Zamanın Fısıltısı

​            İstanbul’un en gürültülü caddelerinden birinde, modern binaların arasına sıkışmış, sıvası dökülmüş eski, taş bir dükkân vardı. Boyası eskimiş tabelasında ise sadece “Eskimeyen Zamanlar” yazıyordu. Dükkânın sahibi Agâh Bey, seksenli yaşlarında, gözlüklerinin üzerinden dünyaya nezaketle bakan bir adamdı. Agâh Bey sadece saatleri tamir etmez, her saatin sahibine dair bir hikâye fısıldadığına inanırdı.

​            Mihrişah, hayatın hızına yetişmeye çalışan, her sabah kahvesini içerken bile bir sonraki toplantısını düşünen genç bir mimardı. Bir gün, rahmetli anneannesinin hediyesi olan saatinin bozulduğunu fark etti ve tamir ettirmek için Agâh Bey’in dükkânına götürdü.

Dükkânın içine adım attığı anda dışarıdaki korna sesleri ve kargaşa bıçak gibi kesildi. İçerisi tik-tak seslerinden oluşan devasa bir ormanda yürümek gibiydi. Duvardaki saatlerin sesi ile kendini Harikalar Diyarına ışınlanmış gibi hisseden Mihrişah, bir ses ile irkildi:

​“Buyurun evladım.” dedi Agâh Bey, masasının üzerindeki mercekten kafasını kaldırmadan. “Zamanın neresinde kayboldun?”

​            Mihrişah şaşırdı. “Sadece saati tamir ettirmek istiyorum. Çalışmıyor, bozuldu sanırım.”

​            Agâh Bey saati eline aldı, inceledi ve gülümsedi. “Bu saat bozuk değil evladım. Sadece küsmüş. Onu yeniden yürütmek için önce durduğu anı anlamak gerekir. Bana üç gün müddet ver ki sebebini anlayayım.”

​            Mihrişah, o üç gün boyunca dükkâna her gün uğradı ve her uğradığında Agâh Bey’i farklı bir işle meşgul bir halde buldu. Bir gün bir duvar saatinin yelkovanını parlatıyor, diğer gün minicik bir dişliyi yağlıyordu. Ama hiçbir zaman acele etmiyordu.

​“Neden bu kadar yavaşsınız?” diye sordu Mihrişah ikinci günün sonunda. “Dışarıda hayat akıp gidiyor ve benim bir dünya işim var. Her gün buraya uğrayacak kadar zamanım yok.”

​ Agâh Bey, elindeki fırçayı bıraktı ve Mihrişah’a baktı. “Hız, çoğu zaman bir yere yetişmek için değil, bir şeylerden kaçmak içindir. İnsanlar anın içindeki güzelliği göremedikleri için sürekli geleceğe koşarlar. Oysa gelecek, sadece henüz yaşanmamış bir şimdidir.”

​            Mihrişah o gece evine gittiğinde ilk kez telefonunu bir kenara bıraktı ve pencereden yalnızca dışarıyı izledi. Sokak lambasının altında birbirleri ile oynayan kedileri, rüzgârda sallanan çınar yapraklarını fark etti. Yıllardır görmediği detayları görmeye başladı. “Burada bir elma ağacı mı varmış?” diye geçirdi aklından. Sanki gözleri yeni açılmış bir kör gibi hissetti kendini.

​            Üçüncü günün sonunda Mihrişah yeniden Agâh Bey’in dükkânına gitti. Agâh Bey, saati bir kadife kutunun içinde masaya koymuştu. Saat, sanki yeniden canlanmış gibi güçlü ve kararlı bir şekilde tik-tak ediyordu.

​“Borcum ne kadar?” diye sordu Mihrişah cüzdanını eline alarak.

​Agâh Bey başını salladı. “Bunun bir ücreti yok. Ama bir şartım var. Bu saat artık doğru zamanı göstermeyecek.”

​Mihrişah şaşkınlıkla saate baktı. Akrep ve yelkovan normal bir şekilde ilerliyordu ve duvardaki saatler ile aynı zamanı gösteriyordu. “Nasıl yani? Gayet düzgün çalışıyor işte.” dedi.

​“Hayır.” dedi yaşlı adam bilgece bir gülümsemeyle. “Bu saati her kurduğunda, sana hayatın ne kadar kısa olduğunu değil, şu anın ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatacak şekilde ayarladım. Eğer çok hızlanırsan, bu saat geri kalacak. Eğer durup nefes alırsan, seninle aynı ritimde atacak.”

​            Mihrişah dükkândan çıktı. Cadde yine kalabalıktı, arabalar yine korna çalıyordu ama Mihrişah artık koşmuyordu. Bileğindeki saate baktı; o an, yanından geçen yaşlı bir teyzenin elindeki poşetlerin ağırlığını fark etti ve ona yardım etmek için durdu.

​            Yıllar sonra Mihrişah, çok başarılı bir mimar oldu. Tasarladığı binaların en büyük özelliği, içinde insanların durup nefes alabileceği geniş ve huzurlu bahçelerin var olmasıydı. Anneannesinden kalan o saat ise hiç durmadı. Çünkü Mihrişah, zamanı kovalamayı bırakıp onunla birlikte yürümeyi öğrenmişti.

​            Hayat, akrep ile yelkovan arasındaki o dar boşlukta değil, o boşluğu neyle doldurduğunuzda gizlidir.

Yazar
Demet BALTA

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen