Uğur UTKAN
Öz
Madenler, insanlık tarihinin en eski dönemlerinden itibaren uygarlıkların gelişimini belirleyen temel unsurlardan biri olmuştur. Taş Devri’nden itibaren bakır, tunç ve demirin keşfedilmesi; üretim tekniklerinin, savaş teknolojilerinin, ticaret ağlarının ve devlet organizasyonlarının gelişmesine doğrudan etki etmiştir. Bu çalışma, madenlerin insanlık uygarlığı üzerindeki tarihsel etkilerini ilk metal kullanımından modern dönemin stratejik enerji ve yeraltı kaynakları mücadelelerine kadar geniş bir perspektifte incelemektedir. Çalışmada özellikle Türklerin demircilik ve madencilik alanındaki tarihsel birikimi, Orta Asya’daki metalürji merkezleri, İpek Yolu üzerinden gerçekleşen maden ticareti ve Türk kültürünün dünya uygarlığına katkıları ele alınmıştır. Ayrıca krom, petrol, doğalgaz, lityum ve nadir elementler gibi stratejik kaynakların günümüz küresel siyasetindeki rolü değerlendirilmiş; madenlerin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda askerî ve jeopolitik bir güç unsuru olduğu vurgulanmıştır. Sonuç olarak çalışma, madenlerin tarih boyunca medeniyetlerin yükselişini, devletler arası rekabeti ve dünya düzeninin şekillenmesini belirleyen temel faktörlerden biri olduğunu ortaya koymaktadır.
Anahtar Kelimeler: Madencilik, Uygarlık Tarihi, Demircilik, Türkler, Metalürji, İpek Yolu, Stratejik Madenler, Jeopolitik, Ekonomi Tarihi, Orta Asya
Abstract
Minerals and metals have been among the primary factors shaping the development of civilizations throughout human history. From the Stone Age onward, the discovery and processing of copper, bronze, and iron directly influenced production techniques, military technologies, trade networks, and state formations. This study examines the historical impact of mining and mineral resources on human civilization, ranging from the earliest use of metals to the modern struggle over strategic energy and underground resources. Particular emphasis is placed on the historical accumulation of Turkish mining and blacksmithing traditions, the metallurgical centers of Central Asia, mineral trade along the Silk Road, and the contributions of Turkish culture to world civilization. In addition, the geopolitical importance of strategic resources such as chromium, petroleum, natural gas, lithium, and rare earth elements in contemporary global politics is analyzed. The study argues that minerals have functioned not only as economic assets but also as military and geopolitical instruments of power. Consequently, this research demonstrates that mineral resources have been one of the principal forces shaping the rise of civilizations, interstate competition, and the global order throughout history.
Keywords: Mining, History of Civilization, Blacksmithing, Turks, Metallurgy, Silk Road, Strategic Minerals, Geopolitics, Economic History, Central Asia
Giriş
İnsanlık tarihi incelendiğinde uygarlıkların yükselişinde ve dünya düzeninin şekillenmesinde madenlerin belirleyici bir rol oynadığı açıkça görülmektedir. İlk çağ insanının taş devrinden çıkarak metalleri keşfetmesi, yalnızca teknik bir ilerleme değil; aynı zamanda ekonomik, askerî, kültürel ve siyasal dönüşümlerin de başlangıcı olmuştur. Bakırın işlenmesiyle başlayan süreç, tunç ve demirin kullanımının yaygınlaşmasıyla yeni çağların doğmasına neden olmuş; böylece madenler, insanlık tarihine yön veren temel unsurlardan biri hâline gelmiştir. Nitekim tarih boyunca toplumların güçlenmesi, üretim kapasitesini artırması, savaş teknolojilerini geliştirmesi ve ticaret ağlarını genişletmesi büyük ölçüde yer altı kaynaklarına hâkim olabilmeleriyle bağlantılı olmuştur.
Madenler yalnızca ekonomik değer taşıyan doğal kaynaklar değil; aynı zamanda medeniyetlerin gelişimini hızlandıran stratejik unsurlar olarak da öne çıkmıştır. Bakır, tunç ve demir gibi metallerin işlenmesi; tarım araçlarının gelişmesine, savaş teknolojilerinin değişmesine, şehirleşmenin hızlanmasına ve uluslararası ticaret yollarının oluşmasına zemin hazırlamıştır. Özellikle demirin yaygın kullanımı, devletlerin askerî gücünü artırmış ve büyük imparatorlukların ortaya çıkışını kolaylaştırmıştır. Bu sebeple tarih boyunca birçok coğrafya, sahip olduğu zengin maden yatakları nedeniyle siyasî rekabetlerin, savaşların ve küresel mücadelelerin merkezinde yer almıştır.
Türklerin tarih sahnesindeki yükselişinde de madencilik ve demir işçiliğinin önemli bir yeri bulunmaktadır. Orta Asya’nın zengin maden yataklarına sahip olması, Türk topluluklarının erken dönemlerden itibaren gelişmiş bir demircilik kültürü oluşturmasına katkı sağlamıştır. Atlı bozkır kültürüyle birleşen bu metal işleme becerisi, Türklerin askerî üstünlük kurmalarında ve geniş coğrafyalara yayılmalarında etkili olmuştur. Aynı zamanda İpek Yolu üzerinden yürütülen maden ve metal ticareti, Türklerin farklı medeniyetlerle etkileşime girmesine ve dünya uygarlığına katkıda bulunmasına zemin hazırlamıştır.
Modern çağda ise madenlerin stratejik önemi daha da artmıştır. Sanayi devrimiyle birlikte kömür, demir ve çelik; günümüzde ise petrol, doğalgaz, krom, lityum ve nadir toprak elementleri küresel güç mücadelesinin merkezine yerleşmiştir. Bugün devletlerin dış politikaları, ekonomik rekabetleri ve hatta askerî müdahaleleri büyük ölçüde enerji kaynakları ve yer altı zenginlikleri etrafında şekillenmektedir. Bu durum, madenlerin yalnızca geçmiş uygarlıkları değil, çağdaş dünya siyasetini ve ekonomik düzeni de belirleyen temel faktörlerden biri olduğunu göstermektedir.
Bu çalışmada, madenlerin insanlık tarihine ve uygarlığın gelişimine olan etkileri ele alınacak; ilk metal kullanımından modern dönemdeki stratejik maden mücadelelerine kadar uzanan süreç incelenecektir. Ayrıca Türklerin madencilik alanındaki tarihî birikimi, dünya uygarlığına katkıları ve madenlerin ekonomik-siyasal güç unsuru hâline dönüşmesi tarihsel örnekler ışığında değerlendirilecektir.
Uzunca bir süre kaba taș, yontma taș ve cilalı taș devrini yașayan insanoğlunun doğadaki madenleri keșfetmeye bașlamasıyla maden devri bașladı. Keșfedilen madenler çağlara adını verdi.
Sırasıyla:
Bakır çağını yașadık,
Tunç çağını yașadık,
Demir –çelik çağını yașadık,
Nükleer çağı yașıyoruz.
İnsanoğlu taș devrinden bugüne yer kabuğundaki madenleri (mineralleri ve fosil yakıtları) keșfederek onları bașlangıçta avlanma ve savunma amacıyla silah yapımında kullanmıștır.
Daha sonraki süreçte madenler modern bir yașam için hayatımızın her alanında kullanılmaya bașlanmıștır.[1]
Kısacası değişmekte ve sanayileşmekte olan dünyamızın gelişimi yeni bulunan madenler ve bu madenlerin kullanım alanlarıyla ilişkili olmuştur. Madenlerin bulunması ve kullanılması insan hayatında köklü değişikliklere neden olduğu gibi eski zamanlara da isimlerini vermiştir (Taş devri, Tunç devri, vb.).[2]
İlk Metalin Üretildiği Maden Bakır
Bakırın keşfi, insanlık tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Uygarlıklar tarafından kullanılan ilk metaldi ve dövüle bilirliği ve iletkenliği onu paha biçilmez kılıyordu. Bakır başlangıçta alet ve silah oluşturmak için kullanıldı ve erken uygarlıklara avcılık ve savaşta avantaj sağladı. Üstün araçlar üretme yeteneği ile rakiplerine hükmedebildiler ve egemenliklerini ortaya koyabildiler.[3]
Demir: İmparatorlukları Şekillendiren Metali Oluşturan Maden
Demirin tanıtılması insanlık tarihinde bir dönüm noktası oldu. Demir sadece bronzdan daha güçlü değil, aynı zamanda daha boldu, bu da onu daha geniş bir medeniyet yelpazesine erişilebilir kıldı. Demirin aletlerde, silahlarda ve altyapıda yaygın kullanımı toplumları dönüştürdü ve onları yeni güç seviyelerine taşıdı. Demir, imparatorlukların genişlemesinde çok önemli bir rol oynadı, yeni bölgeleri fethetmelerini ve rakip medeniyetler üzerinde egemenliklerini kurmalarını sağladı.[4]
Demircilik Erbabı Türkler
Milattan önce 2000’lere rastlayan ve Çinlilerin kendilerine mâl ettiği Ho-nan civarlarındaki Yang-shao ve doğudaki Lung-shan kültür çevrelerinin hepsinde Türk tesiri vardır. Ve bu alan çok geniş bir bölgeyi kapsar. Bu sırada Kuzey Çin’in özellikle bozkır özelliğini yansıtan yayla ve ovaları Türklerle meskûn iken, dağlık alanları da Tibetlilerden ibaret idi. Çinliler ise, zahmetlere katlanmıyorlar, daha çok köy ve kasabalarda oturarak, ziraat ile ticareti seçiyorlardı. Moğollar biraz doğuda ve uzaktaydılar. Ama burada şunu söyleyebiliriz ki, milattan evvel 3 binlerden itibaren kuzeyde Çin’i etkileyen birkaç kültür olmasına rağmen bunlardan en ileri düzeydeki Türklere aitti ve onlar Çin devletinin teşekkülünde en mühim rolü oynadılar.[5]
İnsanlık tarihinin gelişmesi diyebileceğimiz pek çok şey, Türklerin yaşadığı sanılan bu memleketlerde bulunmaktaydı. Her şeyden önce buraları zengin maden yatakları ve başta da demir açısından kıymetli idi. Demircilikle uğraşan Türkler açısından diğer Asya topluluklarına karşı bir üstünlüktü. Ayrıca atı da ilk ehlileştirenlerin Bozkırlı Türkler olduğu bugün pek çok ilim çevresi tarafından kabul görmektedir. Atı çağımızın şartlarıyla kıyasladığımızda; bir savaş ve ulaşım aracı olarak tekerlekli vasıtalarla, uçaklar zamanımızda ne ise, at da geçmişte öyle idi.
Dünyada ilk defa üzengiyi icat ederek atı ehlileştiren, onu bir binek hayvanı ve savaş aracı olarak kullanan Türkler, bu üstünlükleri sayesinde binlerce kilometrelik alanları bir anda geçmişler ve pekçok yere sahip olma imkânına kavuşmuşlardır. Madencilik ve demircilikte en ileri düzeydeki eski Türkler, yaptıkları savaş araç ve gereçlerini bir ihraç ürünü olarak da pazarlamaktaydılar. Mesela batıdaki On Ok Türkleri demir ticaretiyle de meşgul oluyorlardı. Bayırdakiler sadece at yetiştiriciliğinde değil, demircilikte de maharetliydiler. Çin kaynakları Kırgızlardan söz ederken; her yağmurdan sonra topraklarında demir çıkar ve bundan gayet keskin silahlar yaparlardı, diyor. Onların imali olan kesici aletlere bütün Orta Asya’da rağbet ediliyordu ve bu harika kılıçlar ile örme zırhları Çin imparatorları bile alıyordu. Kısacası at ve demir işçiliğinin insan medeniyetinde yeni bir çağın başlangıcı olduğunu kimse inkâr edemez.[6]
Ayrıca kuzeyden yaşanan Türk akınları neticesinde Çin’de, Türklerin geliştirdiği maden sanatı da yerleşti. Özellikle Türklerin ileri bir seviyeye getirdiği bronz sanayi, kuzeyden güneye indi. Bu dönemden kalma arkeolojik malzemeler, ortaya çıkış yeri Güney Sibirya olan hayvan üslubunu yansıtır ki, tunç ve tunç aletler de Türk topraklarının olduğu yerlerden gelmiştir. Bu sanat eserlerinde görülen hayvan motifleri doğrudan doğruya Türk-Hunlara aitti.
Bunlar daha çok vahşi tabiatın bir parçası olarak görülen kurt, geyik, kartal, keçi vs. yaban hayvanlarıydı. Kilim, keçe (kiyiz), elbise, kayış, silah, kap-kacak, heykel ve mezar taşları ile kayalar üzerinde ya bunlara dair av sahneleri ya da bu tür canlıların birbirleriyle mücadeleleri resmedilmekte idi.[7]
Bir önemli değişiklik de, kuzeyden yayılan Tek Tanrı inancının Çin’de de kendini belirtmeye başlamasıdır. Ayrıca at, Çinlilerin yararlandığı bir hayvan olduğu gibi, araba da Türklerin sayesinde günlük hayatta kullanıma geçmiştir[8] ki, Çin medeniyetinin inkişafında bunların son derece mühim rolü vardır.[9]
Zaten Türklerin ata yurdu olarak Hazar-Turan bölgesi, demirin ilk elde edildiği yer olma vasfına sahiptir. Bu özelliğinin bir sonucu olarak Pulluk yapımı üretimi arttırmıştır. Aslında, şimdiye kadar sadece on dört büyük hayvan türü (yani 50 kg’ı aşan hayvanlar) evcilleştirilmiştir ve bunlardan sadece biri Avrasya dışındaki bir bölgeye özgüdür ki adı “lama” olan bu tür, Güney Amerika’da bulunur. Bu bölgede yük taşımada kullanılan Çift-Hörgüçlü Bakteryan (Türk) devesinin evcilleştirilmesi, çok önemlidir.
Eski Tetis Okyanusu temeli olan yapının üzerinde oluşan Alp-Himalaya kuşağı maden cevherleri açısından çok zengindir. Harran’ın kuzeyi Bitlis Büklüm Kuşağı ve batıya Toroslara ve doğuya Zağros Dağlarına ve Pamirlere uzanan bölgeler çok önemli metalojenik bölgelerdir (Bakır, Kurşun, Çinko, Kalay ve Demir).[10]
Jennifer Garner, Tunç Çağı’nda kalay üretiminin Afganistan’ın kuzeyinde yapıldığının arkeolojik kanıtlarını ortaya koymuştur.[11]
Günümüzde Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan ve Kazakistan olarak bilinen bölgede Tunç Çağında Zerafşan vadisinin güneyindeki Hisar Dağlarından Pamir ve Tanrı Dağlarına kadar dağ uzantılarında önemli maden ocakları vardır. Önemli maden yatakları güneydoğuya doğru Kırgızistan, Atasu Dağları (orta Kazakistan), ve Kalba Narim Massif ve Altay Dağları (doğu Kazakistan)’ya doğru yer almaktadırlar. Bu bölgelerde bazıları Tunç Çağı işletmeleri olduğu anlaşılan birçok maden ocakları vardır. Zerafşan vadisinin güneyinde Buhara ile Semerkant arasında çok sayıda kalay işletme ocakları vardır.[12]

Fotoğraf: Orta Asya’da farklı madencilik ve metalürji merkezlerini gösteren harita, özellikle Zerafşan vadisi.[13]
I: Kızılkum çölü; II: Soğdanya; III: Hisar Dağı; IV: Badakşan bölgesi; V: Afganistan; VI: Fergana; VII: Şaş-Ilak bölgesi; VIII: Çatal Dağ; IX: Talas; X: Balkaş bölgesi; XI: Kuzey Betpak-dala; XII: Dzhezkazgan bölgesi; XIII: Karaganda-Karlinsk bölgesi; XIV: Bajaul bölgesi; XV: Kuzey Kazakistan (Kokshetau); XVI: Doğu Kazakistan (Kalba-Narim); XVII: Batı Kazakistan (Güney-Urallar); XVIII: Güneydoğu Urallar bölgesi.[14]
İskitlerin altın elbiselerinin kökeni buradan gelmektedir. Ayrıca Demir madeni çıkarılması ve işlenmesi ilk defa bu bölgede yapılmıştır. Başka etmenlerle beraber bu bölgede ileri bir uygarlık yaratılmıştı.[15]
Tunç çağının temel ön koşulu eritmenin geliştirilmesiydi (cevherden metal çıkarma işlemi). Yeterli miktarda metal eritildikten sonra, çekiçlenebilir veya istenilen bir şekle dökülebilir (eritilebilir ve bir kalıba dökülebilir). Eritme teknolojisi ilk olarak Güneybatı Asya’da ortaya çıktı. Eritilen ilk metal bakırdı. Oldukça yumuşak bir metal olan bakır, alet ve silahların yapımı için yeterli değildir. Ancak sonunda, bakırı kalayla karıştırarak çok daha sert bir metal elde edildiği keşfedildi: tunç (Bazen kalay yerine başka elemanlar kullanılırdı).[16]
Altay halkının yaşamını değiştiren madencilikle ilgili olabilir. Eski bir destan bu olayı, Altay halkına Gök Tanrı’yı anlatan ve onlara demir cevherini işlemeyi öğreten Gezer Han öyküsüne bağlar. Yeni Tanrı ve yeni element ilişkisi aşikârdır. Altaylının bilincinde onlar her zaman tek ve ayrılmaz bir bütün olarak kalmıştır. Demiri boşuna “göksel metal”, “göklerin armağanı” olarak adlandırmıyorlardı. Göklerde birçok değerli maden yataklarının sahibi Tanrı, insanlara cevheri eritip, demir elde etme yeteneği bağışladı. Altay halkı da ona ibadet etmeye başladı. Felsefe bu anlayış zemininde bina oldu, toplumla birlikte gelişip bir dünya görüşü doğurdu ve zamanla olgunlaşıp yeni yaşamın ahlaki temel değerlerini oluşturarak din haline geldi.
Yeryüzünde demir madenini eriten yoktu. Yapamadılar. Demir cevherin içinden çıkıyordu ve bu çok fazla yakıt tüketimi gerektiren zahmetli bir işti. Altaylılar demiri eritmeyi öğrendiler! Onlara Gök Tanrı’nın armağanıydı yeni yaşam tarzı. Sonsuz mavi göğün Tanrı’sı ve ona ibadet geleneği buradan şekillendi. Örneğin en yüce varlık için yapılan bir şenlik, toplum liderinin getirdiği örse çekiç vurularak başlardı. Bu da çan çalma âdetinin başlangıcıdır. Çan yani “kolokol” (kalık kol) Türkçe karşılığı ise “göklere dua”[17]
Yani inanca yerleşen çan sesinin, adil insanların ruhunda doğmaması elbette olanaksızdı. Sadece işitme yeteneği olmayanlar onu duymazdı, ama onlar da bu sesi hissederlerdi. “Demirin ruhu” Türk kavmini ayrıcalıklı yaptı. Bu iddia tamamen yerindedir. Gerçekten de Altay dünyanın en kaliteli ve bol demir cevherine sahipti ve onlara silahı, “maharetli ellerinde özgürlük ve zafer aracına dönüşecek olan metali verdi” diye yazıyor tarihçiler ve metalürji uzmanları. İşte demir, tevhit inancıyla ayrılmaz bir bütün olarak Büyük Kavimler Göçü’ne eşlik etti; onun alameti, düşünce yapısı, sesi oldu.[18]
Bir de her şey bir kenara, dünya uygarlık tarihinde önemli yer tutan Tunç Çağı (MÖ 3000) ve Demir Çağı (MÖ 1000) Türk’ün ata yurdu olan Turan Bölgesinde başlamıştır. Demiri Avrupa’ya İskitler taşımıştır.[19]
Daha da önemli olan husus şudur ki Saka/İskit İmparatorluğu, demir ve bakır işletmeciliğindeki başarılarından dolayı ‘Bozkırın Kuyumcuları’ olarak bilinir. İskitler, MÖ 8. yüzyıldan MS 4. yüzyıla kadar Orta Asya, Avrupa ve Anadolu’da yaşamışlardır. İskitler, altın ve gümüş işlemeciliğinde çok usta oldukları için bu lakabı almışlardır. İskitler, takılar üzerindeki izleri, hem kendi kültürlerinden hem de etkileştikleri uygarlıklardan almışlardır. İskitler, takılarında hayvan, bitki, insan, tanrı, geometrik gibi motifler kullanmışlardır. İskitler, takılarında hem estetik hem de sembolik anlamlar taşımışlardır. İskitler, takılarını hem günlük yaşamda hem de ölü gömme ritüellerinde kullanmışlardır.[20]
Zaten tarihsel süreç incelendiğinde demir, Türklerin dünyaya karşı en büyük uygarlık vasıtası olmuş, ayrıca Türkler için demirin ne denli hayatı öneme sahip olduğu ve bu alanda Türklerin ne kadar hünerli olduğu demirden bir dağ olan Ergenekon’dan Türklerin kurtuluşunun ele alındığı destanda da belirtilmiştir.
Şöyle ki, bir zamanlar…
Türkler, yeryüzünün en kudretli kavmiydi. Ancak düşmanları birleşti, saldırdılar, yaktılar, yıktılar… Türk soyundan geriye yalnızca birkaç kişi kaldı.
O kalanlar, bir kurt tarafından Ergenekon denilen gizli bir vadiye götürüldü. Dağlarla çevrili, kimsenin ulaşamadığı bu vadi… Bir yandan zindandı, bir yandan kurtuluşun tohumu.
Yıllar geçti…
Türkler orada yeniden çoğaldı, yeniden güçlendi. Ama bir gün geldi ve bu dağların arasında sıkışarak çoğalmaya başlayan halklar, artık bu dağ ve ormanlıklar içinde yaşayamaz hale gelmişlerdi. Çünkü buralar, onlara çok dar geliyordu. Yaşamak da, artık çok güçleşmişti. Dağlar arasındaki tek geçitten geçmek de yine çok zor idi. Hepsi bir araya gelip, bu dar geçitten nasıl geçeceklerini düşündüler ve kurtuluş için bir yol aradılar. Hemen bu geçitte bir demir madeni vardı. Bu madeni işletir ve onları eriterek, daima demir çıkarırlardı. Başka bir yol bulamayınca, bu demir kapıyı eritip, oradan çıkmağa karar verdiler. Hepsi bir araya gelip, ormandan odunlar topladılar ve eşeklerle, yük yük kömürler getirdiler. Ayrıca da körükler yaptılar. Bu körükleri yapmak için de, yetmiş baş at ve öküz kestiler. Bundan derilerini soyup sepilediler. Topladıkları dağ gibi odun ve kömürleri geçidin önüne yığdılar. Körükleri öyle dizdiler ki, ateş yanıp da körükler üflenmeğe başlayınca, dağ hemen eriyip, delinecekti. En sonunda, ateşler yandı, körükler işledi ve geçit de eriyip parçalandı. Bu sırada, pek çok da demir elde edilmişti. Tabii olarak yol da açılınca, içeride hapsolan halkın hepsi, dışarıya kolaylıkla çıkabildiler. Bu suretle bozkırlara yayılıp, her biri bir yerde yerleştiler.[21]
Ayrıca Türkler açısından demirin sahip olduğu bir diğer önem şudur ki, demirin işlendiği yerler Türk kültür tarihinin de temellerinin atıldığı yerler olmuştur. Şöyle ki, Orta Asya’da demiri işleyen ilk topluluklardan biri olarak atlı-savaşçı karakteri ve kendine has hayvan üslubuyla Türk kültür tarihinin temellerini atan Karasuk kültür medeniyeti, Andronovo kültürünün devamı niteliğini taşımış olup demiri diğer kültür merkezlerine göre daha erken işleyen kültür merkezi Karasuk’tur.[22]
Gelgelelim Türklerin demir madeni alanındaki mahareti, onların pek çok ürün imal edip dış pazarlara satmasına vesile olmuş, en uzak diyarlara demir madenini işleyerek imalatını gerçekleştirdikleri malları pazarlamışlardır. Bu malların en başında savaş materyali olmasından ötürü kılıç gelmektedir ki İslâm’la ilk şereflenen kuşağın içinde Mekke’de adı geçen ilk Türk sahabi olan Ebu Ubeydullah Süreyc et-Türkî, kılıç yapmakla maruf olduğu gibi, yörede kaliteli kılıçlar Süreyciyyat markasıyla sorulur ve satılır olmuştu. Süreyc, Hz. Peygamber’in dedesi Abdulmuttalib’in en büyük oğlu olan Haris’in hizmetlisidir. Hanımı Raika da ilk Müslüman Türk sahabiyesidir.[23]
Hz. Süreyc’in Hicaz’da nasıl yaşadığını ele alacak olursak Oğuzların Bozok kolundan olan Kayı Boyu’nun bir kolu, 500’lü yıllarda Ak Hun İmparatorluğu’nun egemenliği döneminde yaşayıp Ak Hunlar yıkılınca ticaret yolları üzerinden Mezopotamya ve Hicaz taraflarına göç edip Mekke’ye kadar ulaşmış ve buraya yerleşerek hayatını burada sürdürmeye başlamıştı. Mekke’de Süreyc kabilesini kuran Kayı asıllı bu zümre, atalarının kadim mesleği olan demircilik yaparak ürettiği kılıçlarla Mekke’ye damgasını vurmuştur. Bu kılıçlar da imalat işlerini yapan bu Süreyciler kabilesinden adını alarak “Süreyciyyat” olarak ünlenmiştir. Bu kabile Arap tarihini anlatan pek çok kaynakta geçmiş olup, Arap tarihçileri Süreycilerden bahsederken “Ubeydullah Türkü” diye söz eder. Çünkü Ubeydullah et-Türki, Süreyci kabilesinin önde gelen isimlerinden biri idi ve tabakat bilginlerinden olan Arap asıllı tarihçi Ebû’l Ferec el İsfahani, kaleme aldığı Kitabü’l-Egani adlı eserinde Süreycilerden bahsederek; “Ubeydullah’ın Atası Türk’tür” der.[24]
Bu eser, şu ana dek hiçbir İslam müverrihi tarafından Türkçe’ye tercüme edilmemiş olup halen daha Türkçe’ye tercüme edecek bir babayiğidin çıkmasını bekliyor.
Bütün bunlara binaen Süreyciler, zaman içinde Mekke’de kalabalık bir sülaleye dönüşüp devasa seviyede kazandığı saygınlık ve itibar sayesinde Kâbe Kayyımlığı görevini, yani Kâbe’nin koruyuculuğunu üstlenmiştir. Bu görevi Hz. Muhammed Mekke’yi 630’da fethedinceye kadar sürdüren Türk asıllı Süreyci kabilesine reislik yapan Osman bin Talha, Kâbe’nin anahtarlarını Peygamber Efendimize teslim etmiştir. 630’daki fetihten sonra Mekke halkı Müslüman olurken Süreyci kabilesi de İslâm’a geçmiştir.[25]
Yine Hz. Peygamber döneminde Merv şehrinden gelen bir tüccarın Müslüman olduğundan bahsedilmiştir. Sonrasında sahabe ve tabiinden kimseler gelip buraya yerleşmiştir. Merv şehrinde 25 kadar tabiinden kimsenin yaşadığı rivayet edilmiştir ki bu kimseler aracılığıyla bölgede İslami ilimlerin kaynağı oluşmuştur.[26]
Türkler ve Arapların İslamiyet öncesi birbirlerini tanımalarına sebep olan bir diğer etken de ticaretti. Ünlü ticaret güzergâhı olan İpek yolu çeşitli Türk boyu ve devletlerini bir araya getirirdi. Araplar da bu vesileyle Türkler ile tanışma fırsatı bulmuşlardı.[27]
Yani her ne kadar iki ulusun yaşamış oldukları coğrafya, dönemin koşullarında birbirleriyle birebir ilişkide bulunmalarına engel oluşturuyorsa da, Türkistan coğrafyasından geçen önemli ticaret merkezi İpek yolu sayesinde birbirleriyle dolaylı da olsa etkileşimde bulunmuşlardır. Aynı zamanda Türk illerinden kalkan kervanların, Arap ellerine gittiğini söylemek de yanlış olmayacaktır.[28]
Ancak bundan daha dikkat çekici bir diğer olay ise, Hz. Muhammed; İslam’ı bildirirken kendisine inanmayan bir grup Arap’ın onları Türk yurtlarına gönderme istekleridir. Bu isteklerinde Akhun topraklarını kasteden Araplara, Peygamberin amcası Ebû Talib, Kaside-i Lamiyye adlı 96 beyitlik yapıtında yanıt vermiş ve Türk topraklarına gitmeyeceklerini söylemiştir. Bu kaside de görüldüğü üzere, Peygamberi Türk yurtlarına gönderme istekleri, coğrafyanın uzaklığından ve ilişkilerin zayıflığından kaynaklanmaktadır. İlk Türk-Arap münasebetleri kervanlar ve ticaret yoluyla, dolaylı olarak gelişmiştir.[29]
Ezcümle Hz. Muhammed zamanında Araplar tarafından ticari faaliyetler vesilesiyle bilinen Türklerle arada karşılıklı ilişkiler bulunuyordu.
Yine Hicaz’da yapılan panayırlar mevcuttur ki, Muhammed Hamidullah’ın İslam Peygamberi adlı eserine göre, Basra ve Bahreyn’de Arap tacirlerinin sık sık uğradıkları Muakkar ve Debâ ticaret panayırlarına İran, Hindistan ve Asya’dan insanlar katılırdı.[30]
Yani Türklerin İslamlaşması süreci tahkik edilirken umumiyetle görmezden gelinen ticarî etkenler göz ardı edilmemelidir. Ancak dünyada özel mülkiyetin ve ticaretin geliştiği her toplumda İslamiyet yok elbette.[31]
Lâkin, buna rağmen Türklerin İslâmlaşmasının doruk evresi olan 8-10. yüzyıllara baktığımızda, zamanın öncü medeniyet yolunun İslamiyet olduğunu görürüz.
Öte yandan doğuda Semerkant civarında çıkan KALAY ile Anadolu’da çıkan BAKIR’ın birleşmesini sağlayan Çift Hörgüçlü Bakteryan (Türk) Devesi ve Atlarla (MÖ 3500’ler) sağlanmıştır. Bu iki hayvanda Turan bölgesinde evcilleştirilmiştir. İşte bu Ticaret Yolu’nun adı UYGARLIK YOLU olarak adlandırılmıştı.[32]
Yani şunu kesin olarak söyleyebiliriz ki, İslamiyet öncesi dönemde Türklerin bozkır kültürünün etkisiyle ekonomik faaliyetleri hayvancılık ve madencilik olmuştur. Orta Asya coğrafyasının yeraltı kaynakları bakımından zengin olması birçok madenin işlenmesinde etkili olmuştur. Bu madenler; bakır, altın, gümüş, kalay, tunç, demir, tuz, lacivert taşı, vb. madenlerdir. Madenlerden sadece çıkarıldıkları bölgelerdeki ile yetinilmeyip, komşu ülkelerden de maden ihraç edilmiştir. Madenlerden, günlük hayatta, iktisadi ve ticari hayatta, süs eşyaları yapımında, savaş araç-gereçleri yapımında ve daha birçok alanda faydalanılmıştır. Madenlerden yapmış oldukları ürünlerin ihtiyaç fazlasını ise ticari alanda kullanmışlardır. Ayrıca ticari anlamda ve komşu devletlerle olan ilişkilerde söz sahibi olmak adına dönemin en önemli ticaret ağı olan Çin’den başlayıp Avrupa’ya kadar uzanan İpek Yolu ve Karadeniz’in kuzeyinden başlayıp Çin’e kadar uzanan Kürk Yolu’nun bir kısmını ellerinde bulundurmuşlardır.[33]
Oldukça Genç Bir Tarihi Olan Maden: Krom
Krom, tarihi çok eski olmayan bir metal olup 1797 yılında keşfedilmesine rağmen 20. Yüzyılın başlarında kullanılmaya başlanmıştır. Sert, parlak, ısıya ve darbeye karşı dayanıklı bir metaldir. Evlerde, mutfak eşyalarından savunma sanayine kadar birçok alanda kullanılmakta olup gün geçtikçe kullanımı artmaktadır. Kromun özellikle savunma sanayinde kullanımı, insanlık üzerindeki etkilerini ve jeopolitik önemini arttırmıştır. En fazla bulunan ve işletilebilen tek krom minerali kromittir. Kromit erken magmatik evrede kristalleşmenin başlangıç aşamasında, magmatik farklılaşma sonucu kristalleşir. Kromun stratiform ve alpin tipi krom yatakları olarak ekonomik öneme sahip iki tip yatak oluşumu vardır. Günümüzde krom üretimi başta Güney Afrika Cumhuriyeti olmak üzere belli başlı ülkelerde yapılmaktadır. Türkiye kromları kalite bakımından aranan kaynaklar olup üretimde ilk sıralarda yer alır. Türkiye’de ortaya çıkarılan yatakların yanı sıra keşfedilmeyi bekleyen çok önemli bölgeler vardır. Geçmişten günümüze kadar devletlerin kaderini değiştiren ve uğruna savaşlar yapılan yeraltı kaynakları giderek tükenmektedir. Bu kaynaklar gelecekte de insanlık tarihi üzerindeki etkilerini devam ettirecektir. Yeraltı zenginliklerini koruyan ve değerlendiren ülkeler kültürüne sahip çıkan ülkeler gibi yükselecek ve gelişecektir.[34]
Bu arada madenlerin uygarlığa etkilerini konuşuyorken çıkan savaşlarda kıymetli madenlerin payını da ele almadan geçmek olmayacaktır.
Zira başta Ortadoğu ve Latin Amerika olmak üzere birçok mühim coğrafyanın küresel rekabetlerin tam ortasında kalması da bu bölgelerdeki başta petrol ve doğalgaz gibi işlenen kaynakların ve işlenmemiş madenlerin çıkarılmasıdır ki bu bağlamda gizemli 11 Eylül saldırıları, el-Kaide/Usame bin Ladin ve onlara hamilik yaptığı iddia edilen Taliban mazeret gösterilerek Afganistan’ın gerçekte neden işgal edildiğini anlamak da güç olmayacaktır. Öyleyse Afganistan başlığına daha detaylı göz atalım.
Bir defa günümüz Afganistan toprakları birçok millet ve ordunun uğrak yeri olup, büyük medeniyetlerin mekânı olmuştur. Kuşanlar; Akhunlar ve Türkşahiler döneminde Budizm sanat ve geleneğinin en üst düzeyde yansıtmıştır. Coğrafi keşifler sonrası önemini yitiren İpekyolu projesi ile gündeme gelmiştir. Bu proje Afganistan’ın yeraltı zenginlikleri ve enerji kaynakları en verimli şekilde kullanabilmek için büyük güçlerin hedefi halindedir.[35]
Zira Afganistan günümüzde başta lityum, demir, çinko ve bakır olmak üzere dünyanın en çok işlenmemiş[36] doğal kaynakları bakımından oldukça zengin rezervlere sahiptir. Afganistan bölgesini de içerisine alan Orta Asya gümüş, altın, bakır, kalay, lacivert taşı, firuze, oniks gibi renkli taş ve renkli tuz yatakları ile oldukça zengin bir bölgedir. Son Neolitik Dönem ve Bronz Çağı’na dair yapılan araştırma ve kazı çalışmalarında çok eski dönemlerden beri değerli madenlerin birçok ülkeye ihraç edildiğine dair deliller görülmüştür. Soğd ve Harezm sınırında yer alan çöl bölgesinin güneyinde beyaz lacivert firuze taşı çıkartıldığı bu taşların doğu, güney ve güneybatı ülkelerine ihraç edildiği tespit edilmiştir. Taşların imali ve işlenmesi için ilkel imalathaneler kurulmuştur.[37]
Ve gayet normal olarak Afganistan’ın sahip olduğu bu kaynaklar her emperyalist aktörün midesini iştahlandırmıştır. Mesela bugün Çin Afganistan’da başkent Kabil’in 40 kilometre kadar güneydoğusunda bulunan dünyanın ikinci büyük bakır yatağı durumundaki Mes Aynak yatağında maden çıkarmak için devasa projeler üretiyor. Burada 11,5 milyon ton bakır madeni bulunduğu tahmin ediliyor. Bakır, dünyada fiyatı rekor üstüne rekor kıran çok gözde bir maden türü… Elbette buralarda ABD’nin tıpkı Irak’ın petrollerini çalarken yaptığı gibi maden hırsızlığı yapmadığını kimse iddia edemez değil mi? Irak’ın petrollerinin nasıl Amerikan conileri tarafından çalındığını söylemeye bile gerek yoktur zannediyorum. Bundan dolayıdır ki esasen Afganistan’da ABD’nin 20 yıl boyunca işgalci olarak kalma ve Irak’ta yıllardır istila yapma gerekçesinin zinhar terörizm değil, tam tersine doğal enerji kaynaklarına çöreklenmek olduğunu söyleyebiliriz. Yani ABD’nin işgal politikalarında milat kabul edilen ve sözde meşru müdafaa diye işgallerini haklı göstermeye çalıştığı 11 Eylül saldırıları, enerji sıkıntısı çeken ve Ortadoğu’daki enerji yataklarını da kontrol altına almak isteyen ABD’nin Ortadoğu’ya karşı başlatacağı ve o dönemki başkanı Bush’un deyimiyle ‘‘Haçlı Seferi’’ başlatıp Afganistan’dan başlayarak sonra Irak’ı da içine alan işgalleri için bahaneydi. Ayrıca bir yıl Endüstri Meslek Lisesi’nde görev yapan ve buradaki bölüm şefleriyle iyi ilişkiler kurmuş, böylelikle meslek derslerinin kitaplarına ilgi duyarak eline aldığı inşaat kitaplarını hiç üşenmeden tek tek inceleyen ve inşaat teknolojilerini keşfetme fırsatını yakalamış bir öğretmen olarak İkiz Kuleler olarak uluslararası kamuoyunun bildiği Dünya Ticaret Merkezi’nin binalarının patlayıcı bir maddenin infilak ettirilme durumu olmadan salt bir uçak çarpmasıyla çökertilemeyecek denli sağlam olduğuna kanaat getirdiğimi belirtmek isterim. Yani bu binaların çökebilmesi için ancak patlayıcı bir madde kullanılması gerekirdi. Yani Afganistan ve Irak işgallerine gerekçe sunulan 11 Eylül’ün esasen iç yüzü budur. Ayrıca 11 Eylül’ün sorumlusu denen el-Kaide’nin kaçırdığı bir uçak adeta bağıra bağıra İkiz Kulelere çarparken koskoca CIA teşkilatının da adeta oturduğu yerden bu saldırıları izlemesi de anormaldir. Koskoca CIA teşkilatının adeta bağıra bağıra gelen bir el-Kaide saldırısını engellemeyecek kadar aciz ve balon bir oluşum olmadığı da aşikardır ki esasen ABD, CIA bu saldırılara adeta buyur gel demiştir. Saldırılar gerçekleşince de ABD ve CIA adeta içinden gülmüş ve eline epeydir planladığı işgal ve Ortadoğu’yu yeniden dizayn için bahane geçtiğine gizlice sevinmiştir. Bu yüzden ABD’nin terörizm, diktatörlük, Taliban, el-Kaide, Saddam, Baas, IŞİD/DAİŞ/DEAŞ diye zırvalaması tamamen safsatadır. Esasında ABD dünyaya diktatörlük, terörizm ve yıkım ihraç etmektedir. Yani dünyaya “demokrasi ihraç etmek ve diktatörlüklere panzehir ortaya sürmesi(!)” ile övünen ABD esasen dediklerinin tersini yapmaktadır.[38]
Aslında bu iddiaların arkasında yatan güç mücadelesi ve kaynak arayışı, insanlık tarihinin en başına, yani gücün en somut haliyle simgelendiği döneme kadar uzanır. Modern dünyadaki ideolojik çatışmalar ve hegemonyalar ne kadar karmaşık görünürse görünsün, temelde yatan hayatta kalma ve kaynaklara hükmetme arzusu, ilk insanın eline aldığı bir taş parçasıyla başlattığı süreçten bağımsız değildir. İnsanın doğayı ve diğer insanları kontrol etme çabası, bugün sofistike politik manevralarla karşımıza çıksa da bu serüvenin kökleri, yeryüzünün en basit ve en dayanıklı malzemesinde saklıdır.
Dünya maden sektörünün en güçlü aktörlerinin ABD, Çin, Güney Afrika, Kanada, Avustralya ve Rusya olduğu görülmektedir. Bu güçte, dünya maden rezervlerinde önemli paya sahip olmalarının yanı sıra dünya maden üretiminde de diğer ülkelere göre önde oluşları etkilidir.
Son yıllarda küreselleşmenin etkisiyle sanayideki gelişmeler maden kaynaklarıyla ilgili yeni durumları gündeme getirmiştir. Önceki yıllarda kaynaklar rahatlıkla ve yeterli şekilde temin edilebilirken sonraki dönemlerde bu şekilde olmamaya başlamıştır. Kaynaklar, millileştirme ve değişen pazar politikaları, rekabet, artan talep vs. sebeplerle yetersizleşmeye başlamıştır. Bu koşullarda farklı maden kaynaklarına sahip olmak ülkeler için daha stratejik bir avantaj haline gelmiştir. Öyle ki, gelişmiş ülkelerin dış politikalarını bile giderek yeraltı kaynaklarına göre şekillendirdiği gözlenmektedir. Dolayısıyla, özellikle gelişmiş ülkelerin, maden kaynakları açısından zengin olan diğer ülkelerle olan ticari ilişkilerini bu yönde güçlendirdikleri görülmektedir. Belçika, Hollanda, Almanya, Fransa, İngiltere, Yunanistan gibi Avrupa ülkelerinin yanı sıra ABD, Kanada, Rusya, Çin ve daha birçok ülke sahip olduğu önemli maden kaynaklarından dolayı Türkiye’ye yönelik yatırımlarına ivme kazandırmışlardır. Şu anda Türkiye’de maden arama ruhsatı olan yabancı ortaklı şirketlerin büyük bölümünde yerli sermayenin yok denecek kadar az olduğu bilinmektedir.[39]
Maden İhracatı ve Madenlerin Ekonomiye Katkısı
Türkiye’deki yabancı ortaklı maden arama şirketlerinde büyük sermaye sahibi olan gelişmiş ülkeler aynı zamanda Türkiye maden ihracatında da önemli bir yere sahiptirler. 2010 verilerine göre madencilik ürünleri ihracatının gerçekleştirildiği önemli ülkeler arasında, Çin Halk Cumhuriyeti 1.5 milyar dolarla ilk sırada yer alırken Çin’i sırasıyla, 271 milyon dolarla ABD, 110 milyon dolarla Belçika ve 105.9 milyon dolarla Bulgaristan ve 99.4 milyon dolarla İtalya takip etmektedir.
Maden ihracatının Türkiye’nin toplam ihracatındaki payına bakıldığında görülmektedir ki 2000’li yılların başında %2’leri geçmeyen oran, özellikle 2003’te bir sıçrama göstererek %2.7’lere ulaşmıştır. Son yılların ihracat oranlarında bakıldığında ise sektörün ihracat payının %2.5 civarında seyrettiği görülmektedir. Türkiye maden açısından zengin bir ülke olarak nitelendirildiği düşünüldüğünde sektörün ihracattaki payının düşük olduğu görülmektedir.
Maden sektörünün gayri safi yurtiçi hasıladaki payına bakıldığında, sektör payının %1’leri aşamadığı, buna rağmen her yıl bir önceki yıla göre bu sektörün gayri safi yurtiçi hasıladaki payında artış olduğu görülmektedir. Bu artışın 2009 yılında çok düşük olması o dönem yaşanan global ekonomik krizin sektör üstündeki olumsuz etkisinden kaynaklanmaktadır. Madencilik sektörünün gayri safi yurt içi hasıladaki payının düşük olmasının en önemli nedenleri ülkemizin sanayileşmede beklenen konuma gelememesi, mamul madde üretiminin yeterince yapılamaması ve madenlerimizin hammadde olarak ihraç edilmesi olarak gösterilmektedir. Madenlerimizin ham olarak ihraç edilmesi; yer altı kaynaklarımızı ekonomiye katmak yerine tam tersine ekonomi dışına itmek anlamına gelmektedir.[40]
Sonuç
Madenler, insanlık tarihinin en eski dönemlerinden günümüze kadar uygarlıkların gelişiminde belirleyici rol oynayan temel unsurlardan biri olmuştur. Taş Devri’nden metal çağlarına geçiş süreci yalnızca teknik bir dönüşüm değil; aynı zamanda ekonomik, askerî, kültürel ve siyasal yapıları kökten değiştiren bir medeniyet hamlesi niteliği taşımıştır. Bakırın işlenmesiyle başlayan süreç, tunç ve demirin keşfiyle hız kazanmış; böylece üretim teknikleri gelişmiş, savaş teknolojileri değişmiş, ticaret yolları genişlemiş ve büyük devlet yapılanmaları ortaya çıkmıştır. Bu durum, madenlerin tarih boyunca yalnızca ekonomik değer taşıyan doğal kaynaklar olmadığını, aynı zamanda güç ve hâkimiyet unsuru olarak medeniyetlerin kaderini şekillendirdiğini göstermektedir.
Çalışmada ele alınan tarihsel veriler, özellikle Orta Asya’nın ve Türklerin madencilik tarihindeki yerinin dünya uygarlığı açısından son derece önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Türklerin demircilik ve metal işleme konusundaki tarihî birikimi, onların askerî üstünlük kazanmalarında, geniş coğrafyalara yayılmalarında ve farklı medeniyetlerle etkileşim kurmalarında etkili olmuştur. Atın ehlileştirilmesiyle birleşen demir işçiliği, Türk topluluklarına hem hareket kabiliyeti hem de askerî güç sağlamış; bu üstünlük dünya tarihinin şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca İpek Yolu üzerinden yürütülen maden ve metal ticareti, Türklerin yalnızca askerî değil, ekonomik ve kültürel bakımdan da küresel uygarlık sürecine katkıda bulunduğunu göstermektedir.
Bunun yanında çalışma, modern çağda madenlerin stratejik öneminin daha da arttığını ortaya koymuştur. Sanayi devriminden itibaren kömür, demir ve çelik; günümüzde ise petrol, doğalgaz, krom, lityum ve nadir toprak elementleri küresel güç mücadelelerinin merkezine yerleşmiştir. Devletlerin dış politikaları, ekonomik rekabetleri ve askerî müdahaleleri büyük ölçüde enerji ve yer altı kaynaklarına erişim çabası etrafında şekillenmektedir. Afganistan, Orta Doğu ve benzeri bölgeler üzerinde yaşanan uluslararası rekabetler, doğal kaynakların modern jeopolitiğin temel dinamiklerinden biri hâline geldiğini açıkça göstermektedir.
Türkiye açısından değerlendirildiğinde ise ülkenin sahip olduğu zengin yer altı kaynaklarının ekonomik kalkınma ve stratejik bağımsızlık bakımından büyük önem taşıdığı anlaşılmaktadır. Ancak madenlerin ham madde olarak ihraç edilmesi, bu kaynakların katma değer oluşturacak şekilde sanayiye dönüştürülememesi önemli bir sorun olarak dikkat çekmektedir. Dolayısıyla yer altı kaynaklarının yalnızca çıkarılması değil; işlenmesi, teknolojiye dönüştürülmesi ve millî ekonomiyle bütünleştirilmesi büyük önem arz etmektedir.
Sonuç olarak madenler, geçmişte olduğu gibi günümüzde de medeniyetlerin yükselişini, devletler arası rekabeti ve dünya düzeninin şekillenmesini belirleyen temel faktörlerden biri olmaya devam etmektedir. İnsanlık tarihi boyunca güç, üretim ve hâkimiyet mücadelelerinin merkezinde yer alan madenler; gelecekte de ekonomik, askerî ve jeopolitik dengelerin belirlenmesinde stratejik önemini koruyacaktır. Bu nedenle yer altı kaynaklarına sahip olmak kadar, onları bilimsel, teknolojik ve millî çıkarlar doğrultusunda etkin biçimde değerlendirebilmek de çağdaş uygarlık yarışında belirleyici unsur olacaktır.
Kaynakça:
https://maps-for-free.com/,%20eri%C5%9Fim%20tarihi:%2013.04.2026
Ayşe Olgun Fırat, Türklerin İslamiyet ile Tanışması, Söylenti Dergisi, 11 Temmuz 2023, https://www.soylentidergi.com/turklerin-islamiyet-ile-tanismasi/, erişim tarihi: 08.04.2026
Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş: Türklerde Nesne ve Eşya Kültürü, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1991, c. IV
Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, “Ergenekon Destanı” bölümü, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1989, c. I
Bertille Lyonnet and Nadezhda Dubova (eds.), 2021, The World of the Oxus Civilization. Taylor&Francis, London and New York, 2021; akt: Mustafa Ergün, Aryanlar, Kırmızılar, 7 Ocak 2024, https://www.kirmizilar.com/aryanlar/, erişim tarihi: 13.04.2026
Bozkırın Kuyumcuları ve Takılar Üzerindeki İzleri, Hakan Mücevherat Web Sitesi, 26 Ocak 2024, hakanmucevherat.com/blog/icerik/bozkirin-kuyumculari-ve-takilar-uzerindeki-izleri, erişim tarihi: 13.04.2026
Burhan Daş, Fetullah Arık, Alican Öztürk, Osman Altay, Krom Madenciliği ve Geçmişten Günümüze İnsanlık Tarihi Üzerindeki Etkileri, Batman University Journal of Life Sciences, Batman, 2012, Volume 1, Number 2
Doğu Perinçek, Hz. Muhammed Silahlı Peygamberin Medeniyet Devrimi, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2019
Ebü’l-Ferec el-İsfahani, el-Eğâni, el-Hey’etü’l-Mısriyyeti’l-Amme li’l-Kitab, 1992, c. I, vd; akt. Uğur Utkan, Türklerin İslamlaşmasını Sağlayan Etmenler, Aksaray Haber, 10 Aralık 2025, https://aksarayhaber.net/kose-yazilari/turklerin_islamlasmasini_saglayan_etmenler-1311.html, erişim tarihi: 15.02.2026
Ebu Nasr İsmâil b. Hammâd el-Farabi el-Cevheri, es-Sıhah Tacül-Luga ve Sıhahül-Arabiyye, Darü’l Kütübi’l İlmiyye, 1999, c. I; akt. Hz. Peygamber’in ilk Türk sahabileri, Yeni Mesaj, 1 Şubat 2017, https://www.yenimesaj.com.tr/hz-peygamberin-ilk-turk-sahabileri-H1272451.htm, erişim tarihi: 28.04.2026
Emel Esin, İslamiyetten Önceki Türk Kültür Tarihi ve İslama Giriş, Edebiyat Fakültesi Matbaası, İstanbul, 1978
Füsun KARA, Afganistan’da Türklerin Yükselişi, Oğuz-Türkmen Araştırmaları Dergisi (OTAD), Bilecik, VII, 1, Haziran 2023
Mert Kılıç, Türklerin İslamlaşma Süreci, Kırmızılar, 12 Kasım 2017, https://www.kirmizilar.com/turklerin-islamlasma-sureci/, erişim tarihi: 08.04.2026
Gyula Németh, “Türklüğün Eski Çağı”, çev. Şerif Baştav, Ülkü, 15/86, Ankara, 1940
Hüseyin Namık Orkun, Hunlar, Bürhaneddin Basımevi, Tarık Edip Kitabevi, İstanbul, 1938
İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015
Jennifer Garner, Metal sources (Tin and copper) and the BMAC, in: Bertille Lyonnet and Nadezhda Dubova (eds.), 2021, The World of the Oxus Civilization. Taylor&Francis, London and New York, 2021; akt: Mustafa Ergün, Aryanlar, Kırmızılar, 7 Ocak 2024, https://www.kirmizilar.com/aryanlar/, erişim tarihi: 13.04.2026
Mesut Can, “Merv’de İslamî İlimlerin Doğuşu (Hicri İlk İki Asır)”, Aksaray Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dergisi 3/6 (2016)
Muhterem Köse, Yaşam İçin Maden, 2. basım, Başak Matbaa, Ankara, Temmuz 2019
Murad Adji, Türklerin Saklı Tarihi, çev. Varol Tümer, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2019
Mustafa Ergün, Aryanlar, Kırmızılar, 7 Ocak 2024, https://www.kirmizilar.com/aryanlar/, erişim tarihi: 13.04.2026
Mustafa Ergün, Metaller ve Uygarlık, Kırmızılar, 25 Mart 2024, https://www.kirmizilar.com/metaller-ve-uygarlik/, erişim tarihi: 07.05.2026
Mustafa Ergün, Uygarlık ve Kentleşme, Kırmızılar, 23 Mart 2026, https://www.kirmizilar.com/uygarlik-ve-kentlesme/, erişim tarihi: 13.04.2026
Niray Tunçel, Türkiye’de madenciliğe genel bir bakış, Türkiye Maden İşçileri Sendikası, https://www.madenis.org.tr/tr/niray-tuncel-46/turkiye-de-madencilige-genel-bir-bakis-76.html, erişim tarihi: 08.05.2026
Saadettin Yağmur Gömeç, Kırgız Türkleri Tarihi, 4. Baskı, Ankara 2014
Saadettin Yağmur Gömeç, “Türklerin Medeniyet Tarihindeki Yeri”, Uluslararası Askeri Tarih Dergisi, No 87, Ankara 2007
Saadettin Yağmur Gömeç, Türk ve Çin Tarihinin Köken Birlikteliği, Erciyes Aylık Fikir ve Sanat Dergisi, Temmuz 2016, sayı 463
Salim Koca, Türk Kültürünün Temelleri II, İstanbul: Berikan Yayınevi, 2011
Ser-Odjav, Erken Türkler, Ed. Kenan Bilici-Merthan Dündar, Ankara Üniversitesi Asya-Pasifik Uygulama ve Araştırma Merkezi, Ankara, 2021
Uğur Utkan, ABD EMPERYALİZMİNİN HÜMANİST DEĞERLER ALGISI VE GÜTTÜĞÜ GERÇEK MAKSAT, Kütahya’nın Sesi, 13 Ağustos 2025, https://www.kutahyaninsesi.com/makale/25944830/ugur-utkan/abd-emperyalizminin-humanist-degerler-algisi-ve-guttugu-gercek-maksat, erişim tarihi: 13.04.2026
Uğur Utkan, Çağdaş Uygarlık Yolunu Seçen İki Lider: Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Abdülkerim Satuk Buğra Han, 7 Aralık 2025, Kırmızılar, https://www.kirmizilar.com/cagdas-uygarlik-yolunu-secen-iki-lider-gazi-mustafa-kemal-ataturk-ve-abdulkerim-satuk-bugra-han/, erişim tarihi: 26.01.2026
Uğur Utkan, Türklerin İslamlaşmasını Sağlayan Etmenler, Aksaray Haber, 10 Aralık 2025, https://aksarayhaber.net/kose-yazilari/turklerin_islamlasmasini_saglayan_etmenler-1311.html, erişim tarihi: 27.01.2026
Wolfram Eberhard, Çin Tarihi, 2. Baskı, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1987
Wolfram Eberhard, “Eski Çin Kültürü ve Türkler”, DTCF. Dergisi, 1/4, Ankara, 1943
Yaşar Bedirhan, Naime Süder, “İslamiyet Öncesi Dönemde Türklerde Kullanılan Madenler Ve Maden İşletmeciliği”, International Academic Social Resources Journal, Vol: 7, Issue: 35
Yaşar Çoruhlu, Erken Devir Türk Sanatı: İç Asya’da Türk Sanatının Doğuşu ve Gelişimi, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2007
[1] Muhterem Köse, Yaşam İçin Maden, 2. basım, Başak Matbaa, Ankara, Temmuz 2019, sf. 8
[2] Burhan Daş, Fetullah Arık, Alican Öztürk, Osman Altay, Krom Madenciliği ve Geçmişten Günümüze İnsanlık Tarihi Üzerindeki Etkileri, Batman University Journal of Life Sciences, Batman, 2012, Volume 1, Number 2, sf. 77
[3] Mustafa Ergün, Metaller ve Uygarlık, 25 Mart 2024, https://www.kirmizilar.com/metaller-ve-uygarlik/, erişim tarihi: 25.04.2026
[4] Mustafa Ergün, Metaller ve Uygarlık, Kırmızılar, 25 Mart 2024, https://www.kirmizilar.com/metaller-ve-uygarlik/, erişim tarihi: 07.05.2026
[5] Gyula Németh, “Türklüğün Eski Çağı”, çev. Şerif Baştav, Ülkü, 15/86, Ankara, 1940, sf. 301; Wolfram Eberhard, “Eski Çin Kültürü ve Türkler”, DTCF. Dergisi, 1/4, Ankara, 1943, sf. 22-26; Wolfram Eberhard, Çin Tarihi, 2. Baskı, Ankara, 1987, sf. 16-18
[6] Saadettin Yağmur Gömeç, “Türklerin Medeniyet Tarihindeki Yeri”, Uluslararası
Askeri Tarih Dergisi, No 87, Ankara 2007, sf. 17-29; Saadettin Yağmur Gömeç, Kırgız
Türkleri Tarihi, 4. Baskı, Ankara 2014, sf. 166; Ser-Odjav, Erken Türkler, Ed. Kenan Bilici-Merthan Dündar, Ankara, 2021, sf. 15
[7] Saadettin Yağmur Gömeç, Türk ve Çin Tarihinin Köken Birlikteliği, Erciyes Aylık Fikir ve Sanat Dergisi, Temmuz 2016, sayı 463, sf. 3
[8] Hüseyin Namık Orkun, Hunlar, Bürhaneddin Basımevi, Tarık Edip Kitabevi, İstanbul, 1938, sf. 9
[9] Saadettin Yağmur Gömeç, Türk ve Çin Tarihinin Köken Birlikteliği, Erciyes Aylık Fikir ve Sanat Dergisi, Temmuz 2016, sayı 463, sf. 3
[10] Mustafa Ergün, Aryanlar, Kırmızılar, 7 Ocak 2024, https://www.kirmizilar.com/aryanlar/, erişim tarihi: 13.04.2026
[11] Jennifer Garner, Metal sources (Tin and copper) and the BMAC, in: Bertille Lyonnet and Nadezhda Dubova (eds.), 2021, The World of the Oxus Civilization. Taylor&Francis, London and New York, 2021; akt: Mustafa Ergün, Aryanlar, Kırmızılar, 7 Ocak 2024, https://www.kirmizilar.com/aryanlar/, erişim tarihi: 13.04.2026
[12] Bertille Lyonnet and Nadezhda Dubova (eds.), 2021, The World of the Oxus Civilization. Taylor&Francis, London and New York, 2021; akt: Mustafa Ergün, Aryanlar, Kırmızılar, 7 Ocak 2024, https://www.kirmizilar.com/aryanlar/, erişim tarihi: 13.04.2026
[13] Jennifer Garner, Metal sources (Tin and copper) and the BMAC, in: Bertille Lyonnet and Nadezhda Dubova (eds.), 2021, The World of the Oxus Civilization. Taylor&Francis, London and New York, 2021; akt: Mustafa Ergün, Aryanlar, Kırmızılar, 7 Ocak 2024, https://www.kirmizilar.com/aryanlar/, erişim tarihi: 13.04.2026
[14] harita için bkz. https://maps-for-free.com/, erişim tarihi: 13.04.2026
[15] Bertille Lyonnet and Nadezhda Dubova (eds.), 2021, The World of the Oxus Civilization. Taylor&Francis, London and New York, 2021; akt: Mustafa Ergün, Aryanlar, Kırmızılar, 7 Ocak 2024, https://www.kirmizilar.com/aryanlar/, erişim tarihi: 13.04.2026
[16] Mustafa Ergün, Aryanlar, Kırmızılar, 7 Ocak 2024, https://www.kirmizilar.com/aryanlar/, erişim tarihi: 13.04.2026
[17] Murad Adji, Türklerin Saklı Tarihi, çev. Varol Tümer, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2019, sf. 69
[18] Murad Adji, a.g.e., sf. 32
[19] Mustafa Ergün, Uygarlık ve Kentleşme, Kırmızılar, 23 Mart 2026, https://www.kirmizilar.com/uygarlik-ve-kentlesme/, erişim tarihi: 13.04.2026
[20] Bozkırın Kuyumcuları ve Takılar Üzerindeki İzleri, Hakan Mücevherat Web Sitesi, 26 Ocak 2024, hakanmucevherat.com/blog/icerik/bozkirin-kuyumculari-ve-takilar-uzerindeki-izleri, erişim tarihi: 13.04.2026
[21] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, “Ergenekon Destanı” bölümü, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1989, c. I, sf. 62, 63
[22] Detaylar için bkz. Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş: Türklerde Nesne ve Eşya Kültürü, Cilt 4, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1991, sf. 12-18; İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2015, sf. 54-56; Emel Esin, İslamiyetten Önceki Türk Kültür Tarihi ve İslama Giriş, İstanbul: Edebiyat Fakültesi Matbaası, 1978, sf. 22-25; Salim Koca, Türk Kültürünün Temelleri II, İstanbul: Berikan Yayınevi, 2011, sf. 45; Yaşar Çoruhlu, Erken Devir Türk Sanatı: İç Asya’da Türk Sanatının Doğuşu ve Gelişimi, İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 2007, sf. 34-36
[23] Ebü’l-Ferec el-İsfahani, el-Eğâni, el-Hey’etü’l-Mısriyyeti’l-Amme li’l-Kitab, 1992, c. I, sf. 243 vd., Ebu Nasr İsmâil b. Hammâd el-Farabi el-Cevheri, es-Sıhah Tacül-Luga ve Sıhahül-Arabiyye, Darü’l Kütübi’l İlmiyye, 1999, c. I, sf. 322; akt. Hz. Peygamber’in ilk Türk sahabileri, Yeni Mesaj, 1 Şubat 2017, https://www.yenimesaj.com.tr/hz-peygamberin-ilk-turk-sahabileri-H1272451.htm, erişim tarihi: 28.04.2026
[24] Ebü’l-Ferec el-İsfahani, el-Eğâni, el-Hey’etü’l-Mısriyyeti’l-Amme li’l-Kitab, 1992, c. I, sf. 243 vd; akt. Uğur Utkan, Türklerin İslamlaşmasını Sağlayan Etmenler, Aksaray Haber, 10 Aralık 2025, https://aksarayhaber.net/kose-yazilari/turklerin_islamlasmasini_saglayan_etmenler-1311.html, erişim tarihi: 15.02.2026
[25] Uğur Utkan, Türklerin İslamlaşmasını Sağlayan Etmenler, Aksaray Haber, 10 Aralık 2025, https://aksarayhaber.net/kose-yazilari/turklerin_islamlasmasini_saglayan_etmenler-1311.html, erişim tarihi: 27.01.2026
[26] Mesut Can, “Merv’de İslamî İlimlerin Doğuşu (Hicri İlk İki Asır)”, Aksaray Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dergisi 3/6 (2016), sf. 400, 403
[27] Ayşe Olgun Fırat, Türklerin İslamiyet ile Tanışması, Söylenti Dergisi, 11 Temmuz 2023, https://www.soylentidergi.com/turklerin-islamiyet-ile-tanismasi/, erişim tarihi: 08.04.2026
[28] Mert Kılıç, Türklerin İslamlaşma Süreci, Kırmızılar, 12 Kasım 2017, https://www.kirmizilar.com/turklerin-islamlasma-sureci/, erişim tarihi: 08.04.2026
[29] Mert Kılıç, Türklerin İslamlaşma Süreci, Kırmızılar, 12 Kasım 2017, https://www.kirmizilar.com/turklerin-islamlasma-sureci/, erişim tarihi: 08.04.2026
[30] Uğur Utkan, Çağdaş Uygarlık Yolunu Seçen İki Lider: Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Abdülkerim Satuk Buğra Han, 7 Aralık 2025, Kırmızılar, https://www.kirmizilar.com/cagdas-uygarlik-yolunu-secen-iki-lider-gazi-mustafa-kemal-ataturk-ve-abdulkerim-satuk-bugra-han/, erişim tarihi: 26.01.2026
[31] Doğu Perinçek, Hz. Muhammed Silahlı Peygamberin Medeniyet Devrimi, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2019, s. 63
[32] Mustafa Ergün, Uygarlık ve Kentleşme, Kırmızılar, 23 Mart 2026, https://www.kirmizilar.com/uygarlik-ve-kentlesme/, erişim tarihi: 13.04.2026
[33] Yaşar Bedirhan, Naime Süder, “İslamiyet Öncesi Dönemde Türklerde Kullanılan Madenler Ve Maden İşletmeciliği”, International Academic Social Resources Journal, Vol: 7, Issue: 35, sf. 273
[34] Burhan Daş, Fetullah Arık, Alican Öztürk, Osman Altay, Krom Madenciliği ve Geçmişten Günümüze İnsanlık Tarihi Üzerindeki Etkileri, Batman University Journal of Life Sciences, Batman, 2012, Volume 1, Number 2, sf. 77
[35]Füsun KARA, Afganistan’da Türklerin Yükselişi, Oğuz-Türkmen Araştırmaları Dergisi (OTAD), Bilecik, VII, 1, Haziran 2023, sf. 36, 37
[36]Uğur Utkan, ABD EMPERYALİZMİNİN HÜMANİST DEĞERLER ALGISI VE GÜTTÜĞÜ GERÇEK MAKSAT, Kütahya’nın Sesi, 13 Ağustos 2025, https://www.kutahyaninsesi.com/makale/25944830/ugur-utkan/abd-emperyalizminin-humanist-degerler-algisi-ve-guttugu-gercek-maksat, erişim tarihi: 13.04.2026
[37]Füsun KARA, Afganistan’da Türklerin Yükselişi, Oğuz-Türkmen Araştırmaları Dergisi (OTAD), Bilecik, VII, 1, Haziran 2023, sf. 36, 37
[38]Uğur Utkan, ABD EMPERYALİZMİNİN HÜMANİST DEĞERLER ALGISI VE GÜTTÜĞÜ GERÇEK MAKSAT, Kütahya’nın Sesi, 13 Ağustos 2025, https://www.kutahyaninsesi.com/makale/25944830/ugur-utkan/abd-emperyalizminin-humanist-degerler-algisi-ve-guttugu-gercek-maksat, erişim tarihi: 13.04.2026
[39] Niray Tunçel, Türkiye’de madenciliğe genel bir bakış, Türkiye Maden İşçileri Sendikası, https://www.madenis.org.tr/tr/niray-tuncel-46/turkiye-de-madencilige-genel-bir-bakis-76.html, erişim tarihi: 08.05.2026
[40] Niray Tunçel, Türkiye’de madenciliğe genel bir bakış, Türkiye Maden İşçileri Sendikası, https://www.madenis.org.tr/tr/niray-tuncel-46/turkiye-de-madencilige-genel-bir-bakis-76.html, erişim tarihi: 08.05.2026
