Kül Tigin, Odyssey, Shogun…
Tarih, destanlar, efsaneler, efsaneleşmiş şahsiyetler, elbette sanatlarla ilgisi…
Ve…
Şu birkaç aydır giderek artan bölücü taşkınlıkları, sokaklara ve ekranlara yansımasını kötü bir sinema filmi gibi seyretmek…
Sinema!
Odyssey…
MÖ XII veya XII. Yüzyıllarda yaşandığı iddia edilen, Batı Dünyasının edebiyatını, resmini, heykel sanatını fevkalade etkileyen İlyada ve Odesa destanlarının kahramanlarından İthaki Devletinin Kralı Odisseus…
Homeros’un ünlü iki destanı, epik şiirlerle var olmuş. Ama büyümüş de büyümüş: İnek gözlü Hera, Afrodit ve Athena, üç kıskanç tanrıça, Zeus, Apollon, Helen ve lüzumsuz Paris…
Konular konuları üretir de üretmiş…
Ama bu iki destanı Batı Sineması, özellikle Hollywood ısıtıp ısıtıp dünyanın önüne koyuyor.
Son yapım ünlü sinema dâhisi Cristopher Nolan’ın “Odyssey” adlı filmi. Dünya genelinde 1,352 milyar dolara ulaşarak büyük bir rekor kırdı. IMDb puanı 8.4
Tamamı IMAX 70mm kameralarla çekilen ilk kurmaca film olma özelliğini taşıyor ve her dalda ödül toplaması bekleniyor.
Filmin müziğini İsveçli sanatçı Ludwig Göransson yapmış. Sinema ve televizyon dünyasında çok sayıda dev projenin müziğini bestelemiş; 3 Akademi Ödülü (Oscar), 2 Altın Küre, 6 Grammy Ödülü kazanmış.
Filmi bir arkadaşımla seyrettim, tam bir görsel şölen. Elbette kıskançlıktan da ölecektim!
Konusu mu? Truva Savaşından sonra memleketine dönmeye çalışan İthaki Kralı Odiseus’un eve dönüşünün sıradan maceraları. Ama Nolan ve teknik ekibi işin içine girince ve ekonomi de çok güçlü olunca ortaya çıkan bir sanat eseri…
Aziz Dostlar,
Şogun’a gelirsek:
Şogun ünlü Japon dizisi.
1600’lü yıllarda geçiyor: Japonya’da ülkeyi bir arada tutan Taiko’nun ölümünden sonra feodal beylerin arasında şiddetli bir güç savaşı baş verir. Vekiller Konseyi’ndeki dört güçlü bey güçlenen Yoshii Toranaga’yı tuzağa çekip idama mahkûm etmek ister.
Ama bu samuray liderine talih güler ve Portekiz gemisi deli dalgalı Japon kıyılarında fırtınaya tutulur. Toranaga için bu bulunmaz fırsattır ve dil bilen Mariko Toranaga’ya olan sarsılmaz bir sadakat ile bağlıdır ama aşk da kapıyı çalmıştır!
Uzun hikâye: Neticede Lider Toranaga, parçalanmış, bitmek bilmeyen iç savaşlarla yok olmanın eşiğine gelmiş feodal Japonya’yı kurtarır, birleştirir; Şogun olma artık onun hakkıdır!
Toranaga tam bir satranç ustası gibi dahice siyasi hamlelerle rakiplerini sırayla saf dışı eder. Can dostları da onu ölümüne destekler, bunlardan biri de Mariko’dur!
Başrolde Hiroyuki Sanada var, Lord Yoshii Toranaga’yı canlandırıyor.
Dizide sisli, nemli yemyeşil ormanları, puslu havaları, Japonların geleneksel evlerini, yaşama biçimlerini, renk ve şiir zevklerini ve o yılların sanat anlayışını görüyorsunuz; hinlikleri, kurnazlıkları, adaleti, uzak ufuklar için, idealleri uğruna kendini feda edişleri de!
Toranaga’nın hedefine giderken yaşadıkları iç çekişmelerini, kararlılığını, şaşmaz bir şekilde hedefe yöneldiğini, ilkelerinden asla taviz vermeden satrançtaki en son hamleyi hesaplayıp nasıl “şah-mat” neticesine adım adım gittiğini seyrediyorsunuz.
Son Samuray, The Twilight Samurai, Mortal Kombat ve John Wick gibi dev yapımlardaki muhteşem oyunuyla şöhreti yakalayan Sanada sadece iyi bir oyuncu değil, aynı zamanda Hollywood projelerinde Japon Kültürünün, dilinin ve Samuray Tarihinin oryantalizme kaçmadan, tamamen gerçeklere bağlı, aslına sadık olarak yansıtılması için danışmanlık ve yapımcılık yapan bir kültür elçisi, yani çok başarılı kültür milliyetçisi.
Japonya’nın ünlü aktörünün Shōgun projesini kabul etmek için taviz vermediği kesin şartı, her konuda- kıyafet, saç, makyaj, hareket ve konuşma tarzı, aksesuarlar, tarihi bilgiler- Japon uzmanların çalışması. Sözleşmeyi bu şartı kabul edildikten sonra imzalıyor.
Sanada çok akıllı hareket ederek kaliteden asla ödün vermiyor. Sanatsal üstünlüğü seçerek büyük bir sabırla, bilgiyle Hollywood’un tam kalbine girerek kültürünü kabul ettiriyor.
Hem kendi kültürünü kıskançlıkla koruyor hem de dünyayı dışlamadan çok akıllıca evrensel köprüler kuruyor; kültürünü dünyaya kapatmak yerine, dünyayı kendi kültürüne hayran bırakmayı seçiyor.
Sanada’nın kültür milliyetçiliği tarihsel kostümlerin aslına uygun olmasından, samurayların kılıç tutuşundan, konuşulan eski Japonca diyalogların kusursuz biçimde ekrana yansıtılması ve dünyaya gösterilmesine kadar kendi kültürünü üstün bir sanat kalitesiyle sunması. Öyle ki çekimler sırasında en ufak bir hatada kamerayı durduruyor, o ağır kıyafetleriyle gidip askerin azıcık eğilen kılıcını düzeltiyor, tek tek konuşmaları dikkatle dinleyip 1600’lerin Japoncasını denetliyor.
Sanada Japonca diyaloglar konusunda bu kadar ısrar etmesinin ve dizinin neredeyse tamamını Japonca çekmesinin sebebine gelince: Kelimeler tarihle yüklüdür, 1600’lerin dilinin manasını ancak o dönemin Japoncası verebilir ona göre. Batı’nın ülkesine sinema ile ilgili bakışı yıkmak emelindedir ve milletinin hayat felsefesi ancak kendi dili ile anlatılabilir.
Neticede Japon kültürünü küresel sinemaya taşımada büyük başarı sağlayan Sanada’nın bu ünlü dizisi hem teknik hem de ana oyunculuk kategorilerinde televizyon tarihinin en büyük başarılarından birine imza atıyor:
Dizi 76. Emmy Ödüllerinde tam 18, Altın Küre Ödüllerinde 4 ödülün sahibi oluyor. İlk sezonuyla prestijli Peabody Ödülünü alıyor; ayrıca “En İyi Drama Dizisi ödülünü kazanan ilk İngilizce dışı yapım olma” özelliğini taşıyor.
Sanada şu sıralar Shōgun 2. sezon çekimlerine Kanada, Vancouver’da devam ediyor.
Aziz Dostlar,
Bütün bunları neden yazdık?
Bizim hayatını filme alacağımız sadece belli bir dönemde yaşayan kahramanlarımız mı var?
Hayatı filme alınacak ve bu filmle Türk’ü dünyaya tanıtacak kadim tarihimizde neler yok ki!
Mesela Kül Tigin!
Kahramanlık ve cesarette dünya tarihine imza atmış muhteşem bir kahraman olan Kül Tigin’i anlatmak için bir film değil, bir dizi değil, bir kitap değil, bu alanlarda pek çok eser gerekiyor. Tablolarını, şiirlerini, öykülerini yazmak, anlatmak gerekiyor.
Biz ağabeyi Bilge Kağan’ın verdiği bilgilerle anlatalım bu eşi bulunmaz Göktürk’ü:
Yıl 701…
Şimdiki Kuzey Çin, Kansu bölgesinin kuzeydoğusu…Orhun Yazıtlarında “Tamag İduk Baş” olarak geçen, yani bugünkü adıyla “kutsal yer” adıyla bilinen bölge…
Savaş İkinci Göktürk Kağanlığı ile Çin’in Zhou Hanedanlığı arasında. Vali Ong’un komutasındaki 50.000 kişilik Çin ordusu savaş alanında bütün dehşetiyle ortada…
Göktürk ordusunun başında Kapgan Kağan var; yanında da İlteriş Kutluk Kağan’ın oğulları Bilge Şad ile kardeşi Kül Tigin…
Göktürkler için bu savaş ölüm kalım meselesi…
Ve… Olmayacak olan oluyor, bir mucize gerçekleşiyor: 16 yaşındaki Kül Tigin savaş sırasında; tek başına, hem de yaya olarak, doğrudan Çin Ordusunun merkezine yöneliyor; Vali Ong’un en iyi silahlarla donanmış kayınbiraderini elleriyle yakalıyor, Kapgan Kağan’a getirip teslim ediyor!
Bu olağandışı hadise Çin ordusunda müthiş bir çöküntü yaratıyor. Onca üstünlüklerine rağmen 16 yaşındaki bir Göktürk delikanlısı savaşın kaderini değiştiriyor!
Göktürk Ordusu karşısında Çin çok ağır bir mağlubiyet yaşıyor…
Kül Tigin Yazıtı’nda bu kahramanlık ağabeyi Bilge Kağan’ın ağzından anlatılıyor.
Dünya kahramanlık ve savaş tarihinde adının ilk sıralarda yazılmasına sebep olan bir başka mucize de daha 21 yaşındayken gerçekleşiyor:
Yıllardan 707, günlerden Ocak Ayının 17’sidir…
Bu defa iki ordu Çin’in Ling eyaletine bağlı Ming Şa nahiyesinde karşı karşıya geliyor.
Çinli General Caca (Shazha Zhongyi) önderliğindeki 80.000 kişilik devasa ordu ile az sayıdaki askeri ile Kapgan Kağan’ın Göktürk ordusu…
Yaşı 21’dir Göktürk Şehzadesinin ve bu defa atlıdır.
Savaş başlayınca Kül Tigin tek başına doğrudan doğruya Çin General Caca’nın durduğu noktaya doğru çılgın bir hamle yapıyor!
Çinliler binlerce ok atıp onun atını öldürüyor. Kül Tigin hemen İşbara Yamtar’ın boz atına atlıyor, müthiş bir ok yağmuru altında hedefe doğru devam ediyor.
İkinci at da öldürülüyor; ama adeta savaşan bir yıldırımdır Kül Tigin ve Yiğen iliğ Beyin giyimli doru atına biniyor. O güzelim at da düşüyor!
Ama Götürk şehzadesi ok yağmuru altında hedefine doğru hız kesmeden adeta uçuyor!
Çinli general bu manzarayı görünce dehşete kapılıyor. Üç atın öldürülmesine, ok yağmuruna rağmen düşmeyen, kendisine doğru hızla gelen Göktürk Kül Tigin canını almak üzeredir ona göre.
Ve… Çin ordusunun ön safları Kül Tigin’in bu muhteşem cesareti ve taktiği ile darmadağın oluyor. Bu hali gören Çinli general ordusunu öylece bırakıp arkasına bakmadan kaçıyor! Başsız kalan Çin ordusu ağır bir mağlubiyet alıyor.
Savaş sonrasında görülüyor ki Kül Tigin’in zırhına ve kaftanına saplanan 100’den fazla ok başı vardır ama mucizevi bir şekilde bu okların hiçbiri başına veya yüzüne değmemiştir.
Gerçekten de bu bir mucizedir: Bir ok dahi Kül Tiğin’e değse savaşın seyri değişecek, dolayısıyla Türk Tarihi ve dolayısıyla Dünya Tarihi çok farklı olacaktı.
Aziz Dostlar,
“Ming Şa Savaşı Kül Tigin’in askeri dehasını ve cesaretini destansı bir boyuta taşıyan, Çin kaynaklarında bile “yenilmez savaşçı” olarak anılmasına yol açan en büyük zaferlerinden biridir.”
Ağabeyi Bilge Kağan, kardeşinin bu savaşta gösterdiği, Türk milletinin hafızasına kazınan kahramanlığı yazıtta övgü dolu sözlerle anlatır.
Ming Şa zaferinden sonra, Çin İmparatorluğu bu korku ile uzun bir süre Göktürklerle açık meydan savaşına girmekten çekinirler.
Türk tarihinde iki isim vardır Çin Saraylarında adı efsaneleşen. İkisi de Göktürk şehzadesidir, ikisi de dünya tarihine imza atmıştır, Aşina Kür Şad ve yine Aşina olan Kül Tigin.
Aziz Dostlar,
Odyssey filmini seyrettikten sonra sevgili dostumla Kül Tigin’i konuştuk: Böyle bir eşşiz kahramanın filmini Nolan çekseydi nasıl olurdu diye.
Dostum dedi ki:
“- Bana kalırsa Nolan bu filmi muhtemelen aynı anda ilerleyen 3 farklı zaman katmanıyla kurgulardı.”
“-Nasıl? Bu eşsiz kahramanın hayatını üçe bölerek mi,” diye sordum.
“-Hayır,” dedi dostum. “Nolan ilginç bir yönetmen. Zamanı içiçe kullanmayı, zamanda ileri geri gidişleri seviyor. Bak, tahminime şöyle olurdu: Birinci katman: Gelecekte başlardı; Yani yazıtın dikilişini Bilge Kağan’ın gözünden anlatırdı; ileriye doğru akan normal zamanı, ağır, gri, kederli ve felsefi atmosfer kullanılırdı.”
Nefes alıp az düşündü arkadaşım. Sonra dedi ki:
“-Hikayesine gelince: Yıl MS 732, Kül Tigin ölmüştür. Ağabeyi Bilge Kağan – belki de bu rolde o bilge duruşuyla Hiroyuki Sanada yer alırdı- kardeşinin yasını tutarken bozkırın ortasına o meşhur Orhun Yazıtını diktirmektedir. Taş ustaları mermere her çekiç vurduğunda, kazınan Göktürk harflerinden bir sonraki katmana, yani Kül Tigin’in gençliğine geçiş yapardı; Bilge Kağan taşın başında “Ey Türk Oğuz beyleri, milleti, işitin!” diye haykırırken sesi yüzyılları aşan bir yankıya dönüşürdü.”
Sevgili Dostumla diğer katmanları da konuştuk; filmin müziğini de IMAX 70mm kameralarla yapılacak çekimleri de Türkçesinin nasıl olması gerektiğini de.
En sonunda dedi ki:
“-Böyle katmanlı bir anlatım, Kül Tigin’i sadece bir savaşçı değil; zamanı, mekânı ve kaderi aşan mitsel bir kahramana dönüştürürdü. Dünya Türk’ü ve muhteşem kahramanı tanırdı.”
Sonra hüzünlendik elbette!
Aziz Dostlar,
Çin, Japon, Kore ve İran Sinemaları kendini aştı. Mesela “Kasırga Denizi” Güney Kore yapımı tarihi savaş filmi. 1597 yılında, Joseon Hanedanlığı döneminde geçen savaşı anlatıyor, gerçekten seyredilmesi gereken filmlerden.
Şimdi gelelim esas sorularımıza:
Şu anda Yeşilçam ne durumdadır ve milli bir kimliği var mı?
Varoluşçu, minimalist, XX. yy çizgisinden çıkamamış Avrupa sinemasının tesirinden hâlâ kurtulamamış, solcu, enternasyonalist hakimiyet mi söz konusu?
Kürtçü sol grup hegemonyasını sürdürüyor mu?
Dizilerde “zengin-fakir delikanlı ve genç kızlar ile ailelerinin o malum maceraları” daha ne kadar devam edecek?
Tarihi filmlerin ve dizilerin tutması için tarihte hiç olmayan hayali eklemeler ne zaman son bulacak?
Mesela: Tarihte Malazgirt Savaşının sonuna kadar hiç karşılaşmadıkları halde dizide Romen Diyojen ile Alp Arslan Han kılıçlarla, teke tek dövüşüyor!
Gerçekte İmparator Romen Diyojen yenilip savaş meydanından kaçıyor. Atını arayan çelimsiz bir Selçuklu askeri tarafından esir alınıp karargâha getirilince Komutan Sevük Tekin’in şahitliği ile onun Bizans İmparatoru olduğu kabul ediliyor!
Ümit yok mu?
Allah bilir…
Aziz Dostlar,
Devletleri temsilen hükûmetler milletine, özkültür politikalarıyla uzak ufukları, geleceğin ne olacağını -sadece siyasetle ifade etmesinin ötesinde- edebiyatı ile sanatın bütün kollarıyla anlatır, bilimle öğretir.
Bu alanları boş bırakır, önemli bulmazsanız Sevgili Türkiye’mizde şu günlerde yaşadığımız hadiseleri hüzünle seyredersiniz. Sokaklardaki ayrılıkçı, bölücü çığlıkları dinlemek zorunda kalırsınız Devletimizi, elbette milletimizi yöneten hükûmetler olarak…
Şu soruyu da sormadan geçemeyeceğiz:
İnsanımızın cebinde sinemaya gitmek ya da kitap almak için kaç parası var, biletler bu kadar pahalı iken ve devlet yavrularımıza okulda öğle yemeği veremiyorken?
Yine sıkıntılı bir konuyu dile getirmeye çalıştık; biz yine dönelim güzel sanatlara, resme mimyatüre. Allah rahmetini sonsuz eylesin, çok beğendiğim Ressam Mehmet Başbuğ Hocamızdan bir örnek ve Oğuz Kağan,, Uygur minyatürleri, Kül Tigin elbette…
Hayra karşı geliniz Efendim…



