Milli Sekülerizm: Durmuş Hocaoğlu’nun Kurtuluş Reçetesi

Tam boy görmek için tıklayın.

Milli Sekülerizm: Durmuş Hocaoğlu’nun Kurtuluş Reçetesi[i]

Mustafa ŞAHİN[1]*

Giriş

Milli Sekülerizm, Türk Düşünce Dünyasına Durmuş Hocaoğlu tarafından kazandırılmış ve bütüncül bir sistem arz eden, iktisadi, psikolojik, sosyolojik ve siyasi yanları olan ve felsefi zeminde kurulmuş bir tekliftir. Esasen, Hocaoğlu’nun temel kaygısı Türk milletinin “bir şey” olabilmesi için “var olmasını” garanti altına alma çabası ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlarının Türk milleti haline bütün olarak dönüşmesini sağlama girişimidir.

Hocaoğlu’na göre Devlet, toplumsal düzen anlamına gelmektedir ve zorunludur. Bir formu bir de mahiyeti vardır. Form, vatan; malzemesi ise millettir. Milli Sekülerizm, vatan formunda bulunan vatandaşları millet yapmanın yegane yolunun iradi bağ olan toplumsal mutabakat olduğunu savunmakta ve bu meyanda din ile devletin barıştırılması teklifini gerçekleştirme iddiasında bulunmak anlamına gelmektedir. Hocaoğlu’nun yöntemi, fikirden eşyaya geçmek değil, eşyadan fikre geçmektir. Daha açık bir ifade ile söylenirse, gerçek olana göre fikir üretilmesi temel yöntem olarak karşımızda durmaktadır. Hocaoğlu, bu yönüyle Empirist bir filozof olarak kabul edilebilir bir metotu tercih etmektedir.

Milli Sekülerizm, en rafine haliyle üç aşamalı bir süreçten oluşmaktadır. Türk milletinin ve Türklere ait olan devletin çağdaşlaşması, sürecin ilk aşamasıdır. Çağdaşlaşma, Hocaoğlu tarafından Batı’nın milli sentezinin yapılması, sanayileşme, demokratlaşma, özgür insan ve özgür toplumun oluşması anlamında kullanılmaktadır. Çağdaşlaşmanın temin edilmesinin ardından ise yeryüzünde daha evvel ulaşılmamış bir seviyeye, Modernleşme seviyesine ulaşılması sürecin ikinci aşamasıdır. Sürecin son aşaması ise Modernleşme mevkinin sürdürülmesi adına gelişim ve değişimin sürekli hale gelmesi ve dünya hakimiyeti mevkiine ulaşılmasıdır. Hocaoğlu’nun teklifinin amacı, düşünce ve eylem birlikteliğinin tesis edilmesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmamızda, Milli Sekülerizm’in gayeleri ve kalkış noktaları ortaya konulmuş, Milli Sekülerizmin önündeki engeller ve aşılması gereken problemler izah edilmiş, Milli Sekülerizme ulaşılması adına asgari müşterekler ve öncelik alanları belirtilmiş ve sürecin çerçevesi açıklanmıştır.

 

Milli Sekülerizmi Anlamada Karşılaşılan Zorluklar

Milli Sekülerizm, Hocaoğlu tarafından ortaya konulmuş ancak gereken ilgiyi görmemiş bir sistem teklifidir. Teklifin kuvveti düşünüldüğünde teklifi kritik etmeye yönelik çabaların cılızlığı ortaya çıkmaktadır. İlk zorluk, Milli Sekülerizmin yeterince kritik edilmemesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu metnin yazarı, yeterince irdelenmemiş Milli Sekülerizm teklifinden kendi anladığını ortaya koymak iddiasındadır. İkinci zorluk ise teklifin, müellifinin sağlığında ciddi bir kritiğe konu edilememiş olması hasebiyle ortaya çıkmaktadır. Teklifin kritik edilmesi durumunda müellifince ortaya konulacak cevaplardan mahrum olarak Milli Sekülerizm ortada bulunmaktadır. Son zorluk ise Hocaoğlu’nun kavramsallaştırmaları dolayısıyla ortaya çıkmaktadır. Hocaoğlu, kullanacağı kavramları kritik etmekte ve bilinen anlamlarının dışında anlamlarla değerlendirmektedir. Mevzubahis durum, meselenin anlaşılmasını zorlaştırmaktadır. Bu sebeple okuyucunun, Hocaoğlu’nun Numenal Din (Dinin değişmeyen ve insanların anlamlandırma çabalarından bağımsız olan varlığı), Fenomenal Din (Dinin milletler, toplumlar ve bireyler nezdindeki tezahürleri, varlığı), Çağdaşlaşma (Dünya üzerindeki en son modernleşmeyi gerçekleştirmiş sistemlerin seviyesine ulaşma), Modernleşme (Dünya üzerindeki en şamil sistemin ötesine geçerek yeni bir sistem kurma), Sanayi (İnsan eşya ilişkilerinde eşyaya hükmeder seviyeye ulaşma), Laiklik (Fransız tipi dünyevileşme), Sekülerizm (İngiliz tipi dünyevileşme), Dünyevileşme (Dünyanın içinde çile çekilecek, habis bir yer değil nimetlerinden faydalanılacak ve temizliğinin onunla kurulacak ilişkiyle oluştuğunun müdriki olup, her alanda buna göre davranma) kavramlarını bilmek mecburiyeti bulunmaktadır.

 

Milli Sekülerizmin Gayeleri

Hocaoğlu’na göre, bir toplumun kuvveti, dört unsurun kuvvetiyle ölçülmektedir. Bireylerin kuvveti(a), sosyal tabakaların kuvveti(b), birey ve sosyal tabakalar arasındaki bağın kuvveti(c) ve bütün olarak toplumun kuvveti(d), mevzubahis kuvvetlerdir. Hocaoğlu’nun gayesi, kuvvetli bir Türk toplumu inşa etmektir.

Milli sekülerizmin gayeleri, kişiyi kendisiyle barıştırmak(a), toplumu kendisiyle barıştırmak(b), devleti, toplumu ve tarihi İslam ile barıştırmak(c), orta vadede Türk Çağdaşlaşması’na ulaşmak(d) ve uzun vadede Türk Modernleşmesi’ne ulaşmak(e) olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kişiyi kendisiyle barıştırmak, bireylere inandıkları gibi yaşama imkanı sunma ve düşünce-eylem arasında oluşan uyumsuzluğu ortadan kaldırma amacına matuftur. Toplumu kendisiyle barıştırmak, bireyde yapılanın toplum düzeyine yükseltilmesi ve dinin bir asgari müşterek haline getirilmesi anlamına gelmektedir. Devleti, toplumu ve tarihi, İslam ile barıştırmak ise dine karşı düşmanca olan bakışın ortadan kaldırılması ve devletin müslüman devlet olmamakla birlikte müslümanların devleti olduğunu kabul etmesidir.

Hocaoğlu’nun gayelerine tümden bakıldığında sağlanmak istenilenin Türk milletinin kendini gerçekleştirmesi olduğu görülmektedir. Milli Sekülerizme geçilmesiyle kendisiyle ilişkisinden zarar gören birey ve toplum durumu tersine çevirecek ve bireyler kendilerine, toplum ise varlığına güven duymaya başlayacaktır. 19. yüzyıldan itibaren politik sebeplerle bir “hayatta kalma mücadelesi” esnasında yürürlüğe konan ancak çoğunlukla uygulayıcıları tarafından anlaşılmayan uygulamalar, bireyi ve toplumu kendiyle kavgalı hale getirmiştir. İnsanın sıhhatini tehdit eden birtakım rahatsızlıklar, sadece semptomların tedavisiyle ortadan kaldırılamamaktadır. Hastalıktan muzdarip bireyin, tedavinin yanısıra bir takım alışkanlıklarından vazgeçmesi ve yine yeni bir takım alışkanlıklar edinmesi gerekmektedir. Hocaoğlu, semptomların yanısıra, semptomları ortaya çıkartan alışkanların da değişmesi gerektiğini savunmaktadır. Birey, toplum ve devlet İslam ile kurması gereken bağı kuramamış ve ilişkisini yanlış biçimde sürdürmüştür. İslam ile kurulmuş yanlış ilişki, devlet-toplum-birey arasındaki ilişkiyi olumsuz etkilemiş ve birbiriyle anlamlı bir terkip oluşturmak yerine anlamsız bir karmaşa oluşturmuştur. Birey, toplum ve devlet arasındaki ilişkilerin anlamlı bir terkip oluşturması, İslam ile anlamlı bir ilişki kurulmasında yatmaktadır. Milli Sekülerizm, İslam ile doğru biçimde ilişkinin kurulduğu bir sistem içerisinde birbiriyle uyum içerisinde bulunan birey-toplum-devlet ilişkileri öngörmektedir. Bahsedilen uyumun tesisi edilmesi ise orta vadede Türk Çağdaşlaşması ve uzun vadede Türk Modernleşmesi süreçlerine Türk milletini taşıyacaktır.

Milli Sekülerizmin Kalkış Noktaları

Hocaoğlu, Milli Sekülerizm’in de kalkış noktaları olması gerektiğini savunmaktadır. Bu meyanda üç önermeden müteşekkil bir kalkış noktası Milli Sekülerizme geçit vermektedir.

  • Biz Müslüman Türkleriz.
  • Devlet dinsizdir ancak vatandaşları dinlidir.
  • İslam yaşayabilirlik ve yaşanabilirlik sıfatlarını haizdir ve ancak bu koşullar sağlandığında anlamı ortaya çıkmaktadır.

Milli Sekülerizm’in kalkış noktası olan önermeler bütünü, Türk milletinin geçmişi ile kesilmiş veya doğru biçimde kurulamamış ilişkisini tesis etmek bakımında büyük önem arz etmektedir. Mümtaz Turhan’ın, Erol Güngör’ün, Ahmet Arvasi’nin vurguladığı meselelere çokça atıf yapan Hocaoğlu, geçmişle doğru bağlantının tesisiyle çağdaş Türk kültürünün oluşturulacağını öngörmektedir. Hocaoğlu, Türk kimliğini Müslüman kimliğiyle anlamlı bir terkip içinde ele almakta ve “Müslüman Türkler”in devletinin “dinsiz” olmasıyla birlikte  kendisinin “dinli” olduğunu belirterek dinin doğru biçimde yaşanmasının yolu olarak Milli Sekülerizme işaret etmektedir.

Milli Sekülerizmin Önündeki Engeller

Hocaoğlu’na göre Milli Sekülerizmin bütüncül olarak önünde dört temel engel bulunmaktadır. Milli sekülerizmin önündeki engeller, esasında Türk milletinin temel sosyal problemleri olarak ortaya konulmaktadır. Hocaoğlu’na göre temel sosyal problemler çözüme kavuşturulmadan bir şey olabilmek kaabil değildir.  “Etnik Fetret”, “Mezhebi Fetret”, “İdeolojik Fetret” ve “Direnç Noktaları” mevzubahis engellerdir.

Etnik fetretten maksat, Türk milletinin ve devletinin yarım asra yakın bir zamandır uğraştığı ayrılıkçı Siyasi Kürtçü harekettir. Terör örgütü PKK aracılığıyla dışavurumu gerçekleşen ayrılıkçı Siyasi Kürtçü hareket, Türk milletinin bütünlüğünün önünde bir engel olarak durmaktadır. Çözümü asimilasyon veya izolasyon değil entegrasyondur. Hocaoğlu’na göre bir vatana iki millet sığmaz. Hocaoğlu’nun Etnik Fetret’in ortadan kaldırılmasında başvurduğu yol, hali hazırda gerçekleşen bir durumun metot olarak teklifidir. Evlilikler, şehirleşme, sanayileşme ve demokratlaşma entegrasyonu sağlayacak ögeler olarak sayılmaktadır.

Mezhebi Fetretten maksat, Türkiye’de bulunan Alevilerin durumu meselesidir. Hocaoğlu, Türk Aleviliği ile diğer Alevilik çeşitleri arasında kesin bir ayrıma gitmekte ve Türk Aleviliğinin Türk milletinin bütünlüğünün önünde bir engel olmasını aşmak adına Devlete ve Sünni Türklere bir vazife yüklemektedir. Devletin ve Sünni Türklerin üzerlerine düşeni yapması, Türk Aleviliğinin başka odaklarca kullanılmasına müsaade etmeyecek bir mahiyet sunmaktadır. Fetretin ortadan kaldırılması adına bir Şura teklif eden Hocaoğlu, mevcut Diyanet Teşkilatı’nın yapısının Alevilik mezhebini kapsayacak şekilde yeniden örgütlenmesi gerektiğini ve yeni kurulacak yapının siyasetten tamamen özerk biçimde bütünlük adına faaliyet göstermesi lüzumu olduğunu belirtmektedir.

İdeolojik Fetretten maksat, Türk olmayan unsurların Türkiye’de kendi arzuları yönünde bir idare tesis etmek amacıyla sarıldıklarını düşünce yapıları ve Laisist-İslamist Gerilimidir. Hocaoğlu’na göre İdeolojik Fetret, kendine insan gücü olarak etnik fetret ve mezhebi fetret alanlarını seçmektedir. Etnik fetret ile mezhebi fetret olgularının ortadan kaldırılması İdeolojik Fetretin insan gücünü ortadan kaldıracaktır. Ayrıca devletin değil vatandaşlarının dinli olduğunun kabulü, İslami bir sistemin değil seküler bir sistemin teklifi Laisist-İslamist Gerilimini yatıştırmaya yetecek kudrettedir. Zira seküler sistemde vatandaşlar dinlerini yaşamakta serbest olacak ve devlet müdahalesinden azade bir alan onlara sunulacaktır.

Fetretlerin ortadan kaldırılmaması ise orta vadede Siyasi Kürtçülüğe karşı Militan-Türkçülük, Siyasi Alevicilike karşı Sünnicilik ve Laikçiliğe karşı İslamistlik çatışmalarına neden olacak şiddette tehdit içermektedirler. Eğer Fetret Unsurları ortadan kaldırılmazsa, “kardeş kardeşin kılıcıyla” düşecektir.

Milli Sekülerizmin önündeki son engel ise “Sınaileşmemiş Toplum”, “Marjinal Aydın Direnci” ve “Marjinal Halk Direnci” ögelerinden oluşan “Direnç Noktaları”dır. Hocaoğlu’na göre Milli Sekülerizmin gerçekleşmesi için sanayileşmiş bir toplum, daha doğru bir ifade ile şehirli, demokrat bir toplum zorunludur. Şehirli toplumdan maksat ise okuma-yazma bilgisinin ötesinde kendinden büyük bir parçanın unsuru olduğunun müdriki olan insan topluluğu yani millet olma becerisini göstermiş topluluklardır. Köylü veya şehirleşmesini tamamlayamamış bir toplum yapısında Milli Sekülerizmin neşvü nema bulması mümkün görülmemektedir. Marjinal Aydın Direnci ve Marjinal Toplum Dirençleri, toplumun genelinde karşılığı olmayan, kısıtlı, dar ve yerel düzeylerde karşılık bulan aydın ve halk gruplarının sağ ve sol dahil olmak üzere Milli Sekülerizme karşı çıkacak olmalarını ifade etmektedir. Hocaoğlu’na göre etnik ve mezhebi fetretlerin ortadan kaldırılması neticesinde etkisi kırılacak ideolojik fetret, Marjinal Aydın Direnci’nin de etkisini ortadan kaldıracaktır. Türk toplumunun şehirli hale gelmesi ise Marjinal Halk Direnci’ni ortadan kaldıracaktır.

Milli Sekülerizme Ulaşılmasını Engelleyecek Problemler

Hocaoğlu’na göre Milli Sekülerizm’e ulaşılmasını engelleyecek ve çözülmesi iktiza eden beş farklı problem alanı bulunmaktadır. Milli Mutabakat’ın yokluğu, demokrasi kültürünün azlığı, sanayileşme seviyesinin yetersizliği, milli bir dünyevileşmenin değil jakoben bir laikliğin varlığı ve insan-eşya/ insan-insan/ insan-toplum/ toplum-toplum ilişkileri meselesi problem alanlarını ifade etmektedir.

Hocaoğlu, problemlerin aşma yollarını da ortaya koymuştur. Buna göre, ilk olarak yapılması gereken Milli Mutabakat’ın tesis edilmesi ve toplumsal birlikteliğin sağlanmasıdır. Milli Mutabakatın tesis edilmesi ise sanayileşme seviyesinin olması gerekene çekilerek demokrasi kültürünün yerleştirilmesiyle mümkün olacaktır. Zira Hocaoğlu’na göre toplumun şehirli olması sanayileşme ile mümkün olmakta, artı değer ancak sanayileşmenin gerçekleşmesi halinde refah getirmekte ve süreç demokrasiyi besleyerek demokratik kültür oluşturmaktadır. Sanayileşme ve demokrasi doğrusal bir korelasyon içinde milli mutabakatı sağlayacak unsurlar olarak ele alınmaktadır. Sanayileşme, fabrikalaşma olarak değil, eşyaya hükmetme ve dünyaya hakim olma anlamında kullanılmaktadır.

Milli Sekülerizmin önündeki önemli engellerden bir diğeri Milli Dünyevileşme’dir. Milli Dünyevileşme, felsefi düzeyde düşünce formulasyonda yaşanması gereken bir değişimi ifade etmektedir. Bu meyanda insan-eşya, insan-insan, insan-toplum ve toplum-toplum münasebetleri dünyevi bir metotla yeniden ele alınmak mecburiyeti taşımaktadır. Milli dünyevileşmenin iki aksiyomu bulunmaktadır. Buna göre, Hocaoğlu’na göre dünyevileşme zorunludur. Zorunlu olmayan dünyevileşme, Batı-tarzı dünyevileşmedir. Zira Batı dışarıya karşı bir bütünlük arz etmesine rağmen kendi içinde mevzubahis bütünlüğe sahip değildir. Fransız Dünyevileşmesi ile İngiliz Dünyevileşmesi büyük farklılıklar arz etmektedir. Fransız Dünyevileşmesi, mezheplerinin etkisiyle kanlı bir süreç yaşamışken, İngiltere’de Fransa’ya nazaran daha sakin bir süreçle dünyevileşme mümkün olmuştur. Bu nedenle Fransa’da Laiklik; İngiltere’de Sekülerlik ortaya çıkmıştır. Fransız Laikliği, dini her daim baskı altında tutmayı gaye edinen ve dine karşı düşmanca hisler besleyen bir dünyevileşme tarzıdır. İngiliz Sekülerizmi ise dine karşı kayıtsız kalan ve dini kendisine düşman bellemeyen bir dünyevileşme tarzıdır. Türk tarihindeki dünyevileşme çabaları ile Batı Avrupa tarihindeki dünyevileşme çabaları temel farklılıklar arz etmektedirler. Ortak yönleri, zaruret olmaları ve mecbur kalınması neticesinde kendilerine başvurulmasıdır. Batı Avrupa dünyevileşmesi, dinin yeniden yorumlanmasıyla başlamış ve günümüze kadar devam eden süreç yaşanmıştır. Hocaoğlu’na göre Laiklik ve Sekülerlik ayrımının oluşmasında birçok etkenin yanı sıra Fransa’da rasyonalist metodun, İngiltere’de empirist metodun varlığı önemli bir etken olarak görülmektedir. Ayrıca Türk Sekülerleşmesi, Türk Batılılaşmasıyla doğrusal bir korelasyon takip etmiştir.  Türk Dünyevileşmesi ise İngiliz Sekülerizmine benzer bir mahiyette başlamış, Cumhuriyetle birlikte Fransız Dünyevileşmesine benzer bir mahiyet almış ancak zamanla zayıflamış Fransız Dünyevileşmesi olarak varlığını sürdürmüştür. Türk Dünyevileşmesi başlangıcından bu yana bir sistemin takip edilmediği ve pratik ihtiyaçlara göre reçete hazırlanan bir süreç olmuştur. Hocaoğlu, dünyevileşmenin zaruret olduğunu ve durumun bilfiiil yaşandığını ifade ederek, eşyadan fikre gitme metodunu ortaya koymakta ve doğru dünyevileşmenin seküler nitelikle bir dünyevileşme olduğunu savunmaktadır.

Milli Sekülerizme Giden Yolda Asgari Müşterekler

Milli Sekülerizmin temin edilmesi adına vazgeçilemeyecek bir takım unsurlar bulunmaktadır. Hocaoğlu, vazgeçilmesi mümkün olmayan asgari müşterekleri kimlik unsurları, maddi unsurlar ve toplumsal mutabakat olarak belirlemiştir. Asgari müştereklerin kimlik unsurlarını oluşturan önermeler,

  • Türkiye, Türk ve Müslüman’dır: Bu iki unsur kopmaz bir birlikteliğe sahiptir. Vatandaşı, millet yapan ögedir.
  • Türkiye, milletler mozaiği değildir, Türklerin ülkesidir: Ulus-devlet sürecini yaşayan vatandır, ikinci milleti kaldırmaz.
  • Türkiye, dinler mozaiği değildir, Müslümanların ülkesidir: Türkiye, ikinci dini de kaldırmaz.
  • Türk terimi, ortak kimliğin ilk unsurudur: Kültürel aidiyetle edinilir.
  • Müslüman terimi, ortak kimliğin ikinci değil diğer unsurudur: Sünni ve alevi arasında ayrım yoktur. Diliyle ben müslüman değilim, demeyen herkes müslümandır.

Maddi unsur, Müşterek Maddi Menfaatler Kompleksi olarak ortaya konulmuştur. Kavramdan maksat insanın beslenme, koruma ve üreme olan temel fiziksel ihtiyaçları ve bunları temin edebileceği sosyal koşullardır. Fiziksel ihtiyaçlar, yaşayan herkes için edinilmesi zorunlu unsurlardır. Mutabakat ihtiyacı ise asgari müştereklerin son halkasıdır. Hocaoğlu’na göre toplum sözleşmesi ortaya konulmalı ve devlet herkesin devleti haline getirilmelidir. Kimliği belirlenen, maddi ihtiyaçları giderilen toplumun manevi düzeyde bir kaygı içerisine girmesi, toplum sözleşmesi kurulması yoluyla engellenmelidir. Hocaoğlu’nun toplum sözleşmesinden maksadı, vatandaşların ortaya koyacağı fiili ve iradi bağdır.

Asgari müştereklerle Hocaoğlu’nun elde edilmesini amaçladığı şey, birlik ve bütünlüğün sağlanmasıdır. Bir arada bulunmak ile bütün olmak arasında ciddi bir fark bulunmaktadır. Maddi olarak bir arada bulunan insanların anlamlı bir terkip ile bütünlük arz etmesi Milli Sekülerizm için elzemdir. Toplum bütün çeşitliliği ile Müslüman Türk potasında bütün hale getirilmelidir. Milli mutabakat sadece din birliği etrafında sağlanabilecek bir uzlaşı değildir, milli asabiye birliği elzemdir. Esasında Hocaoğlu, ulus-devlet olarak var olmanın gerekliğinin farkına varmış bir filozof olarak ona ulaşmanın yolunu aramış ve menzile varışın ancak millet olmayı sağlamakla mümkün hale geleceğini işaret etmiştir.

Milli Sekülerizmin Çerçevesi

Gayeleri, kalkış noktası, önündeki engeller ve gerçekleşmesini akamete uğratacak problemlerin ortaya konulduğu, bütünlüğün temini adına asgari müştereklerin belirlendiği Milli Sekülerizmin, can alıcı noktası olan dünyevileşme sorunu, Hocaoğlu’nun ortaya koyduğu çerçeveyle aşılmak istenmektedir. Hocaoğlu’nun teklifinin ulaşılması gereken en zor hedefi, dünyevileşmenin nasıl gerçekleştirileceği olarak karşımızda durmaktadır. Hocaoğlu, Batı-tarzı olmayan Milli Dünyevileşme’yi üç önerme ile ortaya koymaktadır.

  • Dünya, ontolojik ve aksiyolojik olarak ibra edilmelidir.

Yukarıda verilmiş önermenin açık anlamı, dünya’nın meşru bir varlık alanı oluşunu, lanetli değil temiz oluşunu ve yaşanmaya değer oluşunu ifade etmektedir. İnsan ölümlüdür ancak insanlık ölümsüzdür. Bu sebeple dünya için emek sarf etmek ne şiddette olursa olsun bir muhteva içermektedir. Bilginin eşyadan çıkartılması esas olmalıdır.

  • Dünya hayatı ve ona dair şeylere sahip olmak etik olarak meşru kabul edilmelidir.

Bilginin eşyadan çıkartılması neticesinde bilginin konusu eşya yani dünyanın kendisi olmuştur. Temiz ve yaşanmaya dair olanın dünyanın bilgisi ise ona sahip olmayı beraberinde getirecektir.

  • Sosyal hayatın dünya hakimiyeti idesine göre düzenlenmesine imkan vermeyen hayat görüşleri ortadan kaldırılmalıdır.

Bilimin anlama ve açıklama vazifelerinin yanında yapma ve inşa etme vazifelerini yüklenmesi anlamına gelen önerme ile eşyadan çıkartılmayacak herhangi bir bilgiyle sosyal hayatın düzenlenmesinin önüne geçilecektir.

Milli Sekülerizm, Türklerin hayatta kalmaları için uygulamak zorunda oldukları bir program olarak ortaya konulmaktadır. “Bir şey” olabilmek için evvela var olmak gerektiğini belirten Hocaoğlu, varlığın garanti altına alınması için dünyevileşmeyi ve sanayi medeniyetine ulaşmayı bir zaruret olarak ortaya koymaktadır. Zira, sanayi dünyevi gücü ifade etmektedir. Sanayileşmek fabrikalaşmak değil, insan ile eşya münasebetinin yeniden ve kökten düzenlenmesi anlamına gelmektedir. Demokrasinin alt yapısı sanayileşmiş bir toplum yapısıdır.

Milli Sekülerizmin Tanımlanması

Hocaoğlu, Milli Sekülerizm teklifini esas olarak Laisizmden Milli Sekülerizme kitabında ortaya koymasına rağmen diğer kitaplarında, günlük yazılarında, makalelerinde ve röpörtajlarında da teklifinden bahsetmiştir. Buna göre Milli Sekülerizmin tam olarak tanımı, “Batılılaşma fiili vakıasını soğukkanlılıkla kabul etmek, el ile yaptığını dil ile inkar etmemek ve reddetmek gibi bir iki yüzlülüğe veya acze tenezzül etmemek, aklı başında, rasyonel komplekssiz bir şekilde işbu vakıayı milli hale getirme eylemi” olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sonuç

Milli Sekülerizm, hayatın kanunlarının bizzat hayatın içinden çıkarılmasıdır. Din ile çatışmayacak şekilde bir çıkarım söz konusu olacaktır ama hayatın kanunları dinden çıkartılmayacaktır. Din, hayatı tanzim eden ikinci bir unsur olarak bulunacaktır. Zira günümüzde çağdaşlaşmanın islamcası bilinmemektedir. Sanayi medeniyetine bir alternatif bulunamamıştır. Bütün dünya Batı medeniyetine bir alternatif bulamadığı için batılılaşmaktadır. Dille ne kadar reddedilirse reddedilsin, İslam Dünyası ve Türkiye, batılılaşmaktadır. Zira sekülerleşme dinin veya din anlayışlarının yetersizliği neticesinde ortaya çıkmıştır. Sanayileşme, Demokratikleşme ve Sekülerleşme birbirinden ayrılmaz üç unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Sanayileşme, demokratikleşmeyi beraberinde getirecek ve dünyevileşme mümkün olacaktır.

Kaynakça

Hocaoğlu, Durmuş, Düşük Şiddetli Devrim. İstanbul: Kocav Yayıncılık, 2014.

Hocaoğlu, Durmuş. Devletçilik Bumerangı. İstanbul: Ufuk Kitapları, 2002.

Hocaoğlu, Durmuş. Laisizmden Milli Sekülerizme. İstanbul: Kocav Yayıncılık, 2013.

[1] Arş. Gör., YTÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü, [email protected]

***

[i] Önemli Not: Bu metnin yazarı, metinle alakalı geri dönüşleri büyük bir iştiyakla beklemektedir.

Yazar
Kırmızılar

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen