Son yıllarda içimizde bizimle birlikte yaşayıp da bizimle kültür, örf adet ve anlayış birlikteliği taşımayan insanlarımızın, özellikle genç insanımızın çokluğu ister istemez bizleri gelecek konusunda karamsarlığa sevk ettiğini üzülerek görebiliyoruz.
Milletin yarınları meclis koridorlarındaki siyasi gelişmelerle değil de ailemiz içindeki gelişmelerle şekillendiğini idrak ediyoruz herhalde. Ulus bilincinin vatan savunması anlayışında şekillendiği gerçeğini hissettiremediğimiz için bugün evlatlarımız ikilem içinde yaşıyorlar.
Şunu kesinlikle unutmamalıyız ki, okula gönderdiğimiz çocuklarımızın çantalarını kalemle, defterle, kitapla, silgiyle ve besin maddeleriyle ne kadar ağırlaştırırsak ağırlaştıralım, eğer yüreklerini boş bırakırsak yarın kendimize “Bu gençlik nereye gidiyor?” sorusunu içimiz acıyarak soracağımız muhakkaktır.
Çok önemli bir gerçek de şu: Türk kadınının Türk aile yapısı içindeki yerini yediden yetmişe hepimiz önemsiyoruz. Ailemizin temel taşı olan kadınlarımızın özellikle cumhuriyet sonrası ailenin omurgasını teşkil ettiğini biliyoruz. Atatürk’ün Türk kadınına verdiği değer yer ve süs değil görevdir. Okumak, üretmek ve de konuşmak onun en önemli vazifesi olduğu bilinmelidir. Özellikle evladına kim olduğunu hissettirmek omuzlarında taşıdığı en önemli borçtur. Tarih, dil ve vatan kavramlarının yerine gençlik utanılacak değerlerin peşinde koşuyor, şımarıkça davranışlar içinde dilini küçümsüyor, vatan yerine “bana her yer aynı” anlayışı içinde hareket ediyorsa kadınlarımızın durup düşünmesi gereken önemli bir eksikliği idrak etmesi gerek.
Büyük Atamızın Türk Kadını için Tarsus’ta yaptığı bir konuşmada sarfettiği söz zihinlerimizde ve yüreklerimizde anlamını koruyor ve asırlar boyu da koruyacaktır. “Kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.” Kadını yücelten bu söz kadınlarımız için de evlatlarını yetiştirirken unutmamaları gereken bir veciz sözdür.
Çok değerli bir kadın yazarım olan Ayşe Uçar’ın bu konuda aşağıdaki cümlelerini okuyunca ifadeye çalıştığım yukarıdaki düşüncelerimin dillendirildiğini memnuniyetle karşıladım.
“Bir çocuk evde Türkçeyi ne kadar özensiz duyarsa okulda da onu bir yük gibi taşır. Bir genç, ecdadını sadece “eleştirilecek ya da övülecek nesne” olarak öğrenirse yarın kimsenin önünde dik duramaz. Kimliğini kaybeden insan önce kendini, sonra evini, en sonunda vatanını pazarlar.
Bize modern kadın olarak dayatılan şey çoğu zaman vatanı, aileyi ve utanmayı eski moda ilan eden bir hayattır. Ben modernliği inkâr etmiyorum. Tıp, bilim, felsefe ve çalışma hayatı…bunların hepsi bizim hakkımız. Ama modernlik anasını unutmak değildir. Modernlik, kızına “sen güçlüsün” derken “sen Türk’sün” demeyi unutmak değildir.”
Şurasını unutmamak gerekir ki, kadın haklarından bahsederken sokak insanının anlamsız kelimelerle kurduğu cümlelerden uzak durmalıyız. Çocukları ve gençleri aç olan, onların güvenliğinin sarsıldığı, dillerini kaybettiği bir ülkede elbette geleceğimize güvenle bakmaktan söz edemeyiz.
Yapacağımız en anlamlı görev de, bizden sonrakilere hak, hukuk, vatan ve millet sevgisini hayatları boyunca yüreklerinde taşıyacakları bir miras bırakmaktır.
