25 Eylül 2021

Yazı ve şiir konusunda devrinin velûd şair ve yazarlarından biri sayabileceğimiz Mehmet Âkif, aynı zamanda ciddî bir “okuyucu” hüviyeti de taşımaktadır. Zaten böyle olması da tabiidir. Zira okumadan yazmanın imkanı yoktur. Dolayısıyla Âkif de ömrü boyunca yerli yabancı pek çok eseri ciddi anlamda okuyup incelemiş, hatta bununla da yetinmeyerek okutmuş ve tercümeler yapmıştır. Öylesine ki, Mithat Cemal’in verdiği bilgiye göre kütüphanesinde okunmadık tek bir eser dahi yoktur. Bu yüzden Akif, devrinin “en kültürlü, en bilgili edebiyatçısı”sı  kabul edilmiştir.

Âkif’in okuduğu eserler, hemen her konuyla ilgilidir. Bir şair olarak öncelikle ilgi alanında edebiyat eserleri şiirler, hikaye ve romanlar vardır. Öte yandan o toplumcu bir şair ve bir mütefekkirdir. Bu vasfıyla pek çok ilmi, dini, fikri, felsefi ve siyasi eseri de okuyup incelemiştir. Üç yabancı dili, Farsça, Arapça veFransızca'yı, ana dili gibi bilmesi onun bu dillerden pek çok eseri de okumasını sağlamıştır.

Okuma tarzı

Âkif’in kitap seçmede ve okumada genel ölçüsü eserin güzel olup olmayışıdır. Eser güzelse ona göre okunmaya değer bir eserdir. Konusu ve şekli, yazarının sanat anlayışı onun için o kadar önem taşımamaktadır. Ayrıca okuyup güzel bulduğu şiirleri de ezberlemekte, yine beğendiği bazı eserleri Türkçe’ye çevirmektedir.

Âkif’in bir kitabı tek başına okuduğu gibi arkadaşlarıyla ve öğrencileriyle de okuyup müzakere etmektedir. Onun özellikle yabancı dillerde yazılmış eserleri bu usulle okuduğu bilinmektedir. Zira etrafı devrin en seçkin edebiyatçı ve bilginleriyle doludur. Bir araya geldiklerinde meseleleri tabii olarak kitap olmaktadır.

Âkif’in okuma tarzı ise yine kendine mahsus bir özellikler taşımaktadır. Damadı Ö. Rıza Doğrul bu durumu “didikleye didikleye tetkik etmek” şeklinde ifade ederken  yakın dostu Mithat Cemal de “Kitabı önce toptan, sonra tenkit ederek okur, dördüncü okuyuşta intihaplarını yapardı: Az eseri çok okurdu.” şeklinde açıklamaktadır.

Yine okumak için özel bir zaman ve mekan aramayan Akif, sürekli olarak yanında kitaplar taşır ve onları okur ve okuturdu. Kaynaklar onun dost ve arkadaş meclislerini hemen bir mektebe çevirdiğini kaydetmektedirler.

 Âkif’in okuma faaliyeti üç ana dilde toplanmaktadır. Bunlardan ilki şüphesiz ki onun ana dili olan Türkçe’yle yazılmış eserler, dolayısıyla Türk Edebiyatı yazarlarıdır.  Öte yandan çok iyi bildiği Fransızcasıyla Fransız ve diğer batı yazarlarını, yine çok iyi Farsça ve Arapçasıyla da Fars, Arap ve diğer doğu edebiyatı yazarlarını okumuştur.

Türk edebiyatı

Âkif’in edebiyatımızdan ilk okuduğu eser, bir divan şairi olan Fuzuli’nin “Leylâ ile Mecnun mesnevisidir. Âkif, böyle bir başlangıcın da etkisiyle olacak Süleyman Çelebi, Nef’i,  Koca Ragıp Paşa, Nedim, Şeyh Galib, Nabi, Şeyhülislam Yahya gibi şairleri çokça okumuştur. En çok sevdiği isimler ise Fuzuli ve Nedim’dir. Nesir yazarı olarak da Evliya Çelebi’yi okuyan Akif, onun anlatımını mübalağalı bulmaktadır. İlgilendiği bir başka nesir yazarı ise Katip Çelebi’dir.  Şeyh Bedrettin de ilgisini çeken bir başka isimdir..

Kaynaklar, Akif’in halk ve tekke edebiyatıyla münasebeti konusunda pek fazla bilgi vermemektedirler. Akif, Halk edebiyatından yalnızca Yunus Emre’nin adından söz etmektedir. Yunus’u “kudretli bir hece şairi” olarak gören Âkif, onun pek çok şiirini ezbere bilmekte ve bestelenmiş ilahilerini zevkle dinlemektedir. Tasavvuf edebiyatından ise  Osman Şems’e büyük bir hayranlık duymaktadır. Onun “Gözü dünya mı görür âşık-ı dîdâr olanın” mısraıyla başlayan şiirini ayağa kalkarak okumakta ve mest olmaktadır. Şemsi Mağribi de onun için önemli başka  bir tasavvuf şairidir.

Tanzimat devri yazar ve şairleri o devrin bütün yazarları gibi Âkif’in de çokça gündeminde olan isimlerdir. Bunlar arasında Namık Kemal, Ziya Paşa, Abdülhak Hamit ve Muallim Naci, Şinasi, Recaizade Mahmut Ekrem ve Ahmet Mithat Efendi, Şemseddin Sami başta gelmektedir. Bu isimlerden ilk üçü, özellikle Muallim Naci Âkif için daha özel bir öneme sahiptir. Zira onlar Âkif’in aynı zamanda ilk şiirlerinde kendisine örnek aldığı şairlerdir. Naci ise Mülkiyeden hocası olup ayrıca şiirde ilk ustasıdır. Hamid ise Akif’in gözünde “Mevlana’yı, Hugo’yu, Homeros’u hatırlatan dağ gibi”  bir şairdir. Namık Kemal’den ise fikren çok yararlanmıştır. Bu devirden Âkif için değer verilen isimlerden birisi de Ahmet Mithat Efendidir. Âkif, ona “halk için edebiyat” anlayışıyla eserler vermesinden dolayı büyük bir saygı duymaktadır.

Servet-i Fünûn edebiyatından ise özellikle Tevfik Fikret ve Cenab Şahabettin başta gelir. Âkif, Fikret’i gerçekten de çok sevmekte ve ona kıymet vermektedir. Fakat “Tarihi Kadim” meselesi bu duyguları tersine çevirmiştir. Cenab Şahabettin’in nesirlerini çok beğenmektedir. Süleyman Nazif ve şair Mithat Cemal  de Âkif ‘in önemsediği isimlerdendir. Fakat bu devrin romanlarını yazarlarının batıya aşırı temayülleri dolayısıyla yerli ve milli özellikler taşımadığı için beğenmez.

Öte yandan Abdullah Cevdet, Ziya Gökalp, Hüseyin Cahit, Orhan Seyfi, Ali Ekrem, Faruk Nafiz, Menemenlizade Tahir, Faik Ali gibi isimler Âkif’in kısmi olarak beğenip okuduğu yazarlar arasındadır. Âkif’in bir de çalışmalarını takip ettiği ve çoğu dostu ve yakını olan bilgin-yazarlar vardır. Bunlar arasında da damadı Ömer Rıza Doğrul, M. Şemseddin Günaltay, Ferid Kam, İzmirli İsmail Hakkı, Said Halim Paşa, Ahmed Naim önem taşımaktadır. Bunlara gezgin Abdürreşid İbrahim Efendi’yi de katmak gerekir. Milli Edebiyatçılar  arasında ise Faruk Nafiz’e hece vezniyle yazdığı güzel şiirlerinden dolayı ilgi duymakta ve onu takdir etmektedir.

Fars edebiyatı

Âkif, yabancı edebiyatlardan en çok Fars edebiyatıyla ilgilidir. Çok iyi bildiği Farsça’sıyla hemen bütün Fars edebiyatını tetkik etmiş ve önemli bütün isimlerini okumuştur. Eşref Edib’in ifadesiyle Fars şairlerini “kendi hocası gibi bilmekte, tanımakta ve şiirlerini ezbere okuyabilmekte’dir.  Bu isimlerden belli başlıları: Firdevsi, Kisai, Enveri,Hakani, Hatif-i İsfehani, Ömer Hayyam, Hafız, Sadi, Mevlana, Feridüddin Attar ve Senayidir. Fakat onu bu edebiyatta en çok cezbeden isim daha okul sıralarında iken tanıştığı Sadi olmuştur. Onun gözünde Sadi, Acemlerin en büyük şairidir. Zaten şiire de onu taklit ile başlamıştır. Öte yandan onun bütün şiirleri ezberindedir. Yine onun şiirlerinden tercümeler yapmış, ondan aldığı bir beyti manaca genişleterek manzumeler yazmıştır.

İkinci önemli isim de Mevlana’dır. Mevlana’yı dilinden dolayı Fars edebiyatı içinde düşünen Akif’in gözünde o, hem kendisine hayranlık duyulması gereken bir  “şair” hem de bir “mürşit”tir. Özellikle Mısır’da onu çokça okumuştur. Kur’an tercümesinden yoruldukça Mesnevi okuyarak dinlenmiştir. Onun özellikle mücerred kavramları müşahhaslaştırmasına hayrandır.

Fars edebiyatından  Senai’yi “ilâhi bir şair” olarak vasıflandıran Âkif, Enveri’den ise hiç hoşlanmaz ve onu “yalancı olmak”la suçlar. Âkif, Firdevsi’yi de çokça okumuş fakat insaniyete hizmet noktasında eksik bulmuştur. Hayyam  için de benzer düşüncelere sahiptir. Onu “kabul edilmiş fikirleri kabul etmemekten çıkan yalancı bir kıymet” olarak değerlendirmektedir. Hafız’a  ise değer vermiş, onun divanını baştan sona ezberlemiş ve  onun şiirlerinden de Türkçe’ye tercümeler yapmıştır.

Âkif’in Hind-Pakistan edebiyatından en çok sevdiği isim şüphesiz ki Muhammed İkbal’dir. Aralarında şahsi olmasa bile gıyabi bir dostluk mevcuttur. Onun “Peyam-ı Meşrik” isimli eserini çok beğenen Âkif, “Hind’in şair-i İslamı” dediği İkbal’iArapçası kuvvetli, ilmi irfanı, şairlik kudreti çok yüksek” biri ve “asrımızın Celâleddin-i Rumisi”  olarak değerlendirmektedir. Gerek İstanbul’da gerekse Mısır’da onunla çokça meşgul olmuştur. Yine şair olarak Sebk-i Hindi tarzının büyük ustalarından Feyzî-i Hindi hayranlık duyduğu bir şair, Hind ilim aleminden ise İslam tarihi ile ilgili çalışmalarıyla tanınan  Şeyh Şibli (1857-1914) Âkif’in kendisinden tercümeler yaptığı bir isimdir

 Arap edebiyatı

Arap edebiyatıyla yakından ilgilenen Âkif, 7-8 yaşlarında öğrenmeye başladığı ve giderek bilgisini artırdığı Arapçasıyla klasik veya modern pek çok Arap şair ve nasirinden haberdardır. Özellikle de Endülüs şairlerine büyük bir hayranlık duymaktadır. Bu isimler arasında İmr’ul Kays, Hassan b. Sâbit, Ka’b bin Züheyr, Nagiba, Antere, Cerîr, Mütenebbi, Ebu Temmam, Buhteri, İbn-i Farız, Ebu’l Beka Salih, Zü’l Vizareteyn, Tihâmî, İbn-i Züreyk, Ebû Firas Hemeranî, Asmâî, El-Hansa, Ali bin Cehm sayılabilir. Âkif’in bunlar arasında en çok önem verdiği isim ise, şiirinde “hikmet” ile hamaset”i meczeden Mütenebbi’dir. Ka’b bin Züheyr “Şi’r-i beliğ” bir sahabe şairdir. Ali bin Cehmrakîk ve nezih” şiirler yazmıştır. Hamasiyette Antere’ye, garamiyette İbn-i Fariz önem taşımaktadır. Âkif, isimleri sayılan bu ediplerin eserlerini “hakiki, hamasi, hikemi, ahlaki, hissi” şiirler olarak değerlendirmekte ve bize örnek olmalarının lüzumuna işaret etmektedir.

İlgi alanı büyük din ve felsefe bilginlerine de uzanan Âkif’in İbn-i Sina, Muhyiddin Arabi ve İmam-ı Gazali’ de büyük değer verdiği simler arasındadır.

Âkif, çağdaş Arap yazarlarıyla da yakından ilgilidir. Onun düşünce sisteminin oluşmasında kendilerinden çokça yararlandığı bu isimler arasında ise “Mısır’ın en muhteşem üstadı gördüğü” Muhammed Abduh, “Şarkın yetiştirdiği fıtratların en yükseklerinden biri” saydığı Cemaleddin Afgani, Ferid Vecdi, Suriyeli Mevlana Hüseyin Cisr bulunmaktadır. Âkif, bunları okumakla yetinmemiş, onların pek çok eserini Türkçe’ye de tercüme etmiştir.

Arap şair ve yazarların bizzat kendi dillerinden okuma imkanı bulan Âkif, öte yandan Endülüs şairlerine de hayranlık duymaktadır. Onları “Endülüs’ün feyizli toprağında yetişen, hissiyat-ı garam u şevki musavvir, gayet rakik, gayet nezih “ şiirler yazan şairler olarak görmekte “hikmet ve hamaset”i birleştiren Arap şairleriyle temiz ve lirik anlatımlarıyla öne çıkan Endülüs şairlerini örnek almadıkları için Divan şairlerini tenkid etmektedir.

Garp edebiyatı

Âkif’in Batı özellikle Fransız edebiyatına büyük bir vukufu vardır. Önemli pek çok Fransız yazarını ciddi olarak okuyup tetkik etmiştir. Fakat bu ilgisi ilgisi sadece Fransız edebiyatıyla sınırlı kalmamış Fransızca sayesinde batı edebiyatının başka yazarlarını da okumuştur. Âkif’in bu edebiyatta en beğendiği isim “hürmet ve iştiyak ile yadettiği” Lamartine’dir. Onu okumak Âkif’i mesut eden hadiselerdendir. Alphonse Daudet’in Jack ve Sapho’su da beğendiği eserlerdir. Öte yandan severek okuduğu bir başka yazar Emile Zola ve Victor Hugo’dır. A.France’yi de beğenen Âkif’in A. Dumas Fils ise çocukluğunda  hem en çok sevdiği bir yazar hem de ona  Sadi’deki sanat sırrını öğreten adamdır. Chateaubriand, Balzac Fenelon, Camilla Flammarion ve İtiraflar’ını tam dört kez okuduğu J.jak Rousseau, Ernest Renan da ilgi duyduğu yazarlardır. Âkif, mükemmel Fransızcasıyla hem Fransız yazarlarının eserlerini hem de Said Halim Paşa’nın İslamlaşmak ve İslam’da Teşkilat-ı Siyasiye isimli iki eserini de Türkçe’ye tercüme etmiştir.

Ayrıca Sienkiewic’i çok beğenenen Âkif, onun Ouo Vadis ’indeki ondaki dini duyarlığa büyük hayranlık duymakta ve bu tür kitapların bizde yazılmayışına hayıflanmaktadır. İngilizlerden  Şekspir, Miltkon, Bayron, Rus edebiyatından ise Tolstoy, Alman edebiyatından Nietzsche, Yunanlılardan Homeros, Âkif’in sözünü ettiği diğer isimlerdir.

Netice

Bu yazıya son verirken şunu da söylemeliyiz. Âkif’in gerek Türk gerekse doğu ve batı edebiyatlarından okuduğu isimler elbette ki burada sayılanlardan ibaret değildir. Mutlaka başka isimlere de aşinadır. Biz, bu isimleri Akif’le ilgili kaynaklarda doğrudan geçen isimler olarak tesbit ettiğimiz için bu kadarla sınırlandırdık.

 

 

 

Bu kategorideki Makalelerden