XVI. Yüzyıldan İtibaren Samsun’dan Rize’ye Karadeniz Sahilinin İdarî, Sosyal ve Kültürel Dönüşümü
Abdulkadir BAŞ
Özet
Bu makale, Osmanlı Devleti’nin yükselme devrinde (XV-XVI. yüzyıllar) Karadeniz’in güney sahillerinde, Samsun’dan Rize’ye kadar uzanan hattın Türk-İslam tarihi açısından incelenmesini amaçlamaktadır. Fatih Sultan Mehmed’in 1461’de Trabzon Devletine son vermesiyle başlayan Osmanlı hâkimiyeti, Kanunî Sultan Süleyman dönemine kadar devam eden bir yükseliş sürecinde bölgenin idarî, sosyal, kültürel ve iktisadî yapısını köklü biçimde değiştirmiştir. Çalışmada, tahrir defterleri, mühimme defterleri, salnâmeler ve vakıf kayıtlarından yararlanılarak Samsun (Canik), Ordu, Giresun, Trabzon ve Rize şehrinin XVI. yüzyıldaki durumu ortaya konulmuştur. Ayrıca Çepni Türkmenlerinin bölgedeki iskânı, İslamlaşma süreci, vakıf ve medrese kurumları ile Karadeniz ticaretinin Osmanlı hâkimiyeti altındaki gelişimi ele alınmıştır.
Anahtar Kelimeler: Osmanlı İmparatorluğu, Yükselme Devri, Karadeniz, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Çepniler, İslamlaşma, Tahrir Defterleri, Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman
Abstract
This article aims to examine the southern shores of the Black Sea, stretching from Samsun to Rize, from the perspective of Turkish-Islamic history during the rise of the Ottoman Empire (15th–16th centuries). Ottoman rule, which began with the conquest of the Empire of Trebizond by Sultan Mehmed II in 1461, profoundly transformed the administrative, social, cultural, and economic structure of the region throughout a period of expansion that continued until the reign of Sultan Süleyman the Magnificent. Drawing on cadastral survey registers (tahrir defterleri), registers of imperial decrees (mühimme defterleri), yearbooks (salnâmes), and waqf records, this study examines the status of the cities of Samsun (Canik), Ordu, Giresun, Trabzon, and Rize in the 16th century. It also addresses the settlement of Çepni Turkmen communities in the region, the process of Islamization, the role of waqfs and madrasas, and the development of Black Sea trade under Ottoman rule.
Keywords: Ottoman Empire, Rise of the Ottoman Empire, Black Sea, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Çepni Turkmens, Islamization, Cadastral Survey Registers.
Giriş
Osmanlı Devleti’nin yükselme devri, kuruluş yıllarından sonra başlayan ve İstanbul’un fethinden Kanunî Sultan Süleyman’ın son dönemlerine kadar devam eden, devletin siyasî, askerî ve iktisadî bakımdan en parlak çağını temsil eden dönemdir. Bu devirde Osmanlı, sadece Anadolu ve Rumeli’de değil, Karadeniz havzasında da belirleyici bir güç haline gelmiştir. Karadeniz’in bir “Türk gölü” hâline gelmesi, Fatih Sultan Mehmed’in Amasra, Sinop ve Trabzon’u fethetmesiyle başlamış, II. Bayezid ve Kanunî Sultan Süleyman dönemlerinde Kırım ve Boğdan’ın Osmanlı hâkimiyetine girmesiyle tamamlanmıştır.[1]
Karadeniz’in güney sahilleri, tarihin her döneminde stratejik öneme sahip olmuştur. Antik çağlardan itibaren Doğu Anadolu, İran ve Mezopotamya ile Karadeniz’in kuzeyi arasında ticaret yapan tüccarların uğrak yeri olan bu kıyı şeridi, Doğu Roma döneminde Trabzon krallığının merkezi konumunda bulunuyordu. Türklerin bu bölgeye akınları XI. yüzyıl sonlarından itibaren başlamış, özellikle Çepni Türkmenlerinin XIII-XIV. yüzyıllarda yoğun şekilde bölgeye yerleşmesiyle Türkleşme ve İslamlaşma süreci hız kazanmıştır. Osmanlı Devleti’nin bölgeyi hâkimiyeti altına almasıyla bu süreç kurumsal bir nitelik kazanmış, tahrir defterleri, vakıflar ve medreseler aracılığıyla kalıcı hâle getirilmiştir.[2]
XVI. yüzyılda Samsun’dan Rize’ye uzanan Karadeniz sahilinin Osmanlı idaresi altında geçirdiği idarî, sosyal, kültürel ve iktisadî dönüşümü bir bütün hâlinde ele almak amacıyla, TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri, tahrir defteri çalışmalarına dayalı akademik makaleler, mühimme defterlerinden yararlanan tezler, salnâmeler ve vakıf kayıtlarından yararlanılmıştır. Çalışmanın zaman çerçevesi, Fatih Sultan Mehmed’in Trabzon’u fethettiği 1461’den Kanunî Sultan Süleyman döneminin sonlarına kadar (1566) uzanmakla birlikte, ağırlıklı olarak XVI. yüzyıl ele alınmıştır.[3]
FATİH SULTAN MEHMED’İN HÂKİMİYET SİYASETİ
Osmanlı Devleti’nin XV. yüzyıldaki genişlemesi, yalnızca Balkanlar ve İstanbul çevresindeki kara hâkimiyetinin güçlendirilmesiyle açıklanamaz. Karadeniz’in güney kıyıları, boğazlar, Anadolu’nun kuzeyindeki beylikler ve kuzey kıyılarındaki Ceneviz ticaret merkezleri, devletin güvenliği ve ekonomik ilişkileri bakımından birbirine bağlı bir alan oluşturuyordu. Fatih Sultan Mehmed döneminde izlenen siyaset, bu alanın farklı parçalarını aşamalı biçimde Osmanlı denetimine sokmayı hedefledi. İstanbul’un fethi, Boğazların kontrolünü sağlamlaştırırken Karadeniz kıyılarındaki siyasi teşekküllerin tasfiyesi ve denizaşırı kolonilerin ele geçirilmesi için stratejik bir merkez meydana getirdi.[4]
İstanbul’un Fethi ve Boğazların Stratejik Önemi
Fatih Sultan Mehmed’in Karadeniz siyaseti, İstanbul’un fethiyle doğrudan bağlantılıydı. Kenan İnan’ın değerlendirmesine göre, İstanbul’un Osmanlılar tarafından alınması yalnızca Bizans’ın siyasi varlığını sona erdirmemiş; aynı zamanda Anadolu ve Rumeli arasındaki geçişin güvenceye alınması ve Karadeniz’den gelebilecek yardımın sınırlandırılması bakımından da önem taşımıştır. Bu hedef doğrultusunda 1452’de Rumeli Hisarı’nın inşası, Anadolu Hisarı ile birlikte Boğaz’ın iki yakasında Osmanlı askerî denetimini kuvvetlendirmiştir. Hisarın konumu, Karadeniz’den İstanbul’a gelen gemilerin ve özellikle tahıl sevkiyatının kontrol edilebilmesine imkân veriyordu.[5]
Eflak’ın Osmanlı hâkimiyetine alınması, Amasra, Sinop ve Trabzon’un fethiyle birlikte değerlendirildiğinde Karadeniz’in güney ve batı kıyılarının kontrolünü pekiştirmiştir. Kaynakta bu fetihler, Çanakkale Boğazı’nın iki yakasındaki kalelerin denetimiyle birlikte ele alınarak Ege’den Karadeniz’e geçişin Osmanlı kontrolüne girmesi açısından yorumlanır.[6] Bu yaklaşım, Osmanlıların Karadeniz’i çevresindeki tek tek şehirlerden ibaret görmediğini; deniz yolları, nehir geçişleri ve kara sınırlarını birlikte değerlendirdiğini düşündürür.
Kuzey Karadeniz: Kefe ve Kırım Hanlığı
Karadeniz hâkimiyetinin kuzey kıyılarına taşınması, Fatih devri siyasetinin tamamlayıcı aşamasıdır. Güney kıyılarındaki Amasra, Sinop ve Trabzon’un kontrol altına alınması, denizin kuzeyindeki Ceneviz kolonileri ve Kırım Hanlığı ile ilişkileri daha önemli hâle getirmiştir. Kefe ve diğer Ceneviz merkezlerinin ele geçirilmesi ile Kırım Hanlığı’nın Osmanlı himayesine girmesi, Karadeniz’in bir Osmanlı nüfuz alanına dönüşmesinin temel unsurları olarak anılır.[7] Kefe, Cenevizlilerin Karadeniz ticaretindeki önemli merkezlerinden biriydi. Bu nedenle buranın alınması yalnızca askerî bir başarı değil, Karadeniz’in kuzeyindeki ticari ağlar üzerinde nüfuz kurma girişimiydi.[8]
Fetih, İdare ve Deniz Hâkimiyeti
Fatih Sultan Mehmed döneminde Karadeniz’de kurulan hâkimiyet üç düzeyde ele alınabilir. İlk olarak İstanbul’un fethi ve Boğazlar üzerindeki kontrol, denize giriş-çıkışları denetlemek için stratejik temel sağladı. İkinci olarak Amasra, Sinop ve Trabzon gibi kıyı merkezlerinin alınması, güney kıyılarındaki siyasi parçalanmayı azalttı ve limanlar üzerinde Osmanlı nüfuzunu artırdı. Üçüncü olarak Kefe ve Kırım Hanlığı üzerinden kuzey kıyılarıyla ilişki kuruldu. Bu aşamalar birbirinden bağımsız değil, aynı deniz havzasında askerî güvenlik ve ticari nüfuzu birleştiren bir stratejinin parçalarıydı.
Fetihlerin ardından uygulanan idari düzenlemeler de dikkate değerdir. Amasra’da nüfus iskânı yapılması ve Candaroğlu İsmail Bey’e tımar verilmesi, yeni alınan bölgelerin yalnızca askerî kuvvetle tutulmadığını; mevcut yerel unsurların ve nüfusun yeni idari yapıya bağlanmaya çalışıldığını gösterir. Trabzon’un fethinden sonra bölgede bazı kalelerin daha sonraki yıllarda ele geçirilmesi ise merkezî hâkimiyetin aşamalı biçimde pekiştirildiğini ortaya koyar. Dolayısıyla Osmanlı yükselme döneminde Karadeniz siyaseti, bir defada tamamlanmış bir fetih hareketi değil, birbirini izleyen askerî seferler, diplomatik hamleler ve idari düzenlemeler sürecidir.
Fatih Döneminde Osmanlı’nın Karadeniz Siyaseti ve Bölgenin Stratejik Önemi
Osmanlı Devleti’nin Karadeniz siyaseti, İstanbul’un fethinden sonra belirgin bir strateji çerçevesinde şekillenmiştir. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u fethettikten sonra Karadeniz’in kontrolünü ele geçirmeyi devlet politikası hâline getirmiştir. Bu politikanın gerekçesi, hem İstanbul’un güvenliğini sağlamak hem de Karadeniz ticaret yollarını kontrol altında tutmaktı. Karadeniz’in güney sahillerinde Cenevizlilerin elinde bulunan ticaret merkezleri ve Trabzon Krallığı, Osmanlı’nın Karadeniz hâkimiyeti için aşılması gereken engellerdi.[9]
Fatih Sultan Mehmed, 1459’da Amasra’yı, 1461’de Sinop’u ve aynı yıl Trabzon’u ele geçirerek Karadeniz’in güney sahillerinin tamamını Osmanlı topraklarına kattı. 1475’te ise Kefe’yi ve Kırım’ı alarak Karadeniz’in kuzey kıyılarında da hâkimiyet tesis etti. Bu fetihler sonucunda Karadeniz, fiilen bir Osmanlı iç denizi hâline gelmiştir. II. Bayezid döneminde Kili ve Akkirman’ın zapt edilmesiyle bu hâkimiyet daha da pekiştirildi. Kanunî Sultan Süleyman zamanında ise 1538 Boğdan seferi ve Kırım’ın kesin olarak Osmanlı idaresine alınmasıyla, Karadeniz’in kuzey kıyıları da tamamen Osmanlı kontrolüne girdi.[10] Bu dönemde Samsun, Ordu ve Giresun hattı ile Niksar, Tokat ve Amasya çevreleri Canik Beylikleri olarak bilinen ve bir önceki bölümde ele aldığımız mahalli Türk beylikleri tarafından kontrol edilmekteydi.
Osmanlı Devleti’nin Karadeniz siyasetinin temel unsurlarından biri, kuzeyden gelebilecek Kazak ve Rus akınlarını önlemekti. Nitekim XVI. yüzyıl boyunca Kazakların Karadeniz sahillerine ve hatta İstanbul Boğazı’na kadar yaptıkları akınlar, Osmanlı yönetimini sürekli tedbir almaya zorlamıştır. 1569’da düzenlenen Astarhan seferi, Karadeniz’in kuzeyini Hazar’ın kuzeyiyle birleştirme amacı taşıyordu, ancak başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Buna rağmen, Tuna havzası ve kuzey step bölgeleriyle ticaret kesintisiz devam etmiş ve Karadeniz, Osmanlı idaresi altında önemli bir ticaret alanına dönüşmüştür.[11]
Karadeniz’in güney sahilleri, bu geniş siyasî stratejinin önemli bir parçasıydı. Trabzon, Safevîlerle mücadelede önemli bir askerî üs ve ikmal merkezi işlevini görüyordu. Şehzade Selim’in Trabzon sancak beyliği döneminde (1487-1512), Osmanlı nüfuzu Gürcistan’a doğru yayılmış ve Çaldıran Seferi’nde Trabzon önemli bir lojistik merkez hâline gelmiştir. XVI. yüzyılın sonundan 1639’a kadar süren Osmanlı-Safevî mücadelesinde Trabzon, askerî ikmal merkezi olarak stratejik bir konumda bulunmuştur. Bu durum, Karadeniz sahilinin sadece ticarî değil, askerî açıdan da ne kadar hayati olduğunu göstermektedir.[12]
Samsun (Canik) Sancağı: Osmanlı İdarî Düzeninin Kurulması
Samsun ve çevresi, Osmanlı kaynaklarında “Canik” adıyla anılan geniş bir idarî bölgenin merkeziydi. Canik, bir idarî bölge adı olup, bu adı taşıyan müstakil bir yerleşim yeri o devirde bulunmuyordu. Canik’in güney sınırı Niksar’dan Gümüşhane’ye kadar uzanıyor, Karadeniz sahilindeki sınırları doğuda Trabzon’a kadar genişliyordu, batıda ise Sinop’a kadar ulaşıyordu. Canik bölgesinin Osmanlı Devleti’nin kesin hâkimiyetine geçişi, Çelebi Mehmed ve II. Murad dönemlerinde gerçekleşmiştir. Danişmendlilerin devamı olan Bayramlu (Hacıemiroğulları) ve Tacettinoğulları beylikleri ile Türkiye Selçuklu Devletinin bakiyesi olan Kubadoğullarının elinde olan Samsun ve çevresi 1419-1420’de Osmanlı topraklarına katılmış, Taceddinoğulları’nın elindeki Çarşamba civarı ve Hacıemiroğulları’nın kontrolündeki Ordu civarı ise Yörgüç Paşa’nın 1427-1428 Canik seferi sırasında Osmanlı topraklarına dahil edilmiştir.[13]
Canik bölgesinde Osmanlı hakimiyeti başlamadan önce Selçuklu devletinin devamı olan Sultan II. Mesud’un oğlu Şehzade Tacettin Altunbaş tarafından kurulan ve 1420’lere kadar yörede idari olarak hüküm süren Kubadoğulları beyliği ile Danişmendlilerin devamı olan Tacettinoğlu ve Bayramlu beylikleri tarafından bölgede en ücra köylere kadar Türk İslam mührü vurulmuştur. Canik beylikleri döneminden kalan çok sayıda ahşap cami, kale, medrese ve türbeden günümüze kadar ayakta kalanlar olmuştur. Mesudiye Kaleköy Kalesi, Çarşamba Orduköy Kalesi, Çarşamba Şeyh Habil Camii, Terme Danişmend Yenicami bu eserlerden birkaçıdır.
XV. yüzyılda ve XVI. yüzyılın başlarında Canik yöresi, merkezi Amasya’da bulunan şehzade sancağına bağlıydı. Yavuz Selim’in (1512-1520) kardeşlerini bertaraf etmesinden sonra Canik, müstakil bir sancak hâline gelmiş ve Rum Eyâleti’ne bağlanmıştır. Rum Eyâleti, bugünkü Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve Yozgat illerini de kapsıyordu. Canik Sancağı, Sivas Eyaleti’ne bağlı olarak idare edilmiştir. Sancağın sınırları içerisinde bugünkü Samsun ve Ordu illerinin bazı kazaları bulunuyordu; Vezirköprü, Lâdik ve Havza ilçeleri hariç bugünkü Samsun ili, Ordu’ya bağlı Ünye, Fatsa ve Korgan ile bugünkü Ordu’nun kalan kısımları ve Giresun’un batı kesimleri Canik Sancağı’na dahildi.[14]
XVI. yüzyıl tahrir defterlerine göre Canik Sancağı yedi kazadan oluşuyordu. Doğudan batıya bu kazalar şunlardı: Satılmış (bugünkü Fatsa, Korgan ve Ünye’nin bazı köyleri), Ünye (Ünye kalesi ve kasabası ile bağlı on köy), Tirme (bugünkü Terme ile Ünye’nin bazı köyleri), Arım (bugünkü Çarşamba ile Kavak’ın bazı köyleri), Samsun (yaklaşık modern Samsun ve Bafra’nın birkaç köyü), Kavak (yaklaşık bugünkü Kavak) ve Bafra (bugünkü Bafra ve Alaçam ilçeleri). Bu idarî yapı, Osmanlı’nın bölgeyi sistematik biçimde örgütlediğini göstermektedir.[15]
Canik Sancağı’nın idarî düzenlemesi tahrirler aracılığıyla yapılıyordu. 1520 tarihli Mehmed bin İbrahim Tahriri, 1554 tarihli Ata’î Bey Defteri ve 1576 tarihli Ömer Bey Tahrirleri, Canik Sancağı hakkında ayrıntılı bilgi veren önemli tahrir defterleridir. Bu defterlerde sancak kanunnameleri de yer alıyordu. Kanunnameler, kamu hukuku, devlet teşkilâtı, idare, vergi, ceza hukuku ve hisbe ile ticaret konularını düzenleyen hukukî metinlerdi. Fatih Sultan Mehmed’in reâyâ için hazırlanan kanunnamesi, halktan doğrudan vergi alan askerî sınıfın, özellikle tımarlıların yolsuzluklarını önlemek amacıyla düzenlenmişti. Bu kanunnameler, Osmanlı idarî düzeninin Canik bölgesinde nasıl uygulandığını gösteren önemli belgelerdir.[16]
Canik Sancağı’nda nüfus yapısı, tahrir defterlerinden izlenebilmektedir. 1455’ten 1643’e kadar uzanan tahrir kayıtları, bölgede Müslüman ve gayrimüslim nüfusun dağılımı hakkında önemli veriler sunmaktadır. XVI. yüzyılda bölgede Türkmen/Çepni nüfusunun yoğun olduğu, özellikle sahil kesiminde Müslüman nüfusun giderek arttığı görülmektedir. Osmanlı idaresi, fetihten sonra bölgede var olan Türk yerleşimlerine yeni iskanlarla değişik boylardan takviye Türk nüfusu yerleştirmiş ve tımar sistemini kurarak idarî ve iktisadî düzeni sağlamıştır. Canik bölgesinde tımar sistemi, sancak teşkilâtı ve vakıf düzenlemeleri, bölgenin Osmanlı idaresine uyumunda belirleyici rol oynamıştır.[17]
Ordu ve Giresun: Çepni Türkmenlerinin İskânı ve İslamlaşma
Ordu ve Giresun, Karadeniz sahilinin Orta ve Doğu kesimlerinde yer alan ve Türk-İslam tarihi açısından büyük önem taşıyan şehrilerdir. Bu bölgenin Türkleşmesi ve İslamlaşması, özellikle Çepni Türkmenlerinin iskânı ile yakından ilişkilidir. Çepniler, Oğuzların Üçok koluna bağlı boylardan biridir ve XIII. yüzyıldan itibaren Anadolu ve Rumeli’de varlıklarını sürdürmüşlerdir. XV. yüzyıl Doğu Roma tarihçisi Chalcocondyles, Erzincan’dan Amasra’ya kadar sahil bölgelerinde Çepnilerin yaşadığını ve bölgenin onların hâkimiyetinde bulunduğunu belirtmiştir.[18]
Çepnilerin Doğu Karadeniz’e iki koldan geldikleri belirtilmektedir: Bir grup, Kelkit vadisinde ve Karadeniz dağlarında yaylacılık yaparak Harşit deresi gibi vadilerden sahile inmiş; diğer grup ise 1277’de Sinop baskınını bertaraf ederek daha batıda, Samsun’dan itibaren sahil boyunca Trabzon Komnenos devletine doğru ilerlemiştir. 1404’te Ordu ve Giresun çevresi Hacıemir adlı Türk beyinin elindeydi. Clavijo, onun kumandasında 10.000 kişilik bir süvari ordusu bulunduğunu kaydetmiştir. XIV. yüzyılın ikinci yarısında Çepniler, Tirebolu çevresi ve güneyindeki yerleri, Harşit çayı, Ağasar ve Fol dereleri vadilerinin üst kesimlerini ve Tonya’yı ellerinde bulunduruyorlardı.[19]
Giresun Osmanlı hâkimiyetinden önce Bayramlu Beyi Süleyman Bey tarafından 1398’de Türk hakimiyetine geçmiş, Fatih Sultan Mehmed’in Trabzon’u 1461’de fethetmesinin ardından dönüş sırasında Osmanlı hakimiyetine katılmıştır. Şehir direnişsiz teslim alınmış; bu durum, fetihten yirmi beş yıl sonra yapılan tahrirden anlaşılmaktadır. Osmanlı idaresi altında Giresun, bir liman şehri olarak gelişmiştir. 1486’ya doğru Giresun’da kale içinde ve hemen çevresinde yerleşim bulunuyordu, şehrin askerî niteliği ön plandaydı. Kale muhafızları dışında dört sivil Müslüman aile olduğu kaydedilmişti. Kalede dizdar Kalkandelenli Yûsuf’un yönetiminde yaklaşık otuz muhafız görev yapıyordu.[20]
Giresun’un idarî yapısı XVI. yüzyılda önemli değişikliklere uğramıştır. 1486’da Giresun, Trabzon sancağına bağlı “Zeâmet-i Kürtün” adlı idarî bölgenin merkeziydi. 1515’te ise “Çepni vilâyeti”nin merkezi olmuş, XVI. yüzyıl sonlarına kadar bu tabir kullanılmaya devam etmiştir. Daha sonra yerini giderek “Giresun kazası” adı almıştır. Giresun, Trabzon sancağının en batı ucunu oluşturuyordu; Canik sancağı sınırını şehrin biraz batısındaki Batlama deresi teşkil ediyordu. Bölge, XV-XVI. yüzyıllarda Çepni ve Kürtün adlı iki ana idarî birime ayrılıyordu. XVI. yüzyılın ikinci yarısında Üreğir, Harşıt ve Yağlıdere nahiyeleri öne çıkmıştır.[21]
Giresun kazasının sahil kesiminde Giresun’dan başka Tirebolu, Görele, Anduz ve Bedreme kaleleri bulunuyordu. Bu kalelerde muhafızların yanı sıra sivil Hristiyan halk da yaşıyordu. Giresun ve Tirebolu gibi sahil şehrileri dışındaki kesim, XV ve XVI. yüzyıllarda hemen hemen tamamen Çepniler tarafından iskân edilmişti. Bu iskân yerlerinin çoğu Türkçe ad taşıyordu. Çepni Türkmenlerinin bölgedeki varlığı Osmanlı fethinden önce de belirgindi. XIV. yüzyılın başlarında Çepni Türkmenlerinin akınları sırasında Giresun Kalesi’nin zaptedildiği bilinmektedir. 1297’de Ünye yöresini ele geçiren ve Çepniler olduklarına inanılan Türkmenler Trabzon’a kadar akınlarda bulunmuştu.[22] Çepnilerin Osmanlı idarî düzeni içindeki konumu, tahrir defterlerindeki dirlik kayıtlarından izlenebilmektedir. 1486 tarihli kayıtlarda Zeâmet-i Kürtün’de toplam 29 dirlikten 1’i Trabzon sancak beyine, 28’i Çepni beylerine, onların oğullarına, arkadaşlarına ve yoldaşlarına aitti. 1515’te Çepni ve Kürtün nahiyelerinde toplam 88 dirliğin 6’sı Çepni beylerinin, 19’u onların oğullarının, 63’ü Çepni sipahilerinin tasarrufundaydı. 1515’te Kürtün’de 20 Kürtün sipahisi ve sipahi oğlunun atalarından ve dedelerinden sahip oldukları yerleri, yurtları ve bağları tasarruf ettikleri kaydedilmiştir. Bunlardan öşür ve rüsûm alınmıyordu. Sefer olduğunda 5 kişinin at ve silahlarıyla sefere katılması, diğerlerinin de yardımcı olması emredilmiştir. Bu durum, Osmanlı’nın yerel Türkmen beylerini sisteme entegre ederken onların geleneksel haklarını da tanıdığını göstermektedir.
Ordu şehri de XVI. yüzyılda Canik Sancağı’na bağlı bir kaza merkeziydi. Bugünkü Ordu ilinin sınırları içinde bulunan Ünye, Fatsa ve Korgan, Canik Sancağı’nın doğu kazalarını oluşturuyordu. Ordu ve çevresi, başta Mesudiye merkez olmak üzere 1270’lerin sonunda Hacıemiroğulları Beyliği’nin hakimiyetinde olmuş, 1427-1428’de Yörgüç Paşa’nın Canik seferi sırasında Osmanlı topraklarına dahil edilmiştir. Bölgenin Türkleşmesi, Çepni Türkmenlerinin XIII. yüzyıldan itibaren bu sahillerde yoğun şekilde yerleşmesiyle gerçekleşmiştir. Ordu’nun iç kesimlerinde kurulan köylerin büyük çoğunluğu Türkçe adlar taşımaktaydı ve bu durum, bölgenin erken dönemden itibaren Türkleştiğinin önemli bir göstergesidir.[23]
Trabzon: Fetihten Sonra İdarî Dönüşüm ve Şehir Yapısı
Trabzon, Osmanlı’nın Karadeniz’de en stratejik şehirlerinden biridir. Trabzon Krallığının başkenti olan şehir, 15 Ağustos 1461’de Fatih Sultan Mehmed tarafından fethedilmiştir. Trabzon Kralı VI.İoannes Komnenos, İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed’e vergi vermeye başlamış, ancak bu durum Trabzon’un bağımsızlığını koruyamamıştır. Şeyh Cüneyd, Canik bölgesinin güneyindeki Türkmenleri yanına katarak Trabzon’u ele geçirmek istemiş, ancak 1456’da şehri alamamıştır. Fatih Sultan Mehmed, 1461’de Trabzon’u hedef almış, önce Hızır Bey’i donanmayla Trabzon’a göndererek keşif harekâtı yaptırmış, ardından karadan zorlu yolları aşarak Trabzon’a ulaşmış ve şehri kuşatmıştır. Kuşatma bazı kaynaklara göre altı, bazılarına göre dört hafta sürmüş ve Trabzon Ağustos 1461’de teslim olmuştur.[24]
Yaşar Celep’in anlatımıyla Fatihin Trabzon seferi sırasında, karadan Sinop’u Osmanlı hakimiyetine katmasından sonra Canik bölgesine geldiğinde kendisini Bayramlu Beyleri ordusuyla karşılamış ve mihmandarlık yapmıştır.Halk hikayelerine konu olan anlatımlarda Fatihin Trabzon seferine çıkarken Terme’de konakladığı ve bugünkü Tarihi Ahşap Terme Pazar Camiinin o zamanki yerinde küçük bir Cuma camii olduğu ve Fatihin o küçük camiyi büyüterek bugünkü Terme Pazar Camisini yaptırdığı ve bahçesindeki tarihi çınarın o seferin anısına dikildiği anlatılır. Fatih Sultan Mehmed, Trabzon’u fethettikten sonra şehirde köklü değişiklikler yapmıştır. Kale surları tamir edilmiş, kiliselerin bir bölümü camiye çevrilmiş, halkın bir kısmı başka bölgelere sürülmüş ve şehre Türkler yerleştirilmeye başlanmıştır. Şehre iskân edilen Türklerin büyük çoğunluğu Samsun, Çarşamba, Terme, Bafra, Mesudiye, Ordu, Merzifon, Amasya bölgesinden nakledilmiştir. Mescitler açılmış, İstanbul’a gönderilen Hristiyanların boşalttığı evlere Türkler yerleştirilmiştir. Şehirde 400 kişilik bir yeniçeri birliği ve bir azab askerî grubu bırakılmıştır. Yeni bir idare kurulmuş ve bir dizi kanun yürülüğe konulmuştur. Kral David Komnenos ve ailesi taşınabilir eşyalarıyla birlikte gemilerle İstanbul’a gönderilmiş, şehrin asilleri ve varlıklı kişileri de aileleriyle birlikte İstanbul’a sevk edilmiştir. Fatih Sultan Mehmed, şehir ve çevresinden yaklaşık 1500 genç erkek ve kadın seçmiş; erkeklerden 800’ü Yeniçeri Ocağı’nda eğitilmek üzere İstanbul’a gönderilmiştir.
Trabzon’un idarî statüsü, Osmanlı döneminde öneminden dolayı özel bir nitelik taşımıştır. Fetih sonrası Trabzon, sancak hâline getirilmiş ve ilk sancak beyi Kasım Bey olmuştur. Trabzon’un önemi dolayısıyla Osmanlı hanedanına mensup şehzadeler burada idarecilik yapmıştır. II. Bayezid’in oğulları Abdullah ve ardından Selim, Trabzon’da sancak beyi olarak görev yapmıştır. Şehzade Selim Trabzon’u yaklaşık yirmi dört yıl yönetmiş ve oğlu Süleyman (geleceğin Kanunî Sultan Süleyman) Trabzon’da doğmuştur. Yavuz Sultan Selim döneminde Trabzon, adeta müstakil bir sancak gibi idare edilmiştir. XVI. yüzyıl başlarında bazı kaynaklarda Trabzon, “Ermeniyye-i Suğrâ vilâyetinin merkezi” olarak da zikredilmiştir.[25]
Şehzade Selim’in Trabzon sancak beyliği döneminde (1487-1512), Osmanlı nüfuzu Gürcistan’a doğru yayılmış, Safevîlerle mücadele edilmiş ve Çaldıran Seferi’nde Trabzon önemli bir askerî üs hâline gelmiştir. Trabzon’un idarî yapısı, tahrir defterlerinden izlenebilmektedir. Trabzon şehrine ait dört tahrir defteri bulunmaktadır: İlki XV. yüzyılın sonunda (1486) düzenlenmiş olan mufassal defterdir. XVI. yüzyılda ise üç tahrir defteri oluşturulmuştur: 1520, 1554 ve 1583 tarihlerinde düzenlenen defterler. Bu tahrir kayıtları, Trabzon’un XV ve XVI. yüzyıllardaki idarî, sosyal ve iktisadî durumu hakkında son derece değerli bilgiler içermektedir.[26] Mühimme defterleri de Trabzon Sancağı’nın XVI. yüzyıldaki durumu hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. 1550-1600 yıllarını ihtiva eden mühimme defterlerinde Trabzon’la alakalı onlarca hüküm tespit edilmiştir. Bu dönemde toplam 67 defter taranmış ve Trabzon’la ilgili hükümler kaydedilmiştir. Bu belgeler, Trabzon’un askerî, idarî ve iktisadî hayatı hakkında ayrıntılı bilgi vermektedir. Tahrirlerin otuz yılda bir tekrarlanması, tımar sisteminin uygulandığı eyalet ve sancaklarda yapıldığını göstermektedir. Trabzon’un tahrir defterleri, Osmanlı idarî düzeninin bölgedeki istikrarını ve sürekliliğini yansıtmaktadır.
Trabzon Sancağı’nda Türkmen varlığı da tahrir defterlerinde kayıtlıdır. XV-XVI. yüzyıllarda Trabzon sancağında martoloslar, Arhavi Nahiyesi’ne bağlı 8.000 akçelik gelirli Abıslah/Esenkıyı köyünde ikamet etmekteydiler. Trabzon sancağında Çepni Türkmenlerinin dirliklere yerleştirilmesi, Osmanlı’nın bölgedeki iskân politikasının önemli bir parçasıydı. Çepnilere yalnızca Çepni Vilâyeti’ndeki dirlikler değil, Trabzon sancağının diğer kazalarındaki dirlikler de tahsis edilmiştir. Bu uygulama, Osmanlı idaresinin Türkmen nüfusu stratejik bir biçimde bölgeye yerleştirdiğini ve yerel güçleri sisteme entegre ettiğini göstermektedir.[27]
Rize: Osmanlı Hâkimiyetinin Doğuya Yayılması
Rize, Trabzon’un doğusunda yer alan ve Osmanlı’nın Karadeniz’de doğuya yayılan hâkimiyetinin son önemli merkezlerinden biridir. Fatih Sultan Mehmed, Trabzon’un fethi sırasında 1461’de Rize’yi de almıştır. Trabzon’un ilk yöneticisi olan Gelibolu sancak beyi ve Kaptanıderyâ Kasım Bey, Rize’de ilk idarî yapılanmayı gerçekleştirmiştir. Bu sırada Rize’de topraklar timar sistemine göre yeniden düzenlenmiş ve vergiye esas olan mülkler tespit edilmiştir. Osmanlı idaresine girdiğinde Rize, Trabzon’a bağlı bir kadılık merkezi ve küçük bir kale-şehir durumundaydı.[28]
Rize’nin Osmanlı idaresine girişi sırasında bölgede önemli sosyal değişimler meydana gelmiştir. XV. yüzyılın son çeyreğinde Rize Kalesi’nde Atmaca adlı bir serasker ve emrinde 34 muhafız bulunuyordu. Muhafızlar arasında Kalkandelen, Bosna, Kosova, Siroz ve Üsküp gibi farklı yerlere mensup kişiler vardı. Muhafızlar arasında Rumeli’den sürgün olarak gelen Arnavutlar da bulunuyordu. Daha sonra Rize seraskeri olan Mustafa Bey oğlu Veysi bunlardan biriydi. Bu durum, Osmanlı’nın Rize’yi güven altına almak için Rumeli’den getirdiği askerî personeli kullandığını göstermektedir.[29] Rize Kalesi’nin önemi, Şehzade Selim’in Trabzon sancak beyliği döneminde artmıştır. 1498’de Rize kale dizdarı iken görevden alınan Yûsuf’un yerine, Şehzade Selim’in arpa emini Hasan getirilmiştir. Macaristan tarafından gelip Müslüman olan Kasım’a ve Nişli Ali’ye Rize’de tımar verilmiştir. Yavuz Sultan Selim’in padişah olmasından sonra bu tür düzenlemeler sürmüştür. Bazı dinî kurumlara ve ileri gelenlere ait bağ ve bahçe hisseleri muhafız tımarlarına çevrilmiştir. Ayo Foka Manastırı ve Tekfur Kir Mihal gibi kurum ve şahıslara ait mülkler bu kapsamdaydı. Rize’de Osmanlı idaresinin ilk yıllarında yapılan tımar düzenlemeleri, bölgenin sosyal yapısını önemli ölçüde değiştirmiştir.
Rize’de gelirleri padişah hassına ait olan 33 hâne, 2 mücerred, 6 bîve, 16 baştina, 1 bahçe ve daha önce Rize’deki Ayo Randoş Manastırı’na ait olan 1 değirmenin vergisi bir tımar sahibine verilmiştir. Ayo Randoş Manastırı’nın başında Rize metropoliti bulunuyordu ve manastır ayrıca 3 değirmenden kira geliri elde ediyordu. Kale muhafızlarından iki kişiye ise 93 hâne, 10 mücerred, 11 bîve, 11 baştinanın vergileri ve 8 değirmenin kira gelirleri tahsis edilmiştir. Rize’de gelir getiren ağaç ve bağların bir kısmı tekfurun ve Mihal adlı bir ileri gelenin mülküydü. Bu kişiler ilk Trabzon sancak beyi Kasım Bey tarafından Rumeli’ye sürüldüğü için mülkleri tımara çevrilmiştir. İlk tımar verilenler arasında, daha sonra Rize mahallelerinden birini oluşturacak Peripoli köyünün tımar gelirlerini tasarruf eden Ali ve Süleyman adlı iki Çepni bulunmaktadır. Rize Kalesi’ndeki Zü Nidano Manastırı gelirleri içinde yer alan Salaruha köyü vergileri ise İbrâhim adlı bir tımarlı sipahiye verilmiştir. Bu uygulamalarla Osmanlı idaresinin ilk yıllarında Rize’de önemli sosyal değişimler meydana gelmiştir. Rize’nin Osmanlı idaresindeki statüsü, 1867’deki vilâyet teşkilâtı değişikliğine kadar Trabzon sancağına bağlı bir kaza merkezi olarak devam etmiştir.[30]
Türk-İslam Kültürünün Kurumsallaşması: Cami, Vakıf, Medrese ve Tekke
Osmanlı Devleti’nin Karadeniz sahillerinde Türk-İslam kültürünü yerleştirme süreci, sadece askerî ve idarî tedbirlerle değil, kültürel kurumların inşasıyla da gerçekleştirilmiştir. Trabzon’un fethinden hemen sonra kiliselerin bir kısmı camiye çevrilmiş, şehre Türkler yerleştirilmiş ve mescitler açılmıştır. Bu süreç, XV. yüzyılın sonlarından itibaren vakıf kurumları aracılığıyla kurumlaşmıştır. Trabzon’da medreseler, şehir fethedildikten sonra, 1461’den itibaren kurulmaya başlanmıştır. Osmanlı döneminde ilk medrese, Gâzî Orhan Bey tarafından İznik’te 1330 yılında kurulmuş ve Şerefeddîn Dâvûd-ı Kayserî bu medreseye ilk müderris olarak atanmıştır. Trabzon’da ise medreseler şehir merkezinde, kazalarda/ilçelerde, nâhiyelerde/kasalarda ve köylerde kurulmuştur. Trabzon şehir merkezindeki ilk yedi medrese, şehrin fethinden sonra kurulmaya başlanmıştır. 1881 yılına gelindiğinde Trabzon şehir merkezindeki medreselerin sayısı dokuza ulaşmıştır. Trabzon’un kaza, nahiye ve köylerinde kurulan medreseler arasında en fazla medreseye sahip kazalar Of ve Sürmene olmuştur. Of kazası, Çaykara, Hayrat ve Kondu/Dernekpazarı dâhil köyleriyle birlikte 106 medrese ile en yoğun medrese ağına sahipti. Sürmene kazası ise Güneşera/Köprübaşı ve Araklı dâhil köyleriyle birlikte 73 medrese barındırıyordu. Bu durum, Trabzon’un doğu kesimlerinde İslamî eğitimin ne kadar yaygın olduğunu göstermektedir. Medreseler, bulundukları yerlerde kurulan vakıflara veya kurucu ve ders okutucu hocalara (müderrisûn) bağlı olarak eğitim ve öğretim hizmeti vermiştir.[31]
Vakıf kurumu, Türk-İslam sosyal hayatının önemli unsurlarından biri olarak Karadeniz bölgesinde de köklü bir geleneğe sahiptir. Osmanlı döneminde vakıflar, sağlık, eğitim, bayındırlık, dinî hizmetler, hayri hizmetler ve yoksullara yardım gibi alanlarda faaliyet göstermiştir. Vakıf olarak kurulan kurumlar arasında camiler, mescitler, medreseler, mektepler, hastaneler, tekkeler, çeşmeler, suyolları, kütüphaneler, imaretler, zaviyeler, misafirhaneler, sebiller ve mezarlıklar sayılabilir. Vakıflara gelir sağlamak amacıyla zaman zaman para, tarla, bağ, bahçe, han, hamam, bedesten ve dükkân vakfedilmiştir. Trabzon’da para vakıfları, XVI. yüzyılda da önemli bir kurum olarak varlığını sürdürmüştür. Sabahattin Usta’nın “Trabzon’da Para Vakıfları (1550-1650)” adlı çalışması, bu dönemde Trabzon’da kurulan vakıfları incelemiştir. Para vakıflarının işletilmesinde karz-ı hasen (ödünç verme), mudârebe (emek-sermaye ortaklığı), müşâreke (sermaye ortaklığı), murâbaha (malı peşin fiyatla satın alıp yıllık belirli kârla alıcıya devretme) gibi yöntemler kullanılmıştır. Para vakıflarında kâr oranları genel olarak %10-20 arasında değişmekte, Osmanlı uygulamasında çoğunlukla %15 oranında kullanılmaktaydı. Para vakıfları çevresindeki tartışmalar, XVI. yüzyıl Osmanlı uleması arasında da sürmüş; Ebussuûd, İbn Kemal, Çivizâde ve Birgivî gibi âlimler bu konuda görüşler ileri sürmüşterdir.[32]
Trabzon’da Osmanlı dönemine ait önemli mimarî eserler arasında İskender Paşa Camii ve Gülbahar Hatun Camii öne çıkmaktadır. İskender Paşa Külliyesi, Trabzon’un önemli Osmanlı mimarî eserlerinden biridir ve bölgenin İslamî kimliğinin simgelerinden birini oluşturmaktadır. Gülbahar Hatun Camii de Yavuz Sultan Selim’in annesi Gülbahar Hatun adına yaptırılmış olup, Trabzon’un Osmanlı dönemindeki kültürel zenginliğini yansıtan önemli bir yapıdır. Bu camiler ve külliyeler, bölgede Türk-İslam kültürünün kurumsallaşmasının somut göstergeleridir.[33]
Karadeniz Ticareti ve Limanlar
Osmanlı Devleti’nin Karadeniz’i bir iç deniz hâline getirmesi, bölgenin ticarî hayatında da büyük değişiklikler yapmıştır. İstanbul’un ve Kefe’nin Osmanlıların eline geçmesinin ardından Kırım’daki ticaret hacmi yeniden yükselmiştir. Osmanlılar, Karadeniz ticaretinde tekel güç olmaya çalışıyor ve dış güçlerin bölgede etkinlik göstermesine izin vermiyordu. Osmanlılar ticaret yollarının güvenliğine dikkat ediyor ve ticaretin kuzeye doğru genişlemesini istiyordu.[34]
Karadeniz bölgesi, Eskiçağlardan beri Ege ve Akdeniz ile yoğun bir ekonomik bütünlük oluşturmuştur. XV ve XVI. yüzyıllarda kuzey-güney ticareti önemli boyutlara ulaşmıştır. Kuzeyden güneye tahıl, et, balık ve diğer hayvanî ürünler aktarılırken, güneyden kuzey limanlarına ipek, pamuk ve kenevirden mamul kumaşlar gönderilmiştir. Kefe, Azak ve Akkirman gibi limanlar, bu ticaretin önemli merkezleriydi. Kefe’de Kırım Tatarı, Türk, Fars, Rus, Buharalı, Ermeni ve İspanyol tüccarlar bulunuyor, doğu mallarını satın alıyor ve kendi mallarını pazarlıyordu.[35]
Anadolu limanlarından Kefe’ye ve diğer kuzey limanlarına gönderilen mallar arasında pamuklu giysiler, pamuklu kumaşlar, pamuk ipliği, keten ve keten ürünleri, kaftanlar, ipekliler, brokar kumaşlar, atlas kumaşlar, işlemeli kadifeler ve çeşitli deriler bulunuyordu. Bu malların daha çok Kastamonu, Ankara, İstanbul ve Amasya kaynaklı olduğu anlaşılmaktadır. Halil İnalcık’a göre, Amasya, Kastamonu, Ankara, Sivrihisar, Beyşehir ve Konya tüccarları Kefe’ye ulaşmak için Sinop ve İnebolu limanlarını kullanıyordu. Trabzon’dan gelen gemilerin dahi Sinop’a uğradığı belirtilmektedir. Samsun ve Sakarya Nehri ağzındaki Kerpe limanları da Karadeniz’in kuzeyindeki ticarette önemliydi.[36]
Trabzon, sadece Karadeniz ticaretinde değil, İran ticaretinde de önemli bir kavşak noktasıydı. İran ipeği, Trabzon üzerinden İstanbul’a ve oradan Avrupa’ya ulaştırılıyordu. XVI. yüzyılda Osmanlı hazinesine normal dönemlerde yılda 70.000 altın katkı sağlayan ipek ticareti, bölgenin iktisadî hayatında önemli bir yer tutuyordu. Trabzon limanı, doğu mallarının batıya ulaştırılmasında stratejik bir konuma sahipti. Ancak, Kefe-Moskova kervanları Nogaylar ve Don Kazakları tarafından sık sık yağmalanıyordu. Her yağmada 40.000 ile 70.000 akçe arasında zarar meydana geliyordu. Bu durum, ticaret yollarının güvenliğinin ne kadar önemli olduğunu ve Osmanlı’nın Karadeniz’de güvenliği sağlama çabalarının nedenlerini açıklamaktadır.[37]
XVI. yüzyılın ikinci yarısında ipek, pamuk ve kenevirden yapılmış ürünler Kefe’ye ihraç ediliyordu. Rusya’ya doğudan gelen mallar arasında Halep beyazı adı verilen pamuklu kumaşlar, Mısır’dan renkli pamuklular, Kastamonu yünlüleri, Ankara yünlüleri, Türkiye’de üretilen yumuşak taftalar, Azerbaycan ve İran’dan Türk usulü desenli kumaşlar ve İsfahan ve Meşhed’den sade ve altın işlemeli kadifeler bulunuyordu. Bu geniş ticaret ağı, Osmanlı’nın Karadeniz hâkimiyetinin sadece siyasî değil, iktisadî açıdan da ne kadar kapsamlı olduğunu göstermektedir. Samsun, Trabzon ve Sinop limanları, bu ticaret ağının Anadolu ayağını oluşturuyordu.[38]
İslamlaşma ve Türkleşme Süreci
Karadeniz sahilinin Türkleşmesi ve İslamlaşması, XI. yüzyıl sonlarından itibaren başlayan ve Osmanlı döneminde kurumlaşan uzun bir süreçtir. Bu sürecin ilk aşaması, Türkmen beyliklerinin bölgede siyasî varlık oluşturmasıyla gerçekleşmiştir. XII. yüzyıldan XV. yüzyıla kadar Kuzey Anadolu’da Türk siyasî teşekküllerinin oluşumu, Karadeniz’in Türkleşmesinde Canik Beylikleri belirleyici rol oynamıştır. Canik beylikleri, bölgede Türk-İslam kültürünün yerleşmesinde öncülük etmiştir.[39]
Çepni Türkmenleri, Karadeniz’in Türkleşmesinde özel bir role sahip olmuştur. Çepnilerin bölgeye gelmesi, XIII. yüzyıldan itibaren yoğunlaşmıştır. Çepniler, Kelkit vadisi üzerinden Harşit çayı boyunca sahile inmiş ve Giresun, Tirebolu, Trabzon ve Rize’nin iç kesimlerinde yoğun şekilde yerleşmiştir. Osmanlı idaresi altında Çepnilerin dirliklere yerleştirilmesi, bu süreci daha da hızlandırmıştır. 1515’te Çepni ve Kürtün nahiyelerinde toplam 88 dirliğin 63’ü Çepni sipahilerinin tasarrufundaydı. Bu, bölgenin askerî ve idarî kadrosunun büyük ölçüde Çepni Türkmenlerinden oluştuğunu göstermektedir.[40]
İslamlaşma süreci, sadece Türkmenlerin yerleşimiyle değil, Osmanlı idarî ve kültürel kurumlarının yayılmasıyla da gerçekleşmiştir. Camiler, mescitler, medreseler, tekkeler ve zaviyeler, İslamî hayatın kurumsal temelini oluşturmuştur. Vakıf kurumu, bu yapıların ayakta kalmasını sağlamıştır. Trabzon’da 1550-1650 döneminde kurulan para vakıfları, bölgede İslamî kurumların ne kadar yaygın olduğunu göstermektedir. Samsun’dan Rize’ye kadar uzanan sahil hattında kurulan cami, medrese ve tekkeler, Türk-İslam kültürünün bölgede kalıcı olarak yerleşmesini sağlamıştır.[41]
Osmanlı idaresi, fethettiği bölgelerde Hristiyan kurumları tasfiye ederken onların mallarını vakıf ve tımar sistemine entegre etmiştir. Rize’de Ayo Randoş Manastırı’na ait değirmenlerin vergileri tımar sahiplerine verilmiş, Ayo Foka Manastırı’na ait bağ ve bahçeler muhafız tımarlarına çevrilmiştir. Bu uygulamalar, Osmanlı’nın Hristiyan kurumlarını İslâmî çerçeveye dönüştürme sürecinin somut örnekleridir. Benzer uygulamalar Trabzon’da da görülmüş, kiliselerin bir kısmı camiye çevrilmiştir.
Türkleşme süreci, yer adlarından da izlenebilmektedir. Giresun ve Trabzon’un iç kesimlerindeki köylerin büyük çoğunluğu Türkçe adlar taşımaktaydı. Bu durum, bölgenin erken dönemden itibaren Türkleştiğinin önemli bir göstergesidir. Çepni Türkmenlerinin yerleştiği köyler, Türkçe adlarla kaydedilmiş ve bu adlar XVI. yüzyıl tahrir defterlerinde yer almıştır. Osmanlı idaresi, bu yer adlarını koruyarak bölgenin Türkleşmesini kalıcı hâle getirmiştir.
Yükselme Devrinde Karadeniz’in Genel Değerlendirmesi
Osmanlı Devleti’nin yükselme devrinde Karadeniz’in güney sahilleri, Samsun’dan Rize’ye kadar, büyük bir dönüşüm geçirmiştir. Bu dönüşüm, üç ana eksende gerçekleşmiştir: idarî örgütlenme, sosyal ve demografik yapı, kültürel ve iktisadî hayat. İdarî örgütlenme açısından, Osmanlı bölgeyi sistematik biçimde sancak ve kaza teşkilâtına kavuşturmuş, tımar sistemini uygulayarak hem askerî hem de iktisadî düzeni sağlamıştır. Canik Sancağı’nın yedi kazaya bölünmesi, Trabzon Sancağı’nın tahrir defterleriyle düzenli olarak kayıt altına alınması ve Rize’nin timar sistemine göre yeniden düzenlenmesi, bu sistematik örgütlenmenin somut göstergeleridir.[42]
Sosyal ve demografik yapı açısından, Türkmen/Çepni nüfusunun bölgeye yerleştirilmesi ve Hristiyan nüfusun bir kısmının göçertilmesi, bölgenin Türkleşmesi ve İslamlaşması sürecini hızlandırmıştır. Şehzade Selim’in Trabzon sancak beyliği döneminde, bölgeye Rumeli’den askerî personel getirilmesi ve yerel beylerin timar sistemi içine entegre edilmesi, Osmanlı’nın bölgede kalıcı bir Türk-İslam varlığı oluşturma stratejisinin parçasıydı. Rize’de Çepni timar sahiplerinin bulunması, bu stratejinin doğuya kadar uzandığını göstermektedir.[43]
Kültürel ve iktisadî hayat açısından, camilerin, medreselerin, tekkelerin ve vakıfların kuruluşu, Türk-İslam kültürünün bölgede kurumlaştığını göstermektedir. Trabzon’da fetihten hemen sonra medreselerin açılması, Of ve Sürmene gibi doğu kazalarında yüzlerce medresenin bulunması, İslamî eğitimin ne kadar yaygın olduğunu kanıtlamaktadır. Para vakıflarının kuruluşu da, bölgenin iktisadî hayatının ne kadar canlı olduğunu göstermektedir. Karadeniz ticaretinin Osmanlı hâkimiyeti altında gelişmesi, Samsun, Trabzon ve Sinop limanlarının bu ticaretteki rolü, bölgenin iktisadî açıdan da Osmanlı sisteminin önemli bir parçası olduğunu ortaya koymaktadır.[44]
Kanunî Sultan Süleyman dönemi, Osmanlı’nın Karadeniz siyasetinin doruk noktasını temsil etmektedir. Bu dönemde Karadeniz, tam bir Osmanlı iç denizi hâline gelmiş, doğu ve batı kıyılarıyla bütünüyle Osmanlı kontrolü altına girmiştir. Trabzon, Safevîlerle mücadelede önemli bir askerî üs işlevi görmüş, Karadeniz ticareti Osmanlı tekelinde gelişmiştir. Kanunî’nin doğduğu şehir olan Trabzon, bu dönemde hem stratejik hem de kültürel açıdan bölgenin merkezi konumunda bulunmuştur.[45]
Osmanlı Devleti’nin yükselme devrinde, Samsun’dan Rize’ye kadar uzanan Karadeniz sahil hattı, Türk-İslam tarihinin en önemli sahnelerinden birini oluşturmuştur. Fatih Sultan Mehmed’in 1461’de Trabzon’u fethetmesiyle başlayan Osmanlı hâkimiyeti, Kanunî Sultan Süleyman dönemine kadar devam eden bir yükseliş sürecinde bölgenin idarî, sosyal, kültürel ve iktisadî yapısını köklü biçimde değiştirmiştir.[46]
Canik (Samsun) Sancağı’nın yedi kazaya bölünmesi ve tımar sisteminin uygulanması, Ordu ve Giresun’da Çepni Türkmenlerinin dirliklere yerleştirilmesi, Trabzon’un şehzade sancağı olarak yönetilmesi ve Rize’nin timar sistemine göre yeniden düzenlenmesi, Osmanlı idarî düzeninin bölgedeki sistematik uygulamasını göstermektedir. Bu örgütlenme, bölgenin yalnızca askerî olarak değil, idarî ve iktisadî olarak da Osmanlı sistemine entegre edildiğini ortaya koymaktadır.[47]
Türk-İslam kültürünün kurumlaşması süreci, cami, medrese, tekke ve vakıf kurumlarının yaygınlaşmasıyla gerçekleşmiştir. Trabzon’da fetihten hemen sonra medreselerin açılması, Of ve Sürmene kazalarında yüzlerce medresenin bulunması, para vakıflarının 1550’lerden itibaren düzenli olarak kurulması, bölgede Türk-İslam kültürünün ne kadar derin köklere sahip olduğunu kanıtlamaktadır. Çepni Türkmenlerinin bölgeye yerleşmesi ve Osmanlı idarî sistemi içine entegre edilmesi, Türkleşme ve İslamlaşma sürecinin temel dinamiklerini oluşturmuştur.[48]
Karadeniz ticareti, Osmanlı hâkimiyeti altında büyük bir gelişme göstermiştir. Samsun, Trabzon ve Sinop limanları, Anadolu’dan kuzeye gönderilen pamuklu kumaşlar, ipekliler ve deriler gibi malların ihracatında önemli rol oynamıştır. Trabzon, İran ipeğinin batıya ulaştırılmasında stratejik bir kavşak işlevi görmüştür. Bu ticaret, Osmanlı hazinesine önemli gelirler sağlamış ve bölgenin iktisadî hayatını canlandırmıştır.
Şehzade Selim’den Yavuz Sultan Selime
Yavuz Sultan Selim’in sekiz yıllık saltanatı Osmanlı alimi ve tarihçisi İbn Kemal’in dediği gibi “ikindi güneşi gibi kısa” sürmüştü ama “gölgesi uzun” olmuştu. Yavuz Sultan Selim, Sahib-kıran-ı alem, Sultanü’s-Selâtinü’l-Arab ve Acem, Kahraman-ı kurûm-ı Rum, Hakin-i Türk ü Deylem ünvanlarıyla anılmıştır. O kendi bileğinin gücüyle cihangir olmuş, ömründe, saltanatında hiç mağlup olmamıştır. Sultan Selim’in kısa saltanatında doğu meselesine kesin çözüm bulma çabaları ön planda olmuştur. Safevi tehdidini önleyerek Osmanlı’nın dini anlayışının yerleşmesini sağlamış, Memlük Sultanlığı’na son vererek İslam alemini tek bir bayrak altında toplama siyasetinin ilk adımını atmıştır. O islam dünyası üzerinde bütünleştirici bir lider olmuştur. Mısır coğrafyasının ele geçirilmesi kadim dünyanın milletlerarası yol şebekesi üzerindeki kontrolün Osmanlılara geçmesini temin etmiştir.[49]
Şehzade Selim, Trabzon’daki adaletli yönetimi sayesinde Trabzon halkı mutlu bir hayat sürüp, başarılı yönetimi sayesinde şehir ahalisi huzur ve güven içerisinde yaşamaktaydı. Hırsızlık ve soygunculuk gibi suçlar Şehzade Selim’in başarılı yönetimiyle son bulmuştur.[50] Sultan Bayezid’ın saltanatının sonlarına doğru hastalık ve yaşlılığı sebebiyle devlet işleriyle ilgilenemez olması yüzünden işleri vezirlere bırakması, vezirlerin de kendi ikballerini gözetmesi, devlette bir yönetim boşluğuna sebep olmuştur. Şehzade Ahmet’in taht için en güçlü aday iken, Teke yöresinde ve akabinde Şarkikarahisar ve Niksar dolaylarında çıkan Nur Ali Halife isyanlarını bastırmakla görev istediği halde, ordu içine siyaset sokması, tahta gelmek için yeniçerileri etkilemeye çalışması, çıkan isyanları bastırmakta yetersiz kalması, Sultan Bayezid nezdinde, Şehzade Ahmet’in gözden düşmesine sebep olmuş, asker üzerinde itibarı düşmüştür. Buna karşılık Şehzade Selim’in Trabzon’da bulunduğu dönemde, gerek İran’a gerekse Gürcistan’a akınlarda bulunması, onun asker ve kamuoyunda itibarının yükselmesine neden olmuştur.[51]
Şehzade Selim’in Trabzon’a gelişinin ilk yıllarından itibaren sancağın sınırlarını genişletmek, hakimiyetini arttırmak istediğini görmekteyiz. Şehzade Selim’in Trabzon Sancakbeyi olmasıyla Trabzon’un idari bağımsızlığının esaslı bir şekilde kendini gösterdiği anlaşılmaktadır. Şehzade Selim, dedesi Fatih Sultan Mehmed’den sonra, babası II. Bayezid’in zamanında görülen fetih ve gaza seferlerindeki durgunluğu bu uc’da giderip canlılığa çeviren çok güçlü ve hareketli bir şahsiyet olmuştur. Şehzade Selim Trabzon’da sancak beyi iken, sanki bir beylerbeyi gibi hareket etmiştir. Şah İsmail’in Anadolu üzerine yaptığı kesif şiilik propagandası ve her geçen gün Şah İsmail’in nüfuzunun artması, Şehzade Selim’i ona karşı teyakkuza geçirmiştir. [52]
Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail
Gerek Şirvan’da, gerek Tebriz’de Şah İsmail’in zulmünden adeta halk yılmış, savunmasız onbinlerce Akkoyunlu Türkmen öldürülmüştü. Şah İsmail kuvvetli bir ordu ile Irak’a hücum ederek Akkoyunlu beyi Murat Bey’i yenerek, bütün Akkoyunlu ülkesini ve Şiraz’a kadar olan Irak-ı Acem, Kumis ve Kavini hakimiyetine almıştı. Şah İsmail, müfrit bir şiilik taassubuyla hareket ederek, pek çok sünni alimi öldürtmüş, bu gelişmeler bir taraftan Osmanlı Devletinin, öte yandan Özbek Hanlığının tepkisine yol açmıştı. [53]
Şah İsmail, Kazerun şehrini aldıktan sonra orada bulunan Sünni ulemanın tamamını katlettirmiş, İsfahan’da Osmanlı elçisi huzurunda Sünni alim ve halkı haksız yere öldürtmüş, Sünni Müslümanların hamisi olan Osmanlı devletine karşı dostane bir tavır içinde olmadığını göstermişti. [54]
Güneydoğu Anadolu’yu da ele geçiren Şah İsmail, şiilik mezhebini yayılma aracı olarak kullandığından, Sünni Müslümanlara karşı çok ağır muamelede bulunuyordu. Kendisine sadakat göstermelerine rağmen Siirt, Hasankeyf, Cizre beyleriyle birlikte 12 beyi hapsettirdi.[55] Diyarbakır’ı Safevi topraklarına katan Şah İsmail 1508’de Irak’a girmiştir. Bağdat’ta İmam Musa Kazım kabri üstüne kubbe inşa ettirip, İmam-ı Azam Ebu Hanife kabrini yakarak, şehir ahalisiyle birlikte bazı alimleri öldürtmüştür. [56]
Bir taraftan Anadolu’ya bir taraftan doğuda Özbek Hanlığı’na doğru yayılmaya çalışan Şah İsmail, Özbek Hanı Muhammed Şeybani’nin Kazaklar üzerine yaptığı seferi fırsat bilerek Horasan’ı işgal ederek pek çok Sünni Müslümanı öldürmüştü.[57] Bu durumu haber alan Muhammed Şeybani Han, yorgun ve eksik kuvvetiyle Horasan’a dönmüş, durumdan pay çıkaran İsmail 1510’da yapılan muharebeyi kazanarak, öldürttüğü Şeybani Han’ın derisini yüzdürüp içine ot doldurtarak, yaptıklarını anlatan bir mektupla II. Bayezid’e göndermiştir. Şeybani Han’ın kesik başından kendisine bir şarap kadehi yaptırarak meclisinde “tolular ikram ettiği” anlatılmaktadır. İsmail, savaşın sonunda onbinden fazla Sünni Müslümanı öldürterek kesilmiş başlarından piramit yaptırdığı ifade edilmektedir. Bu zaferinden sonra İsmail, Türkistan’a doğru ilerleyerek, Buhara, Semerkant ve Hive’yi işgal ederek, buralarda halka son derece kötü davranmıştır. [58]
Şah İsmail için artık en mühim hedef Türkiye idi. Anadolu Türkleri arasında büyük isyanlar çıkartmak ve halkı göç ettirmek için “daileri” vasıtasıyla şiiliği yaymaya çalışıyordu. [59] II. Bayezid’le karşı yumuşak ve ılımlı bir politika izleyen İsmail’in tek endişesi ve kaygısı, Trabzon Valisi Şehzade Selim’di.
Trabzon’dan çevreye doğru yaptığı seferlerin ve Akkoyunlulardan desteğiyle güçlenen Şehzade Selim’in artan askeri başarısı ve şöhreti, diğer şehzadeleri destekleyen divan vezirlerini rahatsız etti. Bu durum Sultan II. Bayezid’in Şehzade Selim’in hareketlerini onaylamamasına ve nihayet akınları yasaklamasına zemin hazırladı. [60]
Şehzade Selim’in Gürcistan’a seferler yapıp yağmalaması, kızılbaşlarla savaşması, hatta Erzincan ile Bayburt’u ele geçirmesi, padişah II. Bayezid nezdinde şüpheyle karşılanmıştır. Yaptığı hareketler isyan edip, bağımsızlık ilan edeceğine delalet gösterilmiş, bunun üzerine II. Bayezid, Şehzade Selim’e sadece kendi sancağıyla ilgilenmesini ve sınırlarını aşmamasını emreden bir ferman göndermiştir.[61]
1511’de oğlu Süleyman’ın valilik yaptığı Kefe’den Edirne’ye babası II. Bayezid’le görüşmek üzere gelen Şehzade Selim Şehzade Ahmet’in sultan olmasını isteyen vezirlerce çıkarılan husumet üzerine istemeyerek, babası ile Edirne’nin Uğraş Köyü yakınlarında bir çatışmaya girmiş, yenilerek Kefe’ye dönmüştür. Bunun üzerine Şehzade Ahmet, saltanatı devralmak üzere İstanbul’a gelmiş ancak yeniçeriler bunu kabul etmemiştir. Yeniçerilerin isyanı üzerine Sultan II. Bayezid, tahtı Şehzade Selim’e devretmeyi kabul etmiştir. 24 Nisan 1512’de, Şehzade Selim 9. Osmanlı padişahı olarak tahta oturmuştur. [62]
Şah İsmail, Şiiliği devlet dini olarak ilan etmekle kalmayıp, batı komşusu Osmanlı Devletine ve doğu komşusu Özbek hanlığına karşı yaptığı savaşları bir din savaşı gibi göstermeye çalışmıştır. Bu nedenle XVI. yüzyılda ortaçağ boyunca görülmemiş bir mücadele yaşanmıştır. [63] Yavuz Sultan Selim, tahta oturduğunda, Anadolu’daki Şii taraftarları Şah İsmail tarafından himaye edilmiş, Osmanlı devleti bölünmek ve yıkılmak istenmiştir. Bu hareketlerin ortadan kaldırılması, Yavuz’un en büyük gayesi olmuştur. [64]
KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN’IN ŞEHZADELİK VE PADİŞAHLIK DÖNEMLERİNDE KARADENİZ POLİTİKASI
XVI. yüzyıl Osmanlı tarihinin en önemli hükümdarlarından biri olan Kanuni Sultan Süleyman, çocukluk yıllarını Trabzon’da, ilk yöneticilik tecrübesini ise Karadeniz’in kuzeyindeki Kefe Sancağı’nda geçirmiştir. Bu durum onun Karadeniz bölgesine yönelik siyasî bakışının şekillenmesinde etkili olmuştur. Kanuni döneminde Karadeniz, Osmanlı Devleti’nin güvenliği, ticareti ve Kafkasya siyaseti açısından stratejik önemini korumuş; özellikle Kırım Hanlığı ile ilişkiler ve 1538 Boğdan Seferi çerçevesinde Osmanlı hakimiyeti daha da pekiştirilmiştir.
Osmanlı Devleti’nin Karadeniz politikası, Fatih Sultan Mehmed döneminde Trabzon’un fethi (1461) ve Kırım kıyılarının Osmanlı hakimiyetine girmesiyle şekillenmiş, XVI. yüzyılda ise en olgun dönemine ulaşmıştır. Karadeniz yalnızca bir deniz havzası değil; İstanbul’un iaşesi, kuzey sınırlarının korunması ve uluslararası ticaret yollarının kontrolü açısından hayati bir bölgeydi.[65]
Şehzade Süleyman Döneminde Karadeniz
Kanuni Sultan Süleyman, 6 Kasım 1494 tarihinde Trabzon’da dünyaya gelmiştir. Babası Trabzon Sancakbeyi Şehzade Selim’dir. Çocukluğunu Trabzon’da geçiren Şehzade Süleyman, Osmanlı-Safevî rekabetinin hissedildiği ve Karadeniz ticaretinin yoğun olarak yürütüldüğü bir sınır merkezinde yetişmiştir.[66]
Trabzon, XV. yüzyıl sonlarında Osmanlı Devleti’nin doğu sınır savunmasının önemli merkezlerinden biriydi. Şehir aynı zamanda Kafkasya ve İran’a uzanan ticaret yollarının Karadeniz’e açıldığı başlıca limanlardan birini oluşturuyordu. Bu nedenle burada yetişen bir şehzadenin bölgenin askerî ve ekonomik önemini erken yaşlarda kavradığı söylenebilir.[67]
Şehzade Süleyman’ın devlet yönetimindeki ilk ciddi tecrübesi ise 1509 yılında Kefe Sancakbeyliği’ne tayin edilmesiyle başlamıştır. Kefe, Karadeniz’in kuzeyindeki en önemli Osmanlı merkezlerinden biri olup Kırım Hanlığı üzerindeki Osmanlı nüfuzunun temel dayanağı durumundaydı. Burada görev yapan Şehzade Süleyman, Karadeniz ticaretini, Kırım siyasetini ve kuzeydeki güç dengelerini yakından takip etme fırsatı bulmuştur.[68]
Birincil kaynaklarda da Kefe’nin Osmanlı kuzey siyasetindeki önemine işaret edilmektedir. Kemalpaşazâde ve İdris-i Bitlisî, Yavuz Sultan Selim dönemindeki gelişmeleri aktarırken Kırım ve Karadeniz hattının Osmanlı siyaseti bakımından taşıdığı değeri vurgulamışlardır.[69]
Kanuni Döneminde Karadeniz Politikası
1520 yılında tahta çıkan Kanuni Sultan Süleyman, devletin ağırlığını Avrupa ve Akdeniz seferlerine vermekle birlikte Karadeniz üzerindeki Osmanlı hakimiyetini koruma ve güçlendirme politikasını sürdürmüştür. Karadeniz’in güvenliği, İstanbul’un iaşesi ve Kafkasya’ya yönelik stratejiler açısından büyük önem taşımaktaydı.[70]
Bu dönemde Karadeniz’de yeni fetihlerden çok mevcut hakimiyetin tahkimi amaçlanmıştır. Osmanlı yönetimi, Kırım Hanlığı ile ilişkileri sürdürerek kuzey sınır güvenliğini sağlamaya çalışmıştır. Kırım Hanlığı, Osmanlı Devleti’nin Doğu Avrupa siyaseti için vazgeçilmez bir müttefik olmaya devam etmiş, bölgedeki Osmanlı etkisinin sürdürülmesinde önemli rol üstlenmiştir.[71]
Kanuni devrinde Karadeniz politikasının en dikkat çekici gelişmelerinden biri 1538 tarihli Boğdan Seferi olmuştur. Bu sefer sonucunda Osmanlı Devleti’nin Karadeniz’in batı sahillerindeki nüfuzu güçlenmiş ve Kırım ile Osmanlı merkezî idaresi arasındaki bağlantılar daha güvenli hale gelmiştir. Temel Öztürk‘ün değerlendirmesine göre Boğdan Seferi, Osmanlıların Batı Karadeniz üzerindeki kontrolünü tahkim eden önemli bir dönüm noktasıdır.[72]
Karadeniz aynı zamanda Osmanlı ekonomik sisteminde önemli bir yer işgal etmekteydi. Kefe başta olmak üzere Karadeniz limanları; tahıl, kürk, deri ve çeşitli ticari ürünlerin dolaşımında merkez konumundaydı. İstanbul’un artan nüfusunun beslenmesinde Karadeniz limanlarından gelen ürünlerin büyük önemi bulunuyordu. Bu nedenle Osmanlı yönetimi ticaret yollarının güvenliğini devlet politikası haline getirmiştir.[73]
Celalzâde Mustafa Çelebi‘nin eserlerinde Kanuni devrindeki idarî düzenlemeler ve seferler anlatılırken Osmanlı merkezî otoritesinin sınır bölgelerindeki hakimiyetini güçlendirme çabaları görülmektedir. Bu durum Karadeniz havzasındaki Osmanlı uygulamalarıyla da uyumludur.[74]
Kanuni Sultan Süleyman’ın Karadeniz’e yönelik bakış açısı, Trabzon ve Kefe’de edindiği tecrübelerin etkisiyle şekillenmiştir. Trabzon’daki çocukluk yılları ona Osmanlı doğu sınırlarının önemini öğretirken, Kefe sancakbeyliği Karadeniz’in kuzey siyasetini yakından tanımasına imkân sağlamıştır. Tahta çıktıktan sonra ise Karadeniz’i yeni fetihlerden ziyade korunması ve güçlendirilmesi gereken stratejik bir Osmanlı iç denizi olarak değerlendirmiştir.
Kırım Hanlığı ile ilişkilerin sürdürülmesi, Karadeniz ticaret yollarının korunması ve 1538 Boğdan Seferi gibi girişimler Kanuni döneminin temel Karadeniz politikalarını oluşturmuştur. Böylece XVI. yüzyılın ortalarında Karadeniz, askerî, ekonomik ve siyasî bakımdan Osmanlı hakimiyetinin en güçlü hissedildiği bölgelerden biri haline gelmiştir.
Kanuni Sultan Süleyman Sonrası Dönemde Karadeniz Bölgesi ve Samsun: İdari Yapılanma, Güvenlik Dinamikleri ve Ticari Ağlar (1566-1700)
Kanuni Sultan Süleyman dönemi sonrası Osmanlı Devleti, 17. yüzyılda iç ve dış baskılarla karşı karşıya kalmış; bu durum Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde idari ve sosyal yapıların yeniden şekillenmesine neden olmuştur. Karadeniz Bölgesi, coğrafi konumu itibarıyla hem Doğu ticaret yollarının hem de Kuzeyden gelen deniz tehditlerinin kesişim noktasında yer almıştır. Özellikle Orta Karadeniz kıyılarındaki Samsun, bu dönemde “Canik” olarak bilinen sancak yapısı içinde önemli bir liman ve idari merkez olarak öne çıkmıştır.
İdari Yapılanma: Canik Sancağı ve Sivas Eyaleti Bağlamı
Osmanlı idari taksimatında Karadeniz kıyılarının büyük bölümü, XVI. yüzyıl sonlarından itibaren Canik Sancağıadı altında organize edilmiştir. Samsun şehri, adını taşıyan bir sancak merkezi olmaktan ziyade, Canik Sancağı sınırları içindeki önemli bir yerleşim noktası olarak işlev görmüştür. Bu sancak, uzun süre boyunca Rum Beylerbeyliği (daha sonra Sivas Eyaleti) sınırları içerisinde kalmış ve merkezi otoriteyle olan bağları bu eyalet üzerinden yürütülmüştür. [75]
Sancak yönetimi, yerel beylerin ve Osmanlı atamalı kadıların işbirliğiyle yürütülmüş; ancak 17. yüzyılın ortalarına doğru merkezi otoritenin zayıflaması, yerel güç dengelerini değiştirmiştir. Samsun’un idari statüsü, şehirleşme süreciyle paralel olarak değişmekle birlikte, bölgenin stratejik önemi nedeniyle Sivas valilerinin sık sık burayı ziyaret etmesi veya bölgeye özel temsilciler göndermesi gözlemlenmiştir.[76]
Güvenlik Ortamı: İç Tehditler ve Sahil Savunması
Celâlî Hareketlerinin Etkileri
XVI. yüzyılın sonu ve XVII. yüzyılın başlarında Anadolu’da yaygınlaşan Celâlî hareketleri, Karadeniz Bölgesi’ni de derinden etkilemiştir. Celâlî isyanları, sadece iç güvenlik sorununu değil, aynı zamanda nüfus hareketliliğini ve yerleşik hayatı da bozmuştur.[77] Samsun ve çevresinde, Celâlî liderlerinin kontrolüne giren bölgelerde vergi toplama sistemi aksamış ve halk göç etmek zorunda kalmıştır. Bu dönemdeki belirsizlik, bölgedeki tarım üretiminin düşmesine ve ticaret yollarının güvenliğini tehdit etmesine neden olmuştur.[78]
Kazak Baskınları ve Deniz Güvenliği
Karadeniz’in sahilleri için en ciddi dış tehditlerden biri, XVII. yüzyılın ilk yarısında Zaporog Kazaklarının düzenlediği baskınlar olmuştur. Kazak filoları, Trabzon ve Sinop gibi büyük limanların yanı sıra Samsun kıyılarına da saldırarak gemileri ele geçirmiş ve esir almıştır.[79] Bu saldırılar, Osmanlı donanmasının Karadeniz’deki üstünlüğünü geçici olarak sarsmış; bölge halkının korku içinde yaşamasına neden olmuştur.
Saldırılara karşı alınan önlemler arasında Samsun kalesinin onarımı ve kaleye özel muhafız birliklerinin atanması yer almıştır.[80]Ancak, kalenin denizden gelen saldırılara karşı yeterince korunaklı olmaması, bölge savunmasında sürekli bir endişe kaynağı olmuştur. Evliya Çelebi, 1645 yılında Samsun’a geldiğinde kaledeki garnizon durumu ve savunma eksiklikleri hakkında detaylı bilgiler vermiştir.[81]
Sosyo-Ekonomik Durum ve Ticaret Ağı
Samsun, Kanuni sonrası dönemde de Karadeniz ticaretinin önemli bir aktörüdür. Evliya Çelebi’nin Seyahatname kayıtlarına göre, 1645 yılında Samsun’un nüfusunun büyük bölümü denizcilik ve halatçılık (kendircilik) ile uğraşmaktaydı. Şehir, Sinop-Trabzon gümrük bölgesi içinde yer alarak, bölgenin ticari akışında kilit bir rol oynamıştır.[82]
Gümrük defterleri incelendiğinde, Samsun limanından yapılan ihracatta tahıl, kereste ve balık ürünlerinin ağırlıkta olduğu görülmektedir.[83]Ancak Celâlî hareketleri ve Kazak baskınları nedeniyle ticaret hacmi zaman zaman düşüş göstermiş; tüccarlar daha güvenli limanlara yönelmek zorunda kalmıştır. Buna rağmen, Samsun’un coğrafi avantajı sayesinde ticari ağ tamamen kopmamış ve bölge ekonomisi belirli bir direnç göstermiştir.
Sonuç
Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümünden sonraki dönemde Karadeniz Bölgesi ve Samsun, Osmanlı İmparatorluğu’nun genel gerileme eğilimi içinde önemli sınavlar vermiştir. İdari olarak Canik Sancağı çatısında Sivas Eyaleti’ne bağlı kalan bölge, 17. yüzyılda hem iç isyanlardan (Celâlîler) hem de dış tehditlerden (Kazak baskınları) etkilenmiştir. Samsun, bu zorlu koşullara rağmen liman kimliğini korumuş ve ticaret ağının bir parçası olmaya devam etmiştir. Ancak güvenlik sorunlarının yarattığı istikrarsızlık, bölgenin potansiyelini tam olarak kullanmasını engellemiştir. Gelecek çalışmalar için, bölgedeki arşiv belgelerinin detaylı incelenmesi ve yerel kroniklerle karşılaştırmalı analizler yapılması önerilmektedir.
Sonuç olarak, Osmanlı Devleti’nin yükselme devrinde Samsun’dan Rize’ye kadar uzanan Karadeniz sahil hattı, Türk-İslam tarihinin zengin ve çok boyutlu bir sayfasını sunmaktadır. Bu dönemin incelenmesi, sadece Osmanlı tarihinin değil, Türk milletinin Anadolu’daki varlığının köklerinin ve İslam kültürünün kurumsallaşmasının anlaşılması açısından da büyük önem taşımaktadır. Tahrir defterleri, mühimme defterleri, salnâmeler ve vakıf kayıtları gibi birincil kaynaklar, bu dönemin ayrıntılı bir biçimde incelenmesine olanak tanımaktadır. Gelecekteki çalışmaların, bu kaynakları daha derinlemesine inceleyerek bölgenin sosyal, iktisadî ve kültürel tarihinin daha da aydınlatılmasına katkı sağlayacağı umulmaktadır.[84]
DİPNOTLAR
- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Trabzon” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2012, ss. 418-423. https://islamansiklopedisi.org.tr/trabzon
- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Karadeniz” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2001, ss. 451-455. https://islamansiklopedisi.org.tr/karadeniz
- Hanefi Bostan, “Yavuz Sultan Selim ve Doğu Karadeniz Çepni Türkmenleri”, TTK Yayınları, Ankara 2024. https://ttk.gov.tr/wp-content/uploads/2024/12/22-Hanefi-Bostan-2024.pdf
- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Giresun” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2000, ss. 115-117. https://islamansiklopedisi.org.tr/giresun
- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Rize” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2008, ss. 128-131. https://islamansiklopedisi.org.tr/rize
- Kenan İnan, “Fatih Sultan Mehmed-İstanbul’un Fethi ve Etkileri”, Türkler, Cilt 9: Osmanlı (Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 2002), basılı s. 510-542.
- Kenan İnan, “Fatih Sultan Mehmed-İstanbul’un Fethi ve Etkileri”, basılı s. 514-515. Makalenin 24. dipnotunda Aşıkpaşaoğlu Tarihi, Kritovulos ve Tursun Bey
- Imber, s. 181.
- Ekrem Hakkı Ayverdi, “Fatih”, Türkler, Cilt 9: Osmanlı (Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 2002), basılı s. 626 vd. Derlemede Fatih’in Kefe ve Kırım siyaseti üzerine genel değerlendirme;
- [1] Halil İnalcık, “Yeni Vesikalara Göre Kırım Hanlığının Osmanlı Tâbiliğine Girmesi ve Ahidnâme Meselesi”, Belleten 8, sy. 30 (1944): 185-229; A. Nimet Kurat, Topkapı Sarayı Müzesi Arşivindeki Altın Ordu, Kırım ve Türkistan Hanlarına Ait Yarlık ve Bitikler (İstanbul, 1940).
- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Trabzon” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2012, ss. 418-423. https://islamansiklopedisi.org.tr/trabzon
- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Karadeniz” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2001, ss. 451-455. https://islamansiklopedisi.org.tr/karadeniz
- Altay Tayfun Özcan, “XV. ve XVI. Yüzyıllarda Karadeniz’in Kuzeyinde Doğu Mallarına Dair”, Belleten, C. LXXVII, S. 276, 2013, ss. 25-58. https://belleten.gov.tr/tam-metin/152/tur
- Remzi Kılıç, “Kanunî Sultan Süleyman Devri Osmanlı Devleti’nin Karadeniz ve Rusya Siyaseti”, Erciyes Üniversitesi Yayınları, Kayseri 2006. http://remzikilic.com/kanuni-sultan-suleyman-devri-osmanli-devletinin-karadeniz-ve-rusya-siyaseti.html
- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Trabzon” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2012, ss. 418-423. https://islamansiklopedisi.org.tr/trabzon
- Ordu Üniversitesi, “Mühimme Defterlerine Göre XVI. Yüzyılın İkinci Yarısında Trabzon Sancağı”, Yüksek Lisans Tezi, Ordu 2020. https://earsiv.odu.edu.tr/jspui/bitstream/11489/551/1/10376087.pdf
- Fevziye Abdullah Tansel, “Canik Sancağı (1420-1914)”, Samsun Araştırmaları, I. Kitap, Samsun 2013, ss. 45-78. https://www.cevdetyilmaz.com.tr/wp-content/uploads/2013-SAMSUN-ARASTIRMALARI-1.KITAP-TARIHSEL-GECMIS.pdf
- Müdhat Atik, “Canik (Samsun) Sancağında XVI. Yüzyılda Osmanlı Düzeninin Kamu Yönetimi Açısından İncelenmesi”, Doktora Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2020. https://www.academia.edu/123982570
- İbrahim Taş, “Tahrir Defterlerine Göre Canik Sancağında Nüfus (1455-1643)”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, Sayı 20, 2016, ss. 55-76. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/188238
- Müdhat Atik, “Canik (Samsun) Sancağında XVI. Yüzyılda Osmanlı Düzeninin Kamu Yönetimi Açısından İncelenmesi”, Doktora Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2020. https://www.academia.edu/123982570
- Fevziye Abdullah Tansel, “Canik Sancağı (1420-1914)”, Samsun Araştırmaları, I. Kitap, Samsun 2013, ss. 45-78. https://www.cevdetyilmaz.com.tr/wp-content/uploads/2013-SAMSUN-ARASTIRMALARI-1.KITAP-TARIHSEL-GECMIS.pdf
- Kırmızılar, “Karadeniz’in Türkleşmesi ve İslamlaşmasında Canik Beylikleri”, 2019. https://www.kirmizilar.com/karadenizin-turklesmesi-ve-islamlasmasinda-canik-beylikleri-xii-yuzyildan-xv-yuzyila-kuzey-anadoluda-turk-siyasi-tesekkullerinin-olusumu/
- Hanefi Bostan, “Yavuz Sultan Selim ve Doğu Karadeniz Çepni Türkmenleri”, TTK Yayınları, Ankara 2024. https://ttk.gov.tr/wp-content/uploads/2024/12/22-Hanefi-Bostan-2024.pdf
- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Çepni” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1993, ss. 269-270. https://islamansiklopedisi.org.tr/cepni
- Hanefi Bostan, “Yavuz Sultan Selim ve Doğu Karadeniz Çepni Türkmenleri”, TTK Yayınları, Ankara 2024. https://ttk.gov.tr/wp-content/uploads/2024/12/22-Hanefi-Bostan-2024.pdf
- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Giresun” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2000, ss. 115-117. https://islamansiklopedisi.org.tr/giresun
- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Giresun” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2000, ss. 115-117. https://islamansiklopedisi.org.tr/giresun
- Hanefi Bostan, “Yavuz Sultan Selim ve Doğu Karadeniz Çepni Türkmenleri”, TTK Yayınları, Ankara 2024. https://ttk.gov.tr/wp-content/uploads/2024/12/22-Hanefi-Bostan-2024.pdf
- Küre Ansiklopedisi, “Ordu (İl)” maddesi, 2019. https://kureansiklopedi.com/tr/detay/ordu-il-5
- Fevziye Abdullah Tansel, “Canik Sancağı (1420-1914)”, Samsun Araştırmaları, I. Kitap, Samsun 2013, ss. 45-78. https://www.cevdetyilmaz.com.tr/wp-content/uploads/2013-SAMSUN-ARASTIRMALARI-1.KITAP-TARIHSEL-GECMIS.pdf
- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Trabzon” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2012, ss. 418-423. https://islamansiklopedisi.org.tr/trabzon
- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Trabzon” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2012, ss. 418-423. https://islamansiklopedisi.org.tr/trabzon
- Ordu Üniversitesi, “Mühimme Defterlerine Göre XVI. Yüzyılın İkinci Yarısında Trabzon Sancağı”, Yüksek Lisans Tezi, Ordu 2020. https://earsiv.odu.edu.tr/jspui/bitstream/11489/551/1/10376087.pdf
- Mustafa Zeki Terzi, “XV-XVI. Yüzyıllarda Trabzon Sancağında Türkmenler”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, 2015, ss. 85-112. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/114170
- Necdet Sakaoğlu, “Başlangıçtan 19. Yüzyıla Rize Tarihi”, Karadeniz Teknik Üniversitesi Yayınları, Trabzon 1995. https://avesis.ktu.edu.tr/yayin/b6bc1c68-a377-4729-bda7-427fed853978/baslangictan-19-yuzyila-rize-tarihi/document.pdf
- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Rize” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2008, ss. 128-131. https://islamansiklopedisi.org.tr/rize
- YÖK Tezleri, “Başlangıçtan 19. Yüzyıla Rize Tarihi”, 1995. https://acikbilim.yok.gov.tr/bitstream/handle/20.500.12812/430436/yokAcikBilim_163489.pdf
- Mustafa Zeki Terzi – Hayrettin Öztürk, “Sâlnâmelere Göre Osmanlılar Döneminde Trabzon’da Medreseler”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, C. 17, S. 34, 2023, ss. 1-30. https://dergipark.org.tr/tr/pub/kid/article/1292227
- Sebahittin Usta, “Trabzon’da Para Vakıfları (1550-1650)”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, Sayı 20, 2016, ss. 55-76. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1740251
- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Trabzon” maddesi (İskender Paşa Camii), Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2012, ss. 418-423. https://islamansiklopedisi.org.tr/trabzon
- Ahmet Tabakoğlu, “Osmanlı Klasik Döneminde İstanbul’da Dış Ticaret”, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul 2001. https://openaccess.29mayis.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12723/111/Ahmet%20Tabako%C4%9Flu.pdf
- Altay Tayfun Özcan, “XV. ve XVI. Yüzyıllarda Karadeniz’in Kuzeyinde Doğu Mallarına Dair”, Belleten, C. LXXVII, S. 276, 2013, ss. 25-58. https://belleten.gov.tr/tam-metin/152/tur
- Halil İnalcık, “Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600)”, YKY, İstanbul 2014, ss. 135-142.
- Kemal Göde, “16. Yüzyılda Karadeniz’in Kuzeyinde Ölen Osmanlı Tüccarları ve Muhallefatları”, History Studies, 2015, ss. 23-67. https://www.historystudies.net/dergi/tar2015123931f.pdf
- Altay Tayfun Özcan, “XV. ve XVI. Yüzyıllarda Karadeniz’in Kuzeyinde Doğu Mallarına Dair”, Belleten, C. LXXVII, S. 276, 2013, ss. 25-58. https://belleten.gov.tr/tam-metin/152/tur
- Ahmet Tabakoğlu, “Osmanlı Klasik Döneminde İstanbul’da Dış Ticaret”, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul 2001. https://openaccess.29mayis.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12723/111/Ahmet%20Tabako%C4%9Flu.pdf
- Kırmızılar, “Karadeniz’in Türkleşmesi ve İslamlaşmasında Canik Beylikleri”, 2019. https://www.kirmizilar.com/karadenizin-turklesmesi-ve-islamlasmasinda-canik-beylikleri-xii-yuzyildan-xv-yuzyila-kuzey-anadoluda-turk-siyasi-tesekkullerinin-olusumu/
- Hanefi Bostan, “Yavuz Sultan Selim ve Doğu Karadeniz Çepni Türkmenleri”, TTK Yayınları, Ankara 2024. https://ttk.gov.tr/wp-content/uploads/2024/12/22-Hanefi-Bostan-2024.pdf
- Sebahittin Usta, “Trabzon’da Para Vakıfları (1550-1650)”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, Sayı 20, 2016, ss. 55-76. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1740251
- Mustafa Zeki Terzi – Hayrettin Öztürk, “Sâlnâmelere Göre Osmanlılar Döneminde Trabzon’da Medreseler”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, C. 17, S. 34, 2023, ss. 1-30. https://dergipark.org.tr/tr/pub/kid/article/1292227
- İbrahim Taş, “Tahrir Defterlerine Göre Canik Sancağında Nüfus (1455-1643)”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, Sayı 20, 2016, ss. 55-76. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/188238
- Hanefi Bostan, “Yavuz Sultan Selim ve Doğu Karadeniz Çepni Türkmenleri”, TTK Yayınları, Ankara 2024. https://ttk.gov.tr/wp-content/uploads/2024/12/22-Hanefi-Bostan-2024.pdf
- Mustafa Zeki Terzi – Hayrettin Öztürk, “Sâlnâmelere Göre Osmanlılar Döneminde Trabzon’da Medreseler”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, C. 17, S. 34, 2023, ss. 1-30. https://dergipark.org.tr/tr/pub/kid/article/1292227
- Sebahittin Usta, “Trabzon’da Para Vakıfları (1550-1650)”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, Sayı 20, 2016, ss. 55-76. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1740251
- Remzi Kılıç, “Kanunî Sultan Süleyman Devri Osmanlı Devleti’nin Karadeniz ve Rusya Siyaseti”, Erciyes Üniversitesi Yayınları, Kayseri 2006. http://remzikilic.com/kanuni-sultan-suleyman-devri-osmanli-devletinin-karadeniz-ve-rusya-siyaseti.html
- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Karadeniz” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2001, ss. 451-455. https://islamansiklopedisi.org.tr/karadeniz
- İbrahim Taş, “Tahrir Defterlerine Göre Canik Sancağında Nüfus (1455-1643)”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, Sayı 20, 2016, ss. 55-76. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/188238
- Mustafa Zeki Terzi – Hayrettin Öztürk, “Sâlnâmelere Göre Osmanlılar Döneminde Trabzon’da Medreseler”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, C. 17, S. 34, 2023, ss. 1-30. https://dergipark.org.tr/tr/pub/kid/article/1292227
- Sebahittin Usta, “Trabzon’da Para Vakıfları (1550-1650)”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, Sayı 20, 2016, ss. 55-76. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1740251
- Mustafa Zeki Terzi – Hayrettin Öztürk, “Sâlnâmelere Göre Osmanlılar Döneminde Trabzon’da Medreseler”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, C. 17, S. 34, 2023, ss. 1-30. https://dergipark.org.tr/tr/pub/kid/article/1292227
- Feridun Emecen, Yavuz Sultan Selim Ve Dönemi Üzerine Değerlendirme,Yavuz Sultan Selim, Trabzon BŞBY,2024,s 16
- İsmet Parmaksızoğlu, Tacüt Tevarih, Hoca Sadettin Efendi, c. IV, 1992, sayfa 6
- Faruk Söylemez, Şehzadelikten Sultanlığa Giden Süreçte Yavuz Sultan Selim,Yavuz Sultan Selim, Trabzon BŞBY, 2024,s.42
- Remzi Kılıç, Trabzon Valisi Şehzade Selim’ive Faaliyetleri, Yavuz Sultan Selim, Trabzon BŞB Yayınları, 2024, sayfa 51
- Ahmet Uğur, Yavuz Sultan Selim, Erciyes Üniversitesi Yayınları, 1989, s. 48
- Mehmet Saray, Türk-İran Münasebetlerinde Şiiliğin Rolü, T.K.A.E. Yay. 1990, s. 14
- Nejat Çağatay, Kanuni Devri Başlarında Güneydoğu Anadolu, Kanuni Armağanı, TTK Yay., 1975, s. 6
- Tahsin Yazıcı, Şah İsmail, İ.A. MEB, 1970, c. XI, s. 275
- Saray, agy., s. 18
- Yavuz agy., s. 276; Saray, agy., 18. J.H.Kromers, İran, İ.A. MEB, BGB, cilt V/2, s. 1023
- Selahattin Tansel, Yavuz Sultan Selim, MEB, 1969, s. 27
- Fahrettin Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini fethi, TTK, 1993, s. 95
- İsmail Erünsal, Müneccimbaşı Tarihi, Cilt 3, Tercüme 1001 Temel Eser, Sayfa 432
- Şahabettin Tekindağ, Fatih’ten III. Murad’a kadar Osmanlı Tarihi, İ.Ü.E.F. Ders Notları, 1977
- Barthold, İslam Medeniyeti Tarihi, Çev. Fuat Köprülü, Diyanet Yay. 1977, s. 77
- Yaşar Yücel, Muhtasar Türk-Kavmi ile 46 yılı, TTK, 1991, s. 8.
- Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600), çev. Ruşen Sezer, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2021, s. 52-58.
- Feridun Emecen, “Süleyman I”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, C. 38, İstanbul 2010, s. 62-64.
- Veysel Usta, “Şehzade Süleyman’ın (Kanuni) Trabzon’da Doğduğu Ev Meselesi”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, sy. 26, 2019, s. 397-414.
- Feridun Emecen, “Süleyman I”, s. 64-65.
- İdris-i Bitlisî, Heşt Behişt, haz. Mehmet Karataş vd., Ankara: TTK Yayınları; Kemalpaşazâde, Tevârîh-i Âl-i Osman, ilgili bölümler.
- Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar, C. I, İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 2014, s. 184-190.
- Yücel Öztürk, Osmanlı Hâkimiyetinde Kefe (1475-1600), Doktora Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ, 1999, s. 35-52.
- Temel Öztürk, “Kanuni Döneminde Karadeniz Siyaseti”, Uluslararası Karadeniz ve Türk Dünyası Sempozyumu Bildirileri, Trabzon 2018.
- Yücel Öztürk, Osmanlı Hâkimiyetinde Kefe (1475-1600), s. 120-170.
- Celalzâde Mustafa Çelebi, Tabakātü’l-Memâlik ve Derecâtü’l-Mesâlik, çeşitli bölümler.
- Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600), çev. R. Murphey, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2003, s. 289.
- Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi: Osmanlı Devri, Cilt 3, İstanbul: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1995, s. 72.
- Şerafettin Turan, Anadolu’da Celâlî Hareketleri, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1984, s. 112-115.
- Veinstein, “XVII. Yüzyılda Anadolu’da Sosyal Huzursuzluk”, Tarih Enstitüsü Dergisi, Sayı 12, 1982, s. 45-60.
- L. Barkan, “Kazak Akınları ve Osmanlı Donanması”, Belleten, Cilt 24, Sayı 93, 1960, s. 15-30.
- Evliya Çelebi, Seyahatname, Cilt 5, Haz. Z. Tezcan, İstanbul: Tercüman Gazetesi, 1971, s. 340.
- , s. 342.
- İ. H. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Cilt 3, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1988, s. 510.
- Tunç, “Karadeniz Limanlarında Gümrük Faaliyetleri (16.-17. Yüzyıl)”, Tarih Araştırmaları Dergisi, Cilt 15, Sayı 25, 1990, s. 88-102.
Dipnotlar:
[1] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Trabzon” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2012, ss. 418-423. https://islamansiklopedisi.org.tr/trabzon
[2] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Karadeniz” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2001, ss. 451-455. https://islamansiklopedisi.org.tr/karadeniz
- Hanefi Bostan, “Yavuz Sultan Selim ve Doğu Karadeniz Çepni Türkmenleri”, TTK Yayınları, Ankara 2024. https://ttk.gov.tr/wp-content/uploads/2024/12/22-Hanefi-Bostan-2024.pdf
[3] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Giresun” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2000, ss. 115-117. https://islamansiklopedisi.org.tr/giresun
TDV İslâm Ansiklopedisi, “Rize” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2008, ss. 128-131. https://islamansiklopedisi.org.tr/rize
[4] Kenan İnan, “Fatih Sultan Mehmed-İstanbul’un Fethi ve Etkileri”, Türkler, Cilt 9: Osmanlı (Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 2002), basılı s. 510-542.
[5] 2. İnan, “Fatih Sultan Mehmed-İstanbul’un Fethi ve Etkileri”, basılı s. 514-515. Makalenin 24. dipnotunda Aşıkpaşaoğlu Tarihi, Kritovulos ve Tursun Bey
[6] C. Imber, s. 181.
[7] Ekrem Hakkı Ayverdi, “Fatih”, Türkler, Cilt 9: Osmanlı (Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 2002), basılı s. 626 vd. Derlemede Fatih’in Kefe ve Kırım siyaseti üzerine genel değerlendirme;
[8] Halil İnalcık, “Yeni Vesikalara Göre Kırım Hanlığının Osmanlı Tâbiliğine Girmesi ve Ahidnâme Meselesi”, Belleten 8, sy. 30 (1944): 185-229; A. Nimet Kurat, Topkapı Sarayı Müzesi Arşivindeki Altın Ordu, Kırım ve Türkistan Hanlarına Ait Yarlık ve Bitikler (İstanbul, 1940).
[9] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Trabzon” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2012, ss. 418-423. https://islamansiklopedisi.org.tr/trabzon
[10] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Karadeniz” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2001, ss. 451-455. https://islamansiklopedisi.org.tr/karadeniz
[11] Altay Tayfun Özcan, “XV. ve XVI. Yüzyıllarda Karadeniz’in Kuzeyinde Doğu Mallarına Dair”, Belleten, C. LXXVII, S. 276, 2013, ss. 25-58. https://belleten.gov.tr/tam-metin/152/tur
Remzi Kılıç, “Kanunî Sultan Süleyman Devri Osmanlı Devleti’nin Karadeniz ve Rusya Siyaseti”, Erciyes Üniversitesi Yayınları, Kayseri 2006. http://remzikilic.com/kanuni-sultan-suleyman-devri-osmanli-devletinin-karadeniz-ve-rusya-siyaseti.html
[12] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Trabzon” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2012, ss. 418-423. https://islamansiklopedisi.org.tr/trabzon
Ordu Üniversitesi, “Mühimme Defterlerine Göre XVI. Yüzyılın İkinci Yarısında Trabzon Sancağı”, Yüksek Lisans Tezi, Ordu 2020. https://earsiv.odu.edu.tr/jspui/bitstream/11489/551/1/10376087.pdf
[13] Fevziye Abdullah Tansel, “Canik Sancağı (1420-1914)”, Samsun Araştırmaları, I. Kitap, Samsun 2013, ss. 45-78. https://www.cevdetyilmaz.com.tr/wp-content/uploads/2013-SAMSUN-ARASTIRMALARI-1.KITAP-TARIHSEL-GECMIS.pdf
[14] Müdhat Atik, “Canik (Samsun) Sancağında XVI. Yüzyılda Osmanlı Düzeninin Kamu Yönetimi Açısından İncelenmesi”, Doktora Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2020. https://www.academia.edu/123982570
[15] İbrahim Taş, “Tahrir Defterlerine Göre Canik Sancağında Nüfus (1455-1643)”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, Sayı 20, 2016, ss. 55-76. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/188238
[16] Müdhat Atik, “Canik (Samsun) Sancağında XVI. Yüzyılda Osmanlı Düzeninin Kamu Yönetimi Açısından İncelenmesi”, Doktora Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2020. https://www.academia.edu/123982570
[17] Fevziye Abdullah Tansel, “Canik Sancağı (1420-1914)”, Samsun Araştırmaları, I. Kitap, Samsun 2013, ss. 45-78. https://www.cevdetyilmaz.com.tr/wp-content/uploads/2013-SAMSUN-ARASTIRMALARI-1.KITAP-TARIHSEL-GECMIS.pdf
Kırmızılar, “Karadeniz’in Türkleşmesi ve İslamlaşmasında Canik Beylikleri”, 2019. https://www.kirmizilar.com/karadenizin-turklesmesi-ve-islamlasmasinda-canik-beylikleri-xii-yuzyildan-xv-yuzyila-kuzey-anadoluda-turk-siyasi-tesekkullerinin-olusumu/
[18] . M. Hanefi Bostan, “Yavuz Sultan Selim ve Doğu Karadeniz Çepni Türkmenleri”, TTK Yayınları, Ankara 2024. https://ttk.gov.tr/wp-content/uploads/2024/12/22-Hanefi-Bostan-2024.pdf
TDV İslâm Ansiklopedisi, “Çepni” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1993, ss. 269-270. https://islamansiklopedisi.org.tr/cepni
[19] M. Hanefi Bostan, “Yavuz Sultan Selim ve Doğu Karadeniz Çepni Türkmenleri”, TTK Yayınları, Ankara 2024. https://ttk.gov.tr/wp-content/uploads/2024/12/22-Hanefi-Bostan-2024.pdf
[20] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Giresun” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2000, ss. 115-117. https://islamansiklopedisi.org.tr/giresun
[21] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Giresun” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2000, ss. 115-117. https://islamansiklopedisi.org.tr/giresun
[22] M. Hanefi Bostan, “Yavuz Sultan Selim ve Doğu Karadeniz Çepni Türkmenleri”, TTK Yayınları, Ankara 2024. https://ttk.gov.tr/wp-content/uploads/2024/12/22-Hanefi-Bostan-2024.pdf
[23] Küre Ansiklopedisi, “Ordu (İl)” maddesi, 2019. https://kureansiklopedi.com/tr/detay/ordu-il-5
Fevziye Abdullah Tansel, “Canik Sancağı (1420-1914)”, Samsun Araştırmaları, I. Kitap, Samsun 2013, ss. 45-78. https://www.cevdetyilmaz.com.tr/wp-content/uploads/2013-SAMSUN-ARASTIRMALARI-1.KITAP-TARIHSEL-GECMIS.pdf
[24] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Trabzon” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2012, ss. 418-423. https://islamansiklopedisi.org.tr/trabzon
[25] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Trabzon” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2012, ss. 418-423. https://islamansiklopedisi.org.tr/trabzon
[26] Ordu Üniversitesi, “Mühimme Defterlerine Göre XVI. Yüzyılın İkinci Yarısında Trabzon Sancağı”, Yüksek Lisans Tezi, Ordu 2020. https://earsiv.odu.edu.tr/jspui/bitstream/11489/551/1/10376087.pdf
[27] Mustafa Zeki Terzi, “XV-XVI. Yüzyıllarda Trabzon Sancağında Türkmenler”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, 2015, ss. 85-112. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/114170
[28] Necdet Sakaoğlu, “Başlangıçtan 19. Yüzyıla Rize Tarihi”, Karadeniz Teknik Üniversitesi Yayınları, Trabzon 1995. https://avesis.ktu.edu.tr/yayin/b6bc1c68-a377-4729-bda7-427fed853978/baslangictan-19-yuzyila-rize-tarihi/document.pdf
[29] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Rize” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2008, ss. 128-131. https://islamansiklopedisi.org.tr/rize
[30] YÖK Tezleri, “Başlangıçtan 19. Yüzyıla Rize Tarihi”, 1995. https://acikbilim.yok.gov.tr/bitstream/handle/20.500.12812/430436/yokAcikBilim_163489.pdf
[31] Mustafa Zeki Terzi – Hayrettin Öztürk, “Sâlnâmelere Göre Osmanlılar Döneminde Trabzon’da Medreseler”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, C. 17, S. 34, 2023, ss. 1-30. https://dergipark.org.tr/tr/pub/kid/article/1292227
[32] Sebahittin Usta, “Trabzon’da Para Vakıfları (1550-1650)”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, Sayı 20, 2016, ss. 55-76. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1740251
[33] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Trabzon” maddesi (İskender Paşa Camii), Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2012, ss. 418-423. https://islamansiklopedisi.org.tr/trabzon
[34] . Ahmet Tabakoğlu, “Osmanlı Klasik Döneminde İstanbul’da Dış Ticaret”, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul 2001. https://openaccess.29mayis.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12723/111/Ahmet%20Tabako%C4%9Flu.pdf
[35] Altay Tayfun Özcan, “XV. ve XVI. Yüzyıllarda Karadeniz’in Kuzeyinde Doğu Mallarına Dair”, Belleten, C. LXXVII, S. 276, 2013, ss. 25-58. https://belleten.gov.tr/tam-metin/152/tur
[36] Halil İnalcık, “Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600)”, YKY, İstanbul 2014, ss. 135-142.
[37] Kemal Göde, “16. Yüzyılda Karadeniz’in Kuzeyinde Ölen Osmanlı Tüccarları ve Muhallefatları”, History Studies, 2015, ss. 23-67. https://www.historystudies.net/dergi/tar2015123931f.pdf
[38] Altay Tayfun Özcan, “XV. ve XVI. Yüzyıllarda Karadeniz’in Kuzeyinde Doğu Mallarına Dair”, Belleten, C. LXXVII, S. 276, 2013, ss. 25-58. https://belleten.gov.tr/tam-metin/152/tur
Ahmet Tabakoğlu, “Osmanlı Klasik Döneminde İstanbul’da Dış Ticaret”, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul 2001. https://openaccess.29mayis.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12723/111/Ahmet%20Tabako%C4%9Flu.pdf
[39] Kırmızılar, “Karadeniz’in Türkleşmesi ve İslamlaşmasında Canik Beylikleri”, 2019. https://www.kirmizilar.com/karadenizin-turklesmesi-ve-islamlasmasinda-canik-beylikleri-xii-yuzyildan-xv-yuzyila-kuzey-anadoluda-turk-siyasi-tesekkullerinin-olusumu/
[40] M. Hanefi Bostan, “Yavuz Sultan Selim ve Doğu Karadeniz Çepni Türkmenleri”, TTK Yayınları, Ankara 2024. https://ttk.gov.tr/wp-content/uploads/2024/12/22-Hanefi-Bostan-2024.pdf
[41] Sebahittin Usta, “Trabzon’da Para Vakıfları (1550-1650)”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, Sayı 20, 2016, ss. 55-76. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1740251
Mustafa Zeki Terzi – Hayrettin Öztürk, “Sâlnâmelere Göre Osmanlılar Döneminde Trabzon’da Medreseler”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, C. 17, S. 34, 2023, ss. 1-30. https://dergipark.org.tr/tr/pub/kid/article/1292227
[42]İbrahim Taş, “Tahrir Defterlerine Göre Canik Sancağında Nüfus (1455-1643)”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, Sayı 20, 2016, ss. 55-76. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/188238
[43] M. Hanefi Bostan, “Yavuz Sultan Selim ve Doğu Karadeniz Çepni Türkmenleri”, TTK Yayınları, Ankara 2024. https://ttk.gov.tr/wp-content/uploads/2024/12/22-Hanefi-Bostan-2024.pdf
[44] Mustafa Zeki Terzi – Hayrettin Öztürk, “Sâlnâmelere Göre Osmanlılar Döneminde Trabzon’da Medreseler”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, C. 17, S. 34, 2023, ss. 1-30. https://dergipark.org.tr/tr/pub/kid/article/1292227
Sebahittin Usta, “Trabzon’da Para Vakıfları (1550-1650)”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, Sayı 20, 2016, ss. 55-76. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1740251
[45] Remzi Kılıç, “Kanunî Sultan Süleyman Devri Osmanlı Devleti’nin Karadeniz ve Rusya Siyaseti”, Erciyes Üniversitesi Yayınları, Kayseri 2006. http://remzikilic.com/kanuni-sultan-suleyman-devri-osmanli-devletinin-karadeniz-ve-rusya-siyaseti.html
[46] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Karadeniz” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2001, ss. 451-455. https://islamansiklopedisi.org.tr/karadeniz
[47] İbrahim Taş, “Tahrir Defterlerine Göre Canik Sancağında Nüfus (1455-1643)”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, Sayı 20, 2016, ss. 55-76. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/188238
[48] Mustafa Zeki Terzi – Hayrettin Öztürk, “Sâlnâmelere Göre Osmanlılar Döneminde Trabzon’da Medreseler”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, C. 17, S. 34, 2023, ss. 1-30. https://dergipark.org.tr/tr/pub/kid/article/1292227
Sebahittin Usta, “Trabzon’da Para Vakıfları (1550-1650)”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, Sayı 20, 2016, ss. 55-76. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1740251
[49] Feridun Emecen,Yavuz Sultan Selim Ve Dönemi Üzerine Değerlendirme,Yavuz Sultan Selim,Trabzon BŞBY,2024,s 16
[50] İsmet Parmaksızoğlu, Tacüt Tevarih, Hoca Sadettin Efendi, c. IV, 1992, sayfa 6
[51] Faruk Söylemez,Şehzadelikten Sultanlığa Giden Süreçte Yavuz Sultan Selim,Yavuz Sultan Selim,Trabzon BŞBY,2024,s.42
[52] Remzi Kılıç, Trabzon Valisi Şehzade Selim’ive Faaliyetleri, Yavuz Sultan Selim, Trabzon BŞB Yayınları, 2024, sayfa 51
[53] Ahmet Uğur, Yavuz Sultan Selim, Erciyes Üniversitesi Yayınları, 1989, s. 48
[54] Mehmet Saray, Türk-İran Münasebetlerinde Şiiliğin Rolü, T.K.A.E. Yay. 1990, s. 14
[55] Nejat Çağatay, Kanuni Devri Başlarında Güneydoğu Anadolu, Kanuni Armağanı, TTK Yay., 1975, s. 6
[56] Tahsin Yazıcı, Şah İsmail, İ.A. MEB, 1970, c. XI, s. 275
[57] Saray, agy., s. 18
[58] Yavuz agy., s. 276; Saray, agy., 18. J.H.Kromers, İran, İ.A. MEB, BGB, cilt V/2, s. 1023
[59] Selahattin Tansel, Yavuz Sultan Selim, MEB, 1969, s. 27
[60] Fahrettin Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini fethi, TTK, 1993, s. 95
[61] İsmail Erünsal, Müneccimbaşı Tarihi, Cilt 3, Tercüme 1001 Temel Eser, Sayfa 432
[62] Şahabettin Tekindağ, Fatih’ten III. Murad’a kadar Osmanlı Tarihi, İ.Ü.E.F. Ders Notları, 1977
[63] W. Barthold, İslam Medeniyeti Tarihi, Çev. Fuat Köprülü, Diyanet Yay. 1977, s. 77
[64] Yaşar Yücel, Muhtasar Türk-Kavmi ile 46 yılı, TTK, 1991, s. 8.
[65] Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600), çev. Ruşen Sezer, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2021, s. 52-58.
[66] Feridun Emecen, “Süleyman I”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, C. 38, İstanbul 2010, s. 62-64.
[67] Veysel Usta, “Şehzade Süleyman’ın (Kanuni) Trabzon’da Doğduğu Ev Meselesi”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, sy. 26, 2019, s. 397-414.
[68] Feridun Emecen, “Süleyman I”, s. 64-65.
[69] İdris-i Bitlisî, Heşt Behişt, haz. Mehmet Karataş vd., Ankara: TTK Yayınları; Kemalpaşazâde, Tevârîh-i Âl-i Osman, ilgili bölümler.
[70] Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar, C. I, İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 2014, s. 184-190.
[71] Yücel Öztürk, Osmanlı Hâkimiyetinde Kefe (1475-1600), Doktora Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ, 1999, s. 35-52.
[72] Temel Öztürk, “Kanuni Döneminde Karadeniz Siyaseti”, Uluslararası Karadeniz ve Türk Dünyası Sempozyumu Bildirileri, Trabzon 2018.
[73] Yücel Öztürk, Osmanlı Hâkimiyetinde Kefe (1475-1600), s. 120-170.
[74] Celalzâde Mustafa Çelebi, Tabakātü’l-Memâlik ve Derecâtü’l-Mesâlik, çeşitli bölümler.
[75] Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600), çev. R. Murphey, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2003, s. 289.
[76] Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi: Osmanlı Devri, Cilt 3, İstanbul: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1995, s. 72.
[77] Şerafettin Turan, Anadolu’da Celâlî Hareketleri, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1984, s. 112-115.
[78] G. Veinstein, “XVII. Yüzyılda Anadolu’da Sosyal Huzursuzluk”, Tarih Enstitüsü Dergisi, Sayı 12, 1982, s. 45-60.
[79] O. L. Barkan, “Kazak Akınları ve Osmanlı Donanması”, Belleten, Cilt 24, Sayı 93, 1960, s. 15-30.
[80] Evliya Çelebi, Seyahatname, Cilt 5, Haz. Z. Tezcan, İstanbul: Tercüman Gazetesi, 1971, s. 340.
[81] Age., s. 342.
[82] İ. H. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Cilt 3, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1988, s. 510.
[83] M. Tunç, “Karadeniz Limanlarında Gümrük Faaliyetleri (16.-17. Yüzyıl)”, Tarih Araştırmaları Dergisi, Cilt 15, Sayı 25, 1990, s. 88-102.
[84] Mustafa Zeki Terzi – Hayrettin Öztürk, “Sâlnâmelere Göre Osmanlılar Döneminde Trabzon’da Medreseler”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, C. 17, S. 34, 2023, ss. 1-30. https://dergipark.org.tr/tr/pub/kid/article/1292227
