Nasırlaşan Yürekler

Tam boy görmek için tıklayın.

Bazan insan yorulur ya, hani gönül yorgunluğudur bu… Bazan tatsız tuzsuz gelir güzelim lokmalar… Gülmek değil, gülümsemekte zorlanırsınız ya, işte öyle bir yorgunluk…

Güzelim ülkeme bakarsınız, neler oluyor dersiniz, niye bu haldeyiz diye sorarsınız ve gönlünüz yorulur işte!

Yürüyüşe çıktık bir dostumla. Sakin sokaklardan birinde, bir Çınar ağacının dibinde gencecik bir kız hıçkırarak ağlıyor, genç bir adamın koluna sarılmış, yalvarıyor:

“-Böyle olmaz. Böyle bırakamazsın beni. Bebeğim üç aylık oldu.”

Adam şiddetle çekiyor kolunu, arsızca bağırıyor:

“-Bana mı sordun? Başının çaresine bak!”

Kız koluna tekrar yapışıyor adamın:

“-Hani evlenecektik? Bebeğim…”

Göğsünden iteliyor kızı kalpsiz insanımsı:

“-Eeee! Uzatma be! Vaz geçtim! Düş yakamdan. Ne malum benden olduğu? Hah, Bebekmiş! Ayak bağı!!!”

Hızlı adımlarla uzaklaşıyor.

Bebek?

Canlı, pembe yanaklı, yumuk elli, masum masum etrafa bakan, yeni doğmuş bir bebek canlanıyor, gözümün önünde… O minicik yavruyu yok et diyor cani!

Kız “bebeğim” diyor! Nasıl da benimsemiş!

Diyeceksiniz ki, kız suçlu, gitmeseydi o adamın peşinden…

Ama… Ama bebek dünya yolculuğuna hazırlanırken tek kadının mı emeği veya günahı var? Bin bir dil dökerek kadını kandıran erkeğin hiç mi suçu yok?

Kadın hep el kiri mi olacak, hep fiziksel veya psikolojik şiddetin mağduru mu olacak?

Nerede Hz. Peygamberimizin (sav) zarafeti kadına karşı?

Nerede Türk Milletinin töresindeki kadının dokunulmazlığı?

Müslümanlık, Türklük, insanlık söylemlerini durmadan tekrar eden beylerin kadını incitmeleri neyin nesi?

Hani insan hakları?

Gerçekten yorulduk! Her gün bu utanç verici haberlerden, insanımızın düştüğü böylesi vahim şiddet sarmalından, insanlıktan çıkışını görmekten yorulduk, bıktık!

Eminim, hepinizin böyle hüzünlü, acı verici müşahedesi vardır. Bir virgül koyalım ve …

 Ne zaman yazdığımı hatırlamadığım bir şiir denememi görüşlerinize sunalım.

İnadına güzel bebek resimlerini, benim bir kompozisyonumu ve aşkı, sevgiyi, sevdayı temsil eden bir de minyatürü ekleyelim eskilerden, Safevî Döneminden…

KAF DAĞINDAKİ SEVGİLİ

Kaf dağında büyülü şarkıydı sevgili adında.

Aşk rengi gözleri haberdi kırlangıç kanadında.

 

Susuşu ayrılık bestesi, esrarlı vuslattı billur sesi,

Nihavend söylerdi gülüşü, gül saba idi sırlı nefesi.

 

Avazesi yankılanınca kalbi yanık gök kubbede kandil kandil,

Sanki yıkılırdı ol şehr-i Babil, kanat çırpardı sessizce ebabil…

 

Yalnız maşuklar fısıldardı aşkı yüce dağlara, sevdalı şebneme,

O saba beste için yalvarırdı yağmura, göz bebeğindeki neme.

 

Ama… Bitti an, geçti zaman, küstü mekân, aşk unutuldu Kaf dağında,

Aşıklar gitti eski bahara, Sam yelleri esiyor şimdi gönül bağında.

 

Sus ey söz, konuşma kelime, fısıldaşmayın heceler, harfler durun,

Bab-ı aşka el sürmeyin riyakârlar, kem gözlerinize kilit vurun!

Hayra karşı geliniz Efendim…

Suzan ÇATALOLUK

Yazar
Suzan ÇATALOLUK

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen