Nazar…

Sözlükler; imrenme, özenme, hayranlık veya kıskançlıkla bakıldığında insandan hayvana, canlıdan cansıza kadar bütün varlığa kötülüğünün dokunduğuna, canlılara hastalıktan ölüme, cansızlara kırılmadan bozulmaya kadar pek çok biçimde zarar verdiğine inanılan gizil güç ve uğursuzluk diye tanımlıyor.

Arapça kökenli bu kelimenin Yunus Emre’nin “Mevlâna Hüdavendigâr bize nazar kıldı/anun görklü nazarı gönlümüz aynasıdır”, Barış Manço’nun “nazar eyle nazar eyle/gel yanıma pazar eyle” veya günümüz âşıklarından Maksut Koca’nın son günlerde çok popüler olan “uzaktan ettim nazar/bu pazar başka pazar/dost dosta kuyu kazar/kime güveneceksin” mısralarındaki “bakma”, “bakış” şeklindeki sözlük anlamı ve ona bağlı nüanslar, bu yazıda bahsi diğerdir.

Türkçede “kem göz” veya “göz değmesi” olarak da ifade edilen bir halk inanışı olan nazar; Arapçada “al-ayn”, İspanyolcada “mal de ojo”, Portekizcede “mal de olho”, Fransızcada “mauvais oeil”, İtalyancada “malocchio”, İngilizcede “evil eye” veya Almancada “böser blick” şeklinde olmak üzere pek çok kültürde karşımıza çıkıyor. Balkan dillerinde “urok” gibi yerel kelimelerin yanında Türkçeden geçen “nazar” da yaygın olarak kullanılıyor.

İnanışa göre insan dışındaki canlıların nazarı değmezken, Türkiye’de “çakır göz” denilen yeşil veya mavi gözlülerin -bazı kültürlerde de örneğin cüce, albino olmak gibi kusur olarak görülen dikkat çekici özellikleri olan kişilerin- nazarının diğer insanlara göre daha etkili olduğuna inanılıyor.

Peygamberimizin bir hadisinde “nazardan Allah’a sığınınız, çünkü göz değmesi gerçektir” dediği rivayet edilir ki, Müslümanlar arasında nazardan korunmak amacıyla söylenen diller pelesengi Arapça kökenli “maşallah” sözü, “oy maşallah maşallah/nazar değmez inşallah/dokuz ayın içinde/bir oğlu olur inşallah” manisinde olduğu gibi Türk kültüründe de köklü bir yer edinmiştir.

Altından gümüşe, kemikten ahşaba, taştan toprağa kadar pek çok şeyden nazarlık üretilir, nazardan korunmak istenen kişi veya varlığın görünür yerine asılıyor veya takılıyor. Çeşitli form ve biçimlerdeki nazarlıklar, maşallah yazısı, muska, hamaylı, mavi boncuk, Hz. Fatma eli, delikli taş, sarımsak, kartal pençesi, hurma çekirdeği, iğde dalı, yumurta kabuğu, kurban gözü, at nalı, koç, geyik boynuzu veya sığır kafatası, üzerlik, çörek otu, kuru karanfil gibi pek çok şey ve nesneden yapılıyor.

Halk arasında göz boncuğu da denilen mavi boncuk bunlar arasında en yaygın olanı ve bilinenidir. Nitekim geçmişte daha çok iğde dalı ile ipe dizilerek bebeklerin beşiklerine, çocukların omzuna veya nazar değmesinden korkulan şeylerin görünür yerlerine asılırdı. Günümüzde ise nazar boncuğu çok çeşitli formlarda üretilmekte ve Türkiye’nin ticari ve turistik bir değeri olarak uluslararası alana tanınmaktadır. Bu bahiste, Nasreddin Hoca fıkralarından günümüz şarkılarına yansıyan “mavi boncuk kimde ise benim gönlüm ondadır” hikâyelerini bilirsiniz.

Geçmişte Osmanlı padişahlarının nazardan korunmak için giydikleri tılsımlı giysiler, taktıkları tılsımlı yüzükler günümüzde Topkapı Saray Müzesinde sergilenirken, çocuk şehzadelerin görünür yerlerine ve yeni doğanların beşiklerine nazar boncuğu ve muska takılırdı. Hatta bazı padişahların kabul sırasında kendisini aşırı öven, iltifat eden yabancılar için “söyleyin şuna kendi dilinde maşallah desin” dediğine dair rivayetler meşhurdur.

Osmanlı çağında “isabet-i ayn” da denilen ve halk arasındaki tam karşılığı “göz değmesi” olan nazar; deyim, atasözü, dua, beddua gibi pek çok kalıp sözün, nazardan korunmaya yönelik pek çok uygulama ve objenin, takının ortaya çıkmasını sağlamış, etrafında geniş bir kültür yaratmıştır.

Nazarın değdiğine inanılırsa, meşhur Mardin türküsünün “dama seriyor hedik/saçları bellik bellik/üzerlik götüreyim/gelmesin sana kemlik” dediği gibi hemen halk inanışları devreye girer; nazara uğrayana üzerlik otundan tütsü yapılır, başında tuz çevrilir, kurşun döktürülür ve nazar muskası yazdırılır, elbisesi gizlice ateşe atılır, ısındığı ateşin közü söndürülür.

Nazar etrafında pek çok deyim ortaya çıkmıştır: Mesela “nazar etmek” deyimi, kültürümüzün tarıma dayalı büyük aile yapısında alevlenen gelin-kaynana atışmasında “saçlar düşmüş gerdana/gelin çıktı meydana/nazar etme a kaynana/oğlun sevmiş ağlama” şeklinde maniye yansımıştır. Halk arasında beklenmedik, ani ölümlerin nedenleri sorgulanırken “nazara uğramak”, “nazar değmek” “nazara gelmek” veya “nazardan çatlamak” deyimleri kullanılır. Bu deyimler, “ambar üstü hızardan/yar geliyor pazardan/çok sallanma sevdiğim/çatlatırlar nazardan” veya “geliyorsun pazara/uğratırlar nazara/sana nazar değdiren/kendi girsin mezara” gibi sayısız manide karşımıza çıkmaktadır.

Güzele, iyiye, başarılıya “Allah nazardan saklasın” diye alkış; nazar edene “gözü olanın gözü çıksın” veya “elemtere fiş kem gözlere şiş” diye kargış verilir. Hiç olmazsa son zamanlarda kamyon veya dolmuş arkasına yazılan taşıt sözlerinde olduğu gibi “nazar etme ne olur/çalış senin de olur” diye ricada bulunulur.

“Mezar yarısı nazar” veya “nazar insanı mezara, hayvanı kazana sokar” atasözlerini doğrularcasına nazar, Mucurlu şair Mustafa Turan Güngör’ün “boynuna takmıştım mavi nazarlık/Azrail’le edemedim pazarlık/aldı sevdiğimi zalım mezarlık/cananı toprağa gelin eyledim” mısralarına yansımış; Gülşen Kutlu ile Taner Olgun’un dilinden ve telinden günümüzün meşhur ağıtlarından birinin konusu olmuştur.

“Armudu dalında pazar eyledim/kaşına gözüne nazar eyledim” türküsündeki gibi imrenilerek bakılana göz değdiğini bilen ve sevdiğinin üzerine titreyen, onu “kem gözlerden korumak isteyen Anadolu kadını “Alim gitme pazara/uğratırlar nazara” diye korkusunu dile getirse de, felaket önlenemiyor olmalı ki ağıt, “Alim öldü diyenler/kendi girsin mezara” diye devam ediyor.

Bu isimsiz Anadolu kadınının “Ali’si” için yaktığı ağıttaki acıya, uzaklarda bir sahilde Edgar Allan Poe, Annabel Lee için yazdığı “göklerde uçan melekler bile/kıskanırlardı bizi/bir gün işte bu yüzden göze geldi” mısralarıyla ortak oluyor, onlara Yahya Kemal’in “nice günler bakarak dalgalara/dediler: uğradı Leyla nazara” diyen hüznü ekleniyor.

Ben nazar etrafında oluşan zengin kültür ve sanat birikimini ve babamdan öğrendiğim şekliyle en iyi bildiğim el sanatı olarak iğde dalından nazarlık yapmayı seviyorum. Nazara inanmak ve korunmaya yönelik pratikleri yapmak keyfinize kalmış. Ama lütfen günümüzde nefes veya tükürük yoluyla bulaşabilen hastalıkları dikkate alarak sevdiklerinizi nazardan korumak istediğinizde yüzlerine “tü tü tü” yapmadan “maşallah” deyin.

Belki de en güzeli ve hayırlısı bütün bu pratiklerin yanında “sadaka nazardan korur” inancıyla “başımın gözümün sadakası olsun” diyerek muhtaç durumda olanlara yardım etmektir.

[i] Prof.Dr., Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Halk Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi, UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Başkanı.

Yazar
M Öcal OĞUZ

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen