Batı toplumları pan-Katolisizm’den Reformizm, din savaşları (iç savaş) ve devrimler sonucu koptu. Mezhep ayrışmaları yeni ulusçulukların kaynağı oldu. Batı’da Katolik Kilise’nin yıkılışıyla önce devletler kuruldu, ardından ulus imal edildi. Doğu-İslâm toplumları ise Osmanlı’dan separatizm (ayrılıkçılık) yanlısı toplulukların Batı’yla ittifak etmeleri neticesi dağıldı; bu ittifaklar Osmanlı’yı dış savaşa itti ve içerdeki isyanlar da savaşı araçlaştırdı.[1] Bu farklılığın nedeni, Osmanlı’nın “millet sistemi” ile bütün gayrımüslim halkları bir bakıma “ulus” olarak örgütlemesidir. Araplar ve Arnavutlar da kendilerini “Türk” saymadıkları için bu ayrılıkçılığa kolayca uyum sağlayabilmişti. Anlaşılacağı üzere, Doğu-İslâm toplumunun pan-İslâmizm ile Osmanlı düzenini sürdürebilmesi mümkün değildi. Zira Osmanlı’nın sadece gayrımüslim tebaası değil, “Müslüman tebaası” dahi separatizm yanlısıydı; bunların tümü “ümmetten ulusa” geçme yanlısıydı. Örneğin Mehmet Ali Paşa, Mısır’ın Osmanlı’dan kopuşunu gerçekleştirmek için Fransa ve İngiltere ile ittifak kurdu ve Mısır’ın gelirlerini Osmanlı’ya karşı kullanarak modernleşmeye harcadı. İktisadî varlıkları Sultan ile paylaşmamak fikrine varan diğer otokton kadrolar da hep ulusçuydu. Buna göre İslâm-Doğu toplumlarında “uluslaşma” basit bir ideolojik yöneliş, bir “milliyetçilik dalgası” değildi. Tam aksine zorunluluk olarak ortaya çıktı (alt yapı üst yapıyı belirler). Yukarıda da işaret ettiğim gibi yerel (otokton) elitler ve toprak mülkiyetini ele geçirerek zenginleşen kadrolar, elde ettikleri iktisadi kaynağı ve sermayeyi merkezle (Sultan/Devlet) paylaşmak istemedikleri için önlerindeki tek seçenek ulus-devlet olacaktı.
İslâmcılık Düşüncesi (örneğin Mehmet Âkif) “Milliyetçilik İslâm’a aykırıdır; hatta küfürdür” derken İslâm toplumlarının uluslaşma sürecini itikadî söylemle durdurabileceğini varsayıyordu. Oysa bu aydınlar Osmanlı iktidarının İslâm toplumunun artı değerine el koyduğunu, bunun yerelde tepkiye neden olduğunu biliyordu. Osmanlı’nın son dönemindeki hükümdarlar ülkedeki tüm unsurları harekete geçirecek organizasyon aklına da sahip bulunmuyordu. İslâmcılık düşüncesi bu nedenle İslâm dünyasındaki çözülmeyi teşhis etmeye çalışırken iktisadî-politik körlük yaşadı (Mehmet Âkif). Bu aydınlar tekkelerde toplaşan geniş kitlelerin Osmanlı hanedanının askerî ve bürokratik giderlerini karşılamak için toplanan vergiler nedeniyle fakirleşen kesimler olduğunu bilmekte, ancak yozlaşmış düzeni değiştirmek yerine sorunları Müslüman halkın ataletinde görerek “çalışmayı” tavsiye etmekteydi: “Çalış! dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun, Onun hesabına birçok hurafe uydurdun! Sonunda bir de ‘tevekkül’ sokuşturup araya, Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya!” (Mehmet Âkif, Vaiz Kürsüde).
İslâm toplumlarında Müslüman kavimlerin dahi “ümmetten ulusa” geçme arayışları kaçınılmaz olarak bu toplumların lâikliği benimsemelerini gerektirdi. Bunun nedeni, mezkûr halkların Batı ile savaşmak yerine Batı’nın kurumlarını alarak ekonomik kaynak yaratma düşüncesiydi. Bu halklar “devlet olma” sürecinde yaşadıkları coğrafyanın kaynaklarını dünya pazarına açmakta, üretimi artırma yolunu tutmaktaydı. Bu ise Osmanlı’nın ulema/asker yoğunluklu kadrosu yerine teknokrat kadroya önem vermeyi gerektiriyordu. Mısır’ın bu konudaki başarısı, Osmanlı’nın modernleşme sürecini hızlandırmasının da gerekçesi olacaktır. İslâmcı aydınlar bugün de İslâm dünyasının sorunlarını çözmek konusunda geçmişteki seleflerinin düştüğü metodolojik hataya düşüyor: Çözülmeyi durdurmak için “İslam kardeşliği”, “kavmiyetçilik haramdır” gibi itikadî ve ahlâkî ayet/hadis vurgularına sığınıyor. Sosyolojik ve iktisadi olguları (altyapının üstyapıyı belirlemesini) göz ardı ediyor. Batı’nın Katolisizm’den ulusçuluğa geçişi ile İslam-Doğu’nun Ümmet’ten ulusçuluğa geçişi farklıdır. İslâm-Doğu’da ulusçuluk separatist ittifaklara giren gayrımüslim halklar ile yine aynı ittifaklara giren Müslim gayrıTürklerin ortak politik/ekonomik tutumundan gelmiştir.
[1] Bu metinde Mehmet Emin Resulzade’nin “Pan-Turanizm ve Kafkasya Meselesi” (Ötüken Neşriyat, 2020) kitabından istifade edilmiştir.
