Yıllar önce Kerkük Türklerine yapılan baskıyı duygularımın yivlerinden döne döne çıkan aşağıdaki mısralarla kağıda dökmüştüm. Ardından mezalim devam etti. Karabağ faciasını hatırlayacaksınızdır. Bebelerin bile Ermeni süngüleriyle karınlarının deşilip dünyaya reklam için gösterildiği vahşeti… Neyse ki bu mezalimin cevabı kısa zamanda verildi. Vahşet bu sefer başka bir Türk aleminin başka bir coğrafyasında devam etti. Ne yazık ki buna cevap verecek ne kudretimiz ve ne de ekonomik gücümüz yeterli olamadı. Anlayacağınız Uygur Türkleri çaresizce kendi soykırımlarını kanlı göz yaşlarıyla izledi. Bırakın kendilerini onlarla birlikte bütün dünya uzaktan izlemekle yetindi. Birkaç Avrupa ülkesinden çıkan cılız sesler de bu zulme engel olamadı. Biz mi? Biz sadece demagoji yaptık. Acı çeken soyumuza elimizi bile uzatamadık. Onları Çin zulmü yangınından kurtaracak ne bir Türk topluluğu ve ne de bir Müslüman ülke bulunamadı. Şimdi de milyonlarca Türk’ün yaşadığı İran, Amerikan ve İsrail uçakları tarafından bombalanarak yerle bir ediliyor biz yine gözümüzdeki sütreyle günlük yaşamaya devam ediliyoruz. Bize ölüm kusan uçakların sahibi pelüş kafalarla sarmaş dolaş pozlar veriyoruz. Vah ki ne vaaah…!
Ben de bağrı yanık biri olarak aşağıdaki mısralarla teselli bulmaya çalışıyorum.
Kalk ey yüce ülküm…Ayağa kalk…!
Kalk ey ufkunda
Kızıl elma fidanı
Büyüten Soyum!
Kalk ey toy düğünlü
Yüce Turanım!
Kalk ey tarihin
Nefes alıp verdiği
Kıpçak, Karluk, Oğuzum!
Kalk ve hak ol,
Zor gündeki
Bozgurt ol!
Kalk ey beş yüz milyonluk
Çılgın Türk!
Kalk ey Ay ve Yıldızım!
Men yalgızam…
Men yalgızam…
