Şu Karşıki Dağda…

Havada kar sesi olur bazen. Kar, kar üstüne düşer.

İnceden bir kar yağar Ahmet Muhip Dranas’ca;

“Kardır yağan üstümüze geceden,
Yağmurlu, karanlık bir düşünceden,
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze, inceden.”

Karacaoğlan’ın ötesindendir bu;

“İncecikten bir kar yağar,
Tozar Elif Elif diye.
Deli gönül abdal olmuş,
Gezer Elif Elif diye.”

Kar sesini duyarız Yahya Kemal’ce;

“Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu.
Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu.”

Sezai Karakoç da diyor ya;

“Karın yağdığını görünce,
Kar tutan toprağı anlayacaksın.
Toprakta bir karış karı görünce
Kar içinde yanan karı anlayacaksın.”

Ama kar Cenap Şahabettin’ce şöyle;

“Bir beyaz titreyiş, bir dumanlı uçuş,
Eşini kaybeden bir kuş
Gibi kar.”

Yaralı bir kuş Cahit Sıtkı Tarancı’da;

“Esiyor tane tane yine beyaz bir rüzgâr.
Söyleyin hangi kuşun kanatları yolundu.”

Sadettin Kaplan yazmış;

Bir-bir uzaklaşmakta konaklanacak hanlar,
Yolcular yoruldukça, yollara kar yağıyor.
Heybedeki azığı kim düşünür kim anlar,
Eller nasırlandıkça, kollara kar yağıyor.

Nerde o doludizgin gem azıda heyecan,
Dev bedene yük oldu o kuş tüyü gibi can,
Ne kırk yılın hatırı ne sunulan bir fincan,
Bize doğru uzanan ellere kar yağıyor.

Hayal değirmeninde öğüttük öğütleri,
Öldürdük içimizde dağ gibi yiğitleri,
Bu serseri sokakta kanıksadık “git”leri,
Bin ümitle beklenen “gel”lere kar yağıyor.

Gönlüme gergef olan yâr hayali nerede?
Gözlerimin izleri tül oldu pencerede,
Düğümlendi türküler paslanan hançerede,
Düştü mızrap sustu saz tellere kar yağıyor.

Gönlümden elvan-elvan nice hazlar geçiyor,
Sevda sultanlığında imtiyazlar geçiyor,
Nice bâkire bahar ne dul yazlar geçiyor,
Her mevsimde açtığım dallara kar yağıyor.

Bazen Sarıkamış’a yağar kar bazen içimize.

Feyzi Halıcı Ağabey’in de ellerine yağmış;

“Yalınca bir dağ-başında,
Ellerime kar yağıyor…
Yazın yaz, kışın kış Tanrım,
Bu ne mayalanış, Tanrım;
En güzele, en korkunca,
Teselliler sonu, bunca,
Gök-yüzünde unuttuğum
Ellerime kar yağıyor…

Bu, yapraktan ince can’lar,
Bu kubbe kubbe ezanlar.
Bu dualar, rahmet rahmet,
Aşk, ışıtan can-evimi,
Bu başlangıç, bu nihayet,
Bu gördüğüm düş benim mi?
Nice dillerin telaşı?
Tekmil bir geceye karşı,
Alev alev gözlerimden,
Ellerime kar yağıyor…

Adımlar işte, ard-arda,
Gayrıca beklemek olmaz.
Açın perdeleri bütün,
Mavi mavi aynalarda,
Uyanmak üzre, doğan gün.
Kulu kurbanı olduğum,
Mutluca toprakta tohum.
Çiçek, niyazlar içinde,
Dal’ın türküsü bembeyaz,
Serpil serpil duyuyorum,
Bardaktan boşanırcasına,
Kopmuş takvimlere inat,
Duygu duygu kanat kanat,
Ellerime kar yağıyor…

Bu deniz boyu dalgalar,
Bu Müslüman dakikalar;
Her nefes alış-verişte
Duyduğum, bu gerçek işte…
Muştular içinde sazım,
Bu mu benim alın-yazım?
Dostlar görmüyor musunuz?
Çağrılar içinde, sonsuz,
Hep zamanların dışında,
Yalınca bir dağ başında
Ellerime kar yağıyor…”

Meczuba sormuşlar “Dünya nedir?” diye. Demiş ki “dünya bir ateştir.”

Aklını demlersen bilgi, kalbini demlersen irfan, ruhunu demlersen aşk olur. Üçü de demliyse sen güzelsin.

Kar, önce yücelere yağarmış ya…
Dağlara doğru gittim. Kar var, dağ var, demli çay zaten var.

Yazar
Mehmet Ali KALKAN

Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor Sanat Enstitüsünü ve Çukurova Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünü bitirdi (1980). Bir müddet Eskişehir Belediyesinde ... devamı

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen