerde olduğu tahmin ediliyor) doldurmuştur.[48]

Ani olarak bu kapalı ortamda su seviyesini +50 metrelere çıkarmıştır. Türkmenistan ve Azerbaycan’ın geniş alanları su altında kalmıştır. Ayrıca bu bölge hidrokarbonca zengindir ve buzul çağlarında buz gazı denen Gaz hidratça zengindir. Suların yükselmesiyle bu gazlar çözülür. Kutsal kitaplarda adı geçen Cennete akan dört ırmak büyük bir olasılıkla kapalı bir havza olan Hazar-Aral Denizlerine akmaktadır. Bu ırmaklar: Ceyhun; Seyhun; İdil (Volga); Aras.[49]  

Buzul devri sonlarında Orta Asya’da Orta Asya’da sıcak bir iklimin başlaması, Aral-Hazar iç denizleri etrafı adeta bir İç Asya Akdeniz’i kıyıları halini almasını sağlamıştır. Aral Denizi “Adalar Denizi” demektir. Orta Asya’nın bu ilk UYGARLIĞIN temelini atan insanlar buzul devrinde bu bölgede kapalı bir halde kalarak ilerlemelerde bulunmuşlardır. İran yaylasının ve Kafkasya bölgesinin buzlarla örtülüydü. Aral-Hazar denizi kutup buzullarının güney cephesini oluşturmaktaydı… Bu bölge, dış bir engellemeye maruz kalmaksızın kendi kendilerine oluşum devirlerini geçirmişlerdir. Buzul Çağı sırasında ve hemen sonrasında Aral ve Hazar Denizleri kuzeyindeki Buzul Gölleri boşalımlarından beslenmişlerdir. Kuzeyden gelen bu sular azaldığında Ceyhun havzasının doğusundaki Pamirler (Karalar üzerindeki en büyük buzul kütlesi) su kaynakları olmuştur.[50]

Önce çivi yazılı metinlerde okunan TUFAN söylentisi daha sonra da din kitaplarına geçmiştir. TUFAN olayının nerede olduğu veya olabileceği hakkında birçok varsayım yapılmıştır. Fakat bulgular, din kitaplarında yazılanların eski Sümer Gılgamış Destanı’nda verildiğine benzer şekilde olduğu saptanmıştır. Kur’an’da Tufan olayına fazla yer verilmez. Nuh’un gemisinin ulaştığı Ağrı Dağı değil Cudi Dağı’dır (Cudi aslında Arapça ’da Yüksek Yer demektir) ve yalnızca Nuh’un ailesini kapsamıştır. Zaten bu şekilde ani bir yükselim ancak ve ancak Hazar-Aral gibi bir kapalı havzada olabilir.[51]

Büyük Tufan’ın hikâyesi Yaratılış kitabında anlatılır.[52] Gılgamış Destanı, var olan en eski hikâyedir. Gılgamış, Uruk’ta hüküm süren bir Sümer kralıydı. M.Ö. 2000 yılına kadar yazılmayan destanda, büyük bir sel insanlığı yok eder, ancak Tanrı hayatta kalmak için bir gemi inşa etmek için bir kişi seçer. Seller azaldığında, dünyayı yeniden doldurma görevi başladı. Sümer dininin üç “Büyük Tanrısı” vardı, bunlardan biri Bilgelik ve Sular Tanrısı Eki’ydi. Nuh ile arasında sıkı bir bağlantı vardır. Nuh, Lemieşin oğlu ve Âdem’in onuncu nesliydi.[53]

Eski Ahit’in bir bölümü değinmeye değer:

“Rab dedi ki: kavak ağacından bir gemi yapın; Gemide odalar yapacaksın, içini ve dışını ziftle ziftleyeceksin Ve bu geminin uzunluğu üç yüz arşın (arşın uzunluğu yaklaşık 50 cm), genişliği elli arşın ve yüksekliği otuz arşın olacak…”[54]

Tufanın gelmesiyle Nuh’a aileyi alması söylendi ve:

“Seninle birlikte yaşamak için her türden ikişer tane getireceksin, onlar erkek ve dişi olacaklar.”[55]

Nuh Tufanı üzerinde yaptığı araştırmaları ile nam salan Greg Neyman, tüm olasılıkları tartıştıktan sonra yalnız Hazar Denizinin kutsal kitaplarda bahsedilen tüm koşullara en uygun yer olduğunu kanıtlamıştır. Doğudan kalkan Nuh’un Gemisi batıya doğru gelerek dağlara yaslanmıştır demiştir.[56]

Cennet Bahçesinin ise Hazar Denizinin derinliklerinde bulunduğu düşünülmektedir. 15 bin yıl önce oluşan “Hazar Taşkınları” sırasında Hazar Denizi su seviyesi -150 metrelerde idi. Buzul Çağında bu çukur alanlar (35°-40° enlemleri arası) Dünya’da en uygun yaşam alanlarıydı.[57]

Bu arada Hazar Denizi’ne komşu tüm Türk halklarının hepsinde taşkın ile ilgili halk destanları mevcuttur.[58]

Bunlardan en akla yatkın olanı Kazak Tufan Efsanesidir.[59]

Turan ovasında yerleşen TÜRÜ-İLKLER (belki de TÜRK sözcüğü kökeni olabilir mi?) mutlu yaşarken, insanoğlunun bazıları işledikleri günahlar yüzünden buraları su basıyor. Buna göre Nuh, Aral Denizi’nin doğusundaki Kemi Salgan (Gemi yapım yeri) denilen yerde gemisini yaptırarak halkın arasında kendisine inananlar ve hayvanlardan birer çift alıp, Kemi Salgan’dan denizin yükselmesiyle hareket ederek Aral Denizi ve Hazar Denizi üzerinden batıdaki yüksek bir dağa yanaşmışlardır. Bu Tevrat’a göre Ağrı Dağı (Ararat) veya Kuran’a göre Cudi Dağıdır (Cudi Arapça yüksek yer demek). Hazar Denizi’nin her iki yakasında da Türk dünyasında Tufanı izleri vardır. Azerbaycan Gobustan’daki (14 milyon yıl öncesi) kaya oymasında yaklaşık 20 kürekçinin bulunduğu sazlık tekne resmi ise bu bölgedeki denizciliğin varlığını işaret etmektedir.[60]

Hazar Denizi havzası, Nuh Tufanı ile ilişkili yerlere (Ağrı Dağı, Nahçıvan ve Kemi-salgan) ve önemli tarihi yerlere (Gobustan ve Anau) ev sahipliği yapmaktadır. Ağrı Dağına yakın Azerbaycan’a ait Özerk Nahcivan Cumhuriyeti’nin adı olan NAHCİVAN (İLK ÇIKAN) demektir.[61]

Ağrı Dağının doğusunda NAHCİVAN adlı bir şehir vardır. Bu adın anlamı “İLK ÇIKAN” demektir. Nuh sözcüğü Arapça veya İbranice değildir ve “İLK” anlamına gelmektedir. Azerbaycan Türkleri için çok önemli bir yerdir ve kutsaldır. Dini kitaplarda belirtilen Nuh’un gemisinin Ağrı Dağı’na çıktığı olgusu önemlidir. Tevrat Nuh’un gemisinin Ağrı (Ararat) Dağı’na çıktığını söylemektedir. Ağrı dağı kutsal kitaplarda ismi geçen dağlardan bir tanesidir.[62]

Ağrı Dağı’nın panoramik görünümü[63]

Volkanik bir koni oluşturan Ağrı Dağı, bu yöredeki (Türkiye’nin en yüksek dağı; yüksekliği 5.137 m) çok belirgin bir coğrafi yapıdır. Ağrı dağı volkanik bir dağ olup zirvesi kar ve buzul ile kaplıdır ve bu buzul sınırı günümüzde 4300 m’dedir. Fakat bu sınır Pleistosen’de 3600 m’de idi. Ayrıca zirvesinde bulunan buzul ülkemizdeki en büyük buzul olma özelliğini elinde bulundurmaktadır.[64]

HAZAR DENIZI HAVZASI VE DENIZ TAŞIMACILIĞININ BAŞLANGICI

Orta Asya’da yaşayan halklar hakkında bilgi veren kaynakların azlığı ve hatta çoğu zaman yetersizliği, onları bazı konularda değerlendirmemizi zorlaştırmakta ya da zihnimizde bazı karanlık noktalar bırakmaktadır.[65]

Bilim; Madde, cisim ve olaylar arasındaki ilişkileri, bilinenlerden yararlanarak, gözlem, ölçüm ve deneylerden elde edilen verilerle, akıl ve mantık yoluyla ortaya koymaktır. Bu ilişkilere yönelik gözlem, ölçüm ve deney yoksa; Akıl ve mantık kullanılarak maddeler ve olaylar arasındaki ilişkiler hakkında ortaya atılan veya ileri sürülen bir varsayım bir felsefe olarak kabul edilir. Ciddi bir varsayım veya felsefi düşünce, bilim adamları tarafından ciddi araştırma yapılması gereken konuları gündeme getirir ve yönlendirir. Bunun için felsefe, bilimsel araştırmanın kaynağı ve itici gücüdür.[66]

Son buzul çağının son günlerinde Karadeniz’in kuzeyinde oluşan büyük buzul göllerinden taşan taze buzul suları, Hazar ve Aral gölleri ile büyük nehirlerle Karadeniz’e dökülmüştür. M.Ö. 12.500 yıllarına kadar devam eden bu buzul suları Aral Denizi, Hazar Denizi ve Karadeniz’i ağızlarına kadar doldurmuştur. Göl ve denizleri birbirine bağlayan kanallardan taşan fazla su, Marmara ve Akdeniz’e döküldü. Hazar Denizi, bugünkü doğu ve kuzey kıyılarındaki ovaları sular altında bırakmış, güneyden Aral Denizi ile birleşmiş ve böylece Karadeniz’in 1,5-2 katı büyüklüğünde ancak oldukça sığ bir tatlı su gölüne dönüşmüştür. Bir yandan kuzeydeki buzul gölleri ve bunları kurutan Volga ve Tobal nehirleri, diğer yandan doğuda Afganistan, Tacikistan ve Kırgızistan dağlarındaki kar ve buzullarla beslenen Ceyhun ve Seyhun Nehirleri (Tanrıdağı Buzulları) Hazar-Aral tatlı su göllerini sürekli beslemiştir. Hazar-Aral tatlı su gölünün bugünkünden çok daha geniş bir alana yayılması ve aynı zamanda çok sığ olması nedeniyle çevresinde oldukça ılıman bir iklim kuşağı oluşturmuştur. Ayrıca 45° kuzey enleminden başlayarak Karadeniz’den geçen yerkürenin “altın kuşağı” ile Hazar ve Aral Denizi’nin kuzey kıyılarının kuzey sınırını oluşturan 37° kuzey enlemine kadar inen Akdeniz bölgesinin verimli ılıman iklimine benzer bir iklim hakim olmuştur. Denizcilik bu coğrafyada doğal olarak gelişmiştir. Nuh Tufanı ile bu bölgede denizciliğin ipuçlarını yakalıyoruz.[67]

Dünya deniz taşımacılığının göller ve büyük nehirler halinde başladığı savına göre, iç denizler olan Hazar ve Aral Denizleri ile onları besleyen Ceyhun ve Seyhun Nehirleri, denizciliğin (ve dolayısıyla balıkçılığın) ilk başladığı yerler olmalıdır. Deniz balıklarının kökeni farklı olsa da tüm tatlı su balıklarının adı Türkçe’dir. Aslında Nuh Tufanı’nda gemi inşa yerinin adı KEMİ SALGAN’da buna işaret etmektedir. Buzul Çağı sırasında ve hemen sonrasında dünya denizlerindeki deniz seviyeleri -120/130 metredeydi ve son 12 bin yılda buzulların erimesi sonucu istikrarlı bir şekilde yükseliyordu. Bu nedenle insanlar okyanus kıyılarına yerleşmek istemediler. Bu durum 5-6 bin yıldır dünyanın aniden ısınmasıyla hızla artmıştır. Bu süreçte deltalar oluşmuştur. Deltalardan sonra uygarlıkta bir sıçrama yaşanırken, deniz kıyılarında denizcilik gelişmeye başlamıştır. Bu süreçte iç denizlerdeki (Hazar ve Aral) su seviyesi son 15 bin yıldır azalmakta, ancak Hazar Denizi’nde se seviyesi her 500-600 yılda bir inip çıkmaktadır. Buna rağmen Aral ve Hazar Denizi’ni besleyen Ceyhun ve Seyhun üzerinde deniz ulaşımı devam etti. İskitlerin (İleri Olanlar) gelişmiş bir medeniyete sahip olmalarının ve denizcilikte başarılı olmalarının nedeni budur. Çünkü geldikleri Hazar-Aral havzasıydı.[68]

Gobustan yazılı kayaları (Azerbaycan) (14 bin yıl önce). Resimde o zamanda yaşayan hayvanlar ve bir balıkçı teknesi bulunmaktadır. Bakü’ye 65 km uzaklıkta bulunan Gobustan’da en eskisinin M.Ö. 12.000 yıllarına ait olduğu tespit edilen kaya resimleri bulunmaktadır. Bu resimlerde insan figürlerinin yanı sıra at, öküz, geyik, balık gibi hayvan figürleri, av sahneleri, dini törenler, kullanılan ev aletleri ve şaşırtıcı bir şekilde balıkçı kaşığı görülmektedir.[69]

Son buzullaşmadan sonra 15 bin yıl geçmiş olmasına rağmen, değişim bir kuşakta bile oldukça hissedilen sürekli kıyı çizgisinin geri çekilmesi ve kaybedilen kara parçaları olarak algılanmaktadır. Bu konular Karadeniz, Hazar Denizi ve Marmara Denizi gibi kıta içi denizlerde daha fazla tahrip edicidirler. Çünkü açık denizlere göre buralarda deniz seviye değişimleri daha fazladır. Hem otlaklardaki karasal hayvan varlığı ve bataklıklar, deltalar ve sulak alanlardaki kaynakların kıyısal düzlüklerdeki verimliliği göz önüne alındığında, bu gibi alanların sürekli kaybedilişi bu bölgede Geç Paleolitik ve Mezolitik dönemlerde yaşamın şanssız durumu olmalıydı.[70]

Su seviye değişimleri kıyısal ve sucul yaşam biçimlerine uyarlanmayı destekleyen çok geniş bataklık ve yeni ortamlar yaratabilir. Kuzey Hazar deniz tabanı gibi düşük eğimli alanlarda arada sırada yükselen deniz seviyesi bastığı görülmüştür. Topluluklar kesinlikle iklimde ve deniz seviyesindeki bu gibi değişimlere karşılık gelen hareketlenmelere ve uyarlanmalara uğramışlardır. Buzul-buzul arası dönemselliklerinin farklı zamanlar ve farklı evrelerinde, toplulukların nasıl yaşadığı ve avlandığı veya yiyecek aradığını anlamak için, biz zaman içinde deniz seviyesi değişimi ve buz örtüsü sınırlarını ayrıntılı olarak incelemeliyiz.

Hazar Denizi taşkınların merkezi ve ilişkili olayların (deniz-seviye yükselimi, kıyısal değişimler ve kıyısal düz alanları su basması) paleocoğrafya için çok hassas bir göstergesidir. Bu havzadaki su miktarı aşırı bir şekilde artmış ve bu arada da fazla su ise Karadeniz’e akmıştır. Taşkın sırasında, Hazar denizi yaklaşık bir milyon km²‘ye (günümüzde 371,000 km2) ve eğer Aral-Sarıkamış baseni de eklendiğinde 1.1 milyon km²‘ye ulaşmıştır.[71]

Taşkınlarını yansıtan jeolojik, litolojik, paleontolojik ve jeomorfolojik bulguları Andrey Leonidoviç Chepalyga tartışmıştır. Bu taşkın olayları (17 ile 10 bin yıl günümüzden önce) kıyısal düzlükler (denizel yükselimler), ırmak vadilerine (aşırı arası taşkınlar), ırmak boşalım alanları (buzul gölleri; termokarst) ve yamaçlarda üzerine izlerini bırakmıştır. Bu Khavalyan Yükselimi olarak bilinmektedir.[72]

Hazar baseninde geç buzul taşkınları.[73] Notlar: Khvalyan Yükselimi (15000 yıl önce); Buzul-Çağı Sonu (12000 yıl öncesi): Deniz-seviyesi 5-6000 yıl önce erişilmiştir.[74]

 

Andrey Leonidoviç Chepalyga, her biri 2000 yıl süren ırmak vadilerinde tanımlanan üç büyük aşırı taşkın dalgalarını içeren ve gruplandırılan 10 salınım (her birisi 500-600 yıl süreli) taşkın tarihi olarak tanımlamıştır.[75]

Ve yaşanan taşkın olaylarının doğrudan yıkıcı sonuçlar doğurması ve uzun vadede kıyı yapılarının planlanmasını değiştirmesi vesilesiyle denizcilik bağlamında önemli gelişmeleri de beraberinde getirmiş olup, kıyı mühendisliğinin ve güvenli denizcilik uygulamalarının gelişmesine katkı sağlamıştır.[76]

Yani taşkın olayları başta olmak üzere jeolojik gelişmelerden etkilenen denizcilik faaliyetleri tarihsel çağlara da bizatihi damgasını vurmuştur. Zaten tarihsel serencam incelendiğinde tarih boyunca denizler hem bir engel hem de bir köprü oldu—medeniyetleri şekillendirdi, kıtaları birbirine bağladı ve keşiflerin önünü açtı. Antik çağlarda imparatorluklar genellikle karada yükselmiş gibi görünse de, birçok uygarlık gerçek gücünü ve zenginliğini deniz yoluyla elde etti. Bu denizci toplumlar arasında Fenikeliler, Yunanlar, Araplar, Vikingler ve Polinezyalılar, etkileri yüzyıllar boyunca süren eşsiz uygarlıklar olarak öne çıkıyor.

Fenikeliler: Akdeniz’in Ticaret Öncüleri

MÖ 1550 civarında Levant bölgesinde (günümüzde Lübnan, Suriye’nin bazı bölgeleri ve kuzey İsrail) ortaya çıkan Fenikeliler, antik çağın “Akdeniz’in denizcileri” olarak anıldılar.

Doğal Avantaj: Doğal limanlara sahip kıyı şehirleri ve zengin sedir ormanları, onlara üstün gemi inşa kabiliyeti kazandırdı.

  • Ticaret Ağı: Tarım arazilerinin yetersizliği nedeniyle denize yöneldiler; Kuzey Afrika, Güney Avrupave Atlantik kıyılarına kadar uzanan ticaret yolları kurdular.
  • Kültürel Miras: İlk alfabeninmucitleri olarak yazının evrimini etkilediler ve Kartaca gibi önemli koloniler kurdular.

Fenikeliler, Akdeniz’i bir ticaret denizine dönüştürdü ve denizi, sınır değil fırsat olarak gören ilk uygarlıklardan biri oldular.

Yunanlar: Ege’nin Denizci Ustaları

Antik Yunanlar, dağlık arazileri ve parçalı kıyı yapısı nedeniyle denizle iç içe bir yaşam sürmeye mecbur kaldılar.

  • Coğrafi Zorunluluk: Tarıma elverişsiz topraklar ve çevresini saran Ege, İyonve Akdeniz, onları denizciliğe yöneltti.
  • Gemi İnovasyonu: Üç sıra kürekli triremetipi savaş gemileri, hem hızlı hem de manevra kabiliyeti yüksek yapılarıyla çağının en gelişmiş deniz araçlarıydı.
  • Ticaret Gücü: Olkeagibi yük gemileriyle zeytinyağı, şarap ve seramik gibi ürünleri tüm Akdeniz’e taşıdılar.
  • Kolonizasyon: Yüzlerce koloni kurarak Bizans, Marsilyagibi şehirlerin temellerini attılar ve Yunan kültürünü yaydılar.

Yunanlar için deniz sadece geçim aracı değil; mitolojiden sanata kadar kültürlerinin ayrılmaz bir parçasıydı.

Araplar: Hint Okyanusu’nun Hakimleri

Çölde doğmuş olsalar da Araplar, 7. ve 15. yüzyıllar arasında Hint Okyanusu’nun en etkili denizcileri ve tüccarları haline geldiler.

  • Ticaret Ağı:Orta Doğu’yu Doğu Afrika, Hindistan, Güneydoğu Asya ve Çin ile bağlayan deniz yolları kurdular.
  • Dhow Gemileri: Üçgen yelkenligeleneksel dhow tekneleri, dalgalı sularda bile dengeli ve hızlı yol almalarını sağladı.
  • Rüzgarın Gücü: Muson rüzgarlarınıustaca kullanarak rotalarını mevsimlere göre ayarladılar.
  • Navigasyon Gelişmeleri: Pusula, usturlap, yıldız haritalarıve astronomi bilgileriyle yön bulma konusunda çağlarının çok ötesine geçtiler.

Arap denizciliği, modern küresel ticaretin temellerini atan ilk sistemli deniz ağlarını oluşturdu.

Vikingler: Kuzeyin Keşifçileri ve Tüccarları

  1. ile 11. yüzyıllararasında, günümüzdeki Norveç, İsveçve Danimarka topraklarından çıkan Vikingler, tarihin en cesur denizcilerinden biri olarak kabul edilir.
  • Uzun Gemiler (Longships): Hem açık denizlerde hem de sığ nehirlerde yol alabilen, hızlı ve simetrik yapılı bu gemiler, Vikingleri eşsiz kıldı.
  • Atlantik Seferleri: İngiltere, İzlanda, Grönlandve hatta Kuzey Amerika’ya (Vinland) ulaştılar. L’Anse aux Meadows ise bilinen ilk Avrupa yerleşimidir.
  • Ticaret ve Kültürel Etkileşim: Kürk, gümüş, kehribar, fildişigibi ürünlerle ticaret yaptılar. Arap paraları gibi buluntular, onların İslam dünyasıyla temaslarını kanıtladı.

Vikingler yalnızca savaşçı değil, aynı zamanda kültürel etkileşimin taşıyıcılarıydı.

Polinezyalılar: Pasifik’in Sessiz Kahramanları

Dünyanın en geniş okyanuslarında binlerce kilometre yol kateden Polinezyalılar, modern teknolojiler olmadan Pasifik Okyanusu’nu aşıp yüzlerce adaya ulaştılar.

  • Kano Teknolojisi: Çift gövdelive outrigger (dengeleyici) kanolarla açık denizlerde güvenli yolculuk yaptılar.
  • Yön Bulma Sanatı: Yıldızlar, dalga yönü, kuşların uçuşu, bulut formasyonlarıgibi doğal ipuçlarıyla yön tayin ettiler.
  • Kolonileşme:Hawai, Yeni Zelanda, Paskalya Adası gibi uzak topraklara ulaşarak benzersiz bir kültürel dünya inşa ettiler.

Polinezyalılar, insanlığın doğayla uyum içinde gerçekleştirdiği en büyük keşiflerden birine imza attı.[77]

Ve tüm bu tüm bu denizci medeniyetler, ticaretin, kültürel etkileşimin ve keşfin öncüsü oldular. Yalnızca ürün değil; bilgi, inanç, dil ve teknoloji taşıdılar. Haritalar olmadan yol bulanlar, rotalar olmadan bağlantılar kurdular.

Bugünün küresel dünyası, onların cesaretiyle atılan temeller üzerinde yükseliyor.[78]

Bunun ilk başlangıcı da Coğrafi Keşifler, Rönesans ve Reform ile başlayan yeni dönemeç[79] vesilesiyle olurken bilhassa Coğrafi Keşifler vesilesiyle ummanları aşan denizcileri sayesinde Batı, 15. yüzyıldan başlayarak dünya ticaretine hükmeder; büyük zenginlikler biriktirir. Artık medeniyetin merkezi, Batı Avrupa’ya kaymıştır. Böylece insanlık, kapitalist medeniyete sıçramasını Avrupa’nın Atlantik kıyılarında gerçekleştirir.[80]

Bu gelişmeler de günümüzün küresel dünyasının tohumlarını ekmiştir.

Dolayısıyla şunu diyebiliriz ki insanlık tarihi boyunca deniz, yalnızca bir su kütlesi değil; bir yol, bir sınır, bir savaş alanı ve bir yaşam kaynağı olmuştur. Denizcilik tarihi, insanoğlunun okyanuslarla olan etkileşiminin bir hikâyesidir ve etkisi, küresel kültürün her köşesinde hissedilmektedir. En ilkel kanolardan günümüzün dev konteyner gemilerine kadar denizcilik, keşifleri teşvik etmiş, ticareti mümkün kılmış, inanç sistemlerini yaymış ve kültürel alışverişin motoru olmuştur.

1. Denizle İlk Temaslar: İnsanlığın Okyanusla Tanışması 

Yazılı tarihten çok önce insanlar ufka bakıyor, merak, ihtiyaç ya da kutsal bir güdüyle hareket ediyordu. Su üstünde yolculuk—başlangıçta oyma kayıklarla—denizcilik kültürünün doğuşuydu.

  • Austronesian halkları, binlerce yıl önce Tayvan’dan yola çıkarak Filipinler, Endonezya ve Pasifik Adaları’na çift gövdeli kanolarla ve yıldızlara bakarak ulaştı.
  • Nil uygarlığı, papirüs salları ve ahşap teknelerle hem iç ticaret yapıyor hem de yönetimini sürdürebiliyordu.
  • Giritli Minoslularve daha sonra Fenikeliler, gelişmiş gemi yapım teknikleri sayesinde Akdeniz’de boya, metal ve çömlek gibi malları yaygınlaştırdı.

2. Ticaretin ve İmparatorlukların Deniz Üzerindeki Gücü 

Uygarlıklar geliştikçe, deniz yolları ticaretin ve imparatorlukların bel kemiği haline geldi. Denizler, kara yollarından daha hızlı ve güvenliydi; büyük miktarda mal taşıma imkânı sağlıyordu.

  • Hint Okyanusu Ticaret Ağı, Doğu Afrika’dan Hindistan’a ve Güneydoğu Asya’ya kadar uzanan karmaşık bir sistemdi. Baharat, kumaş, fildişi ve fikirler serbestçe dolaşıyordu.
  • Yunan ve Roma donanmaları, Akdeniz’de ticaretin ve siyasi düzenin koruyucusuydu.
  • Venedik ve Malakkagibi denizci şehir devletleri, stratejik boğaz ve limanları kontrol ederek zenginleşti.

Denizlerin kontrolü, devletlerin kaderini belirledi. Portekiz, İspanya, İngiltere ve Hollanda gibi ülkeler, filolarıyla kıtaları birbirine bağladı, sömürgeler kurdu ve dünya siyasetini şekillendirdi.

3. Keşif Çağı: Coğrafyanın Yeniden Yazılması 

  1. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar süren Keşif Çağı, yalnızca yeni toprakların bulunması değil, izole dünyaların birbirine bağlanması anlamına geliyordu.
  • Portekizli kâşifler(Prens Henry, Bartolomeu Dias, Vasco da Gama), Afrika’yı dolaşarak Asya’ya ulaştı.
  • İspanyol seferleri, Kolomb ve Magellan önderliğinde Amerika kıtasını keşfetti ve ilk dünya çevresini tamamladı.
  • Bu yolculuklar sayesinde dünya haritası yeniden çizildi ve Kolomb Takası başladı: bitkiler, hayvanlar, insanlar, teknoloji ve hastalıklar kıtalar arasında dolaşmaya başladı.

Keşif gemileriyle birlikte misyonerler, tüccarlar ve göçmenler de yayıldı. Sonuç olarak, dinlerden mutfaklara kadar birçok kültürel unsur dünya çapında yayıldı.

4. Deniz Savaşları ve Gücün Dengesi 

Denizleri kontrol etmek yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir üstünlüktü. Donanma üstünlüğü, bir imparatorluğun etkisini okyanus ötesine taşıyabilmesini sağlıyordu.

  • İspanyol Armadası ve Lepanto Deniz Savaşı, deniz savaşlarının imparatorlukları nasıl etkileyebileceğini gösterdi.
  • İngiliz Kraliyet Donanması, 18. yüzyıldan itibaren dünya denizlerinin hâkimi oldu.
  • yüzyılda deniz gücü, denizaltılar, uçak gemileri ve küresel lojistik ağlar gibi modern unsurlarla evrildi. Midway Savaşı ve Atlantik Konvoyları, II. Dünya Savaşı’nın kaderini belirledi.

Günümüzde bile donanma varlığı, ülkelerin politik sinyaller vermek ve caydırıcılık oluşturmak için kullandığı önemli bir araçtır.

5. Kültürel Etkileşimin Deniz Yolu 

Belki de denizcilik tarihinin en kalıcı etkisi kültürel etkileşimdir. Deniz, fikirlerin, inançların, sanatın ve dillerin taşıyıcısı oldu.

  • İslam, Hint Okyanusu ticaret yolları aracılığıyla Doğu Afrika’dan Güneydoğu Asya’ya kadar yayıldı.
  • Afrika müziği ve ritimleri, köle ticaretiyle Karayipler’e ve Amerika kıtasına ulaştı. Caz, blues ve samba gibi müzik türlerinin temelini attı.
  • Çin porseleni, Hint baharatları ve Arap matematiği, Avrupa kültürünü zenginleştirdi.

İstanbul, Zanzibar, Amsterdam, Kolkata, Lima, Singapur gibi liman kentleri, kültürel karışımın ve yeniliğin merkezleri oldu.

6. Günümüzün Denizcilik Mirası 

Dijital çağda bile denizler hâlâ merkezi bir rol oynuyor:

  • Küresel ticaretin %90’ından fazlası hâlâ gemilerle yapılıyor.
  • Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS)gibi yasalar, deniz sınırlarını, balıkçılığı ve uluslararası deniz taşımacılığını düzenliyor.
  • Kıyı kültürleri, müzeler, festivaller, müzikler ve gelenekler aracılığıyla denizcilik mirasını yaşatıyor.

Ayrıca, deniz kirliliği, iklim değişikliği ve aşırı avlanma gibi çevresel tehditler, okyanusların korunmasına yönelik küresel bir bilinç oluşturuyor.

Ortak Bir Deniz Geçmişi, Küresel Bir Kültürel Gelecek 

Denizler, insanlık tarihinin en eski ve en etkili bağlantı aracıdır. İmparatorlukları şekillendirmiş, inançları yaymış, yemek kültürünü zenginleştirmiş ve dilleri birleştirmiştir. Denizcilik tarihini anlamak, insanlık olarak nasıl iç içe geçmiş bir geçmişe sahip olduğumuzu ve okyanusların kültürel bağlarımızı nasıl şekillendirdiğini anlamamıza yardımcı olur.[81]

Sonuç

Denizciliğin tarihsel gelişimi incelendiğinde, bu alanın yalnızca ulaşım araçlarının teknik evriminden ibaret olmadığı; insanlığın yaşam biçimini, ekonomik ilişkilerini, toplumsal örgütlenmesini ve kültürel etkileşimini şekillendiren temel unsurlardan biri olduğu görülmektedir. İlk çağlarda sal, kano ve ilkel kayıklarla başlayan su ulaşımı, zamanla nehirlerden göllere, kıyı denizlerinden açık deniz ve okyanuslara uzanan büyük bir dönüşüm geçirmiştir. Bu süreç, insan topluluklarının doğaya uyum sağlama çabasının ve teknolojik yaratıcılığının önemli bir göstergesidir.

Araştırma kapsamında değerlendirilen Hazar Havzası, Aral Gölü, Ceyhun ve Seyhun nehirleri gibi bölgeler, erken uygarlıkların gelişiminde stratejik rol oynamıştır. Bu su havzaları; yerleşik hayatın kurulması, tarımsal üretimin gelişmesi, ticaret yollarının oluşması ve kültürel etkileşimin artması açısından belirleyici merkezler hâline gelmiştir. Aynı zamanda bu coğrafyaların, insan hareketliliği ve göç süreçleri üzerinde de doğrudan etkili olduğu anlaşılmaktadır.

İklim değişimleri, buzul çağları ve deniz seviyelerindeki dalgalanmalar da denizcilik tarihinin şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. Çevresel baskılar karşısında toplulukların yeni yaşam alanları araması, su yollarına yönelmesi ve denizcilik faaliyetlerini geliştirmesi; coğrafyanın tarih üzerindeki etkisini açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu nedenle denizcilik tarihi, aynı zamanda insanın çevresel koşullara verdiği uyum mücadelesinin de tarihidir.

Sonuç olarak denizcilik, medeniyetlerin yükselişinde ve dünya tarihinin şekillenmesinde merkezi bir konuma sahiptir. Ticaretin gelişmesi, kültürlerin birbirine yaklaşması, siyasi güç dengelerinin değişmesi ve teknolojik ilerlemelerin hızlanmasında denizcilik belirleyici bir unsur olmuştur. Geçmişten günümüze uzanan bu tarihsel süreç, denizlerin yalnızca coğrafi alanlar değil; aynı zamanda uygarlıkların taşıyıcısı ve insanlığın ortak mirası olduğunu göstermektedir.

Kaynakça:

Andrey Leonidoviç Chepalyga, “The late glacial great flood in the Ponto-Caspian basin”. In Valentina Yanko-Hombach; Allan Gilbert; Nicolae Panin; Pavel Markovich Dolukhanov (eds.). The Black Sea Flood Question: Changes in coastline, climate, and human settlement. Dordrecht: Springer. 2007; akt. Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

Antik Denizcilik Medeniyetleri: Akdeniz’den Pasifik’e Uzanan Bir Yolculuk, Unoks, 20 Haziran 2025, https://www.unoks.com/tr/blog/denizcilik-tarihi/antik-denizcilik-medeniyetleri-akdenizden-pasifike-uzanan-bir-yolculuk, erişim tarihi: 20.04.2026

Aysen Ergin, Kıyı Mühendisliği: Temel Kavramlar ve Uygulamalar, 3. Baskı, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Yayıncılık, Ankara, 2015

Bedri Alper Öztürk, “İklim Değişikliği ve Yükselen Deniz Seviyesinin Kıyı Yapılarına Etkileri”, Deniz Bilimleri ve Mühendisliği Dergisi, Cilt 15, Sayı 2, 2019

Boris Natal’in ve Ali Mehmet Celâl Şengör, ‘Late Palaeozoic to Triassic Evolution of the Turan and Scythian Platforms: The Pre-history of the Palaeo-Tethyan Closure’, Tectonophysics, cilt 404, sayı 3-4, 2005; akt. Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

Denizin Mirası: Denizcilik Tarihi ve Küresel Kültüre Etkisi, Unoks, 8 Temmuz 2025, https://www.unoks.com/tr/blog/denizcilik-tarihi/denizin-mirasi-denizcilik-tarihi-ve-kuresel-kulture-etkisi, erişim tarihi: 08.05.2026

Doğu Perinçek, Hz. Muhammed Silahlı Peygamberin Medeniyet Devrimi, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2019

Dücane Cündioğlu, Hz. İnsan, Kapı Yayınları, İstanbul, 2017

Erdem Sözer, “Geçmişten Günümüze Büyük Taşkınların Kıyı Planlamasındaki Dönüştürücü Rolü”, Denizcilik ve Lojistik Araştırmaları Dergisi, Cilt 4, Sayı 3, 2021

İbrahim Kalın, Ben, Öteki ve Ötesi: İslam-Batı İlişkileri Tarihine Giriş, İnsan Yayınları, İstanbul, 2022

İhsan Çiçek, “Kıyı Yönetimi ve Güvenli Denizcilik Stratejileri”, Coğrafi Bilimler Dergisi, Cilt 8, Sayı 1, 2010

Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik, çev. Ülker İnce, Pegasus Yayınları, İstanbul, 2018

Mehmet Aydın, İslam’ın Evrenselliği ve Modernleşme, Ufuk Kitapları, İstanbul, 2000

Mikhail Grosswald, An Antarctic-style ice sheet in the Northern Hemisphere: Towards new global glacial theory, Polar Geography, 1988; akt. Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

Mikhail Grosswald, Late Weichselian Ice Sheets of Northern Eurasia. Quaternary Research 13, 1980; akt. Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026 ve Jan Mangerude et al., 2004 ‘Ice Dammed Lakes and Rerouting of the Draining of northern Eurasia During the Last Glaciation’. Quaternary Science Review 23 1313-1332; akt. Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

Mustafa Ergün, Paleogeography of Caspian Sea, Water Level Fluctuations, and Consequences on the Environment and Civilization, Münir Öztürk • Volkan Altay • Recep Efe (Editors) Biodiversity, Conservation and Sustainability in Asia Volume 1: Prospects and Challenges in West Asia and Caucasus, 2021; akt. Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

Pavel Dolukhanov, Andrey Leonidoviç Chepalyga, Lavretova, N.V., 2010, The Khvalynian transgression and the Caspianbasin, Quaternary International, 225; akt. Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

Tahsin Parlak, Turfan’dan Turan Denizi’ne, Turan Denizi’nden Günümüze Aral’ın Sırları, Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği Yayınevi, Ankara 2005

Yalçın Yüksel, Liman ve Kıyı Yapıları, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Yayınları, İstanbul, 2010

Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi: Başlangıcından Zamanımıza Kadar, Hayat Yayınları, İstanbul, 1967, c. I

Dipnotlar:

[1] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[2] Uygarlığın temellerinin atılması ile ilgili detaylar için bkz. Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik, çev. Ülker İnce, Pegasus Yayınları, İstanbul, 2018

[3] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[4] Mustafa Ergün, Paleogeography of Caspian Sea, Water Level Fluctuations, and Consequences on the Environment and Civilization, Münir Öztürk • Volkan Altay • Recep Efe (Editors) Biodiversity, Conservation and Sustainability in Asia Volume 1: Prospects and Challenges in West Asia and Caucasus, 2021, sf. 615-638; akt. Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[5] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[6] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[7] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[8] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[9] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[10] Boris Natal’in ve Ali Mehmet Celâl Şengör, ‘Late Palaeozoic to Triassic Evolution of the Turan and Scythian Platforms: The Pre-history of the Palaeo-Tethyan Closure’, Tectonophysics, cilt 404, sayı 3-4, 2005, sf. 175–202; akt. Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[11] Boris Natal’in ve Ali Mehmet Celâl Şengör, ‘Late Palaeozoic to Triassic Evolution of the Turan and Scythian Platforms: The Pre-history of the Palaeo-Tethyan Closure’, Tectonophysics, cilt 404, sayı 3-4, 2005, sf. 175–202; akt. Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[12] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[13] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[14] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[15] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[16] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[17] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[18] Tahsin Parlak, Turfan’dan Turan Denizi’ne, Turan Denizi’nden Günümüze Aral’ın Sırları, Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği Yayınevi, Ankara 2005, sf. 19

[19] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[20] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[21] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[22] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[23] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[24] Mikhail Grosswald, Late Weichselian Ice Sheets of Northern Eurasia. Quaternary Research 13, 1980; akt. Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[25] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[26] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[27] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[28] Mikhail Grosswald, Late Weichselian Ice Sheets of Northern Eurasia. Quaternary Research 13, 1980; akt. Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[29] Mikhail Grosswald, Late Weichselian Ice Sheets of Northern Eurasia. Quaternary Research 13, 1980; akt. Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026 ve Jan Mangerude et al., 2004 ‘Ice Dammed Lakes and Rerouting of the Draining of northern Eurasia During the Last Glaciation’. Quaternary Science Review 23 1313-1332; akt. Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[30] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[31] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[32] Andrey Leonidoviç Chepalyga, “The late glacial great flood in the Ponto-Caspian basin”. In Valentina Yanko-Hombach; Allan Gilbert; Nicolae Panin; Pavel Markovich Dolukhanov (eds.). The Black Sea Flood Question: Changes in coastline, climate, and human settlement. Dordrecht: Springer. 2007, pp. 118−148; akt. Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[33] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[34] Mikhail Grosswald, An Antarctic-style ice sheet in the Northern Hemisphere: Towards new global glacial theory, Polar Geography, 1988; akt. Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[35] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[36] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[37] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[38] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[39] Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi: Başlangıcından Zamanımıza Kadar, Hayat Yayınları, İstanbul, 1967, c. I, sf. 17

[40] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[41] Andrey Leonidoviç Chepalyga, “The late glacial great flood in the Ponto-Caspian basin”. In Valentina Yanko-Hombach; Allan Gilbert; Nicolae Panin; Pavel Markovich Dolukhanov (eds.). The Black Sea Flood Question: Changes in coastline, climate, and human settlement. Dordrecht: Springer. 2007, pp. 118−148; akt. Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[42] Gobustan; Belek; Mankışlık; Manas-Ozen; Sukhaya Mecehetka; Pavel Dolukhanov, Andrey Leonidoviç Chepalyga, Lavretova, N.V., 2010, The Khvalynian transgression and the Caspianbasin, Quaternary International, 225, 152-159; akt. Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[43] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[44] Pavel Dolukhanov, Andrey Leonidoviç Chepalyga, Lavretova, N.V., 2010, The Khvalynian transgression and the Caspianbasin, Quaternary International, 225, 152-159; akt. Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[45] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[46] Andrey Leonidoviç Chepalyga, “The late glacial great flood in the Ponto-Caspian basin”. In Valentina Yanko-Hombach; Allan Gilbert; Nicolae Panin; Pavel Markovich Dolukhanov (eds.). The Black Sea Flood Question: Changes in coastline, climate, and human settlement. Dordrecht: Springer. 2007, pp. 118−148; akt. Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[47] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[48] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[49] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[50] Tahsin Parlak, Turfan’dan Turan Denizi’ne, Turan Denizi’nden Günümüze Aral’ın Sırları, Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği Yayınevi, Ankara 2005, sf. 19

[51] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[52] Yaratılış 9:5

[53] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[54] Yaratılış 6:14–16

[55] Yaratılış (Tekvin) 6:19

[56] Greg Neyman, Where Was the Flood of Noah?, Old Earth Creation Science, 2007; akt. Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[57] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[58] Muazzez İlmiye Çığ, Sümerlilerde Tufan-Tufanda Türkler, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2008, sf. 168

[59] Muazzez İlmiye Çığ, a.g.e., sf. 168

[60] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[61] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[62] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[63] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[64] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[65] Hatice Palaz Erdemir, Eski Türklerde su ve su ulaşımı, Turkish Studies – International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 6/2 Spring 2011, p. 819-836

[66] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[67] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[68] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[69] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[70] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[71] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[72] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[73] Andrey Leonidoviç Chepalyga, “The late glacial great flood in the Ponto-Caspian basin”. In Valentina Yanko-Hombach; Allan Gilbert; Nicolae Panin; Pavel Markovich Dolukhanov (eds.). The Black Sea Flood Question: Changes in coastline, climate, and human settlement. Dordrecht: Springer. 2007, pp. 118−148; akt. Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[74] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[75] Mustafa Ergün, Denizciliğin Başlaması, Kırmızılar, 8 Temmuz 2024, https://www.kirmizilar.com/denizciligin-baslamasi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[76] Bu hususa dair ayrıntı için bkz. Bedri Alper Öztürk, “İklim Değişikliği ve Yükselen Deniz Seviyesinin Kıyı Yapılarına Etkileri”, Deniz Bilimleri ve Mühendisliği Dergisi, Cilt 15, Sayı 2, 2019, sf. 45-60; Aysen Ergin, Kıyı Mühendisliği: Temel Kavramlar ve Uygulamalar, 3. Baskı, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Yayıncılık, Ankara, 2015, sf. 112-124; Yalçın Yüksel, Liman ve Kıyı Yapıları, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Yayınları, İstanbul, 2010, sf. 204-218; İhsan Çiçek, “Kıyı Yönetimi ve Güvenli Denizcilik Stratejileri”, Coğrafi Bilimler Dergisi, Cilt 8, Sayı 1, 2010, sf. 89-105; Erdem Sözer, “Geçmişten Günümüze Büyük Taşkınların Kıyı Planlamasındaki Dönüştürücü Rolü”, Denizcilik ve Lojistik Araştırmaları Dergisi, Cilt 4, Sayı 3, 2021, sf. 12-25

[77] Antik Denizcilik Medeniyetleri: Akdeniz’den Pasifik’e Uzanan Bir Yolculuk, Unoks, 20 Haziran 2025, https://www.unoks.com/tr/blog/denizcilik-tarihi/antik-denizcilik-medeniyetleri-akdenizden-pasifike-uzanan-bir-yolculuk, erişim tarihi: 20.04.2026

[78] Antik Denizcilik Medeniyetleri: Akdeniz’den Pasifik’e Uzanan Bir Yolculuk, Unoks, 20 Haziran 2025, https://www.unoks.com/tr/blog/denizcilik-tarihi/antik-denizcilik-medeniyetleri-akdenizden-pasifike-uzanan-bir-yolculuk, erişim tarihi: 20.04.2026

[79] Bu husus ile ilgili bkz. Dücane Cündioğlu, Hz. İnsan, Kapı Yayınları, İstanbul, 2017; İbrahim Kalın, Ben, Öteki ve Ötesi: İslam-Batı İlişkileri Tarihine Giriş, İnsan Yayınları, İstanbul, 2022; Mehmet Aydın, İslam’ın Evrenselliği ve Modernleşme, Ufuk Kitapları, İstanbul, 2000

[80] Doğu Perinçek, Hz. Muhammed Silahlı Peygamberin Medeniyet Devrimi, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2019, sf. 40

[81] Denizin Mirası: Denizcilik Tarihi ve Küresel Kültüre Etkisi, Unoks, 8 Temmuz 2025, https://www.unoks.com/tr/blog/denizcilik-tarihi/denizin-mirasi-denizcilik-tarihi-ve-kuresel-kulture-etkisi, erişim tarihi: 08.05.2026

Yazar
Kırmızılar

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen