3 Temmuz 2022
Hâlâ gözünüzden yaş düşebiliyorsa, bir rüya, bir özlem, bir haber ya da habersizlik ile... Hâlâ içiniz alev alev oluyorsa yaralanan bir kedi, kırılmış bir kuş kanadı, sokakta uyuyan bir can için, hâlâ bir boşluğun acısını yasını tutabiliyorsa içiniz... Hâlâ en çok kırıp en çok acıtana yoksa en ufak bir kininiz, hâlâ varsa verebilecek bir selamınız... 
Sevinmeliyiz belki de. İnsanlık alâmetlerimiz hâlâ ölmediği için, can çekişiyor olsa da... 
İçimiz,
Asıl biz. Özümüz. Canımız. 
İçimiz, içimizde saklı. 
Bir figürandan ibaret sanki hayat filminde beden. Kaş, göz, boy, kilo, yaş, cinsiyet. Aslında yokluğun ta kendisi.
İçimiz ise varlığın ve varlığımızın.
İçi kadar yer edinir ya insan âleminde. İçinden zamanla bedenine sızan, biçimiyle. Yüzündeki çizgiler, saçlarındaki beyazlar, ellerindeki lekeler, taşıyamadığı yükleriyle bedenine yara olan yaşanmışlıklar, sesindeki renk, nefesindeki ahenk, kokusundaki sır. Bakışındaki derinlik... İçimizin perdeye yansıyan özgünlüğü. İç. Ve ölçüsüz enginliğince yer kapladığı, - e bildiği gönüller...
Beden göçünce geriye ne kalır peki.
İçten içe, özden söze, sözden hâle köprüler ile kurulmuş, ölmez, eskimez, silinmez, silinemez bağlar. Tutan ve tutulduğumuz.
Ah o iç... İçimiz.
Galiba cennetimizde orada cehennemimizde. Karakutumuz. Anahtarı, kodu, şifresi yine özde. 
Beden oynaya dursun perdede rolünü.
İçimiz ne âlemde?
Hâlâ düşebiliyor mu bir damla yaşda avucunuza?
O zaman... e şükür, 
...
Bundan ötesi cannn sağlığı,

Yazar Hakkında:

Canan ASLAN

Yazarın diğer makalelerinden: