Türkiye ve Türkistan’da Derin Rusya

Tam boy görmek için tıklayın.

 

Yücel TANAY

​Çarlık döneminden Sovyetler Birliği’ne, oradan da günümüz Rusya Federasyonu’na uzanan stratejik akıl; Türk dünyasının coğrafi, kültürel ve siyasi olarak birleşmesini her zaman en büyük jeopolitik tehdit olarak görmüştür. Rusya, tarih boyunca daima Türkiye’nin ve Türklerin karşısında yer almış; Kafkasya’daki Türk varlığını zayıflatmak amacıyla Ermenilere tarihsel Türk topraklarında alan açan ve devletleşmelerine zemin hazırlayan ana güç olmuştur. Yunanistan konusunda ise Moskova son derece hesaplı bir jeopolitik ayrım yapmıştır: Yunanistan sınırları içerisinde önemli bir Makedon (Slav) azınlık bulunmasına rağmen Rusya, Atina’ya karşı Panslavizm kartını hiçbir zaman oynamamıştır. Çünkü Rus aklı, Yunanistan üzerindeki nüfuzunu Slav milliyetçiliği üzerinden değil, ortak Pan-Ortodoks kimlik, Bizans mirası ve Osmanlı’ya karşı ortak husumet üzerinden bina etmiştir. Bağımsız Yunanistan’ın kurulmasından Kıbrıs Rum politikalarının desteklenmesine kadar her dönemde bu dini ve tarihsel çizgiyi koruyan Rusya, Doğu Akdeniz ile Ege’deki Türk nüfuzunu kırmayı birincil hedef yapmıştır. Bu tarihsel tutum, bölgede yüzyıllardır uygulanan “Derin Rusya” politikalarının temel yapı taşlarından biridir.

​Tarihsel Rekabet: Türk-Rus Savaşları ve Yıkıcı Bilançosu

Türkler ile Ruslar arasındaki askeri ve siyasi çatışmalar yalnızca Osmanlı İmparatorluğu ile sınırlı kalmamış; Altın Orda, Kazan Hanlığı, Kırım Hanlığı ve Türkistan hanlıklarını kapsayan asırlık bir jeopolitik hesaplaşma halinde yürütülmüştür. Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya (Çarlık ve İmparatorluk dönemleri) arasında 350 yıla yayılan (1568–1918) süreçte doğrudan 12 büyük savaş gerçekleşmiştir. Ortalama her 25–30 yılda bir iki devleti karşı karşıya getiren ve toplamda 50 yıldan fazla süren bu harp silsilesinin başlıca durakları şunlardır:

​1568–1570 Astrahan Seferi: II. Selim ve Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa döneminde Don-Volga Kanalı’nı açmak ve Kazan ile Astrahan hanlıklarını Rus işgalinden kurtarmak amacıyla düzenlenen ilk resmi askeri çatışma.

​1676–1681 Çehrin Seferi: Ukrayna ve Çehrin Kalesi üzerindeki hâkimiyet mücadelesi sonucu imzalanan Bahçesaray Antlaşması.

​1686–1700 Savaşları: Rusya’nın Kutsal İttifak’a katılmasıyla başlayan ve 1700 İstanbul Antlaşması ile Azak Kalesi’nin düşerek Rusya’nın Karadeniz’e ilk çıkış kapısını elde etmesi.

​1710–1711 Prut Savaşı: Baltacı Mehmed Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunun Prut Nehri kıyısında Rus ordusunu kuşatması ve Azak Kalesi’nin geri alınması.

​1735–1739 Savaşı: Rusya’nın Kırım’a saldırması üzerine çıkan ve Belgrad Antlaşması ile sona eren çatışmalar.

​1768–1774 Savaşı: Çeşme Deniz Bozgunu’nun yaşandığı ve imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması (1774) ile Kırım’ın bağımsız görünüm altında Rus nüfuzuna girdiği yıkıcı süreç.

​1787–1792 Savaşı: Kırım’ın Rusya tarafından ilhakını kabul etmeyen Osmanlı’nın mücadelesi; Yaş Antlaşması (1792) ile Kırım’ın kaybının kesinleşmesi.

​1806–1812 Savaşı: Eflak ve Boğdan mücadelesiyle çıkıp Bükreş Antlaşması ile Prut Nehri’nin sınır kabul edilmesi.

​1828–1829 Savaşı: Navarin’de Osmanlı donanmasının yakılmasının ardından Rus ordusunun Edirne’ye kadar ilerlemesi ve Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanması.

​1853–1856 Kırım Savaşı: Rusya’nın boğazlar ve Ortodoks hamiliği emellerine karşı İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı tarafında savaşa dahil olduğu uluslararası çatışma.

​1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi): Rus ordularının Yeşilköy’e ve Erzurum’a kadar ilerlediği; Berlin Antlaşması ile Balkanlar’ın haritasının değiştiği, Kars, Ardahan ve Batum’un Rusya’ya bırakıldığı ağır mağlubiyet.

​1914–1918 I. Dünya Savaşı Kafkas Cephesi: Sarıkamış Harekâtı, Doğu Anadolu’nun işgali ve 1917 Bolşevik İhtilali sonrası Brest-Litovsk Antlaşması (1918) ile Rus ordularının çekilmek zorunda kaldığı son safha.

​Ermenistan’ın Kurulduğu Tarihi Türk Toprakları ve Batı Azerbaycan’dan Türklerin Sürgünü

Günümüz Ermenistan Cumhuriyeti’nin üzerinde yer aldığı coğrafya, tarihsel ve demografik olarak kadim Türk topraklarıdır (İrevan Hanlığı, Zangezur, Göyçe, Dereleyez vb.). 19. yüzyılın başında Rus Çarlığı’nın bölgeyi işgal etmesiyle başlayan süreçte; İran ve Osmanlı coğrafyasından getirilen Ermeni nüfusu sistemli bir şekilde bu Türk hanlıklarının topraklarına yerleştirilmiş, bölgenin demografik yapısı yapay müdahalelerle değiştirilmiştir.

​Bu tarihsel gasp ve nüfuz mühendisliği Sovyetler Birliği döneminde de devam etmiştir:

​Stalin’in 1947–1953 Tehcir Kararları: Sovyet lideri Josef Stalin’in imzaladığı 4083 (1947) ve 1581 (1948) sayılı resmi Bakanlar Kurulu kararnameleriyle, Ermenistan SSC sınırları içerisinde yaşayan 100.000’den fazla Azerbaycan Türkü öz vatanlarından koparılarak Azerbaycan’ın Muğan ve Mil ovalarının elverişsiz iklim koşullarına zorla sürülmüştür. Amaç; Türkiye ile sınır hattında yer alan Ermenistan’ı Türk unsurlardan tamamen arındırmak ve yurt dışından getirilecek Ermeni diyasporasına yer açmaktır.

​Son Dalgada Tam Homojenleştirme (1987–1991): SSCB’nin dağılma sürecinde Moskova’nın göz yumması ve desteğiyle yürütülen son etnik temizlik dalgasında, Ermenistan’da kalan son 250.000 civarındaki Azerbaycan Türkü de şiddet, katliam ve baskılarla dede topraklarından çıkarılmıştır. Böylece Rus devlet aklı, Kafkasya’da kadim Türk yurtları üzerinde tamamen homojenleştirilmiş bir Ermeni devleti kurarak Türkiye ile Türk dünyası arasına coğrafi bir duvar örmüştür.

Devletin Kuruluşundaki Tatar İzi ve Aşırı Husumet

Tarihsel bir ironi olarak; Rus çarlığının ve modern Rus devlet yapısının kurucu unsurları arasında çok sayıda Ruslaşmış Tatar soylusu ve kökeni Türk boylarına dayanan aileler (Karamzin, Kutuzov, Turgenev, Yusupov vb.) yer almıştır. Altın Orda mirası üzerine yükselen ve kurumsallaşmasını Tatar/Türk askeri ile idari geleneklerine borçlu olan Rus devleti, buna rağmen tarih boyunca Türk ve Türk dünyasının en azılı, en sistemli düşmanı haline gelmiştir. Kendi bünyesindeki Türk kökenli unsurları dahi Hristiyanlaştırıp Ruslaştırarak asimile eden bu devlet aklı, Türk dünyasını bir araya getirebilecek her türlü potansiyeli imha etmeyi ana jeopolitik doktrin yapmıştır.

Tarihsel Gerçeklik: Türk Halklarına Yönelik Sistemli Soykırım ve Katliamlar

Rusya Federasyonu; tarihsel yerli halkların ülkelerinin gasp edilmesi, topraklarından sürülmesi ve sistemli bir şekilde soykırıma uğratılması temelleri üzerine kurulmuş bir devlettir. Çarlık döneminden Sovyetler Birliği’ne kadar Türk halklarına karşı şu ağır suçlar işlenmiştir:

​Kazan Soykırımı (1552): Korkunç İvan döneminde Kazan’ın işgali sırasında 30.000 Tatar kılıçtan geçirilmiş ve şehir Tatarlardan temizlenmiştir.

​Astrahan Hanlığı’nın Yıkılışı (1556): İdil Nehri ve Hazar ticaret yollarını ele geçiren Ruslar, Astrahan Türk devlet yapısını tamamen tasfiye etmiştir.

​Başkurt Katliamları ve Kısyabika Bayryasova: 17. ve 18. yüzyıldaki işgal ve zorla Hristiyanlaştırma politikalarına direnen Başkurtların 1735–1740 ayaklanmalarında yüzlerce köyü yok edilmiş, on binlerce Başkurt katledilmiştir. 1739’da dininden dönmeyi reddeden Kısyabika Bayryasova diri diri yakılarak idam edilmiştir. Pugaçev Ayaklanması (1773–1775) sonrasında da benzer kıyımlar sürmüştür.

​Nogay Soykırımı (1783): General Suvorov komutasındaki Rus ordusu, sürgün kararına direnen 100.000’e yakın Nogay Türkünü katletmiştir.

​Yakut (Saha) Türkleri Katliamları: Çarlık dönemindeki işgal ve baskılarda 100.000–150.000 Yakut Türkü katledilmiştir.

​Göktepe Katliamı (1881): General Skobelev komutasındaki Rus ordusu, Göktepe Kalesi’ni kuşatarak 15.000–20.000 civarında savunmasız Türkmeni (kadın ve çocuklar dahil) katletmiştir.

​1916 Türkistan İsyanı (Ürkün Trajedisi): I. Dünya Savaşı’nda zorla cephe gerisinde çalıştırılmaya direnen sivil halk katledilmiş; katliamdan kaçan binlerce Kırgız ve Türkistanlı dağ geçitlerinde açlık ve soğuktan hayatını kaybetmiştir.

​Başkurt Sejantus Katliamı (1918–1921): İç savaş sırasında etnik ve dini temizlik gerekçesiyle 40.000’den fazla Başkurt katledilmiştir.

​Kırgız Aydın ve Sosyo-Ekonomik Tasfiyesi (1930’lar): 1937–1938’de Cengiz Aytmatov’un babası Törökul Aytmatov ve Kasım Tınıstanov gibi Kırgız aydınları Ata-Beyit’te infaz edilmiş; zorunlu kolektifleştirme ile halk kıtlığa ve ölüme sürüklenmiştir.

​Özbekistan Aydın Kıyımı (1938): Abdullah Kadiri, Abdurrauf Fırat ve Abdülhamit Çolpan’ın da aralarında bulunduğu 507 Özbek alim ve yazar katledilmiştir.

​Ahıska Türkleri Sürgünü (1944): 1 milyon Ahıska Türkü Türkistan ve Sibirya’ya sürülmüş, dondurucu şartlarda kitlesel kıyımlar yaşanmıştır.

​Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı (1944): 1.500.000 Kırım Tatar Türkü vatanlarından koparılarak katledilmiştir.

​Karaçay ve Balkar Türkleri Sürgünü (1944): 30.000 Karaçay Türkü sürgün yollarında ölmüş; Balkar Türklerinin nüfusunun yarısı sistematik baskılarla yok edilmiştir.

​Hemşinli Sürgünü (1944): Türkiye ile kültürel bağlarından ötürü “Türk casusu” ilan edilen Hemşinliler, hayvan vagonlarıyla Türkistan’a sürülmüş ve ağır çalışma koşullarına mahkûm edilmiştir.

​Altay Türkleri Katliamı: İkinci Dünya Savaşı esnasında 80.000 Altay Türkü katledilmiştir.

​Jeltoksan Katliamı (1986): Kazakistan’ın Almatı şehrindeki bağımsızlık gösterilerinde en az 200 Kazak genci katledilmiştir.

Coğrafi Kopuş: Orenburg (Kuvandık) Koridoru ve Demografik Mühendislik

Türk dünyasının coğrafi bütünlüğünü kırmaya yönelik en somut hamlelerden biri Sovyet döneminde atılmıştır. Tarihi bir Türk şehri olan ve 1920–1925 yılları arasında Kazak Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin ilk başkentliğini yapan Orenburg (Orınbor) ve çevresindeki Kuvandık Koridoru, Moskova tarafından Kazakistan’dan koparılarak Rusya SFSR topraklarına dahil edilmiştir. Bu stratejik hamleyle, İdil-Ural bölgesindeki Başkurdistan ve Tataristan’ın Kazakistan ile olan doğrudan kara sınırı (Kuvandık Koridoru) fiziken kesilmiş, İdil-Ural Türkleri ile Türkistan Türkleri arasına Rusya toprağı sokulmuştur.

​Bununla da yetinmeyen Sovyet yönetimi, Kuzey Kazakistan’da kapsamlı bir demografik nüfus mühendisliği uygulamıştır. “Bakir Toprakların Hamlesi” (Tselina) adı altında Kuzey Kazakistan bölgelerine yüz binlerce Rus ve Slav göçmen yerleştirilmiş, bölgenin nüfus yapısı Kazakların aleyhine olacak şekilde dönüştürülmüştür. Böylece hem Başkurdistan’a komşu olan stratejik hat Ruslaştırılmış hem de Kazakistan’ın kuzeyi üzerinde Moskova’nın kalıcı bir nüfuz baskısı oluşturulmuştur.

“Sizin Devletinizi Biz Kurduk” Yalanı ve Ulusal Sınırlandırma (Natsionalnoye Razmejevanie)

Sovyet emperyalist söyleminin en büyük illüzyonlarından biri; Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkmenistan gibi cumhuriyetlerin varlığını “Sovyetler sayesinde devlet oldular” lütfuna bağlamasıdır. Halbuki gerçek tamamıyla aksidir: Bu topraklarda binlerce yıllık devlet geleneği ve ortak bir Türkistan kimliği mevcutken, Moskova 1920’lerde uygulamaya koyduğu “Ulusal Sınırlandırma” (Natsionalnoye Razmejevanie) politikasıyla bu ortak kimliği parçalamıştır. Bin yıldır aynı çatı altında, tek bir coğrafyada yaşayan ve ortak bir Türkistan bilincine sahip olan boylar; yapay sınırlarla, uydurulan bölgesel idari yapılarla ve birbirinden yalıtılmış kabile milliyetçilikleriyle kompartımanlara ayrılmıştır. Amaç “devlet kurmak” değil; kapsayıcı Türkistan kimliğini yok ederek boyları birbiriyle sınır kavgalarına sürüklemek ve Moskova’ya bağımlı kılmaktır.

Dil ve Kimlik Parçalanması: İlminski Metodu ve Dağıstan’da Kumuk Türkçesi Engeli

Türkistan ve Kafkasya’daki Türk topluluklarını bir arada tutan ortak dil ve kültür bağları, Nikolay İlminski gibi misyoner ve dilbilimcilerin geliştirdiği projelerle hedef alınmıştır. Her Türk boyuna farklı bir Kiril alfabesi, ayrı bir gramer ve bağımsız bir “millet” tanımı dayatılarak, Özbek, Kazak, Kırgız, Tatar ve Uygur gibi kardeş toplulukların birbirini anlayamaz hale gelmesi sağlanmıştır.

​Bu dilsel parçalama stratejisinin en belirgin uygulandığı sahalardan biri de Kuzey Kafkasya, özellikle Dağıstan olmuştur. Yüzyıllar boyunca çok dilli ve çok etnik yapılı Dağıstan coğrafyasında halklar arasındaki ortak iletişim dili (lingua franca) Kumuk Türkçesi olmuştur. Yalnızca Türk boyları değil; Avarlar, Dargiler, Lezgiler, Laklar ve diğer Kafkas halkları da kendi aralarındaki ticareti, diplomasiyi ve toplumsal ilişkileri Kumuk Türkçesi üzerinden yürütmekteydi. Yöre halklarının Türk dili üzerinden birleşmesi ve zamanla bölgesel bir Türkleşme sürecinin doğal olarak gelişmesi, Çarlık ve Sovyet stratejistlerini tedirgin etmiştir.

​Dağıstan’ın bütüncül bir Türk kültürü etrafında birleşerek Rus kontrolünden çıkmasını engellemek amacıyla Moskova, 1920’ler ve 1930’lardan itibaren Kumuk Türkçesinin “ortak dil” statüsünü sistemli bir şekilde tasfiye etmiştir. Bölgede her bir Kafkas topluluğu için ayrı yazı dilleri ihdas edilmiş, eğitimi ve resmi bürokrasiyi tamamen Rusça üzerinden yürütme zorunluluğu getirilmiştir. Böylece Kumuk Türkçesinin birleştirici gücü kırılmış, bölgenin ortak dili Rusça yapılarak Dağıstan halklarının Türkleşmesinin ve Türk dünyasıyla bütünleşmesinin önüne geçilmiştir.

Günümüz Soft-Power Tehdidi: Putin’in “Russkiy Mir” Doktrini ve Türkistan Üzerindeki Baskılar

Batı Türkistan cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazanmasının üzerinden otuz yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen Moskova, bu devletleri tamamen kendi jeopolitik yörüngesinden çıkarmayı reddetmektedir. Vladimir Putin yönetimi tarafından resmi devlet politikasına dönüştürülen “Russkiy Mir” (Rus Dünyası) doktrini; yalnızca etnik Rusları değil, Rus dilini, kültürünü ve Sovyet mirasını benimsemiş tüm coğrafyayı Rusya’nın “doğal etki alanı” saymaktadır.

​Bu doktrin çerçevesinde Batı Türkistan cumhuriyetlerine uygulanan yumuşak ve sert güç baskısı şu alanlarda yoğunlaşmaktadır:

​Dil İstismarı ve Latin Alfabesi Hazımsızlığı: Rusça, Türkistan cumhuriyetlerinde “resmî dil”, “kurumlar arası iletişim dili” veya “etnik arası anlaşma dili” statüleriyle korunmaya devam ettirilmektedir. Kazakistan ve Özbekistan gibi ülkelerin Latin alfabesine geçiş süreçleri veya milli dillerini kamu hayatında tek hâkim kılma girişimleri, Moskova tarafından doğrudan “Rus karşıtlığı” ve “sivil hak ihlali” ilan edilerek diplomatik tehditlerle akamete uğratılmaya çalışılmaktadır.

​Soyisimlerde Rusça Ekler ve Zihinsel Sömürgecilik: Sovyetler Birliği döneminde Türkistan halklarının kimliklerine zorla kazınan Rusça soyisim ekleri (-ov, -ova, -yev, -yeva), günümüzde dahi sistemli bir baskının konusudur. Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan’da millî soyisim biçimlerine dönüş (örneğin -ov/-yev eklerinin atılması) teşvik edilse de; Rusya’da çalışan yüzbinlerce Türkistanlı işçinin (maddî ve idarî engeller, bürokratik zorlaştırmalar ve sınır dışı edilme tehditleri üzerinden) Rus tarzı soyisim taşımaya devam etmesi zımnen zorunlu kılınmaktadır. Moskova, isim reformlarını kendi kültürel hegemonyasından kopuşun bir sembolü olarak görmekte ve bunu diplomatik/ekonomik şantaj kozu olarak kullanmaktadır.

​Rus Okulları ve Medya Hegemonyası: Moskova; Türkistan genelinde açtığı yeni Rus okulları, üniversite şubeleri ve Slav Üniversiteleri aracılığıyla bölge gençliğini Rus kültürel havzasında tutmayı hedeflemektedir. Rus devlet televizyonlarının ve dijital medyasının bölgedeki ezici yaygınlığı, halk tabakasında “Moskova merkezli” bir dünya algısının sürmesini sağlamaktadır.

Sovyet İhanetleri: Alihan Töre, Ahmetcan Kasımı ve 1969 İhaneti

Rusya’nın Doğu Türkistan politikasındaki ikiyüzlülüğü ve tasfiye stratejisi Sovyet döneminde defalarca kanlı bir biçimde kendini göstermiştir. Moskova, Doğu Türkistan bağımsızlık hareketlerini hiçbir zaman Türklerin özgürlüğü için değil, Çin’e karşı bir baskı ve jeopolitik koz olarak kullanmıştır:

​Alihan Töre Şaguni’nin Kaçırılması: 1944 yılında kurulan İkinci Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Alihan Töre Şaguni, tam bağımsız bir Türk devleti kurma kararlılığı gösterince Sovyet istihbaratının (NKVD/MGB) hedefi olmuştur. 1946 yılında düzenlenen gizli bir operasyonla Doğu Türkistan’dan kaçırılarak Özbekistan’a (Taşkent) götürülmüş ve ölümüne (1976) kadar burada ev hapsinde tutulmuştur.

​Ahmetcan Kasımı Suikastı: Alihan Töre’nin ardından göreve gelen ve Çin emperyalizmine taviz vermeyerek Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını savunan Ahmetcan Kasımı da benzer bir akıbete uğramıştır. Moskova’nın Pekin ile anlaşıp Doğu Türkistan’ı Çin Komünist Partisi’ne devretme planına direnen Kasımı ve beraberindeki heyet, 1949 yılında Pekin’e giderken Sovyet toprakları üzerinde şüpheli bir uçak kazası süsü verilen bir sabotajla tasfiye edilmiştir.

​1969 Halk Devrim Partisi Ayaklanması ve İhaneti: Çin-Sovyet geriliminin zirveye çıktığı 1960’larda, 1969 yılında kurulan Doğu Türkistan Halk Devrim Partisi Çin emperyalizmine karşı bağımsızlık ayaklanması başlattı. Tohti Kurban (Tohti Halife) ile Doğu Türkistan Cumhuriyeti albaylarından Memtimin Eminov ve Mecit Ahunov gibi vatansever subayların liderlik ettiği bu hareket, Pekin’e baskı kurmak amacıyla ilk etapta Sovyetler Birliği tarafından dolaylı olarak desteklendi. Ancak Moskova, bağımsız bir Doğu Türkistan’ın —sosyalist bir rejim dahi olsa— Pantürkizm dalgası yaratarak kendi bünyesindeki Türk kökenli Sovyet cumhuriyetlerini tetikleyeceğinden korkuyordu. Bu sebeple Sovyet Rusya desteği aniden kesti ve Uygur Türklerini kaderine terk etti. Yardımsız kalan ayaklanma Pekin yönetimi tarafından kanlı ve sert bir şekilde bastırıldı; Parti lideri Tohti Kurban 1969’da tutuklanarak idam edildi, binlerce vatansever tutuklandı, sürüldü veya dağlara çekilmek zorunda kaldı.

Türkiye’de “Neo-Avrasyacılık” ve İçteki Etki Alanları

Günümüzde Rus faşizminin ve emperyalist yayılmacılığının modern doktrini kabul edilen Aleksandr Dugin kaynaklı Neo-Avrasyacılık, Türkiye içinde de zihinsel bir illüzyon yaratmayı başarmıştır. Özünde Rus merkezli, Ortodoks-Slav egemenliğini savunan ve Türk dünyasının bağımsızlığını mantıken reddeden bu yayılmacı doktrin, Türkiye’deki bazı siyasi, akademik ve medya çevrelerinde “Batı karşıtlığı” ve “anti-emperyalizm” sosuna bulanarak pazarlanmaktadır. Kendi tarihsel gerçekliğine, soydaşlarına ve millî menfaatlerine yabancılaşarak Rusya’nın jeopolitik emellerine gönüllü sözcülük yapan bu mankurtlaşmış kitle; Moskova’nın propaganda söylemlerini yerlileştirerek Türk kamuoyunu yönlendirmeye ve Türkiye’yi Türk dünyasından koparmaya çalışmaktadır.

Rusya’nın Kürt Kartı ve Erivan Radyosu

Rusya’nın Orta Doğu ve Anadolu coğrafyasını şekillendirme çabası yalnızca Türk topluluklarıyla sınırlı kalmamıştır. Akademik düzeyde modern Kürdoloji çalışmalarının ilk kurumsallaştığı yer 19. yüzyılda Çarlık Rusyası (Sankt-Peterburg) olmuştur. Sovyetler Birliği döneminde bu strateji devam ettirilmiş ve 1955 yılında Sovyet Ermenistanı’nın başkenti Erivan’da kurulan Erivan Radyosu (Dengê Erivanê) aracılığıyla ilk sistemli Kürtçe radyo yayınları başlatılmıştır.

​Günümüzde Rusya, tıpkı ABD gibi Kürt kartını kenarda hazır tutan ve bölgesel dengelerde zamanı geldiğinde sahaya sürebileceği jeopolitik bir enstrüman olarak bekletmektedir. Türkiye ile taktiksel adımlar atsa da, Suriye’de YPG/PKK yapılarıyla diyaloğu tamamen koparmaması ve Moskova’daki temsilciliklere göz yumması, bu stratejik ihtiyatın açık bir göstergesidir.

Rus Siyasetinde ve Medyasında Ermeni Etkisi

Günümüzde Rusya Federasyonu içindeki Ermeni diyasporası ve bürokrasideki Ermeni kökenli figürler; medyadan akademiye, iş dünyasından dış politikaya kadar oldukça nüfuzlu bir konuma sahiptir. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un baba tarafından Tiflis doğumlu Ermeni kökenli (Kalantarov) olması, bu nüfuzun devletin en üst kademesindeki en somut örneğidir.

​Sadece diplomaside değil, kamuoyunu yönlendiren medya ve kamu kurumlarında da benzer bir ağırlık görülmektedir:

​RT (Russia Today) ve Rossiya Segodnya: Genel yayın yönetmeni Margarita Simonyan, Kremlin propaganda aygıtının merkezinde yer almaktadır.

​Medya ve Sanat Dünyası: Tigran Keosayan gibi isimler kamuoyu oluşturmada öne çıkmaktadır.

​Siyaset ve Ekonomi: Mikhail Mishustin hükümetindeki bazı üst düzey bürokratlar ile Samvel Karapetyan (Tashir Group) ve Sergey Galitsky gibi oligarklar, Rusya’nın siyasi ve ekonomik kararlarında lobicilik faaliyetlerini sürdürmektedir.

​Moskova’nın Kafkasya politikasında tarihsel olarak Ermenistan’ı stratejik bir karakol olarak görmesinin arka planında bu güçlü yapı yer almaktadır. Nitekim bugün Rusya, Ukrayna savaşının yarattığı ağır askeri ve ekonomik yükler nedeniyle bir bataklığa saplanmamış olsaydı ve Erivan’daki mevcut yönetimle ilişkileri bozulmasaydı, Kafkasya’da Ermenistan’a verdiği koşulsuz askeri ve siyasi desteği tereddütsüz sürdürecekti. Rusya’nın yaşadığı bölgesel sıkışmışlık, Kafkasya’daki bu desteğin biçimini zorunlu olarak değiştirmiştir.

Geçmişten Günümüze Coğrafi ve Siyasi Çevreleme

​Çifte Nüfuz Alanı: Rusya, Sovyetlerin dağılmasından sonra da “Yakın Çevre” doktriniyle Türkistan cumhuriyetleri üzerindeki askeri, güvenlik (AİKÖ) ve ekonomik (AET) etkinliğini korumuştur.

​Türkiye ile İlişkilerde Denge Politikası: Türkiye’nin Kafkasya ve Türkistan’a açılımı, Moskova tarafından her zaman yakından takip edilmiş; enerji bağımlılığı, ticaret ve bölgesel krizler üzerinden Türkiye’nin bölgedeki manevra alanı dengelenmeye çalışılmıştır.

Doğu Türkistan ve Günümüz Realitesi

Geçmişte Rusya’nın uyguladığı kültürel ayrıştırma politikaları, bugün Batı Türkistan devletlerinin kendi aralarındaki entegrasyonunu yavaşlatırken; Pekin ile Moskova’nın bölgedeki jeopolitik uyumu, Doğu Türkistan konusunda bu devletlerin hareket alanını daraltmaktadır. Batı Türkistan’daki Türk cumhuriyetlerinin yaşadığı bu diplomatik tıkanıklık, yalnızca günümüzün ekonomik bağımlılıklarıyla değil, Rusya’nın tarih boyunca attığı bu derin stratejik temellerle doğrudan ve Rus sömürgeciliğiyle bağlantılıdır.

​Kaynakça

1.Kurat, Akdes Nimet, Rusya Tarihi: Başlangıçtan 1917’ye Kadar, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara.

2.İnalcık, Halil, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1606), Kronik Kitap, İstanbul.

3.Togan, Zeki Velidi, Bugünkü Türkili (Türkistan) ve Yakın Tarihi, Enderun Kitabevi, İstanbul.

Yazar
Yücel TANAY

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen