Fon Soygunu Skandalında Devlette Liyakat Yanlışlığı

Tam boy görmek için tıklayın.

 

Prof. Dr. Celalettin YAVUZ[i]

Türkiye, 15 Eylül 2026’dan beri yani bir buçuk ayı aşkın bir zamandır Fon Skandalı ya da aslında “organize fon soygunu” olarak da nitelenen olay sebebiyle büyük bir enerji sarf ediyor. Bu süre içerisinde muhalefetin “Meclis Soruşturması” açılması teklifi “Cumhur İttifakı” tarafından reddedildi. Yerine çok hızlı bir şekilde ve gene Cumhur İttifakı’nın oylarıyla 27 Ekim 2026’da kabul edildi.

Fon skandalı, içerisinde Ak Parti iktidarının atadığı veya daha önce atamış olduğu “liyakatsız” kişilerin adeta başrolde oldukları görülünce kamuda “liyakat ve ehliyet” konusu ele alındı.

Ak Parti İktidarı ve Liyakatsızlığı Yanlışlarıyla Ortaya Çıkan Üst Düzey Görevler

Nitekim fon skandalı çıktıktan sonra Ak Parti’nin Ekonomi İşleri Başkanı ve iki dönem ekonomi bakanlığı yapmış olan Nihat Zeybekci bile “Kamu görevlilerinin ihmali, bazılarının üst derecede ihmali var. Maalesef bazı kamu kurumlarının yönetiminde de hem ihmal hem suistimal vardır!” diyerek bu liyakatsızlığın altını çizdi. Zeybek’e göre ihmali ve suistimali olan bu kamu kurumları 6 adetmiş. Keşke bu kurumların isimlerini de açıklayabilseydi…

Şimdi Ak Parti iktidarı tarafından “liyakat ve ehliyet” sahibi oldukları için bakan, milletvekili ve üst düzey bürokraside göreve getirilenler arasında fon skandalına bulaşanlara bir göz gezdirelim.

Fon skandalının önde gelen şirketi Tera Yatırım’da yönetim kurulu üyeliği yaptığı bilinen Ertan Aydın, Başbakanlığı döneminde Erdoğan’ın ve devamında Davutoğlu’nun “siyasi işlerden sorumlu başdanışmanı” idi. Çok başarılı olmuş olacak ki Ak Parti’den milletvekili de yapıldı. Hatta 2023 Genel Seçimlerinde Ak Parti’nin seçim propagandasını yönlendirilenler arasındaydı.

Türkiye Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Gürol Sami Özer de “aklama ve finansal usulsüzlük soruşturması” kapsamında gözaltına alındı. Aynı kurumun Genel Müdürü Taha Çakmak çıkarıldığı mahkemece tutuklanmış, ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakılmış ve sonra da görevinden istifa etmişti.

Bu iki en üst düzey yöneticiye teslim edilen ise Türkiye Varlık Fonu (TVF)’nin %93 civarında hissedar olduğu Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik Genel Müdürlüğü’dür.  Ağustos 2020 ayında kamu sigorta şirketlerinden Güneş Sigorta, Ziraat Sigorta ve Halk Sigorta’nın tek çatı altında birleşmesiyle kurulan Türkiye Sigorta ve gene aynı dönemde Vakıf Emeklilik ve Hayat, Ziraat Hayat ve Emeklilik ile Halk Hayat ve Emeklilik şirketlerinin birleşmesinden meydana gelen Türkiye Hayat Emeklilik kurumlarını çatısı altında toplamaktadır. Türkiye Sigorta’nın ana hissedarı TVF Finansal Yatırımlar A.Ş. olup hisseleri Borsa İstanbul’da (BİST) işlem görmektedir.

Erkan Kilimci 2016-2018 döneminde Merkez Bankası Başkan Yardımcılığı yapmış, Tera Yatırım bünyesindeki yöneticilik faaliyetleri nedeniyle soruşturma kapsamında tutuklanmıştır.

Fatma Betül Sayan Kaya, ismi açığa çıkan siyasetçilerden biridir. Eski Aile Bakanı olan Kaya, skandal patlayınca Ak Parti Genel Başkan Yardımcılığı görevinden istifa etmiş, basına yansıdığına göre de Ak Parti sosyal medya listesinden çıkarılarak bir bakıma “cezalandırılmış”tır.

2017 yılında Hollanda hükümetinin “Ülkemizde fiili seçim faaliyetleri yapmayın!” demesine rağmen, “21.nci Yüzyılın Nene Hatunu” benzetmesiyle Almanya’dan Hollanda’ya girmiş, ancak bayan bakan arabasından bile saatlerce inememiş, ama bu provokasyon sonucunda Avrupa’da, hatta Türkiye’de bile kararsız oyları Ak Parti’ye akıtmıştı. Yaşamış olsa Nene Hatun’u kıskandıracak derecedeki bu kahramanlığa sahip aynı bayan bakan, fon skandalını açıkça görmesine rağmen, milletini gözetmek yerine tam tersine ve milletinin aleyhinde “Rabbena, hep bana!” şeklinde hareket etmeyi tercih etmiştir.

Fon soygununda adı geçen E-Data Teknoloji firmasının üç ortağından biri olan Osman Arıkan Nacar, iki kez Ak Parti’den milletvekili adayı oldu.  Nacar, 2013-2015 döneminde Tıbbi Cihaz ve Kozmetik Ürünler Daire Başkan Yardımcısı, daire başkanlığı ve Sağlık Bakanlığı Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğüne atandı. Aralık 2015’te Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) Başkanı oldu. 2017-2018 döneminde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı yaptıktan sonra kamu görevinden ayrıldı. E-Data Teknoloji firmasının Nisan 2026’da şirketin yönetim kurulu üyesi olurken, 11-12 Ağustos 2026’da tamamlanan pay devriyle de Ali Göl ve İsmet Köksal ile birlikte şirketin %63,85’ini devraldı.

İYİ Parti Grup Başkan Vekili Turhan Çömez’e göre Nacar, “SGK Sağlık Sigortası Genel Müdürü İsmet Köksal ve ilaç ithalatçısı Ali Göl ile birlikte hareket” etmiş, özellikle de akıllı kanser ilaçlarının fiyatlandırılmasında yüzde 4000’lere varan kârlar etmiş. Aslında ucuza ithal edilen bu akıllı ilaçlar şirketler aracılığıyla Sağlık Bakanlığı’na bildirilirken yüksek fiyatlar belirleniyormuş. Devlet de çok yüksek maliyetli bu ilaçları ödemediği için hastalara evlerini bile satarak ilacı satın almak mecburiyetinde kalıyorlarmış.

Çömez, Nacar’ın sahipleri arasında olduğu bu akıllı ilaç ithal eden şirketin hisselerinin 2026’da 10 milyar liranın üzerinde bir değere ve ayrıca Kuyaş şirketinde de yaklaşık 40 milyar liralık kazanca eriştiğini ileri sürmektedir. Fon skandalının ardından konuşan Çömez’e göre ilaç sektöründe bu şekilde 68 milyarlık bir kazanç sağlanmış. Bunları soruyor ve Adalet Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve tabii ki Devlet Denetleme Kurulu’ndan da “millet adına” cevap bekliyor.

Bu arada Nacar’la Ak Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in Bodrum’da birlikte tatil yaptığı da ileri sürüldü. Bu konuda bir gazetecinin sorduğu “Siz bu kişiyle çok kısa bir süre önce Bodrum’da tatil yaptınız mı, yapmadınız mı? Ankara’ya birlikte döndünüz mü? Bu kişiyle ilişkiniz ne boyuttadır?” soruları, Çelik tarafından doğrudan cevaplamak yerine “Olayı siyasi linç kampanyasına dönüştürmeye çalışıyorlar.  Elinde bilgi, belge olan götürsün yargıya versin!” diyerek geçiştirdiği görüldü.

 

Fon Hırsızlığında Öne Çıkanların Listesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Verilmiş Ama…

Basında yer alan haberlere göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinde “bilgi ve belge” varmış. Adalet Bakanı Akın Gürlek’e göre, 141’i gerçek, 73’ü de tüzel kişi olmak üzere 214 kişi 3 fondan toplam 187 milyar 653 milyon kâr etmiş. 100 milyon üzeri kâr sağlayan 141 kişinin 100 milyar 676 milyon, 73 kurum da 86 milyar 977 milyon haksız kazanç sağlamış.

Bu liste açıklanmadan önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da verilmiş. Şimdi kamuoyu listedeki isimlerin açıklanmasını bekliyor. Açıklanmaz ise iktidara ve siyaset kurumuna güven büyük ölçüde sarsılabileceği de büyük bir ihtimal…

Nitekim bu listenin açıklanmasını bekleyenler arasında sadece muhalefet partileri değil, Cumhur İttifakı’ndan MHP de var. 18 Ekim 2026’da MHP Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay “iddiaların örtbas edilmesinin kabul edilemeyeceğini”, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin “soruşturmada adı geçen kişilerin açıklanması yönündeki çağrısını” da hatırlatarak “sürecin açıklık ve şeffaflık içinde yürütülmesi gerektiğini, soruşturmanın sonuçlanmasıyla kamuoyundaki soru işaretlerinin giderilmesini beklediklerini” belirtti.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da “fon krizinin ‘yerli ve milli finans’ söylemiyle örtülmeye çalışıldığını, ‘böylesi karanlık bir düzende milyar dolarlık vurguna takılan maskenin adı nedir biliyor musunuz? ‘Yerli ve milli finans’ diye milletimizi, halkımızı kandırdılar. Çok açık söyleyeceğim: Milli kelimesi halkın sırtından servet transferi yapanların maskesi haline getirildi maalesef. Yerli olan tek şey ise mağdur edilen 86 milyon insanımızın emeğidir, alın teridir!” ifadesini kullandı.

Bakırhan’dan konuya açıklık getirecek şu sorular da yöneltildi:

  • “Bundan önceki son bir ayda, birkaç ayda fonlardan yüklü miktarda para çekenler kimlerdir?
  • Fon vurgununda milyarları, yani eski parayla trilyonları vuran Fatma Betül Sayan Kaya’nın mal varlığı donduruldu mu?
  • Sabahın ilk ışıklarında insanların mahremiyetini kameralara alıp servis edenler, zahmet buyurup Fatma Betül Sayan Kaya’yı ifadeye çağırdı mı?
  • Espri yapan gençleri bile gözaltına alan yargı düzeni, bu şahıs ve bu vurgunu yapan AKP’lileri neden hâlen gözaltına almıyor?
  • Gözaltı listesi AK Parti’deki görev tanımlarına göre mi değişiyor? Nasıl oluyor da asıl sorumluların adı bir türlü hukuk radarına takılmıyor?”

Bakırhan ayrıca , “Bazı AKP yöneticilerinin yakınlarının mal varlığına tedbir konuldu ama birkaç saat sonra kaldırıldı. Soruyoruz, niye koydunuz, niye mal varlığına koyduğunuz tedbiri 2-3 saat sonra kaldırdınız? Bu vurguna rağmen SPK Başkanı nasıl hala görevinde? Bu nasıl bir utanmazlıktır, bu nasıl bir aymazlıktır? (…) Böyle aymazlık, böyle utanmazlık olmaz. Bunu Türkiye toplumu, bunu hiçbirimiz kabul etmiyoruz!” diye tepki gösterdi.

Bunlara ilaveten Tera Yatırım’da “yöneticiler arasında yer aldıkları” gerekçesiyle tutuklanan Alkin kardeşler var. Her ikisi de ekonomi profesörü olan ve babaları gibi kamuoyunda tanınan kardeşlerden Prof. Dr. Kerem Alkin, 1 Kasım 2026 tarihli ulusal basında yayımlanan mektubunda, borsada işlem gören kağıtlarla ilgili konulara dahil olmadığını, bunu sadece icra kurulunun yapabileceğine işaretle SPK’yı suçladı. “Ömrümde tek bir hisse senedi alım-satım işlemi yapmamışken nasıl oluyor da menfaat elde etmiş oluyorum?” diyen Alkin, Tera Yatırım’ın Riskin Erken Saptanması Komitesi Başkanı olarak görev yaptığını, sorumluluk alanındaki olası tehlikeler hakkında  ilki Ekim 2025, ikincisi 2026 ilkbaharında, sonuncusu bu da 30 Haziran 2026’da 54 sayfalık olmak üzere 3 ayrı  hazırladığını, bu raporlarda “şirkete risk matrisi oluşturulmasını önerdiğini, yatırım fonlarından ani ve yüksek tutarlı para çıkışları yaşanması olasılığına da dikkat çektiğini” ifadeyle, “riskler arasında, fonlardan bir anda yüksek miktarda para çıkışı olasılığına da dikkat çektiğinin açıkça görülebileceğini” belirttiğini ve söz konusu raporları savcılığa sunduğunu da bildirdi.

Çorlu’da tutukluluk hali devam eden Alkin ayrı “bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi” olduğu şirketten kâr payı veya bonus almadığını, sadece belirlenen huzur hakkını aldığını da ekledi.

Bu özetlenenlere bakıldığında fon skandalını araştıracak Devlet Denetleme Kurulu’nda da yer alan ve evvelce bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından atanmış olan SPK Başkanı, BDDK Başkanı, ve Borsa İstanbul Yönetiminin “sütten çıkmış ak kaşık olduğu”nu söyleyebilmek mümkün değildir.

Öte yandan fon krizinin patlayabileceği uyarısını yapan Maliye Bakanı Şimşek ve ekibinin bunu fark ettiği zaman gerekli mekanizmayı harekete geçirtmekteki eksikliği nasıl açıklanabilir?

 

Ak Parti Cenahından Fon Skandalıyla İlgili Açıklama Konusundaki Beklentilere Örnekler

Fon skandalı, her ne kadar hükümet ve Ak Partili milletvekilleri tarafından “geçiştirilmeye” ve “dış güçlerin işi” diye sulandırılmaya çalışılsa da, Ak Parti içerisinde konunun şeffaflıkla açıklanmasını bekleyenlerin de oldukça fazla olabileceği görülmektedir.

Bu konuda 2011-2018 arasında Ak Parti’den iki dönem İstanbul milletvekili seçilen Metin Külünk de 18 Ekim 2026’da sosyal medya hesabından, “Sürecin unutturulmaya çalışıldığını” ifadeyle, açıklamanın gecikilmesi halinde Cumhurbaşkanı devirmek isteyenlere fırsat verileceğini ileri sürdü.

Külünk ayrıca, fon skandalına karışanların devletin ekranlarında var olduğunu, “Kuralsız ve hukuksuz biçimde milletin hakkı üzerinden servet edinenlerin kim olduğunu milletin bilme hakkı vardır. Buna saygı duyulmalı ve gereği yapılmalıdır. (…) Sayıları belli olan küçük bir kesimin, bulundukları konumun gücünü kullanarak haksız kazançlarını koruyup kollamasına Türkiye kurban edilemez!” diyerek tepkisini dile getirdi.

Konuyu enine boyuna araştıranlar arasında Ak Parti’den 2 dönem milletvekilliği yapmış olan gazeteci Şamil Tayyar da var. Tayyar’a göre Meclis’ten kendisini arayan bir tanıdığı, birçok kişinin ne kadar kazandığını örnek vererek fon yatırımını önermiş. İkna edebilmek maksadıyla da fonun arkasında Cumhurbaşkanlığı’nda önemli kişilerin bulunduğunu ve kazancının “Garanti” olacağını ifade etmiş.

Bir diğer örnek de iktidara yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Likoğlu’nun fon skandalını “ekonominin 15 Temmuz’u” olarak nitelendirdiği yazısıdır. Likoğlu, “soruşturmanın yalnızca paraların geri alınmasıyla sınırlı kalmaması, sistemin nasıl kurulduğunun ve kişilerin bu sisteme nasıl dahil edildiğinin de ortaya çıkarılması gerektiğini” savunduğu yazısında, “bazı kişilerin tutuklamalara karşı çıktığını” ifadeyle “Oğlumu tutuklayacak daha anasından doğmadı, tek başıma yapmadım, sadece ben mi yaptım” şeklindeki pervasız çıkışların kulaktan kulağa dolaştırıldığını söyledi.

Likoğlu devamında; “Gönüllü olarak parasını iade eden kişilere yalnızca parayı geri verdikleri için sürecin dışında tutulmalarını” da eleştirerek, “Gönüllü bir şekilde parasını getirene, ‘Hadi git!’” denilemeyeceğini, sisteme davet edenlerin de tespitinin önemli olduğunun altını çizdi.

Gene Yeni Şafak yazarlarından Aydın Ünal da Daha 5 Ekim 2026’daki köşe yazısında “Fon krizinin arkasında CIA, MOSSAD, KGB, MI6, BND, FETÖ, Siyonistler, Masonlar, Soros, dünyayı yöneten 5 zengin aile mi var? Bu bir darbe girişimi mi?” diye sorduktan sonra, “Fon krizi, önüne kattığını alıp götüren bir sel olarak, ortada yatan bir cenaze olarak, Hükümete ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik darbe tasarımına dönüşme potansiyeli taşıyor!” diye ekledi.

Ünal’a göre fon krizi “Başından sonuna kadar her şey doğal. İç ya da dış mihraklar yok. Bu bir darbe girişimi de değil. Ama bu sel durdurulmazsa, önüne set çekilmezse, bu cenaze hızla kaldırılıp gömülmezse, işte o zaman bir darbe girişimine dönüşebilir!” diyerek, endişesini dile getirdi. ”

Ak Parti’den Ağrı belediye başkanlığı yapan Savcı Sayan da 31 Ekim’de BDDK Başkanını, bir önceki gün yönelttiği soruları cevaplamak yerine “tehdit” ettiğini ileri sürerek, şu soruları sordu:

  • “9 Eylül 2026 tarihinde saat 14.00’te BDDK binasında hangi heyetler ile görüştünüz?
  • Heyet görüşmesinin ardından Emre Tezmen ve Serdar Turhan’la neler konuştunuz, neyi planladınız?
  • Ayrıca, 11 Eylül 2026 tarihinde kiminle görüştünüz?”

Sayan sadece BDDK başkanına yukarıdaki soruların yöneltmenin dışında İçişleri Bakanını, Adalet Bakanını ve MİT Başkanını “Bu konunun aydınlatılması, halkımız ve özellikle fon mağdurları açısından son derece önemlidir!” diyerek yukarıdaki sorular ışığı altında soruşturma/inceleme yapmaya davet etmiştir.

Bu özetlerden de anlaşılacağı üzere Ak Parti tabanında da fon skandalı ciddi bir infial yaratmış ve failler ile buna göz yumanlara şefaat gösterilmesinin önüne geçilmesi istenmektedir.

Fon Skandalı Dışında Kamu Yönetiminde Öne Çıkan Bazı Liyakat Eksikliklerine Örnekler

– Bilindiği üzere “Bir milletin iki devleti” diye beraberce yürüdüğümüz kardeş Türk devleti Azerbaycan’la ciddi bir kriz yaşadık. Azerbaycan, yeni eğitim/öğretim dönemi başlarken okullarda başörtüsü yasağı getirmişti. Bu gelişmeye Türkiye’de Ak Parti iktidarına yakın basın/yayın organlarında büyük eleştiriler geldi. Bunun üzerine Azerbaycan medyası da işi köpürttü.

Her ne kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan, Dışişleri Bakanı Fidan ve Türkiye’nin Bakü Büyükelçiliği tarafından Azerbaycan’ın bu kararına ses çıkarılmamış olsa da, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konu hakkında eleştirileri olmasa da, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın da 12 Ekim’de “Azerbaycan’da başörtülü öğrencilerin eğitim hakkının engellenmesi kabul edilemez. Bu çağda böylesi bir anlayışa asla geçit verilmemelidir!” şeklindeki ifadeleriyle Azerbaycan yönetiminin kararını eleştirmesi, Azerbaycan’da Türkiye’nin resmi tavrı olarak değerlendirilmiş olmalıdır. Azerbaycan’ın çok büyük tepki göstermesinin ardından Saral, 26 Ekim’de “Cumhurbaşkanının isteği üzerine” görevinden istifa ettiğini açıkladı.

Saral Kasım 2021 ayında artan döviz kuruna ve ekonomik tabloya tepki göstermek için Ankara ve İstanbul başta olmak üzere birçok ilde vatandaşın gösteri yapmasını sosyal medya hesabından “Hepinizin canı cehenneme!”, “Müptezeller” şeklindeki ifadeleriyle muhalefete ve gösteri yapanlara hakaret etmişti.

Saral’ın vukuatları milletvekili olduğu 2014 yılında TBMM’de CHP’li Bülent Tezcan’ın kaşını yaran yumruklu saldırısı ve Şubat 2015 ayında da gene TBMM Genel Kurulunda milletvekili Ertuğrul Kürkçü’yü yumruklamasıyla görülmüştü. İki dönem Trabzon’un Of ilçesinde belediye başkanlığı da yapmış olan Saral, milletvekilliği görevini layıkıyla becermiş olacak ki görevi sonunda Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı olarak atanmış.

Saral’ın, sırf “Azerbaycan istedi” diye istifa ettirilmesi ayrıca tartışılması gereken bir olay olmakla birlikte, kendisinin sarf edeceği ifadenin resmi görevi sebebiyle Cumhurbaşkanlığını, dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni bağlayabileceğini idrak edememiş olması anlaşılabilir gibi değildir.

14 Ekim 2026’da MHP’li Naci Şanlıtürk, Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Hilmi Güler’i “Ordu’nun şu an imarı yok. Ben de parsel parsel listesi var. Belediye bütçesinden basına dağıtılan paralar var!” diyerek, başkanı yolsuzlukla suçlamıştı. “Eski ilçe başkanları, özel kalem müdürlüğünden çatır çatır memur yapıldı! Adrese teslim paralar var. Birileri veriyor, bunlar elden dağıtılıyor. Kimin parasını kime veriyorsunuz kardeşim! STK Başkanlarını yerleştirmişsin, belediye şirketlerinden çatır çatır maaş alıyorsun. AKP’nin SKM Başkanı Özcan Gürsoy, belediyenin şirketinden maaşlı kardeşim!” diye eleştirdiği, bir zamanlar bakanlık da yapan Ak Partili Güler’i ayrıca; Altınordu Ziraat Odası Başkanı, Sanayi Sitesi Başkanı, Şehit Aileleri Dernek Başkanının belediyeden maaşa bağlandığını ileri sürdü.

Acaba Güler’le ilgili bu ciddi ithamlar karşısında Adalet Bakanlığı neler yapacak (ya da yapmayacak) hep birlikte göreceğiz…

Mart 2025 ayında adı mafya ile ilişkilendirilen Lefkoşa Büyükelçisi Yasin Ekrem Serim, muhalefetin ısrarlı iddiaları üzerine merkeze çekilmişti. Serim de 2010 yılında AB Bakanlığı’nda başlayan kamu görevinde basamakları hızla çıkmıştı.

Bu hızlı yükselişinde Erdoğan’ın eski mali başdanışmanı İzmit Bahçecikli Maksut Serim’in etkisi var mı bilemeyiz. Ancak Serim, 2013 ve 2014 yıllarında Başbakanlık Müsteşarı Özel Kalem Müdürü, ardından Türkiye Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Özel Kalem Müdürü, takiben Başbakan Yardımcısı olarak görev almıştı. 2016’da Dışişleri Bakanlığı’na atanmış, 2018 ve 2020 yıllarında Dışişleri Bakanı Özel Kalem Müdürü olurken, devamında Dışişleri Bakanlığı Küresel ve İnsani Konular Genel Müdürü olarak da görev yapmıştı. Türkiye Dışişleri Bakan Yardımcısı olarak atanmasından kısa bir süre sonra da “meslek memuru” olmadığı halde Türkiye açısından en önemli ilk 10 büyükelçilik görevi arasında gösterilen Lefkoşa büyükelçisi olarak atanmıştı.

Bu örnekleri “ayakkabı kutularında para saklanan” 17 Aralık olaylarının bakanları ve kamu görevlileri de dahil artırmak mümkündür. Ancak şurası muhakkak ki, Ak Parti iktidarının “liyakat” ve “ehliyet” konusuna pek de önem vermediği pek çok kişi ve olayda kamuoyu tarafından da görülmüştür.

Sonuç: Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu’nun da söylemiş olduğu gibi “Devletin itibarını korumak, yanlışları örtmekle değil, yanlış yapanlardan hesap sormakla mümkündür. Unutulmasın! Devlet kimsenin şahsi mülkü değildir. Devlet milletindir. Makam emanettir. Yetki sorumluluktur. Liyakat ise devlet yönetiminde bir tercih değil, mecburiyettir!”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, fon skandalı üzerine “Ucu kime dokunursa dokunsun, sonuna kadar gidilecektir!” demişti. O halde kendisinde mevcut 141 kişilik liste açıklanması millete karşı samimiyetin ve sorumluluğun bir göstergesi olacaktır.

Bu sorumluluğa fon skandalında görevi kötüye kullanan veya aymazlığı tespit edilen kamu görevlilerin hukuk kurallarına tabi tutulması da dahildir. Aksi halde hem Cumhurbaşkanı Erdoğan ağır bir töhmet altında kalabilecek, hem de iktidara ve iktidarın hemen her hareketini “ne olursa olsun” destekleyen MHP’ye olan güven yerlerde sürünecektir.

2018 yılından beri düzeltilemeyen ekonomi sebebiyle TL’ye, dövize ve son dönemde altına güvenemeyen küçük tasarruf sahipleri fon kurumlarına ve fon skandalıyla yerle yeksan olan borsa sebebiyle tanımsız bir acizlik ve şaşkınlık içerisindedir. Devletin denetim mekanizmasının açıkça görülebilecek bu skandalı zamanında müdahale ile önleyememe sorumluluğu doğrudan ya da dolaylı olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı işaret etmektedir. Zira Erdoğan Mart 2019 ayında da söylediği ve daha sonra da tekrarlamış olduğu kendi ifadesiyle “ekonomiden sorumlu olan kişi” kendisidir. Üstelik denetim görevindeki kişileri de kendisi tarafından atanmışlardır.

Bu yazıda Ak Parti iktidarının bakan, milletvekili ve kamuda en üst düzey görevlere getirdiği kişilerin önemli bir kısmında adalet, hakkaniyet, ahlak, vicdan ve milli hassasiyetlerden yoksun olduklarının kamuoyu önünde tespit edilmiş oldukları özetle verilmeye çalışıldı. Şayet Fon skandalı şeffaflık ve adalet içerisinde açıklanmaz ise, bu eksiklikler dikkate alındığında iktidarın (ve iktidarı hemen her konuda destekleyen Cumhur İttifakı üyelerinin) bir bakıma partizanlığı liyakat ve ehliyetin önüne aldığı çok daha rahatlıkla ileri sürülebilecektir.

Sonuç itibariyle “Önce milletim ve devletim!” diyen MHP Genel Başkanı Bahçeli’ye bir kez daha bu muhteşem sözüne uygun hareket edilmesinin beklendiğini hatırlatıyoruz. Madem ki MHP kendi ifadesiyle “iktidar ortağı değil!”, o halde Ak Parti iktidarının fon skandalını aklamaya çalışmamalıdır…

[i] Güvenlik Politikaları Uzmanı, 2 Kasım 2026

Yazar
Kırmızılar

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen