25 Eylül 2021

kirmizilar.com

 

Dr. Cengiz TATAR 

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün Başkomutanlığında 26 Ağustos 1922’de Afyon-Kocatepe’de başlayan ve 30 Ağustos'ta 1922’de Dumlupınar'da emperyalist devletlere karşı kazanılan “Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi” sonrası “Bağımsızlık” ve “Kurtuluş” mücadelemizin zaferle taçlandığı, Cumhuriyetimizin temellerinin inşa edildiği, tarihten silinmek istenen bir milletin direniş ve dirilişinin yükseldiği, tüm ezilen milletlere moral ve heyecan kaynak günü olan “30 Ağustos Zafer Bayramı” kutlu olsun.

30 Ağustos; milletimizin özgürlük ve bağımsızlık yolundaki inanç, irade ve kararlılığını bütün dünyaya göstererek Cumhuriyetimizin kuruluşuna giden yolun bir mihenk taşını ve “Milli Mücadelenin” dönüm noktasını oluşturmuştur. Bugün, Türk Milleti emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı canını, malını, namusunu, varını yoğunu ve bütün gücünü ortaya koyarak “Kuvayı Milli Ruhu” ile vatanını kurtarmıştır.

kirmizilar.com
 

 

 

 

 

 

 

 

30 Ağustos Zafer Bayramına giden süreçte 1918-1922’de emperyalist işgale uğrayıp elimizden çıkan topraklar, Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile yeniden vatan toprağı yapılmıştır. Tarihimizin en büyük ve şanlı zaferinin kazanıldığı “Büyük Taarruz”, Türk ordusunun işgalci güçlere son ve kesin darbeyi vurmak ve Anadolu'dan atmak için Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Sad Planı”olarak düşünüp planlandığı gizli bir harekât olmuştur. Asıl amaç; kesin sonuçlu bir muharebenin ardından, düşmanın savaşma azim ve iradesini tamamen ortadan kaldırması ile Türk Kurtuluş Savaşı'nın son safhasını ve zirvesini teşkil etmiştir. Hazırlanan stratejik plan, önce baskın biçiminde geliştirilmiş ve ani saldırı ile “İmha Muharebesini” hedeflemiştir.1922 yılının Haziran ayı ortalarında taarruz kararını alınmış, bu karar çok gizli kalmak şartıyla sadece Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ve Millî Savunma Bakanı Kâzım Özalp arasında paylaşılmıştır. Harekât hazırlıkları büyük bir özen ve büyük gizlilik içinde batı cephesinin kuzey ve güney cephesindeki Türk birlikleri Kocatepe bölgesine kaydırılmıştır. Ordunun ana kuvvetini düşmanın Afyonkarahisar yakınlarında bulunan sağ kanat grubu güneyinde ve Akarçay ile Dumlupınar hizasına kadar bölgede toplamak amaçlanmıştır. Çünkü düşmanın en hassas ve önemli noktası olarak burası tespit edilmiş ve mümkün olduğu kadar dış kanadında toplayarak kesin sonuçlu bir meydan savaşı düşünülmüştür. Büyük Taarruz başlamadan önce bu hazırlıklar yapılırken ordunun komuta kademesinde ciddi sorunlar baş göstermiş ve komutanlar İsmet İnönü’nün emrine girmekten hoşnut olmamışlardır. I. Ordu Komutanı Ali İhsan Sabis Paşa’nın görevden alınması ile Ali Fuat Cebesoy ve Refet Bele Paşa görevi kabul etmediği için zorunlu olarak Nurettin Sakallı Paşa göreve getirilmiştir. Harekâtın başlaması, iç çekişmeler ve taarruz konusundaki kararsızlıklar TBMM'nin 20 Temmuz 1922'de 4’ncü kez Başkomutanlık yetkisi verdiği Atatürk’ün liderliği ve kararlığı ile aşılmıştır. Atatürk, büyük taarruzun başlamasına adım adım yaklaşırken 23 Temmuz 19922 akşamı İngiliz General Townshend’in görüşme isteğinden yararlanarak Batı Cephesi Karargâhının bulunduğu Akşehir’e gelmiş ve görüşme için Konya’ya geçmiştir. Bilahare ordular arası futbol turnuvasını izleme bahanesiyle savaş planını görüşmek üzere tekrar Akşehir’e geçmiştir. 27/28 Temmuz gecesi taarruz ile ilgili Genelkurmay Başkanı’nın da katılımı ile toplantı yapılmış ve 15 Ağustos’a kadar hazırlıkların tamamlanması kararlaştırılmıştır. 28 Temmuz öğleden sonra Genelkurmay Başkanlığı toplantısını gizlemek amacıyla Ordu ve Kolordu komutanları bu maç için Akşehir’e çağrılmış ve 28/29 Temmuz gecesi toplantıda görüşleri alınmıştır. 30 Temmuz’da Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ve Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü ile taarruz şekli ve ayrıntıları tespit edilmiştir. 6 Ağustos 1922’de İsmet İnönü, ordularına gizlice taarruz hazırlık emrini vermiştir.

 kirmizilar.com

Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk, Ankara’dan 20 Ağustos 1922’de saat 16.00’da Batı Cephesi Karargâhı Akşehir’e gelmiş, 20/21 Ağustos 1922 gecesi I ve II. Ordu Komutanları, Genelkurmay Başkanı ve Cephe Komutanı’na taarruzun nasıl yapılacağını harita üzerinde açıklamıştır. Cephe Komutanı İnönü’ye 26 Ağustos sabahı taarruzun başlatılması emrini vermiş ve bu emirden sadece İsmet İnönü, Fevzi Çakmak ve Kazım Özalp’ın bilgisi olmuştur. Harekât öncesi askeri güç olarak Yunan Kuvvetleri; 6,565 subay, 218,432 er, 90,000 tüfek, 1,300 kılıç, 3,139 hafif ve 1,280 ağır makineli tüfek, 418 top ve 50 uçaktan oluşmuştur. Türk Kuvvetleri ise 8,659 subay, 199,283 er, 100,352 tüfek, 2,025 hafif ve 839 ağır makineli tüfek, 5,282 kılıç, 323 top ve 8-10 uçaktan oluşmuştur. Taarruz, taktik baskın şeklinde yapılacağı için kuvvetlerin yığınak ve hazırlıklarının gizli tutulması amacıyla her türlü yürüyüş gece yapılmış, birlikler gündüzleri köylerde ve ağaçlıklar altında istirahat edecek şekilde tertiplenmiştir. 24 Ağustos 1922’de komutanlık karargâhları Akşehir’den taarruz cephesi gerisindeki Afyon-Şuhut kasabasına taşınmış ve 25 Ağustos sabahı da muharebenin idare edileceği Kocatepe’nin güneybatısındaki çadırlı ordugâhına nakledilmiştir. Aynı gün Başkomutanın emriyle gizliliği sağlamak için Anadolu ile dış dünya arasında tüm haberleşmeler kesilmiştir. 26 Ağustos sabahı Kocatepe’de ordu harekâta hazır hale gelmiş ve Afyon’un stratejik önemi nedeniyle öncelikle bu bölgeyi ele geçirmek hedeflenmiştir. Yunanlılar, saldırıyı Türklerin geniş çapta yığınak yaptıkları kuzeyden Eskişehir bölgesinden beklemişler, ancak harekât güneyden İzmir demiryoluna hâkim durumdaki Afyon’dan başlamıştır. 26 Ağustos saat 04.00’te Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak’ın Afyon-Kocatepe’deki gözetleme yerine at sırtında hareket etmişler ve saat 05.00 de ulaşmışlardır. Büyük Taarruz, cesaret ve inançla zafere giden yol sabah saat 05.30'da Türk topçu ateşi ile başlamıştır. 26 Ağustos’ta İngiliz uzmanların raporuna göre 6 ayda geçilemeyeceğini iddia edilen düşman mevzileri birkaç saat içinde ele geçirilmiştir. 27 Ağustos’ta Türk orduları, önce süvari kolordusu coşkun bir sel gibi Sincanlı ve Afyon Ovası’na doğru akmış ve Afyon kurtarılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün ateş hatları arasında bizzat Zafertepe'den idare ettiği taarruzda, düşman ordusunun büyük kısmı 4 taraftan sarılarak çember içine alınmış, Yunan kuvvetleri dağıtılmış ve ana kuvveti yok edilmiştir.30 Ağustos’a kadar Aslıhanlar bölgesi kuşatılmış, akşamında Türk birlikleri Kütahya'yı almış ve harekât öngörüldüğü gibi 5 gün içinde düşman birliklerinin imha edilmesi ile Türk ordusunun kesin zafer ile sonuçlanmıştır. Atatürk, büyük taarruzu; “Afyonkarahisar, Altıntaş, Dumlupınar arasında büyük bir meydan savaş halinde 5 gün, 5 gece sürdü” sözleri ile belirtmiş ve 31 Ağustos’ta Türk ordusu İzmir’e doğru yol almıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk, Genelkurmay Başkanı ve Batı Cephesi Komutanı 31 Ağustos'ta Zafertepe-Çalköy’e gelerek yıkık bir evin avlusunda kırık bir kağnı yanında yaptığı değerlendirmede; “Bugünkü muharebeler Türk ordusuna büyük savaşı kazandıracak bir durum sağlamıştır. Uşak istikametine çekilen dağınık birliklerin toparlanmasına meydana vermemek lazımdır. Az kayıplarla çekilen Eskişehir Kolordusu ile birleşerek ve Yunanistan dan getirecekleri yeni birliklerle İzmir yakınlarında bir hatta savunmaları düşünülebilir. Bunun için Eskişehir Grubu’nu da yakalayıp mağlup etmek ve asıl kuvvetlerle durmadan süratle İzmir e girmek lazımdır.” Bu kararından sonra ordularına 1 Eylül 1922’de Genelkurmay Başkanı, Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü, Kurmay Başkanı Asım Gündüz ile Uşak’ın Eşme ilçesine bağlı Takmak köyü yakınlarında oturduğu meşe ağacının altında karargâh subayı Şükrü Ali Bey'e “Batı Cephesi Kumandanlığı” yazılı kâğıda hedefi göstererek; “Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları. Afyonkarahisar-Dumlupınar büyük meydan muharebesinde zalim ve mağrur bir ordunun asli unsurlarını, inanılmayacak kadar kısa sürede bir zamanda yok ettiniz. Büyük ve soylu milletimizin fedakârlıklarına layık olduğunu kanıtlıyorsunuz. Sahibimiz olan Türk milleti, istikbalinden emin olmaya haklıdır. Muharebe meydanlarındaki maharet ve fedakârlıklarınızı yakından gözlem ve takip ediyorum. Milletimizin hakkınızdaki takdir atına delalet etmek vazifemi ardışık ve devamlı ifa edeceğim. Bütün arkadaşlarımın Anadolu’da başka meydan muharebeleri verileceğini göz önüne alarak ilerlemesini ve herkesin fikri güçlerini, kahramanlık ve vatanseverliğini, birbirleriyle yarışırcasına göstermeye devam etmesini talep eylerim. Ordular, İlk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri.” birliklere tarihi emrini vererek Türk ulusunun kaderini değiştirmiştir. 1 Eylül’de Uşak, 2 Eylül’de Eskişehir ve11 Eylül’de Osmanlı Devleti’nin ilk başkenti Bursa düşman işgalinden kurtarılmıştır. Bursa’nın işgalinden dolayı TBMM kürsüsüne konmuş olan siyah matem örtüsü kaldırılmıştır. 2 Eylül akşamı Yunan ordusunun Başkomutanlığını yapan General Nikolaos Trikopis, Dighenis ve beraberindeki 500 subay, 5 bin asker Uşak civarında esir alınmıştır.3 Eylül’de Atatürk’ün huzuruna çıkarılan General Trikopis’e, “Siz, bir asker ve şerefli bir insan olarak elinizden geleni yaptınız. Sorumluluk, şansızlığınızdan geliyor. Üzülmeyin ”diyerek teselli etmiştir. Yine, esir alınan Yunan subayı, Atatürk’ün Mareşal ve Başkomutan olduğunu öğrendiğinde; “Bir Başkomutanın cepheye bu kadar yakın yerde olması görülmüş şey değil” zaferin özünü askerleri ile birlikte cephe hattında savaşarak kazanıldığını söylemiştir. Kahraman Türk ordusu; 9 Eylül 1922’de vaat edilen tarihten bir gün önce İzmir'e ulaşmış ve düşmanı denize dökmüştür. Atatürk, zaferin kesin kazanacağı inancıyla İzmir’deki İtilaf Devletleri konsoloslarının görüşme talebine, 9 Eylül 1922’de Kemalpaşa(Nif)’da görüşebileceğini belirtmiş; “Gerçekten de, söz verdiğim gün, ben Kemalpaşa’da bulundum. Fakat görüşme isteyenler orada değildi. Çünkü ordularımız, İzmir rıhtımında, ilk verdiğim hedefe, Akdeniz’e ulaşmış bulunuyorlardı”. Öngördüğü tarihten bir gün önce gerçekleştiği için randevuya konsoloslar gelmemiştir.26-30 Ağustos 1922’de Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Muharebesi sonucunda 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtuluşu ile Türk toprakları Yunan işgalinden temizlenerek “Büyük Zaferi” elde etmiştir. Bu zafer, inceden inceye hesaplanmış bir planın ve hem stratejik, hem taktik alanda düşünülmüş ezici bir kuvvetle, beklenmedik bir şekilde, tek bir noktaya yüklenerek ve savunulmayan yanlardan yararlanarak düşman kuvvetlerinin çökertilmesi ile kazanılmıştır. Ülkenin geleceği için binlerce şehidin, milli birlik ve beraberlik ruhu içinde özgürlük ve bağımsızlık meşalesinin sonsuza dek sönmemek üzere yakıldığı büyük bir zaferdir. Bu zafer, vatan toprağı işgal altında bulunan bir milletin, yokluklara rağmen azimle, inançla ve kararlılıkla toprağını nasıl savunacağını büyük bedeller ödeyerek yedi düvele göstermiştir. Anadolu'da bugün yaşadığımız toprakları yeniden “Vatan” yapmış, bir milleti bağımsızlığa kavuşturmuş ve tarihe altın harflerle yazmıştır. Atatürk, Büyük Zaferi; “Her evresi ile düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş ve zaferle neticelendirilmiş olan bu harekât Türk ordusunun, Türk subay ve komuta heyetinin yüksek kudret ve kahramanlığını tarihe bir kere daha geçiren muazzam bir eserdir. Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklâl düşüncesinin ölümsüz bir abidesidir. Bu eseri vücuda getiren bir milletin evlâdı, bir ordunun başkomutanı olduğumdan, mutluluk ve bahtiyarlığım sonsuzdur. Ordusu ile gurur duyan, hem liderlik hem de komutanlıktaki üstün yeteneğini ortaya koyan Ebedi Başkomutan, zaferin büyüklüğünü, önemini ve anlamını belirtmiştir. Falih Rıfkı Atay;“Nemiz varsa, bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaş olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batı'nın, vicdanımızı Doğu'nun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcağını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak; hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zaferi'ne borçluyuz“ sözleri ile belirtmiştir. Mehmet Akif Ersoy; “Ne büyük zaferdi o” ve Velid Ebüzziyazade, 10 Eylül 1922’de Tevhid-i Efkâr’da kaleme aldığı yazıda; “26 Ağustos Anadolu zaferi öyle muazzam vakadır ki dünyada hiçbir millete, tarihinin hiçbir devresinde bu kadar şanlı, bu kadar muazzam, bu kadar ferahlık veren bir zafer nasip olmamıştır. Sözü ile anlatmıştır. Milli Mücadele, 15 Mayıs 1919’da İzmir rıhtımında başlamış ve 9 Eylül 1922’de aynı yerde bitmiştir.18 Eylül’de Yunan ordusunu Batı Anadolu ve Marmara’yı terk ederek 11 Ekim 1922’de Mudanya Ateşkes Anlaşmasının yapılması ile emperyalist devletler tarafından “Büyük Zafer” kabul ve tescil edilerek ilk diplomasi zafer elde edilmiştir. 26 Ağustos-18 Eylül 1922 arasında Türk ordusu 2,543 şehit, 9,977 yaralı olmak üzere toplam 12,575 kayıp vermiş, Yunan ordusu 20 bin civarındaki esir hariç yaklaşık 12,500 kayıp vermiştir.

Büyük Zafer sonrası 30 Ağustos Zafer Bayramı, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni sevk ve idare ettiği Zafertepe’de, 30 Ağustos 1924’de “Başkumandan Zaferi” ismiyleilk kez kutlanmış ve konuşmasında; “Milletimiz, egemenliğini eline aldığı gün, en karanlık yoksulluğun, en derin uçurumun kıyısında idi. Bütün güçleri yıpranmış, bütün savunma araçları elinden alınmış, kutsal varlıkları saldırıya uğramış, pek acıklı bir durumda idi. Bütün bunları hiçe sayarak varlığını ve bağımsızlığını kurtarmaya karar verdi. Bu kararında başarı sağlayabilmek için bütün milletin kendine bir hedef ve hareket seçmesi gerekiyordu. O, hedef burasıydı. Amaç olan başarı, işte burada kazanılan zaferdir. 30 Ağustos Zaferi, Türk Tarihinin en önemli dönüm noktasını oluşturur. Türk milletinin burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu, yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni bir akım vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum.  Hiç şüphe etmemelidir ki yeni Türk Devleti'nin, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin temelleri burada atıldı. Ebedî hayatı burada taçlandırıldı. Bu sahada akan Türk kanları, bu semada uçuşan şehit ruhları, devlet ve cumhuriyetimizin ebedî muhafızlarıdır. Bu muazzam zaferin en büyük amili de, Türk milletinin kayıtsız şartsız hâkimiyetini eline almış olmasıdır.” ilk törende millî ruhun canlı tutulmasının önemini vurgulamış ve “Meçhul Asker Abidesi’nin’’ temelini eşi Latife Hanım ile beraber atmıştır. Büyük zafer, gerçekleştirdiği koşullar, kazanılma biçimi ve sonuçları itibarıyla tarihimizin en önemli zaferi olmuştur.

Büyük zaferin elde edilmesinde Türk Hava Kuvvetleri’nin gösterdiği büyük başarıdan dolayı Türk Tayyare Cemiyeti, 1925’de nizamiyesinin 35. Maddesinde 31 Ağustosların “Tayyare Bayramı” olarak kutlanmasını kabul etmiştir. 1 Nisan 1926’da ise Zafer Bayramı Kanunu'nda “30 Ağustos Başkumandan Muharebesi” günü Cumhuriyet ordusunun “Zafer Bayramı” olduğu, her yıl dönümünde kara, deniz ve hava kuvvetleri tarafından kutlanacağı belirtilmiştir. Bakanlar Kurulu’nun 25 Ağustos 1926 tarihli kararnamesi ile 30 Ağustos’un Hava Kuvvetleri’nin ülke savunmasında öneminden dolayı Tayyare Cemiyeti’nin de özel günü olduğu için kutlamalarda Cemiyet ile birlikte hareket edilmesinin gerekliliği bildirilmiştir. 1926’dan itibaren  “30 Ağustos Zafer ve Tayyare Bayramı” Türk’ün büyük günü olarak kutlanmaya başlanmıştır. Havacılığın gelişiminin temel unsuru savaş uçakları olması nedeniyle topluma anlatma ve tanıtma zamanlarının tarihsel zaferlerin yıldönümü kutlamalarına denk getirilmesi son derece anlamlı olmuştur. TBMM Başkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, General ve Milletvekillerin katıldığı resmi kutlama törenlerine Türk Hava Kuvvetleri ve Türk Hava Kurumu’n bağlı uçaklar katılmış ve şehirler tarafından bağışlar ile alınan uçaklara için “Ad Koyma Merasimi” yapılmıştır. Bu kutlamalarda; ülkenin her tarafında yetkililerin ve halkın katılımıyla törenler ve eğlenceler düzenlenmiş, balolar yapılmış, filmler gösterilmiş, tiyatro oyunları sergilenmiş ve spor yarışmaları düzenlenmiştir. 30 Ağustos Zafer ve Tayyare Bayramı, Cumhuriyetin 10’ncu yıldönümünde bütün yurtta daha anlamlı, büyük bir coşku ve heyecanlı kutlanmıştır. Bütün hava filoları Ankara’da geçit törenine katılmış, Sovyet Rusya, İran, Irak ve Yunanistan birer filo ile iştirak etmiştir.  1935 yılı30 Ağustos Zafer ve Tayyare Bayramı’nda, Kayseri Uçak Fabrikası’nda üretilen uçaklar ve planörler akrobasi gösterileri yapmıştır. Cumhuriyet gazetesinde Peyami Safa; “Yeni harplerde en yaman vasıta hiç şüphe yok, uçaktır. Yine hiç şüphe yok, Atatürk’ten başlayarak İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak ile beraber milli savunmamızın temellerini atanlar bu gerçeği o tecrübelerden çok önce biliyorlardı. En büyük zafer şenliğimizle Tayyare Bayramının aynı güne isabet ettirilmesi müstakbel harplerde uçaksız zaferin mümkün olmayacağını hatırlatmaya benzer, şuurlu ve hesaplı bir harekettir. Türk Hava Kurumu’na canlı ve maddi birer yardım halinde bizi ne kadar savunabileceğinin cevabı verilmiş olacaktır.” M.Turhan Tan, Cumhuriyet gazetesinde; “30 Ağustos Zafer bayramı aynı zamanda Tayyare Bayramıdır. Bayramı havada uçuşlarla kutlamak gerekir. Zafer Bayramı, bize hayat hakkı, hürriyet hakkı, istiklal hakkı getiren bir günün mübarek timsalidir. Zafer Bayramı’nda yeni Türkiye’nin ve Türk milletinin doğuşunu görüyoruz. Bu nedenle Zafer Bayramı yaşayan bir gerçek ve o gerçekten ruh alan Hava Kurumu, Türk’ün göklerde yenilmeyeceğinin mes’ud bir işarettir. Zafer Bayramını kutlarken Hava Kurumu’nu candan ve yürekten destekleyerek kendi masraflarımızdan azami tasarruflar sağlayarak onu, hava sınırlarımızı aşılmaz bir duruma sokacak olan uçaklarımıza verelim. Yerde olduğu gibi gökte de yenilmemek, Türk olmak haysiyeti ile yalnız hakkımız değil, tarihe karşı borcumuzdur. Bu borcu unutmamak gerekir.” Türk Hava Kurumu’na destek vermenin milli bir görev ve davranış olduğunu belirtmiştir. Türk Hava Kurumu, bugün ülkemizin yaşadığı “Yeşil Vatan’ın ”korunmasında bir kez daha önemini göstermiştir. Bu nedenle, 30 Ağustos’u bayram günü seçmekle kendi yüksek anlamını bir kat daha yükseltmiş,1925-1950 yılları arasında “İstikbal Göklerdedir. Göklerini koruyamayan uluslar, yarınlarından asla emin olamazlar” parolası ile çok sayıda yerli uçak üretmiştir. 1950’den itibaren yerli uçak sanayinden vazgeçilmesi ve uçak fabrikaları kapatılması ilegerekli hassasiyetin sürdürülmemesi sonucunda uygulamalarda olduğu gibi zihinlerden de silinmiş ne yazık ki, 30 Ağustos Zafer ve Tayyare Bayramı’nın “Tayyare” bölümü çıkartılmıştır.

kirmizilar.com“30 Ağustos Zafer Bayramı’nın”, Türk ordusu için ayrı bir önemi ve anlamı vardır. Mustafa Kemal Atatürk; “Bu zaferi kazanan ben değilim. Bunu asıl, tel örgüleri hiçe sayarak atlayan, savaş meydanında can veren, yaralanan, kendini esirgemeden düşmanın üzerine atılarak Akdeniz yolunu Türk süngülerine açan kahraman askerler kazanmıştır. Ne yazık ki onların her birinin adını Kocatepe’nin sırtlarına yazmak mümkün değildir. Fakat hepsinin ortak bir adı vardır: Türk askeri, Tebriklerinizi onların adına kabul ediyorum’ ‘Çünkü Büyük Taarruz; Türk Ordusunun, subayının ve askerinin yüksek güç ve kahramanlığını tarihe kazıyan örnek bir harekât olmuştur. 30 Ağustos Zafer Bayramını yaratan ve eseri olan Türk Ordusu, güçlü olursa devletlerarası alanlarda, ülkemiz daha etkin ve güçlü bir konuma sahip olacaktır. Ordusunun gücü kırılan devletler giderek küçülecek ve emperyalist devletlerin sömürge yönetimi altında hareket edecek, isteklerine boyun eğecek ve parçalanmaya kadar gidebilecektir. Ülkemizin toprakları üzerinde tarihi emellerini gerçekleştirmek ve ulus devlet yapısını ortadan kaldırmak isteyen emperyalist devletler Cumhuriyet değerleri ile çatışma içerisinde olan işbirlikçiler ile özellikle son dönemlerde hem Türk devletine hem de Türk ordusuna karşı çeşitli manevralar ile küçültülerek tasfiye etme ve yıpratma girişimlerine bulunmaktadırlar. Emperyalist devletlerin bu hedefini 31 Temmuz 1920’da Atatürk, Afyon Kolordu Dairesi'nde subaylara; "Millet, bağımsızlığının korunmasından ibaret olan hayatî amacının teminini ordudan, ordunun ruhunu oluşturan subaylardan bekler, işte subayların yüce olan görevi budur. Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır. Dünyada hayat için, insanca yaşamak için, bağımsızlık lâzımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için, kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder. Kuvvet ordudur. Düşmanlar, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar. Askerlik izzeti nefsini yok etmeye gayret ettiler. Ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta, engeller ve müşkülat kalmaz. Ordu ise ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulur. Ordunun ruhu subaylardadır. O halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak, ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir. Şahsi ve özel hayatları itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıfının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler. Çünkü düşmanlarımız herkesten evvel onları öldürür. Onları aşağılar ve hor görürler. Dolayısıyla subay için “ya istiklâl, ya ölüm” vardır. Fakat ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız. Sözleri ile güçlü ordunun önemini belirtmiştir. Türk Ulus’unun stratejik konumu nedeniyle varlığını koruyabilmesi için “Güçlü Ordu ”kaçınılmaz olup, “Güçlü Ordu ve Güçlü Devlet ”birbirini tamamlayan unsurlardır. Ordu siyasallaşırsa güçsüzleşir, ülke de güçsüzleşir ve sadece ülkede menfaati olan emperyalist devletlerin emellerine hizmet eder. Güçlü devlet olmanın yolu ordusunu yıpratmadan ve siyasete alet etmeden kuruluş felsefesine bağlı kalmaktır. Atatürk, “Memleketimizi esir etmek isteyen düşmanları behemehâl mağlûp edeceğimize dair olan emniyet ve itimadım bir dakika olsun sarsılmamıştır” sözü ile orduya güvenini belirtmiştir. Güçlü orduya sahip olmak, her zaman ve her koşulda ülkenin güvenliği için hayati önem taşımaktadır. Bu toprakların yeniden vatan olması; hür, özgür ve tam bağımsız olarak bütün kazanımlarımız ile yaşamamızı güçlü ordu ile kazanılan “Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Muharebesine” borçluyuz. Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının 99 yıl önce kazandığı “Büyük Zaferi’sonucunda elde edilen “30 Ağustos Zafer Bayramı”nı dünya var oldukça Türk milleti varlığından, birliğinden ve tam bağımsızlığından asla taviz vermeden, hiçbir engel tanımadan, ulusça anlamını, önemini, o dönemi yaşayarak ve hissederek büyük onur, gurur, mutluluk, saygı ve sevgi, coşku ile kutlayacaktır.

KAYNAKÇA

ATATÜRK, Gazi Mustafa Kemal, NUTUK  (1919-1927), 2006. 

AYDEMİR, Şevket Süreyya, Tek Adam, C-II, III, 1919-1922, Remzi Kitapevi, 1987.

AYDOĞAN, Metin, Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı, İnkılap Yayınevi, 2017.

ATAY, Falih Rıfkı, Çankaya, Pozitif Yayınları, 1968.

BARDAKÇI, Murat, www.habertürk.com.tr, 30.08.2014, 26.04.2018.

KINROSS, Lord, Atatürk Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Altın Kitaplar Yayınevi, 2007.

MEYDAN, Sinan, Aklı Kemal, “Atatürk’ün Akılllı Projeleri”,C-4, İnkılap Yayınevi, 2018.

MÜTERCİMLER, Erol, Fikrimiz Rehberi Gazi M.Kemal, Alfa Yayınları, 2008.

TATAR, Cengiz, Türk Havacılık Tarihi (1909-1954), Doktora Tezi, 2018.

-----------------------------------------------------------

Kaynak:

https://21yyte.org/tr/merkezler/islevsel-arastirma-merkezleri/politik-sosyal-kulturel-arastirmalar-merkezi/99-yildonumunde-buyuk-taarruz-ve-30-agustos-tayyare-bayrami-ndan-zafer-bayramina

Bu kategorideki Makalelerden