Tokayev Bir Savaş Kışkırtıcısı Değil, Ülkesini Korumaya Çalışan Bir Devlet Adamı

Tam boy görmek için tıklayın.

 

Efsane Afşar Sayınqala[i]

Bir liderin Rusya ile kurduğu ilişkiye bakarken onun sevgisini değil, korkularını ve ülkesinin jeopolitik gerçeklerini de anlamak gerekir.

Bazen bir siyasi lideri anlamak için söylediklerine değil, söylemek zorunda kaldıklarının arkasındaki şartlara bakmak gerekir. Çünkü uluslararası siyasette her uzlaşma bir hayranlığın, her geri adım bir teslimiyetin, her sessizlik de bir onayın göstergesi değildir. Bazen bunların arkasında, milyonlarca insanın geleceğini ilgilendiren ağır bir güvenlik hesabı vardır.

Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’i değerlendirirken gözden kaçırılmaması gereken nokta tam da budur.

Tokayev’in Rusya ile ilişkilerini gözeten politikalarını eleştirmek mümkündür. Hatta bir Türk olarak Türk dünyasının geleceği, Kazakistan’ın bağımsızlığı ve bölgenin güvenliği konusunda kaygı duymak son derece doğaldır. Ancak bir liderin politikalarını eleştirmekle onun niyetlerini sorgulamadan mahkûm etmek aynı şey değildir.

Ben Tokayev’in Rusya karşısındaki tutumuna bakarken yalnızca Moskova ile kurduğu ilişkiyi görmüyorum. O ilişkinin arkasında bulunabilecek kaygıları, tehdit algısını ve Kazakistan’ın içinde bulunduğu jeopolitik sıkışmışlığı da anlamaya çalışıyorum.

Çünkü bazen bir devlet adamının neyi savunduğunu anlayabilmek için öncelikle neyi kaybetmekten korktuğunu sormak gerekir.

Efsane Afşar Sayınqala

 

UKRAYNA SADECE UKRAYNA DEĞİLDİR

Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı geniş çaplı savaş, yalnızca iki ülke arasındaki bir çatışma olarak okunamaz. Bu savaş, Sovyetler Birliği sonrasında bağımsızlığını kazanan devletlerin egemenliği, sınırlarının dokunulmazlığı ve büyük güçlerin yakın çevreleri üzerindeki iddiaları bakımından da önemli sonuçlar doğurdu.

Ukrayna’nın yaşadığı yıkım, toprak kayıpları, yerinden edilen milyonlarca insan ve tahrip edilen altyapı, Rusya ile uzun bir ortak geçmişe sahip ülkelerde de güvenlik kaygılarını artırdı.

Kazakistan bu gelişmeleri elbette kendi koşulları içinde değerlendirmek zorundaydı.

Ülkenin Rusya ile yaklaşık 7.600 kilometreyi bulan bir kara sınırı bulunuyor. Kuzey bölgelerinde önemli bir Rus nüfusu yaşıyor. Üstelik Rusya’da zaman zaman Kazakistan’ın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tartışmaya açan milliyetçi söylemler de gündeme geliyor.

Bu şartlar altında Astana’nın güvenlik kaygılarını görmezden gelmek, Kazakistan’ın karşı karşıya bulunduğu gerçekleri eksik okumak anlamına gelir.

Bir düşünelim: Rusya gibi askerî kapasitesi yüksek, nükleer silahlara sahip ve Kazakistan’la doğrudan sınırı bulunan bir güçle ilişkiler yürütmek zorunda olan bir lider, hangi kararları alırken ne kadar risk hesaplamak zorundadır?

Bu soruya cevap vermeden Tokayev’in politikalarını yalnızca Rusya yanlılığı üzerinden açıklamak, siyasi analizi sloganlara indirgemek değil midir?

TOKAYEV’İN ÖNÜNDEKİ COĞRAFYA

Uluslararası siyasette coğrafya, çoğu zaman ideolojiden daha belirleyicidir.

Kazakistan, dünyanın en büyük yüzölçümüne sahip denize kıyısı olmayan ülkesidir. Rusya ve Çin gibi iki büyük güç arasında yer alır. Ekonomisi, enerji ihracatı, ticaret yolları ve güvenlik ilişkileri bakımından çok yönlü bir dış politika izlemek zorundadır.

Türkiye, Kazakistan için önemli bir siyasi, ekonomik ve kültürel ortaktır. Türk Devletleri Teşkilatı da Türk dünyasının dayanışmasını güçlendirmek açısından değerli bir platformdur.

Ancak kültürel yakınlık ile askerî güvenlik garantisi aynı şey değildir.

Türkiye’nin Kazakistan’la ilişkilerinin güçlü olması, olası bir Rus askerî müdahalesi karşısında Ankara’nın tek başına Kazakistan’ın savunmasını üstlenebileceği anlamına gelmez. Aynı şekilde Batılı ülkelerle iyi ilişkiler kurmak da otomatik olarak askerî koruma garantisi sağlamaz.

Bu nedenle Tokayev’in karşısında duran mesele, basitçe Rusya’yı sevip sevmemek değildir. Asıl mesele, Rusya ile ilişkilerin bozulmasının Kazakistan’a hangi maliyetleri getirebileceği ve ülkenin bu maliyetleri karşılayacak kapasiteye sahip olup olmadığıdır.

Bir lider, ülkesinin bağımsızlığını korumak için bazen güçlü bir komşusuyla mesafesini ayarlamak zorunda kalabilir.

Burada asıl soru şudur: Bu denge politikası bağımsızlığı korumaya mı hizmet ediyor, yoksa zamanla bağımlılığı artırıyor mu?

Tokayev’i değerlendirirken sorulması gereken soru budur.

RUSYA İLE İLİŞKİ KURMAK, RUSYA’NIN HER TALEBİNİ KABUL ETMEK DEĞİLDİR

Kazakistan’ın Rusya ile ilişkilerini sürdürmesi, Moskova’nın bütün politikalarını desteklediği anlamına gelmez.

Nitekim Tokayev, Eylül 2022’de Rusya’nın seferberlik ilanının ardından Kazakistan’a gelen Rus vatandaşlarının durumuna ilişkin açıklamalarında onlara insani ve güvenli bir ortam sağlanacağını belirtmişti. Aynı dönemde Kazakistan, Ukrayna’nın Rusya tarafından ilhak edildiği ilan edilen bölgelerini tanımadığını da ortaya koydu.

Bu örnekler, Astana’nın Moskova ile ilişkilerini korurken kendi egemenlik alanını da gözetmeye çalıştığını gösteriyor.

Elbette Kazakistan’ın dış politikasını bütünüyle bağımsız, risksiz veya çelişkisiz ilan etmek doğru olmaz. Rusya’nın ekonomik ve güvenlik alanlarındaki ağırlığı, Astana’nın hareket alanını sınırlandırabiliyor.

Ancak bir ülkenin büyük bir komşusuyla ilişkilerini sürdürmesi ile o komşunun bütün siyasi hedeflerine teslim olması arasında önemli bir fark vardır.

Bu farkı görmeden yapılan değerlendirmeler, devletlerin neden bazen ihtiyatlı, bazen sessiz, bazen de uzlaşmacı davrandığını açıklamakta yetersiz kalır.

BEN TOKAYEV’İN SEVGİSİNİ DEĞİL, KAYGILARINI OKUMAYA ÇALIŞIYORUM

Tokayev’e ilişkin değerlendirmem nedeniyle eleştirilmemin temelinde, sanırım, farklı bir okuma biçimi bulunuyor.

Bazıları bir liderin Rusya ile yakın ilişkilerini gördüğünde bunu doğrudan Rusya hayranlığı olarak yorumlayabiliyor. Ben ise aynı tablonun arkasında başka ihtimaller de olabileceğini düşünüyorum.

Belki Tokayev, Rusya’nın gücünü ve Kazakistan’ın karşı karşıya bulunduğu riskleri herkesten daha yakından hesaplamak zorundadır.

Belki Ukrayna’da yaşananların kendi ülkesinde tekrarlanması ihtimalini düşünmektedir.

Belki de Kazakistan’ın bağımsızlığını koruyabilmek için aynı anda Rusya ile ilişkilerini yönetmek, Çin’le dengeli bir ortaklık sürdürmek, Batı’yla ekonomik bağlarını geliştirmek ve Türk dünyasıyla yakınlaşmak gerektiğine inanmaktadır.

[i] Efsane Afşar Sayınqala, Güney Azerbaycan kökenli Türk yazar, araştırmacı ve köşe yazarıdır. Güney Azerbaycan’ın (İran) batısında Türk bir ailede dünyaya geldi. 1979 İran Devrimi’nin ardından genç yaşta İsveç’e yerleşti ve yaşamını Stockholm’de sürdürmektedir. Stockholm Üniversitesi’nde (Stockholm Universitet) Etnoloji, Dinler Tarihi ve Cinsiyet Çalışmaları (genusvetenskap) alanlarında eğitim almıştır. Kırım Haber Ajansı (QHA), HARAYHABER ve Kırım’ın Sesi Gazetesi gibi platformlarda makaleler ve köşe yazıları kaleme almaktadır.

Yazar
Kırmızılar

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen