Uzun zamandır hayalimde olan, 12 (1994-2006) yıl görev yaptığım Ahmet Yesevi Üniversitesindeki yıllarıma ait bir albüm kitap hazırlama düşüncesini gerçekleştirmek istedim. Arkadaşlarımızın hizmetleri, akademisyen ve idarecilerimizin fedakarlıklarının kalıcı olması bakımından bu çok iyi niyetli hayalime katkı sunan, bu anlamlı göreve teşvik eden dostlarıma müteşekkirim.
Yıllar geçiyor sessiz sedasız. Selçuk Uysal kardeşimin dediği gibi “Geçen Değil Uçan Yıllar” oldu bizler için zaman. Bizim başımızdan geçen olaylar ve yaşadıklarımız, hepimizin yüreklerinin ya da akıllarının bir köşesinde saklı kalmamalı. Belki bugünlerde hiç de önemsemediğimiz nice hadisenin gün yüzüne çıkması, kalıcı olması bizleri olduğu kadar gelecek nesilleri de alakadar etmesi açısından çok önemli. Yaklaşık 40 kadar arkadaşımdan, büyüğümden ya da kardeşimden o yıllara ait kısa bir yazı ve birkaç fotoğraf istedim. Gelen yazı ve resimleri tek tek okuyup bakarken geçmiş değil de uçup giden yılların ne kadar anlamlı ve ifadeye değerli belgeler olduğunu çok ama çok yakından fark ettim. Şimdiden bu konuya gönül bölüp duygularını ve yaşadıklarını nakleden kalemlere teşekkürlerimi ifade ediyorum.
Yazılarda isimler okuyacaksınız. Adeta resmi geçit yapar gibi. Her soydan, her boydan… Ama hepsi bir ocağın canı gibi. Bir şanırakta[1] toplanmış aynı duyguları yaşayan, dillerinde çok az farklılık olsa bile birbirlerini anlayan bireyler.
Yazılarda yer adları okuyacaksınız. Çoğumuzun adlarını duymadığımız, dünyanın hangi köşesinde bulunduğunu bile fark etmeden yaşadığımız bizim olan canların nefes alıp verdiği ve yurt edindiği topraklar.
Yazılarda boy adları okuyacaksınız. Onlarca topluluğun hangi sistem içerisinde nasıl yaşadığı, inançlarının neler olduğu, nelerden hoşlanıp nelerden nefret ettiklerini kendinize beyin yakan sorular sorarak tanıyacaksınız.
Yazılarda yoklukları, zorlukları, imkansızlıkları, geçimsizlikleri, anlaşmazlıkları, yalnızlıkları, birliktelikleri, doyumsuz sohbetleri, arkadaşlıkları, fedakarlıkları ve hoşgörüyü okuyacak ve “kim ki bunlar?” diye merak edeceksiniz.
Yazılarda Türkistan’la ilgili hem yakın tarihi hem arkeolojik özellikleri hem de bölge insanının karakteristik yapısını sarsıcı bir üslupla okuyacak, insanımızın kültür yapısı ve geleneklerini en yaygın şekilde satır aralarında hissedeceksiniz.
Yazılarda ortak dil anlayışının milletimize hangi yeni sayfalar açtığını, hangi kilitli kapılar arkasında bizim olan söz bayrağımızın dalgalandığını, oralarda bu konudaki sessiz sedasız uygulanan hizmetleri bir akademik bakış açısıyla okuyacak ve takdir edeceksiniz.
Yazılarda üniversitemizde öğrenci statüsünde yer alıp şu anda belli bir kariyer sahibi olan bazı doktorlarımız, yazarlarımız, akademik alanda görev yapan değerli şahsiyetlerimizin o dönemlerde yaşadıklarını, duygularını bir “Yesevili” hassasiyeti içinde yansıttıklarını okuyacaksınız.
Ve satır aralarında hep parmağının gösterdiği hedefe yürüdüğümüz yıldızlar kadar parlak serdengeçtiği ve onun asırlar sonrasına devrettiği mukaddes bir otağın kuruluş ve gelişmesini okuyacaksınız.
Kısacası bizleri, bizim olan değerleri okuyup zamanın bazı değerleri hiç ama hiç yok etmediği anlayışına şapka çıkacaksınız.
Bu anlamlı belgenin yayınlanmasına maddi katkı sağlayan mezunlarımızdan Selimcan İsmailov’a ayrıca teşekkür ediyorum.
Çalışmamın geleceğimize ışık tutması dileği ile…
[1] Şanırak: Ocak, aile anlamında… “Köp Türk enşi alıp taraskanda/ Kazakka kara şanırak kalğan jokpa” M.C.
