“Türkistan İki Dünyanın Eşiğidir”

Yıkık dökük bir şehrin, kalkınmak ve sesini dünyaya duyurmak isteyen bir bilim yuvasının hangi aşamalardan geçip bugün çok değerli bir konuma geldiğini en güzel ifade eden bir yazı. Yani “Türkistan” sevdasını satırlarına döken bir usta kalemin yaşadıkları…İdeallerini her türlü isteklerinin önünde tutan bir neslin anlamlı ve anlamlı olduğu kadar da değerli hizmetleri bu yazıyla daha iyi anlaşılacaktır. Türk Dünyasına ve ona hizmet eden şahsiyetleri yüreğinde yaşatıp, onlara olan vefa duygusunu hiç terk etmeyen Ziya Başkan hocamızın anlatımı gerçekten taktire değer…
Cemal ŞAFAK                           
                          

“TÜRKİSTAN İKİ DÜNYANIN EŞİĞİDİR”

Ziya BAŞKAN 
Ahmet Yesevi Üniversitesi Rektör Yardımcısı

    
   Birçok insanın ömründe, “hayatının akışını” değiştiren nitelikte olaylar vardır. 

Bu olayların, bana göre en değerli olanı, dostlarınızın sebep olduğu, sizin haberiniz bile olmadan hayatınıza dokunarak yaptığı değişikliktir.

   Bana, özlemini duyduğum Türkistan’da görev kapısı böyle bir dokunuş sayesinde açılmış oldu.

   Kadim dostum Feyzullah Budak’ın 1995 yılı mayıs ayında, Sayın Namık Kemal Zeybek ile birlikte, konferans için Sivas’a geldikleri gün Ahmet Yesevi Üniversitesinde görev teklifi yapılmıştı.

   İşte bu teklif, hayatımın akışında, dost eliyle yapılan bir değişim olmuştur. 

   Bu yüzden de hayatımın en değerli değişimdir.

   O günden yaklaşık iki buçuk ay kadar sonra, Ahmet Yesevi Üniversitesinde Rektör yardımcısı olarak görev yapmakta olan Aziz dostum Feyzullah Budak’la birlikte Taşkent havaalanına indiğim gün 18 Ağustos 1995 günüydü. Ve o gün benim 52.Doğum günümdü. 

   Yeni bir hayata, yeniden doğmuşluğun heyecanı ile Ata yurdumun toprağına ayak basmıştım.

   Bizi Taşkent’ten, Üniversitenin o zamanki Rektörü Prof. Dr. Sayın Mustafa Rısulı almıştı. 

   Yol boyunca gördüğüm her şeyi ve herkesi ilk defa görüyor olmama rağmen hiçbir şeyi yadırgamıyor, kendimi bu topraklarda asla yabancı hissetmiyordum. 

   Köklerimle buluştuğumun farkında ve ayırımda olmanın huzuru içindeydim. Böyle hayal etmiştim buraları. Özlediğim birçok şeye kavuşmuşluğun hazzını duyuyordum. Sonraki günlerimde de bu duygumu hiç yitirmedim. Karşılaştığım, tanıştığım, selamlaştığım herkesi akrabammış, kardeşimmiş gibi bağrıma basasım geliyordu. 

   Ulu Türkistan’ın manevi başkenti ve Türk Müslümanlığının en büyük öncülerinden biri olan Ahmet Yesevi’nin yaşadığı bu kadim şehri ve etrafındaki mübarek mekanları gezip gördükçe insafsız kominist rejimin, bu kutsal mekanları önemsizleştirmek ve manevi iklimini yok etmek için nasıl da bilerek ihmal etmiş olduğunu görüyor ve öfkeleniyordum.

   Şehrin yolları alabildiğine bakımsız, binaları yıkık dökük. Tarihi eserler el değmemiş ve terkedilmiş halde.

   Birkaç gün içinde, Türk dünyasının ortak bilim merkezi olması amacıyla kurulan Ahmet yesevi üniversitesi için, Türkistan şehrinin neden tercih edildiğini daha detaylı olarak analiz etmeye başlamıştım.

   Asıl amaçlardan biri, hem şehrin manevi iklimini yeniden ihya etmek, hem de üniversiteyle birlikte şehrin ve bu kutsal bölgenin imarı ve kalkınmasını sağlamak olmalıdır diye değerlendiriyordum.

    Bu açıdan bakınca da; Kazakistan ve Türkiye Cumhuriyetlerinin ortak üniversitesi olan üniversitenin bu şehre yapılmasını bütün kalbimle onaylıyor ve tıpkı bir yüzüğün kaşı gibi Türk dünyasındaki yerini bulmuş olduğuna inanıyordum. 

   Yönetim kadrosu da özenle seçilmiş gibi, Türklüğün ve Türkçülüğün yolbaşcılarından oluşmuştu. 

   Bütün Türk dünyasında bilinen, birçoğunda yaptıklarıyla iz bırakmış olan Sayın Namık Kemal Zeybek, mütevelli heyetin başkanı, Feyzullah Budak hem rektör yardımcısı hem mütevelli heyet üyesi, yine Türkçü prof dr. Gülçin Çandarlıoğlu ise Rektör vekili olarak görev yapıyordu. 

O tarihte Kazakistan milli eğitim bakanlığı görevinde bulunan Prof. Dr. Murat Jirinov ise üniversitenin hem kurucu Rektörü hem mütevelli heyet üyesiydi. Ve her iki devletin seçip atadığı diğer seçkin insanlar…

   Bu kadronun öncülüğünde alınan kararlar sayesinde Üniversitede, (dünyanın neresinde Türk varsa oradan), her yıl kontenjanla belirlenen sayıda gençler bir araya toplanmış, birkaç hektarlık bir arazi üzerinde adeta bir TURAN kalesi kurulmuştu.

   Gidişimin ikinci yılından itibaren üniversite Rektörlüğüne Kazakistan milli eğitim bakanlığı görevinden ayrılan, kurucu Rektör Prof. Dr. Murat Jirinov yeniden döndü. Türklük ve Türkçülük bilinci sağlam, yönetim tecrübesi yüksek bu seçkin insanla, çok uyumlu çalıştım.  Dört yıllık süre içinde hiçbir talebimin geri çevrildiğini hatırlamıyorum. Bu yüzden kendisini saygıyla ve hasretle ve dostluk duygularımla anmadan geçemeyeceğim.

   İşte böyle muhteşem bir ortamda hayatımın en anlamlı beş yılı geçti.

   Hiç unutamayacağım bir anıyla, sadece satırbaşlarına dokunarak duygularımı yansıtmaya çalıştığım bu metni, Üniversitenin dil merkezi müdürlüğündeki başarılarına tanık olduğum ve Türk dünyası sevdalısı sevgili dostum Cemal Şafak hocamın istediği uzunlukta sonlandırmaya çalışacağım.

   Ahmet Yesevi Üniversitesinde, kendisini tanımaktan onur duyduğum, Türk’ün büyük oğullarından biri olan halk bilimci Prof. Dr. Rahmankul Berdibayev Kazak Dili ve Edebiyatı bölüm başkanı idi.

   O’nu, ben de her tanıyan gibi, günümüzün Dede Korkut’u yerinde görür, o ölçüde sever ve saygıda kusur etmezdim.

   Üniversitenin gelişen şartları tahtında bütçe dışı gelir kaynakları planlanma safhasına gelindiği için mali yapılanmaya DÖNER SERMAYE sisteminin ilave edilmesi gerekiyordu. 

   Türkiye üniversitelerindeki örneklerinden yararlanarak yönetmeliğini hazırlayıp Rektör beye taktim etmiştim.

-Senatodan geçirelim dedi. 

   Takriben 20-25 gün sonra toplanan senato üyelerine, teknik konuları izah için tam yeterli olmayan (Kazakçamla) döner sermaye sistemi anlatıyorum ama, kimsenin anlamadığını bakışlarından seziyorum. 

   Birkaç kez tekrara düştüğümü, daha doğrusu zorlandığımı fark eden Rahmankul ağam, ayağa kalkıp senato üyelerine dönerek;

   “Bu kişinin anlatılanlardan ben de bir şey anlamadım. Ama ben bu kişinin üniversitemize yaptığı hizmetleri yıllardan beri görüyor, üniversite için düşüncelerini biliyorum. 

Yapmak istediği muhakkak iyi bir şeydir. Kabıldıymız. Kol köteriniz.” Dedi ve önergem oy birliği ile kabul edilmişti.

   Bu büyük insanın 8 Aralık 2017 günü hakka yürüdüğünü duyduğumda, göz yaşlarımı tutamayarak, beş yıllık hizmetimin paha biçilmez madalyası olarak hafızama yazdığım yukarıdaki cümlelerini hatırlamıştım. Aziz ruhu şad olsun. Hatırası önünde bir kez daha saygıyla eğiliyorum.

   Dostlarımdan ve sosyal medyadan izleyebildiğim kadarıyla; Türkistan şehri artık Güney Kazakistan’ın eyalet merkezi oldu. İmar edilmiş ve kalkınmış bir Türk şehri olmuştur…Üniversite Türk dünyası için bilim merkezidir.

   Umarım Ahmet Yesevi atamız da PİR-İ TÜRKİSTAN… adıyla asırlar boyu hafızalarımızda yaşar.

Yazar
Cemal ŞAFAK

Cemal ŞAFAK 1952 yılında Ardahan ili, Çıldır ilçesi, Aşık Şenlik köyünde dünyaya geldi. İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimini Kars’ta tamamladı. Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsünden mezun oldu. Eskişehir Anadolu Ünive... devamı

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen