Que Vadis Aida? Ve… “Srebrenitsa”

Mavi… Hürriyet rengi…

Beyaz… Saflığın ve temizliğin sembolü…

Masmavi kelebekler ve bembeyaz, taç yapraklı çiçekler…

Ve…

İnsanoğlunun bu denli acımasız ve vahşi olduğunu ispat eden o masmavi kelebekler!

Acının, göz yaşının, ölümün, ölüm çiçeğin ve tabiidir ki mavi kelebeklerin, umut ile umutsuzluğun, yaşama azminin, elbette çok yüksek bir imanın hüküm sürdüğü, dehşetin kol gezdiği o zamanların soykırım şehri “Srebrenitsa!

Kirli sırları ortaya çıkarmak isterse Yüce Rabbim, o küçücük mavi kelebekleri vesile kılar!

O mavi kelebekler o beyaz çiçeklerin üstüne sürüler halinde konarlar durmadan, hiç durmadan.

Sadece bir yere değil…

Gereken yerlerde açan o çiçeklerin üstünde toplanırlar o mavi kelebekler ağız birliği etmişçesine…

Aziz Dostlar,

Niye mi?

Acı yumaklarıyla, ağır mı ağır, insan yüreğinin dayanamayacağı binlerce kederle örülmüş, bildiğiniz hikâyeyi hatırlayalım o zaman:

Yıl 1995…

Bosna-Hersek 1992 yılında referandumla bağımsızlığını ilan edince Sırp vahşeti başlar.

Güya “Srebrenitsa 1993 yılında Birleşmiş Milletler (BM) tarafından “güvenli bölge” ilan edilmiştir; halkın elindeki silahlar Barış Gücünce toplanmıştır, niye ve kime karşı!

11 Temmuz 1995’te Ratko Mladiç liderliğindeki Sırplar ve “Akrepler” adlı özel güvenlik güçleri Srebrenitsa’ya saldırır, silahsız ve savunmasız şehri alır.

Ve…

Kasabayı korumakla görevli Thom Karremans komutasındaki Hollandalı BM barış gücü askerleri, kendilerine sığınan binlerce savunmasız Boşnak sivili Sırp güçlerine teslim eder, hem de bütün dünyanın gözü önünde. Sonra da Ratko ile kadeh tokuşturur.

Yine dünyanın gözü önünde soykırımcı Sırp güçleri planları gereğince korkunç bir vahşetle kadın ve çocukları babalarından, dedelerinden, ağabeylerinden, yani bütün erkek akrabalarından zorla ayırır, otobüslerle başka yerlere götürür.

Ve… Bakar kör dünyanın gözü önünde yaşları 12 ile 77 arasında değişen binlerce erkek ile çocuk ormanlık alanlarda, fabrikalarda, depolarda ve elbette toplu halde katledilir, cenazeleri parçalanır, değişik yerlerde toplu halde, akıllarınca derinlere gömülür…

Ama o topraklarda hemen boy atar o beyaz taç yapraklı ölüm çiçeği veya Lavinia çiçeği ya da Artemis çiçeği, Yani Srebrenitsa’nın hüzün çiçeği…

Yani Srebrenitsa’nın ölüm çiçekleri…Kendi dillerince anlatırlar toprak altında sonsuzluk uykusunda olan şehitlerin başına gelenleri.

Anlayanlar o dili çözünce…

Kelimelerin asla yeterli olmadığı, olamayacağı soykırım ortaya çıkar: İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa topraklarında işlenmiş en büyük, en vahşi soykırım ve insanlık faciası olarak tarihe geçer…

Adı artık Srebrenitsa Çiçeği olan bu masum çiçek soykırımın resmi simgesidir.

Srebrenitsa Çiçeği veya diğer adıyla “Hafıza Çiçeği.”

Aziz Dostlar,

Ne çok adı var değil mi? Ama ne çok acı ve ölüm var, ne çok şehit!

Sonra Gračanica’daki kadınlar bir çiçek örerler:

On bir yapraklıdır: Soykırımın gerçekleştirildiği tarih olan 11 Temmuz 1995 gününü hatırlatmak için;

Beyaz renklidir: Soykırım kurbanlarının masumiyetini anlatmak için;

Ortası yeşil renklidir: Her şeye rağmen hayata dair umut ve adalet için…

Sonra mı ne olur, cani soykırımcı katil Ratko yargılanır sözüm ona!

Uluslararası Adalet Divanı, 2007 yılında Srebrenitsa’da yaşananları resmen “Soykırım” olarak tescil eder, şehitlerin binlercesi daha bulunamamışken…

BM Genel Kurulu, katliamın başladığı gün olan 11 Temmuz’u “Srebrenitsa Soykırımı Uluslararası Düşünme ve Anma Günü” ilan eder…

Ve…

Filmler çekilir, belgeseller yapılır, kitaplar yazılır…

Bu filmlerde biri de “Que Vadis Aida?” 2020 yapımı.

Film, En İyi Uluslararası Film dalında Oscar adayı olur.

Pek çok ödüllü bir film, sahnelerin pek çoğu birebir gerçekle örtüşür şekilde çekilmiş.

Aziz Dostlar,

Elbette filmi anlatmayacağız.

Bu film sadece Aida’nın başından geçenler mi?

Ya o geride kalan anneler, eşler, çocuklar, her türlü işkenceye uğrayanlar?

Aklıma çok sık gelen en tuhaf soru şu:

Srebrenitsa’yı Sırplara teslim eden Hollandalı komutan ile ekibi ne hissetti acaba bu soykırımdan sonra?

Sonra da cevabı:

Elona Gay… Little Boy adlı atom bombasını Hiroşima’ya atınca şehir neredeyse buhar oldu. Uçağın ABD ordusunda komutan olan pilotuna neler hissettiğini soran gazeteciye o cani dedi ki:

“-Ben görevimi yaptım! Hiçbir şey hissetmedim!”

Yani???

Neyse… Satırlarımıza bir virgül koyalım artık:

“Srebrenitsa başta olmak üzere bütün şehitlerimize Fatihalar… Allah mekanlarını cennet etsin…

Geriye kalan Sevgili Srebrenitsa’lı kardeşlerimizin acısını yürekten paylaşıyoruz,

Unutmadık, unutmayacağız…

Suzan ÇATALOLUK

Yazar
Suzan ÇATALOLUK

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen