Sözde Ermeni Soykırımı Tezlerinde Sovyet Desteği: Tarihsel Bir Hafıza mı, Jeopolitik Bir Silah mı?

Tam boy görmek için tıklayın.

Yücel TANAY

Tarih, sadece geçmişte yaşanan acıların bir dökümü değil; aynı zamanda bugünün dünyasını şekillendirmek isteyen küresel güçlerin en kullanışlı laboratuvarıdır. Güney Kafkasya ve Anadolu ekseninde bir asırdır çözülemeyen Ermeni meselesi, bu durumun en somut örneklerinden biridir. Genellikle salt bir toplumsal hafıza veya insan hakları mücadelesi gibi sunulan “Ermeni soykırım tezleri”, madalyonun diğer yüzü çevrildiğinde, Rus devlet aklının Çarlık döneminden Soğuk Savaş’a, oradan da günümüz Rusya Federasyonu’na uzanan süreklilikteki jeopolitik mühendisliğinin ve desteğinin bir ürünü olarak karşımıza çıkar.

​Çarlık Rusyası’nın Kafkasya’daki “İmtiyazlı” Karakolu ve Kafkas Soykırımlarındaki Rolü

​Rusya’nın Ermeni kartını kullanma ve bu tezleri destekleme stratejisi 1915 veya 1965’te başlamadı. Çarlık Rusyası, sıcak denizlere inme ve Osmanlı’yı güneyden çevreleme politikasında Ermenileri her zaman “imtiyazlı bir topluluk” ve bölgedeki Hristiyan hamiliğinin doğal bir uzantısı olarak konumlandırdı.

​Özellikle 1828 Türkmençay Antlaşması’ndan sonra Çarlık yönetimi, Kafkasya’daki demografik yapıyı Türk ve Müslüman nüfusa karşı bilinçli olarak Ermenilerin lehine tahkim etti. Çarlık rejimi Ermenilere çok geniş imtiyazlar tanıdı:

​Askeri ve Bürokratik Yükseliş: Ermeni elitlerine Çarlık ordusunda ve bürokrasisinde en üst kademeler açıldı. Loris-Melikov, Lazarev, Madatov gibi Ermeni kökenli generaller Rus ordusunun en kritik hatlarını yönetti.

​Ekonomik Tekel ve Kilise Özerklik: Tiflis ve Bakü gibi stratejik merkezlerde ticaret ve sanayi sermayesi büyük oranda Ermeni burjuvazisinin elinde toplandı. 1836’da çıkarılan Polozhenie (Yönetmelik) ile Ermeni Gregoryen Kilisesi’ne mülk edinme, eğitim ve iç işlerinde muazzam bir özerklik verilerek adeta devlet içinde imtiyazlı bir koruma kalkanı sağlandı.

​Rus devletinin sunduğu bu askeri ve idari imtiyazların çok karanlık bir madalyon yüzü daha vardı: Ermeni askerler ve milis müfrezeleri, Çarlık ordusunun Kafkasya’yı “temizleme” ve sömürgeleştirme operasyonlarında doğrudan vurucu güç olarak kullanıldı. 19. yüzyılda Kafkas Dağlılarına, özellikle Çerkeslere yönelik uygulanan resmi soykırım ve büyük sürgün (1864) süreçlerinde, Çarlık ordusu saflarındaki Ermeni generaller ve alaylar başat roller oynadılar. Benzer şekilde, Doğu Anadolu ve Kafkasya havzasındaki yerleşik Müslüman-Türk halkların yerlerinden edilmesi, köylerinin yakılması ve demografik kırım operasyonlarında Rus üniforması giyen bu unsurlar, Çarlık rejiminin sadık birer icra makamı olarak görev yaptı. Rus devlet akıl defterinde Ermeniler; bölgeye nizam vermek, Kafkasya’yı Müslüman unsurlardan arındırarak elde tutmak ve Anadolu içlerine sızmak için her zaman el üstünde tutulan yapısal bir aparat oldu.

​Dil ve Kültür Dokunulmazlığı: Ermeni Alfabesine Verilen Sıra Dışı Özgürlük

​Bu ayrıcalıklı statünün en net ve somut nişanelerinden biri, Ermeni alfabesine ve diline tanınan olağanüstü serbestlikti. Çarlık Rusyası, ele geçirdiği coğrafyalarda katı bir “Ruslaştırma” (Russification) politikası izler; Kafkas halklarının, Ukraynalıların veya Türkistan Türk topluluklarının dillerini, alfabelerini ve eğitim sistemlerini baskı altına alırdı. Hatta Çarlık yönetimi, imparatorluk sınırları içindeki Müslüman ve Türk halkların dillerini kontrol etmek, Kirilleştirmek veya bölmek için yoğun bir çaba sarf etmişti.

​Ancak Ermeni alfabesi ve dili bu asimilasyon çarklarının tamamen dışında tutuldu. Mesrop Maştots tarafından 5. yüzyılda icat edilen özgün Ermeni alfabesi, Çarlık döneminde de kilise okullarında, yayıncılıkta ve edebi hayatta tam bir koruma ve özgürlük altında gelişimini sürdü. Ermeni kimliğinin en güçlü kalesi olan bu alfabe ve dil, Rus devlet aklı tarafından Kafkasya’da Müslüman-Türk coğrafyasına karşı çekilen kültürel bir set olarak görüldü ve bilerek dokunulmadı.

​Sovyet Tünelinde Devam Eden Ayrıcalıklar ve Türkistan’daki Kırım: Levon Mirzoyan Örneği

​Bu elit ve himaye edilen konum, rejim değişip Sovyetler Birliği (SSCB) kurulduğunda da esasta değişmedi. Komünist ideoloji tüm milliyetçilikleri yerle bir ettiğini iddia etse de, Moskova’nın Ortadoğu ve Türkiye stratejisinde Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti ve küresel Ermenilik ağı yine özel bir gözbebeği olarak kaldı.

​Alfabeye verilen bu tarihsel özgürlük Sovyetler döneminde de çok çarpıcı bir istisnayla taçlandırıldı: Sovyet rejimi 1920’lerin sonu ve 1930’larda imparatorluktaki tüm Türk dillerini (Azerbaycan, Kazak, Özbek vb.) önce zorla Latin, ardından tek bir gecede Kiril alfabesine geçirerek tarihsel bağlarını koparırken, Ermeni alfabesine dokunmadı. Ermeniler kendi özgün alfabelerini Sovyet dönemi boyunca resmi devlet dili olarak kullanmaya devam ettiler.

​Ayrıca Sovyet elit mekanizmasının en tepe noktalarında Ermeni figürler çok kritik ve stratejik roller üstlendiler. Bunun en çarpıcı ve karanlık örneklerinden biri, 1933-1938 yılları arasında Kazakistan Komünist Partisi Birinci Sekreterliği görevini yürüten Levon Mirzoyan’dır. Mirzoyan, Stalin’in en kanlı temizlik döneminin (1937-1938 Büyük Terör) Türkistan coğrafyasındaki, özellikle Kazakistan’daki baş uygulayıcısı olmuştur. “Kazak milliyetçisi” ve “rejim düşmanı entelektüel” olmakla suçlanan binlerce Kazak aydınının, yazarının ve siyasetçisinin kurşuna dizilmesi veya Gulag toplama kamplarına gönderilmesi kararlarının altında bizzat bu Ermeni liderin imzası vardır. Mirzoyan ayrıca, 1937 yılında Uzak Doğu’daki Korelilerin ve Kafkasya’daki bazı Müslüman toplulukların yurtlarından edilerek Kazakistan’ın bozkırlarına sürülmesini de bizzat yönetmiştir.

​Ermenistan SSC, nüfus ve coğrafi büyüklüğüne oranla Sovyet bütçesinden, akademisinden ve kültürel fonlarından her zaman en yüksek ve ayrıcalıklı payı alıp korurken; Türkistan coğrafyası Mirzoyan gibi Ermeni kökenli Sovyet idarecileri eliyle aydın kırımına ve demografik sürgünlere maruz bırakılmıştır. Moskova, bu “imtiyazlı” vitrini Batı dünyasındaki Ermeni diyasporasını komünist eksene çekmek için bir cazibe merkezi olarak kullanmıştır.

​Stalin’in Masadaki Mağlubiyetinden “Soykırım” Söylemine

​İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından, 1945 yılında Sovyet lideri Josef Stalin, savaşı kazanan küresel bir güç olmanın özgüveniyle gözünü yeniden Türkiye’ye dikti. Moskova, Ankara’dan resmen Kars, Ardahan ve Artvin’i talep ediyor, Türk Boğazları’nda askeri üs istiyordu. Ancak bu kaba güç gösterisi ters tepti. Türkiye, bu varoluşsal tehdit karşısında Batı blokuna yaklaşarak 1952’de NATO’ya üye oldu. Stalin’in 1953’teki ölümüyle birlikte SSCB bu resmi toprak taleplerini geri çekmek zorunda kaldı; zira Türkiye artık NATO’nun güney kanadındaki en güçlü ileri karakoluydu.

​Askeri ve diplomatik yollarla Türkiye’den taviz koparamayan Sovyet aklı, 1960’lara gelindiğinde eski korumacı ve enstrümantal refleksini uyandırarak strateji değiştirdi. Tankların ve resmi notaların yapamadığını, tarihsel hafıza belgesi ve uluslararası kamuoyu baskısı yapacaktı. İşte Sözde Ermeni soykırım tezlerine doğrudan Sovyet desteği bu tıkanma noktasında devreye girdi.

1965 Kırılması: Moskova’nın Kontrollü Yeşil Işığı

​Sovyetler Birliği, kendi sınırları içindeki etnik milliyetçilikleri demir yumrukla bastıran bir rejimdi. Ancak 1915 olaylarının 50. yıl dönümü olan 24 Nisan 1965’te, Erivan’da Sovyet yönetimi altında benzeri görülmemiş bir şey yaşandı. Yüz binlerce Ermeni sokaklara dökülerek gösteri yaptı. Normal şartlarda KGB’nin saniyeler içinde dağıtması gereken bu kitlesel protestolara Moskova “kontrollü bir hoşgörü” gösterdi; çünkü bu imtiyazlı halkın enerjisini sisteme zarar vermeden dışarıya akıtmak gerekiyordu.

​Moskova, Ermenilerin milliyetçi enerjisini, Sovyet karşıtı bir isyana dönüşmeden, dışarıya akıtmakta muazzam bir jeopolitik fırsat olduğunu gördü: Enerji, dışarıdaki ortak düşmana ,yani NATO üyesi Türkiye’ye yönlendirilecekti. Bu kontrollü yeşil ışığın ve açık Sovyet desteğinin nihai sonucu olarak, 1967 yılında Erivan’daki Tsitsernakaberd Anıtı yükseldi. Kremlin’in onayı, bütçesi ve himayesi olmadan o dönemde Sovyet topraklarında böyle bir anıtın dikilmesi imkânsızdı. Rusya Federasyonu bugün de bu hafıza mekanını ve söylemi jeopolitik bir kaldıraç olarak sahiplenmeye devam etmektedir.

Günümüz Rusyası’nda Değişmeyen Refleks: Yeni Nesil Ermeni Elitleri

​Çarlık döneminde generallik ve kilise özerkliğiyle, Sovyet döneminde ise akademi, istihbarat ve bürokrasi kadrolarıyla konsolide edilen bu “imtiyazlı ortaklık”, modern Rusya Federasyonu’nda (Putin döneminde) kesintiye uğramak bir yana, zirve noktasına ulaşmıştır. Bugün Kremlin’in dış politikasını, küresel propaganda aygıtını ve stratejik kurumlarını yöneten en tepe isimlerin Ermeni asıllı olması tesadüf değil, yüz iki yüz yıllık bir devlet aklının sonucudur:

​Sergey Lavrov (Dışişleri Bakanı): Babası Tiflisli bir Ermeni (Kalantaryan sülalesi) olan Lavrov, çeyrek asra yakındır Rusya diplomasisinin bir numaralı koltuğunda oturmaktadır. Rus devlet çıkarlarını küresel arenada savunurken, Kafkasya ve Ortadoğu dengelerinde Ermeni tezlerinin Rusya koridorlarında her zaman en üst düzeyde karşılık bulmasını sağlayan kurumsal garantörlerden biridir.

​Margarita Simonyan (Resmi Devlet Medyası / RT ve Sputnik Genel Yayın Yönetmeni): Kremlin’in küresel propaganda, algı yönetimi ve bilgi savaşları mekanizmasının başındaki isimdir. Russia Today (RT) ve Sputnik gibi devasa bütçeli devlet medyasını yöneten Simonyan, Batı dünyasındaki propaganda ağlarında ve Rus iç kamuoyunda hem Rus emperyal tezlerini hem de Ermeni lobisinin argümanlarını medya gücüyle harmanlayan en agresif figürdür. Eşi Tigran Keosayan da Rus devlet televizyonlarında benzer bir propaganda misyonu yürütmektedir.

​Andranik Migranyan (Kremlin Danışmanı ve Siyaset Bilimci): Rusya devlet başkanlığı idari mekanizmasında uzun yıllar stratejik danışmanlık yapmış, Rus dış politikasının “yakın çevre” (eski Sovyet coğrafyası) doktrininin mimarlarından biri olmuştur.

​Ara Abramyan (Rusya Ermenileri Birliği Başkanı / Putin’in Yakın Çevresi): Rusya’daki devasa Ermeni sermayesini ve diasporasını yöneten, Kremlin ile doğrudan organik bağları olan milyarder bir iş insanıdır. Rusya iç siyasetinde ve iş dünyasında Ermeni lobisinin kurumsal ve finansal gücünü temsil eder.

​Bu isimlerin varlığı; Ermeni tezlerinin ve lobisinin günümüz Rusyası’nda sadece marjinal bir azınlık hareketi olmadığını, aksine Rus devletinin resmi dış politika, diplomasi ve medya aygıtının tam merkezine yerleştiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Sonuç: Günümüze Kalan Diplomatik Miras

​Bugün Fransa’dan ABD’ye kadar pek muhtelif Batı ülkesinin parlamentosunda Ermeni tasarılarının birer siyasi şantaj malzemesi olarak ısıtılıp Türkiye’nin önüne konulması, temelleri Çarlık döneminde atılan, Kafkasya’nın Müslüman-Türk nüfusunun tasfiyesinde rol oynayan, Türkistan aydınlarını kıyımdan geçiren kadroları büyüten, alfabe muafiyetleriyle donatılan ve Soğuk Savaş’tan günümüz Rus devlet medyasına uzanan laboratuvarda rafine edilen bu “imtiyazlı himaye ve enstrüman” politikasının başarısını kanıtlamaktadır.

​Tarihsel acılar, o acıyı yaşayan halklar için kutsal ve onurlu bir hafıza borcu olabilir; ancak küresel aktörlerin masasında bu acılar sadece birer “kart” ve “jeopolitik enstrüman”dır. Rus devlet aklı; dün Çarlık ordusunda rütbe verdiği generallerle, bugün ise küresel medya ağlarını teslim ettiği Simonyanlarla veya diplomasiyi emanet ettiği Lavrovlarla Türkiye’yi çevreleme politikasını sürdürmektedir.

Dün ve bugün uluslararası siyasette Türkiye’nin bölgesel hamlelerini sınırlamak ve onu savunmada tutmak için bu yapısal dinamik bir “diplomatik sopa” olarak kullanılmaya devam etmektedir. Gerçek barış ve hakikat ise, bu küresel mühendisliklerin gölgesinde ne yazık ki en çok yara alan değerler olmaktadır.

​Kaynakça

1.​ Suny, Ronald Grigor. (1993). Looking Toward Ararat: Armenia in Modern History. Bloomington: Indiana University Press.

2.​ Guroian, Vigen. (1984). “The Politics of Soviet Nationalism: The Armenian Case.” Soviet Studies, 36(2), 263-272.

​3.​ Ter Minassian, Anaide. (1984). Nationalism and Socialism in the Armenian Revolutionary Movement (1887-1912). Cambridge: Zoryan Institute.

Yazar
Yücel TANAY

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen