“Kiraz Aldım Dikmeden”

Bedri Rahmi Eyüboğlu, Türküler Dolusu şiirine başlarken şöyle diyor,

“Kirazın derisinin altında kiraz,

Narın içinde nar,

Benim yüreğimde boylu boyunca,

Memleketim var…”

Bizim kirazlı türkülerimiz var.

“Kiraz çiçek açayi

Aykırı dal üstüne” diyor meselâ. Yine son iki mısrada söylüyor hevesini;

“Alır seni kaçarım,

Kollarımın üstüne.”

Aşk, sevginin aşırı hali değil en yoğun ve coşkun hali imiş. Tarifi de zor imiş aşkın, ‘Ben ol da anla’ demişler.

Sevgilinin dudaklarına benzetmişler kirazı. Vişne de kiraza benziyor ama onu benzeten yok.

Karacaoğlan söylemiş;

“Nasıl medhedeyim şöyle güzeli,

Elinde bergüzar gül ile oynar.

Alma yanak kiraz dudak diş sedef,

Espir ala gözler mil ile oynar.”

“Elleri pamuk,

Gözleri mavi,

Saçları sarı,

Dudağı kiraz” Bu da Urfa Türküsünden.

“Bu dere baştan başa kirazlı bağ,

Kirazlar morarıyor dön geri bah,

Ellerin yarı da gelmiş vah bize vah” bu bir Diyarbakır türküsü.

Burada da bağa girmişler;

“Bağa girdim kiraza,

Yar naza ben niyaza,

Hani ya söz vermiştin,

Gelecektin bu yaza..”

Bu türküde de sarılı yazma imiş kirazlı olan;

“Oy lele lele İbram oy

Hey lele lele İbram oy

Sarılı da yazma kirazdan

Bakma kurban ben olam

Gelirim ben birazdan

Lelele İbram oy..”

Dağistan’da Avar’lar hayatını istediği gibi yaşayamamış insanların mezar taşına ‘Yüz yaşına kadar yaşadı ama dünyaya gelmedi’ yazarlarmış. Dünyaya gelmek lâzım bence.

Sağlıkta değil hastalıkta yaşama belirtisi varmış. Cioran söylemiş. Yaptıklarından değil de yapamadıklarından pişmanlik duymalıymış insan.

“Dalları bastı kiraz” demiş ama ardından içinden geçeni söylemiş; “Gel bize biraz biraz.” Çok gelse daha iyi değil mi acaba?

Aşık Seyrani’nin şiirinden aşağıdaki kıta;

“Ey enbazı hüsn-i Yusuf-ı mümtaz,

Seni güzellere server dediler.

Bazılar leblerin rengin al kiraz,

Bazılar yakut u ahmer dediler.”

Bu da bir meşhur türkü,

“Hoppala yârim yaz geldi,

Çarşıya kiraz geldi,

Aldım beş okka kiraz,

O da yâre az geldi.”

Geçen sene altıyüz lira diye okumuştum kirazın kilosunu. Gel de beş okka al. Soğuklar vurduğundan olmalıydı, çok da azdı zaten. Bu sene hem ucuz, hem de çok var.

Uzun yıllar önce Akşehir’e gitmiştik. Nasrettin Hoca Şenlikleri vardı. Feyzi Halıcı Ağabey’in bir arkadaşı bize iki kök kiraz ağacı ayırmış. Akşehir’in kirazları çok güzel ve çok iri. Dalından yedik biraz. Hani yıkanmadan yenen tek meyveymiş, kir-az ya… Siz öyle dediğime bakmayın efendim, kelime oyunu yapmışlar. Yıkamadan yemeyin.

Feyzi Halıcı Ağabey’in arkadaşı ağabeyimiz herkese bir miktar kiraz hazırlamış hediye olarak. Ben de arabanın arkasına koydum. Bir büyüğümüz koşa koşa gelmişti benimkinin miktarını merak etmişti.

Bahaeddin Karakoç Ağabey de yazmıştı ya;

“Soğur bir çam külekte süt,

Aşk yaylası gökçül derin.

Yüreğim bir salkımsöğüt,

Dallardan sarkar gözlerin;

Bir dem ateş, bir dem kiraz;

Aşk yaşanır anlatılmaz.”

Ahmet Muhip Dıranas “Dönüşü düşünürüm de çıkmam büyük yolculuklara “demiş. Akşehir çok uzak değil. Bir dolaşıp gelmeli. Kirazlar da bitmemiştir bence.

Mehmet Ali KALKAN

Yazar
Mehmet Ali KALKAN

Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor Sanat Enstitüsünü ve Çukurova Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünü bitirdi (1980). Bir müddet Eskişehir Belediyesinde ... devamı

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen