7 Aralık 2022

İlkokul karnelerimizde, derslerdeki durumumuzu gösteren sayfada ilk ders olarak Türkçe vardı. Ne kadar anlamlı ve doğru bir sıralama!  Dilini iyi bilmeyen bir öğrenci, kafasına doldurulan bilgileri doğru yerlere yerleştirip doğru yerlerde kullanamayacağı için, Türkçe, zihnimizdeki her şeye TEMEL olduğu için böyle yapılıyordu demek ki. 

Ortaöğretimde, Türkçe Dilbilgisi kuralları da iyi öğretiliyordu: o zaman öğrendiklerimden aklımda kalanla, ilginç kelimesinin uydurma olduğunu görebiliyor ve o çirkin kelimeyi kullanmıyorum; insan, nikâhsız birleşmeden meydana gelince ne oluyorsa, Türkçenin kesin kurallarına aykırı olarak meydana gelen kelime de öyle oluyor. Açıklayalım: 

Türkçede, -nç eki (Göktürk yazısında, iki değil, tek harftir) fiil (eylem) cinsinden kelimenin, fiilin masdarının (masdar eki -mek,  -mak atılarak) sonuna eklenir: sev –(i) nç  =  sevinç. İ, kaynaştırma sesi. 

Bas (ı) nç = basınç. Görüldüğü gibi, nç eki, FİİL köküne eklenerek manâ ismi yapıyor.  Aynı ek, yine FİİL köküne eklenerek sıfat da meydana getiriyor: 

kork (u)nç = korkunç. Görüldüğü gibi NÇ eki, FİİL (EYLEM) köküne eklenir.

Türkçemizde İLGİMEK diye bir FİİL (EYLEM) yoktur ki, ilgi kelimesine nç eklenerek bu gayrımeşru kelime yapılabilsin. İLGİ, il (mek) köküne Gİ eklenerek, ‘alâka’ karşılığı olmak üzere, türetilmiş bir kelimedir, manâ ismidir. İSİM sonuna NÇ eklenmez!

Bilinç, doğrudur: bil- köküne nç eklenmiştir. Bilmek diye bir fiil vardır. 

Bilinç var diye, ilginç kullanılmaz, doğru değildir, Türkçe bilmezliktir!

(o fıkra hatıra geliyor: Fransa’da lokantaya giren biri, dili bilmediği için, şöyle bir baktığı listede parmağıyla bir yemeği işâret eder. Garsonun getirdiği yemeği beğenmez, yer gibi yaparken aynı masada oturanın yediği yemek gözüne ilişir, onu beğenir. O yemeği yiyen de beğenmiş olmalı ki ’repete’ der, bizimki de ‘tekrar’ anlamına gelen kelimeyi o yemeğin adı zannederek o da ‘repete’ der. Tabiî kendisine aynı yemek gelir.)

Türkçe ile oynamak heveslileri, biraz Dilbilgisi okusalar olmaz mı?

***

Bana öyle geliyor ki, dili düşünmeden, bilinçsizce kullanan kimi yurttaşlarımız, seyrettiği televizyondaki kişilerden bahsederken, onları İZLEDİĞİNİ söyler; halbuki, o seyredilenlerden çoğu İnsandır, pek azı ‘izlenmiştir.’

(İzlemek fiili, doğru olarak AV sırasında kullanılır : Avcı, avını İZLER.)

***

PİK demir demiyeceğim, bu, başka PİK.

Bir türlü ortalıktan çekilmeyen şu Corona belâsının ne zaman sona ereceği konuşulurken, bu yaygın hastalığın daha da yayılacağının tahmin edildiğini anlatanlar, herhâlde, zihinlerinde hâlâ inceledikleri grafik çizgileri canlı olarak duruyor olmalı ki, okudukları gâvurcanın da etkisiyle, “bu yabancı kelimeyi Türkçeye sokmağa HAKKIM, YETKİM var mı?” diye düşünmeksizin, ‘hastalığın PİK yapması bekleniyor’ diyorlar. İngiliz gâvurcasındaki PEAK kelimesini, heceyi kısaltarak böyle söylüyorlar. Aynı manâdaki ZİRVE kelimesini kullansalar; olmaz! Gâvurca bildikleri nereden belli olacak? Hadi zirve kelimesi, Arapça’dan girmiş, tu kaka; peki, mis gibi Türkçe DORUK kelimesinin ne günahı var? Türkçe oluşu mu?

Aslında, Türkçe düşünebilen, durumu şöyle anlatır:

Gelecek günlerde/haftalarda, maalesef, hastalığın daha da yaygınlaşması, son derece artması bekleniyor.” Grafikteki çizgiler, halkı ilgilendirmez ki!, o havadan çıkmak gerek.

 Bu kadar basit!

Zaman zaman söylediğimiz; “bizim diplomalılarımızın çoğu iki ayaklı karikatürdür” lâfı bir gerçeği ifâde etmiyor mu?

Çok ağır suçlama!

 diyeceklere yanıt:

(Yanıt kelimesi uydurma değildir; eski şekli ‘yanut’ tur, ‘kapı’nın eski şeklinin ‘kapu’ oluşu gibi)   

-Dil, bir milletin EN DEĞERLİ VARLIĞIDIR. Öyle ki, dilini yitiren topluluk, millet olmaktan çıkar. Türk milletinin diliyle oynamağa, Türkçesi VARKEN başka kelimeyi gümrüksüz ithal etmeğe, -sıfatı, mevkii, görevi NE OLURSA OLSUN- hiç kimsenin hakkı yoktur, haddine düşmez.

Kendinin ‘aydın’ olduğu kanaatinde olan da, her şeyden önce, dilini doğru öğrenmeli ve kullanmalıdır.   

***

Dikkatli, bilinçli kimselere de çok rastladım. Bu yaygın hastalıktan, SALGIN diye söz ediyorlar; çoğu dikkatsizler gibi pandemi demiyorlar. Öyle diyenlerin kimi dikkatsiz, ‘demek böyle kullanılıyor’ diye öyle yapıyor her hâlde, kimisi de ‘yabancı’ kelime kullanmanın mâlûmâtfuruşluk câzibesine kapılıyor olmalı.

Kelimenin Türkçesi varken gâvurcasını kullananın diline acı biber sürülsün mü?

Bu soru, birkaç puvanlık soru değildir: sizin, Türkçe konusundaki DURUŞunuzu belirleyen ÇOK MÜHİM bir sorudur.  

Aydın, her şeyden önce, ‘sorumlu olduğunun’ farkında olan, bilinçli kişidir.

*******

31.08.2021

 

 

Yazar Hakkında:

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet Maksudoğlu, Eskişehir’de Kırım kökenli bir âile içinde doğdu. İnkılâp İlkokulunu, Eskişehir  Lisesini ve Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesini bitirdi. İzmir İmam-Hatîp Lisesi’nde Meslek Dersleri Öğretmeni olarak Arapça, Farsça, İngilizce ve Hadîs öğretti. Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde İslâm Târihi Asistanı oldu. Tunus’ta doktora tezi ile ilgili malzeme topladı, dilbilgisini bildiği Arapça'nın pratiğini yapmak imkânını buldu. Dördüncü sınıfına kabûl edildiği Burgiba Yaşayan Diller Enstitüsü Arapça Bölümü’nü bitirdi. Türkiye’ye dönüp İstanbul, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde belge inceledi. "Tunus’ta Osmanlı Hâkimiyeti" konulu doktorasını verdi. İngiltere’de, University of Cambridge’de Faculty of Oriental Studies’de Türkçe öğretti, orientalistlerin nasıl yetiştirildiklerini gördü. Türkiye’ye dönüp Diyânet İşleri Başkanlığına bağlı olarak İzmit, Ankara ve İstanbul’da vâizlik yaptı. Marmara Üniversitesi'nde 1983 yılında Yardımcı Doçent, 1986 da Doçent ve 1995 yılında Profesör oldu. İzinli olarak gittiği Malezyadaki International Islamic Universty’de 4 yıl (1991-95) Târih ve Medeniyet Bölümü başkanlığı yaptı, Osmanlı Târihi öğretti. Orada iken yazdığı Osmanlı History adı geçen üniversite tarafından bastırılıp (1999) textbook olarak kullanıldı. Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde bir yıl daha öğretim üyeliği yaptıktan sonra Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi kurucu dekanı olarak Eskişehire gitti. 2004-2005 öğretim yılında izinli olarak gittiği Kazakistan’ın Türkistan Beldesindeki Hoca Ahmed Yesevî Milletlerarası Türk-Kazak Üniversitesinde, Hollanda Rotterdam Milletlerarası İslâm Üniversitesinde bir dönem öğretim üyeliği yaptı.

Yazarın diğer makalelerinden: