Âşık Kâmilî mahlaslı Hasan Hakkı Efendi, Bolu’da medfun Mustafa Safî hazretlerinin dervişlerindendir. Mustafa Safî Menâkıbı’nda kayıtlı olduğuna göre onun dört oğlu vardır. Menâkıb yazarı İbrahim Hilmî Bey’in yanında, Halil Rahmî Efendi’nin halifesi olan Muhammed Zühdî Efendi’nin de babasıdır. Diğer oğlu Abdullah Bey, yüksek hallere sahip derviş bir kişidir. Ruslarla yapılan bir savaşta şehit olduğu anlaşılmıştır. Diğer oğlu Hasan Bey’in sadece adı ve Konrapalı Hayreddin Efendi hazretlerinin civarındaki mezarı bilinmektedir.
Mustafa Safî Efendi’nin “Bizim Yunus” diye hitap ettiği Hasan Hakkı Efendi’nin bir divan dolusu ilahisinin bulunduğunu oğlu ve menâkıb müellifi İbrahim Hilmî Bey haber vermektedir. Şükrü Elçin tarafından kaleme alınan bir makaleye göre Hasan Hakkı Efendi’nin manzumelerinde kullandığı mahlas Kâmilî’dir. Bir manzumesinde şair, “İsmim Seyyid Hasan’dır mahlasım Kâmilî” adını ve diğer bir manzumesinde ise “İsmim Seyyid Hasan ibni Abdullah” diyerek baba adının da Abdullah olduğunu kaydeder.[1]
Hasan Hakkı Efendi’nin ayrıca Bolu Aktaş Dergâhı’nda ihya gecelerinde zâkirlik yaptığı, hâfız olduğu ve Kuran-ı Kerim’i Mustafa Safî Efendi’den okuduğu yine menâkıbda kayıtlıdır.
Hasan Hakkı Efendi’yle ilgili olarak Mustafa Safî Menâkıbı’nda geçen şu satırları okuyoruz:
“Ve peder-i âlî-kadrim dervîş Hasan Beg kendülerden haylü ilm-i fârisî okuyup ve Kur’ân-ı Kerîmi kıraâte, hıfzı üzre ta’lîm ve birkaç def’a hatm eylemişlerdi ve pederim mûmâ ileyh selef-i şuarâdan ve ashâb-ı tabiatden olmagla himmet-i hazret-i aziz ile çok hikmet-engîz kelâmlar söyleyüp hattâ bir kebîr dîvân tertîb buyurmuşlardır. Ve dergâh-ı âlide her ihyâ gicesi zâkirlik eyleyüp dervîşâna neş’e vermekle hazret-i azîz haklarında bizim Yûnus buyururlar idi. İşte hazret-i azîzin kemâli bendegâna dahi aks itmekle kendüye karîb olanlar her vecihle tahsîl-i kemâl iderler idi. (İbrahim Hilmî, Menâkıb-ı Hacı Mustafa Safî Efendi, Millet Kütüphanesi, Ali Emirî, Şer‘iyye Kısmı, No: 1111, 4a.)[2]
Sonuç olarak Bolu’da 19. yüzyılda yaşayan Bolulu Halvetî / Şabânîlerden olan Hasan Hakkı Efendi, divan sahibi bir şairdir. Menâkıbın kaydettiğine göre Yunus Emre tarzında ilâhiler yazmıştır. Şeyhi Mustafa Safî Efendi, onu “Bizim Yûnus” diye anmaktadır.
Divan sahibi olmakla beraber günümüzde bu divan şimdilik elimizde mevcut değildir. Araştırmalar neticesinde bu divana ulaşmak imkânı vardır. Ancak şimdilik elimizde dört adet manzumesi vardır. Bu manzumeler Türk Halk Şiir geleneği içinde değerlendirilebilecek manzumelerdir. Şair bunlarda mahlasını “Kâmil, Kâmilî, Âşık Kamilî” şekillerinde kullanmıştır.
Yunus Emre’nin mânevî mirasını yaşatmayı başaran yerlerden biri olan Bolu onun tarzında ilahiler söyleyen bir de mutasavvıf şair yetiştirmiştir. Şimdi burada Âşık Kâmil veya Âşık Kâmilî diye de bilinen bu muyasavvıfın şiirlerinden örnekler verelim:[3]
1
Yâ İlâhî sen bilirsin hâlimi
Garib hâlim bildiren yok bilen yok
Felek eğdi yay eyledi dâlimi
Çeşmim yaşın sildiren yok silen yok
Vefâsı yok bu cihânın bilmişim
Yarı ömrüm rüzigâra vermişim
Perverdigâr kapuna yüz urmuşum
Rûyum güldür güldüren yok gülen yok
Kul kusursuz olmaz çoktur günâhım
Eflâke çıkmıştır âh ile âhım
Gayri yoktur sensin benim penâhım
Düşmüş elin aldıran yok alan yok
Yutmuş idim nice zehirli aşı
Kalbin ise mahzun olmaktır işi
Leyl ü nehar sızlar yaramın başı
Neşter olup deldiren yok delen yok
Kâmil’im kâmillerle görüştüm
Hor u hakir olmaklığa alıştım
İşler yara bunca zaman alıştım
Merhemini bildiren yok bilen yok
2
Ol hakikat Şem’ine pervâneyim ben sen nesin
Her seherde bülbül-i gülzâreyim ben sen nesin
Virürüm fânî cihânın zînetin bir pula ben
Sülûk idüp Halvetî’ye dervişin ben sen nesin
Ârif isen gûş var ol anla âşık sözini
Bağlamıştır anlar ancak ma’şukına özini
Kulluğa bel bağla Hakk’a eyle sen niyâzını
Bir hakir mücrim-i bîçâreyim ben sen nesin
Ta’n-ı tesmî’ eyleyüp ilişme mazlûm kalbine
Bağrı taşlı gözü yaşlı ol yüreği yankına
Gönlün al yürü fakirin gerçi rağbet zengine
Feleğin kahrı ile pür yâreyim ben sen nesin
Dalga serden aşmadan çaresine fikr eyle gel
Bu zamanda sırra sırdaş bulamazsın şöyle bil
Virüben hevâya ömrün sonra olma tenk ü dil
Böyle bir rû-yı siyah âciz kulam ben sen nesin
Çark aksi döne döne neye iletir beni
Yıkuben renc ü kederler can ile hem bu teni
Neye saklar iki Âşık Kâmilî devran seni
Âyâ ma’mur olanı virâneyim ben sen nesin
3
Tanrı’nın ismi dilimde gayri ezkâr istemem
Fâriğım geçtim cihandan gül ü gülzâr istemem
Gonce-i hübân-ı handan dilrübâ olsa da hep
Bî-vefâ dünya güzeli çünkü dildâr istemem
Pâre pâre oldu yürek şerhalandı bu sine
Aka aka çeşmim yaşı rengi dönmüştür kana
Cemâlinden dûr eyleme hûr-i cinan ver bana
Hak duâmı müstecab it başka efkâr istemem
Tabîb-i hâzık yok ki bu zahmıma merhem olur
Azdırup eyler teşevvuç yara onulmaz kalur
Tâ ezelden kader imiş kul yazusunu bulur
Derde derman olmak için aslâ agyâr istemem
Kibriyâya kul olanlar kalbi pasın eridir
Râha düşüp doğru yürü merdâneler kârıdır
Reddolunmaz sâilleri ki dergâh-ı Âlî’dir
Ol habîb-i Mustafâ’dan özge bir yâr istemem
Diler bu Âşık Kâmilî hazretinden ey Kerîm
Gayri yoktur senden ayrı kul terahhum yâ Rahîm
Dideler gözler cemâlin kıl müyesser göreyim
Senden ayrı olan Sübhan gayri hünkâr istemem
4
Bugün ben bir güzel gördüm nûrunu saçup gider
Merhamet ehlidir ancak cemâlin açup gider
Bezenmiş tâvus menendi salını hem salını
Deryâda keştî misâli perr ü bâl açup gider
Kaddi fidan penbe gülüş yanağı kaşı hilâl
Çeşmi âhû kirpiği ok lebleri âb ü zülâl
Bârekâllah hoş yaratmış kudret ıssı ol Celâl
Ömrümün hâsılını hasıl gibi biçüp gider
Böyle dilber bu asırda nâdir ender bulunur
Nâz ü reftâr ile yemîn ü yesâr salınur
Gören âşıklar kalur hayrette aklı alınur
Hiç terahhum eylemez bendesine geçüp gider
Gerdeni billûra benzer benleri hûb yaraşır
Süzüldükçe elâ gözler ağa kara karışır
Câbecâ haftada ayda gelüp bir dem görüşür
Lisânı tûtî şakır bülbül gibi uçup gider
Kâmilî’yim kâmilâne sözlerim çoktur benim
İşbu cihan metâına hevesim yoktur benim
Yüklenüp gam yükü kiralandı katarım benim
Düşüben kerban misâli yollara göçüp gider
[1] Şükrü Elçin, “Halvetî Şâir Kâmilî” Halk Edebiyatı Araştırmaları 1, Akçağ Yayınları, Ankara 1997, s. 477.
[2] Bu satırların günümüz Türkçesine aktarılmış hâli şöyledir: “Kadri yüce pederim Derviş Hasan Bey kendilerinden hayli Farsça okumuş, Kur’ân-ı Kerîm’i kıraâte ve hıfzı üzere talîm etmiş ve birkaç defa da hatmeylemişlerdi. Babam eski şâirlerden ve zevk sahibi (ashâb-ı tabiat) biri olmakla aziz hazretlerinin himmetiyle çok hikmetli sözler söylemiş, hatta büyük bir divan tertip etmişlerdir. Yüce dergâhta her ihya gecesi zâkirlik eyleyip dervişlere neşe vermekle aziz hazretleri, hakkında “Bizim Yûnus” buyururlardı. İşte aziz hazretlerinin kemâli kullarına da yansımakla kendisine yakın olanlar her yönüyle kemal tahsil ederlerdi.”
[3] Şiirler şu yazıdan alınmıştır: Şükrü Elçin, “Halvetî Şâir Kâmilî” Halk Edebiyatı Araştırmaları 1, Akçağ Yayınları, Ankara 1997, s. 477-480.
