Nihâyet, beklenen oldu: yüksek riskli 130 fonun tasfiyesine karar verildi. Toplam büyüklükleri 15-17 milyar dolar civarında olan bu fonların tasfiyesi sonuçlandığında, yatırımcılar ve kamu açısından ne kadar zarar doğacağı ise, henüz bilinmiyor.
“Bâzı fonların usûlsüz işlemler yaptıkları, küçük sermâyeli bâzı şirketlerin hisselerinde yapay fiyat oluşumu sağlayarak, fon değerinin olduğundan fazla görünmesini temin ettikleri, yüksek getiriye aldanan yatırımcıların bu fonların katılım paylarını satın almaları sonucunda, büyük zararların oluşabileceği”, 2025 yılının yaz aylarından buyana pek çok sağduyulu uzman tarafından dile getirilmekteydi. Hatta, 2025 yılının sonlarında, Ekonomiden Sorumlu Sayın Bakanın da “fonlarda manipülasyon var” demesi üzerine[1], bu durum iyice âşikár hâlé gelmişti. Sonrasında, geri plânda neler olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Ancak, 2026 yılının Mayıs ve Haziran aylarında SPK (Sermâye Piyasası Kurulu) yönetimi neredeyse toptan değiştirildi[2]. Yeni yönetim, konuyla ilgili mevzuat taslaklarını hazırlayarak paydaşlara dağıttı ve görüşlerini bildirmelerini istedi. Nihâyet, 18 Eylül 2026 târihinde Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber yürürlüğe girdi[3]ve bütün fonların sözkonusu Rehbere uyum sağlamaları için yıl sonuna kadar sürecek olan kademeli bir intibak zemini hazırlandı. SKP’nın, konuyla ilgili olarak Tebliğ hazırlamak yerine, hukûken yaptırım gücünün ne olacağı tartışmalı bir düzenleme olan Rehber hazırlama yoluna gitmesinin gerekçesi ise, henüz bilinmiyor.
Bilmeyenler için sorunu kısaca özetleyelim;
Bâzı kimseler, yalnızca birkaç kişinin para yatırabildiği fonlar kuruyor. Bu fonlara, düşük sermâyeli, kárlılığı orta seviyede olan bir ya da birkaç şirketin hisseleri alınıyor. Piyasadaki hisselerin önemli bir kısmı fon aracılığıyla toplanınca, arz-talep dengesinin bozulması sebebiyle, sözkonusu şirketlerin hisseleri yükselmeye başlıyor. Organize alım-satımlar, yükselişi daha da körüklüyor. Fiyatların yükselmesi, başka yatırımcıların da ilgisini çekiyor ve beklenti yaratıyor. Neticede, dolaşımdaki hisse sayısının çok azalmış olması, beklenti yaratılması ve danışıklı işlemler yapılması gibi sebeplerle[4], başlangıçta bu hisselerin önemli bir kısmını toplamış olan fonlar, diğer fonlarla kıyaslanamayacak ölçüde yüksek getiriler sağlamaya başlıyor. Bloomberg tarafından yapılan bir analize göre, tasfiye edilen fonlardan en büyüğü, 2025 yılından buyana yüzde 17 binin üzerine getiri sağlamıştır (Yâni, 1,5 yıldan biraz daha uzun bu sürede, sözkonusu fona yatırılan 1 TL, dönem sonunda 170 TL olmuştur)[5].
Bu, fâiz oranlarının ortalama %40, resmî enflasyon oranının ise %35’ler seviyesinde olduğu bir piyasada, müthiş bir getiri. Sözüedilen fonlar, önemli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra[6], katılım payları TEFAS’da alınıp satılmaya başlanıyor. Yâni, başvuru üzerine, SPK, fon hisselerinin -deyim yerinde ise, tıpkı hisse senetleri gibi- kısaca TEFAS adı verilen fon pazarında alınıp satılmasına izin veriyor. Bu aşamadan sonra, sözüedilen fonların toplam büyüklüğü, hem hisse portföyündeki menkûl kıymetlerin değer artışı ve hem de fona yeni katılan yatırımcılardan gelen paralar sâyesinde, 18 Eylül 2026 günü itibâriyle 15-17 milyar dolar arasında bir büyüklüğe ulaşıyor[7].
Burada, iki hususun vurgulanması gerekiyor;
Birincisi, yapay fiyat oluşumu… Meselâ, tasfiye sürecine alınan fonların en büyüklerinden birisi, serbest hisse senedi fonu niteliğinde ve bu fonun portföy değerinin yaklaşık dörtte birini, özsermâyesi 300 milyon dolar civarında olan bir şirketin hisseleri oluşturuyor. Bu şirketin hisseleri, 17 Eylül günü, bir yıllık kazancının tam 185 katına (F/K oranı) ve defter değerinin 61 katına (PD/DD oranı) satılmaktaydı. Bu oranlar, aynı gün, Türkiye’nin en büyük şirketlerinden birisi olan Koç Holding’te sırasıyla 14,3 ve 0,7 seviyesindedir. Yâni, adı sanı duyulmamış, yalnızca birkaç yüz kişinin çalıştığı bir şirketin hisse değeri, “Arçelik, Ford Otosan, Tofaş, YKB, Tüpraş” gibi Türkiye’nin en önemli şirketlerinden bâzılarını bünyesinde bulunduran devâsa bir holdingin yaklaşık -F/K bazında 14, PD/DD bazında ise 100 katına- yükselmiştir. Kezâ, anılan şirketin piyasa değeri, yine aynı târih itibâriyle, ülkemizin en büyük şirketi olan Tüpraş ile kafa kafaya gelmiş; ikisi de 16 milyar dolar! İnanılacak gibi değil.[8]
Burada, şu hususu belirtmekte yarar var; Bâzı durumlarda, gelişme potansiyeli yüksek olan “küçük” şirketlerin hisseleri, -göreceli olarak- büyük “kalburüstü” şirketlerden daha pahalı olabilmektedir. Ancak, bu durum Tesla, NVDI ve Apple gibi “olağanüstü büyüme” potansiyeli bulunan şirketler için geçerlidir. Nitekim, burada sözüedilen şirketlerden bâzıları, hisse değerleri son yıllarda inanılmaz boyutlarda prim yapmış olmasına rağmen, yükselmeye devâm etmektedir. Meselâ, Tesla’nın F/K oranı 300’ün üzerindedir, PD/DD oranı da 17 civarındadır. Bu oranlar, NVIDIA ve Apple’de ise, sırasıyla şu şekildedir; 28/23 ve 39/45. Aynı sektörde faaliyet gösteren ve daha durağan bir görünüm arzeden Samsung’ta ise, bu oranlar yalnızca 9 ve 2 seviyesindedir. Burada bahsedilen rakamlar, gelişme istidadı büyük şirketlerin göreceli olarak daha pahalı olabildiğini teyit etmektedir. İyi ama, burada sormak gerekmez mi; Türkiye’de, F/K oranı 185 seviyesine yükselen, yâni NVIDIA ve Apple’den bile daha pahalı olmayı hak eden bir şirket, hangi özelliği ile bu konuma gelmiştir?
Yapay fiyat oluşumu, para ve sermâye piyasalarında en önemli risklerden birisidir ve yasaktır, bunu yapanlar ağır bir şekilde cezalandırılır. Dolayısıyla, Devletin ilgili kurumlarının, yapay fiyat oluşumuna ve -tek hisseye yatırım yapmak gibi- fonların işleyiş mantığı ile bağdaşmayan riskli işlemlere izin vermemesi gerekir. Konu olayda, Devletin ilgili kurumlarının denetim, düzenleme ve gözetim işlevini gerektiği gibi yerine getirip getirmediği konusunda ciddî endişeler bulunmaktadır.
Vurgulanması gereken ikinci önemli husus şudur;
Bu tür “yüksek getiri vadeden” riskli fonlara yatırım yapan kişilerin, dikkatli olmaları; yatırım yapmayı düşündükleri fondaki yüksek getirilerin kaynağını etraflıca araştırmaları gerekirdi. Yaşanan hâdise, bahsekonu fonlara yatırım yapan şahısların bu konuda gereken dikkat ve özeni mâkûl ölçüde göstermediklerini düşünmemize sebebiyet veriyor. Hattâ, son bir yılda, fon piyasasındaki muhtemel tehlikelere dikkat çeken sağduyulu değerlendirmeleri yapanların, burada konu edilen fonlara yatırım yapan pek çok kişi tarafından şiddetle eleştirildiği; “yerli ve millî piyasa oluşumundan rahatsız olmakla” suçlandığı biliniyor. Bahsekonu yatırımcıların çoğunluğunun, karşı karşıya oldukları riskin büyüklüğünü bilmelerine rağmen, yüksek kazancın câzibesine kapılarak, muhtemel riskleri gözardı ettikleri anlaşılıyor. Buna literatürde “büyük ahmak teorisi” deniyor. Yâni, yatırımcı aslında riskin farkında, ancak “risk gerçekleşmeden hisselerimi elden çıkarırım, benden sonrası tufan” diye düşünüyor. Tabiatıyla, her zaman olduğu gibi, en bilgisiz olanlar son vagona biniyor ve umumiyetle de asıl kaybı onlar yaşıyor.
Bu noktada, sorulması gereken pek çok soru var;
Kamu otoritesi neden daha başında gereken önleyici düzenlemeleri yapmadı?
Neden etkili denetim yapılmadı?
En az bir yıldır muhtemel risklere dikkat çeken sağduyulu uzmanlara neden kulak verilmedi?
En yüksek düzeyde yetkililer en az 10 ay önce usûlsüz işlemlerin varlığına dikkat çekmiş olmasına rağmen, önlem almakta niçin gecikildi?
Denetim ve gözetim işlerinde sorumluluğu olanlar ile, sözüedilen usûlsüz işlemleri yapanlar arasında hukuk ve ahlâk kuralları bakımından mâzur görülemeyecek ilişkiler sözkonusu olmuş mudur?
Fon vurgununda sorumluluğu olanların mal varlıklarındaki değişimler inceleme altına alındı mı? Sorumluların mal kaçırmalarını önlemeye yönelik tedbirler uygulamaya konuldu mu?
Tasfiye öncesinde, sözkonusu fonlardan külliyetli miktarda para çeken kişiler olmuş mudur? Bu kişilerin, fonun muhtemel akıbeti konusunda önceden bilgi edinmeleri sözkonusu olabilir mi?
Tasfiye sürecindeki fonları kuran, yöneten ve önemli ortak/paydaş durumunda olanların bu fonlardan elde ettikleri kazançların toplam tutarı nedir? Bu kişiler, uhdelerinde bulunan fonlardan, tasfiye öncesindeki dönemde çıkmışlar mıdır?
Toplam zarar ne kadar? Bu zararın ne kadarı kamuya mâl edilecek?
Zararın bir kısmının kamu tarafından karşılanması durumunda, bu durum konuyla ilgisi olmayan vatandaşlar bakımından bir haksızlık sözkonusu olmayacak mı?
Batık fonların tasfiyesinde, kamu vicdânını rahatsız etmeyecek yöntemler uygulanacak mı? Yoksa, yaklaşık 500 bin insanın doğrudan etkilendiği gözönünde bulundurularak, zarar toplumun geri kalan kısmına da mı ödetilecek? (Zararın -kısmen dahi olsa- kamu tarafından karşılanması, bu anlama gelir.)
Bu minvâlde daha pek çok soru sorulabilir.
Geçmişte yaşanan tecrübeler, ne yazık ki yukarıdaki soruların ihtivâ ettiği endişeleri haklı çıkaracak niteliktedir.
Fakat, biz burada, başka bir hususa dikkat çekmek istiyoruz;
Özellikle 1980 sonrasında, kamu vicdanını rahatsız etmekle kalmayıp, ülkede “dar gelirli kesimlerden varlıklı kesimlere servet aktarımı” anlamına gelen, dolayısıyla en önemli sorunlarımızdan birisini teşkîl eden gelir adâletsizliğini daha da artıran bu tür olaylar neden sık sık tekrarlanıyor? “Hayâli ihracat, bankerler soygunu, yatırım teşvikleri konusunda yaşanan suistimáller, geçmişte kamu tarafından alım-satımı yapılan teşvikli ürünlerin sanayici ve tüketicilere aktarılma sürecinde yaşanan uygunsuzluklar, özelleştirme konusunda yapılan hatâlar, kamu harcamalarının yerinde ve uygun mâliyetle yapılması konusunda -kamu vicdânını rahatsız eden- özensizlikler, hatâlı oldukları aklıselim sâhibi insanlarımızca daha baştan bilinen/söylenen yanlış siyâsî-iktisâdî karar ve uygulamaları devâm ettirmek konusundaki ısrarlar” neden -farklı iktidarlar döneminde- sürekli tekrarlanıyor? Bu tutum, Ülke kaynaklarının israfına, tasarruf-yatırım açığının daha da artmasına, yatırımların mâliyetinin yükselmesine sebebiyet vermekte, dolayısıyla da “enflasyon, işsizlik, dış ticâret açığı, istikrarsız ve yetersiz büyüme, refah kaybı” gibi genel ekonomik sorunlarımıza kalıcı ve sürdürülebilir çözümler üretilmesine engel olmaktadır.
“Yeterli ve süreğen iktisâdî kalkınma, refah artışı” öncelikle ülkede üretim artışı sağlayan yatırımların yapılması ile mümkûn olabilmektedir. Oysa, burada konu edilen olayda olduğu gibi, bir takım insanların, zahmetsiz yoldan, vatandaşların hırslarını, iyi niyetlerini, devlete olan güvenlerini ve bilgi eksikliklerini kullanarak, “hak edilmemiş” yüksek kazançlar elde etmelerinin olumsuz etkileri, yalnızca ülke kaynaklarının israf edilmesi sonucunu doğurmamakta, vatandaşlarımızı -daha güvenilir buldukları için- “altın, döviz, gayrımenkûl” gibi ülke kalınmasına ve refahına katkısı olmayan, zaten kıt olan toplam tasarrufların iddihar edilmesi sonucunu doğuran “spekûlâtif” nitelikte yatırımlara yönelmesine sebebiyet vermekte, aynı nedenlerle ülkemize kalıcı ve üretime yönelik yatırımlar yapmayı amaçlayan yabancı sermâye girişlerine de engel olmakta, bu durum yatırım-tasarruf açığının daha da artması sonucunu doğurmaktadır. Hâlbuki, vatandaş, ülkeyi “iyi” yönetecek, yâni “devletin kuruluş esasları ile sorunu olmayan, kamu kaynaklarını yerinde kullanan, liyakate önem veren, hukuk ve demokrasi ilkelerine riayet eden, ülkede istikrar-huzur-sükûn ve refahı sağlayacağı güvenini veren bir yönetime ülkenin idâresini teslim etmekte tereddüt etmemektedir. O hâlde, bahsedilen hatâları yapmak yerine, ülkeyi iyi yönetmek konusunda daha fazla çaba sarfetmenin önündeki engel nedir? Bunu anlamakta zorlanıyoruz.
[1] Mehmet Şimşek “Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek: “Manipülasyon ile mücadelenin çok boyutu var. Finansal okuryazarlık en kritik bileşenlerin başında geliyor.”; 9. Türkiye Sermaye Piyasaları Kongresi, 4 Kasım 2025, https://spk.gov.tr/duyurular/baskanin-konusmalari/2025/9-turkiye-sermaye-piyasalari-kongresi ; 20.09.2026
[2] Eski başkan Dr. İbrahim Ömer Gönül’ün 4 yıllık görev süresinin Nisan 2026’da dolmasının ardından, 9 Mayıs 2026 tarihli Resmî Gazete kararıyla SPK Başkanlığına Mahmut Sütcü atanmıştır. Aynı kararla kurula yeni bir ikinci başkan (Ahmet Aksu) ve kurul üyesi (Yusuf Sünbül) getirilmiştir. (Kaynak: https://spk.gov.tr/hakkimizda/kurulumuzda-gorev-yapmis-spk-baskanlari ; 20.09.2026) ; Yeni başkanın göreve başlamasından kısa bir süre sonra, 18 Haziran 2026 târihinde, kurum içinde operasyonel açıdan en kritik üç daire başkanı ve bir başkan yardımcısı görevden alınarak yönetim kademesi neredeyse tamamen yenilenmiştir. Görevden alınan isimler şunlardır: Ender Kurtulan (Kurul Başkan Yardımcısı) Ercan Urkan (Piyasa Gözetim ve Denetim Dairesi Başkanı) Kürşad Babuçcu (Ortaklıklar Finansmanı Dairesi Başkanı) Aşkın Alıcı (Aracılık Faaliyetleri Dairesi Başkanı). Görevden alınan kişilerin yerine, Aracılık Faaliyetleri Dairesi Başkanlığı görevini vekaleten Ulaş Güney Bilgin, Ortaklıklar Finansmanı Dairesi Başkanlığı görevini vekaleten Mustafa Eken ve Piyasa Gözetim ve Denetim Dairesi Başkanlığı görevini vekaleten Gökhan Narin atanmıştır (Kaynak: https://www.bloomberght.com/spkda-gorev-degisiklikleri-3780500 ; 20.09.2026)
[3] SPK “Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber Düzenleme Süreci Açıklaması”, https://spk.gov.tr/duyurular/basin-duyurulari/2026/yatirim-fonlarina-iliskin-rehber-duzenleme-surecine-iliskin-aciklama ; 20.09.2026
[4] Şimdilik, bu hususların hepsi iddia düzeyindedir. Ancak, borsa verileri incelendiğinde, sözüedilen iddiaların gerçek olma ihtimalinin yüksek olduğu müşahede edilmektedir. Nitekim, yaşanan sorunun da temelinde, bahiskonusu hisselerdeki fiyat oluşumunun yapay olması yatmaktadır. Gerçek rakam, yapılan incelemeler sonucunda kamu otoritesi tarafından açıklandığında, belli olacaktır.
[5] https://www.bloomberg.com/news/articles/2026-09-18/turkish-fund-s-goldman-dreams-collapse-in-ponzi-like-scheme
[6] Tera Holding’e ait TLY fonu, 2025’i 35 milyar lira ile kapattı, Ağustos 2026’da ise 247 milyar 632 milyon liralık devasa bir büyüklüğe ulaştı. Tera Holding’e ait bir başka fon olan THF’nin kendi finansal durum tablosuna göre 2025 sonunda sadece 817 milyon 398 bin TL olan fon, Ağustos 2026’da 74 milyar 819 milyon 592 bin TL seviyesine yükselmişti. Evrensel’den Andaç Aydın Arıduru’nun haber-yorumuna göre; para piyasası fonu olarak güvenli liman statüsünde pazarlanan PRY fonunun net varlık değeri, 2024 sonunda 188 milyon lira seviyesindeyken, Ağustos 2026’da 110 milyar 654 milyon liraya ulaştı. Fonun portföyünün yüzde 55’inden fazlası repo işlemlerinden oluşurken, teminat olarak Destek Finans Faktoring (DSTKF) ve Pasifik Eurasia Lojistik (PASEU) gibi sığ hisselerin bloklar halinde kabul edilmesi kriz anında varlıkların nakde dönüşünü imkânsız hale getirdi. (Kaynak: https://www.ozgurpolitika.com/haberi-fonlardaki-tezgah-patladi-213830 ; 20.09.2026).
[7] Gazete Oksijen “Tasfiye kararı verilen fonların büyüklüğü 17 milyar dolar”; https://gazeteoksijen.com/ekonomi/tasfiye-karari-verilen-fonlarin-buyuklugu-17-milyar-dolar-289802 (20.09.2026) ; Bloomberg fon krizinin büyüklüğünü yazdı: 20 milyar dolarlık tasfiye operasyonu; https://www.karar.com/ekonomi-haberleri/bloomberg-fon-krizinin-buyuklugunu-yazdi-20-milyar-dolarlik-tasfiye-2072619 ; 20.09.2026
[8] Destek Faktoring’in piyasa değeri, Haziran’da büyük sanayi kuruluşları ve bankaları geçip 25,5 milyar dolara ulaşmıştı. Halka arzdan beri yüzde 7 bin 164 yükselmişti. O hisselerin yüzde 73.8’i patronun elindeydi. Yüzde 5’i aşkın bölümü ise şirketin halka arzını yapan Tera Yatırım’daydı.
Ekonomim Gazetesi’nden Şebnem Turhan’ın yaptığı hesaba göre; aynı dönem 246 milyon lira zarar eden, öz sermayesi 6 milyar lirayı ancak bulan Hedef Holding’in piyasa değeri de 10 milyar dolara ulaşmıştı. Hisseleri bir yılda yüzde 2 bin 92 yükselmişti.
Yine hisseleri yüzde 2 bin 251 artan Katılımevim 8 milyar dolar değerle Sabancı, Yapı Kredi, Vakıfbank, Halkbank, Ford, Coca Cola, Turkcell ve Türk Telekom’u geride bırakmıştı.
(Kaynak: https://www.ozgurpolitika.com/haberi-fonlardaki-tezgah-patladi-213830 ; 20.09.2026)
