Güncel Yazılar

Hicran GÖZE

Bir tek Müslümanlık vardır ama Türk’ün Müslümanlığı edeple çok fazla dostluk kurduğu için daha bir başkadır. Oğluna isim koyarken, çok ince bir düşünüşle Muhammed ismini Mehmet yapan Türkün Müslümanlığı edeb ve hürmet duygusu ile doludur. Arap dünyası Muhammed isminden geçilmezken Türk’ün dünyası Mehmetlerle doludur. Bu dini, kanı ile canı ile temsil ve müdafaa eden yüzbinlerin ise bir tek ismi vardır “Mehmetçik”…

Türk Osmanlının Kâbe'yi korumak, icabında kanını dökerek korumak için yaptırdığı “ECYAD”(1781) kalesini yerle bir edip o mukaddes yerin toprağına bir de utanmadan Zemzem towers diye ad taktıkları gökdeleni, darbhâne gibi para basan o heyulayı yapan Suudî arabın müslümanlığı ise böylesine edebten uzaktır işte...

Bu 60 – 80 katlı, altında alışveriş merkezi de bulunan Kâbe’ye tepeden bakan gökdelenin astronomik fiatlarla zenginlere arzedilen katları ve odaları zengin hacıları hatta müridleri ile bu heyulanın bir katını kapatan şeyh efendileri de ağırlamaktadır. Astronomik fiyatlarla… Evet bir tarafta pislik ve bakımsızlığın hüküm sürdüğü, sineklerin kaynadığı o mukaddes toprak ve oraya bâzıları ölmek için gelmiş fakir hacılar… Karşılarında ise akıl almaz bir utanmazlık ve saygısızlıkla o mukaddes suyun adının verildiği bu heyula… Mezarları güya dinî hassasiyeti ile sapıkça yerle bir eden vahhabî Suudî’nin dinî hassasiyeti nedense para basan bu cehenneme götürücü sarayı yaparken, ona zemzem towers adını verirken yokoluvermiş.

Mısırın pisliği, Afganistan’ın Endonezya’nın, Bengaldeş’in sefaleti… Bu sefaletin karşısında Petrolü yetmiyormuş gibi Haccı, Umreyi turistik geziye döndüren zengin müslümanları Zemzem towers’a dâvet eden Suudî’nin açgözlülüğü… Bu dâvete memnun ve keyifli kekrar tekrar icabet eden Müslümanlar… Evet iki kere, üç kere, yetmedi beş kere… Rahmetli eşim Ergun Göze kendisini ziyarete gelen, iftiharla hacca üç veya dört kere gittiğini anlatan bir hacıya şu suali sormuştu. “Çok güzel de, zekâtını da üçe dörde katlayarak veriyor musun? Farz olan ibâdetlere bile nefis ve keyif karıştı mı ne olur? İbâdet olmaktan çıkar mı çıkmaz mı? Fetva veren din alimlerimiz son zamanlarda pek çoğaldı, cevabını onlar versin! 
Ne yazık ki son günlerde sağda olsun solda olsun bâzı yazarların muhalefet yapacağım diye Kerim Sadi ve benzerleri gibi Rusya’da komünizm tahsil etmiş, Osmanlı’yı Rus’un gözü ile değerlendiren bâzı kişileri kaynak göstererek, batılıların bile düşmediği bir insafsızlıkla iftiralarla kuşattıkları Osmanlı ise, her sene hac zamanında sürre alayları gönderek fakirleri doyurur, sevindirirdi. Osmanlının müslümanlığı edeble taçlandırılmıştı. 600 sene bu edeble devam etmiş, Osmanlı’nın kurucusu Osman Gazi Şeyh Edebali’nnin odasında duvarda asılı duran Kur’ana hürmeten ayaklarını uzatarak uyuyamamış 6 saat diz çökerek oturmuştu. Arap dünyasında olmayan bu edeb anlayışı yediden yetmişe sadece Türk Osmanlı’ya hastır. İnternette Kâbe’ye bir canavar gibi yercesine tepeden bakan bu dev kuleyi görünce âdeta şok geçirerek Osmanlı şairi Urfalı Nâbi’yi ve onun Osmanlı’ya hâkim olan edebin pırıltılarını taşıyan bu mısrâlarını hatırladım.

Nâbi IV. Mehmed devrinde bir kısım devlet ricâliyle hac niyetiyle Mekke, Medine yollarındadır. Medine-i Münevvere’ye çok yaklaştıkları gece Nâbi heyecandan uyuyamamış, kafilede bulunan Eyüplü Rami Mehmet Paşa’nın ayaklarını Kâbeye doğru uzatmış derin bir uykuya dalmış olduğunu görünce ise ürkerek Paşa’yı edebe dâvet eden bu mısrâlar dilinden dökülüvermiştir:

“Sakın terk-i edebten kuy-u mahbûbu Hüdâ’dır bu
Nazargâh-ı ilâhidir Makâm-ı Mustafâdır bu”
Müraacâtı edep sevkiyle gir Nabi bu dergâha
Metaf-ı kudsiyadır, busegâh-ı enbiyadır bu.”

Edep Yâ hu! Levhalarının Müslüman Türk’ü evinin duvarlarından ikaz ettiği devirler çok da uzaklarda değil ama nedense bu levhalar gibi edeb de kayıp değerlerimiz arasına karıştı, kayboldu gitti… Tabii ayakta durması edeble mümkün olan diğer hasletlerimiz de…

 

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

3859439