Su, Hidrolik Sistemler ve Uygarlığın Oluşumu

Tam boy görmek için tıklayın.

Uğur UTKAN

 

Öz

Bu çalışma, suyun insanlık tarihindeki belirleyici rolünü hidrolik sistemler ekseninde inceleyerek uygarlıkların oluşumu, gelişimi ve sürdürülebilirliği üzerindeki etkilerini ele almaktadır. Araştırmada, suyun yalnızca biyolojik yaşamın devamı için gerekli doğal bir kaynak olmadığı; aynı zamanda yerleşim düzenlerini, tarımsal üretimi, şehirleşmeyi, ekonomik yapıları ve teknolojik ilerlemeyi şekillendiren temel bir unsur olduğu ortaya konulmuştur. Antik dönemlerden itibaren geliştirilen su kemerleri, sarnıçlar, kanallar, su çarkları ve değirmenler gibi hidrolik yapılar, insanlığın doğa karşısındaki mühendislik kabiliyetinin somut örnekleri olarak değerlendirilmiştir. Çalışmada ayrıca Arşimet’in helezonlu pompası, El-Cezeri’nin krank mili ve pistonlu pompa sistemleri, Pascal Yasası ve Bernoulli Denklemi gibi bilimsel gelişmelerin modern hidroliğin temellerini oluşturduğu vurgulanmıştır. Bunun yanında iklim değişimleri, buzul çağları, Hazar taşkınları ve paleocoğrafik dönüşümlerin insan göçleri ile ilk uygarlık merkezlerinin ortaya çıkışı üzerindeki etkileri de incelenmiştir. Özellikle Hazar-Turan Havzası, Mezopotamya ve Anadolu coğrafyalarının su kaynakları bakımından uygarlığın gelişiminde oynadığı kritik rol üzerinde durulmuştur. Sonuç olarak çalışma, suyun yalnızca doğal bir unsur değil; tarih, coğrafya, teknoloji ve kültürü şekillendiren kurucu bir medeniyet gücü olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Anahtar Kelimeler: Su, Hidrolik Sistemler, Uygarlık, El-Cezeri, Hazar Havzası, Su Teknolojileri, Paleocoğrafya, İklim Değişimi, Medeniyet Tarihi, Su Kaynakları

 

Abstract

This study examines the decisive role of water in human history through the framework of hydraulic systems and analyzes its effects on the formation, development, and sustainability of civilizations. The research demonstrates that water is not only a natural resource essential for biological life, but also a fundamental factor shaping settlement patterns, agricultural production, urbanization, economic structures, and technological progress. Hydraulic structures such as aqueducts, cisterns, canals, waterwheels, and mills, developed since ancient times, are evaluated as concrete examples of humanity’s engineering capability against nature. The study further emphasizes that scientific developments including Archimedes’ screw pump, Al-Jazari’s crankshaft and piston pump systems, Pascal’s Law, and Bernoulli’s Equation formed the foundations of modern hydraulics. In addition, the impacts of climate change, glacial periods, Caspian floods, and paleogeographic transformations on human migrations and the emergence of the first centers of civilization are examined. Particular attention is given to the critical role of the Caspian-Turan Basin, Mesopotamia, and Anatolia in the development of civilization through their water resources. As a result, the study concludes that water is not merely a natural element, but a foundational civilizational force shaping history, geography, technology, and culture.

 

Keywords: Water, Hydraulic Systems, Civilization, Al-Jazari, Caspian Basin, Water Technologies, Paleogeography, Climate Change, History of Civilization, Water Resources

Giriş

İnsanlık tarihi incelendiğinde, uygarlıkların ortaya çıkışı ve gelişiminde belirleyici rol oynayan en temel unsurun su olduğu görülmektedir. Su, yalnızca biyolojik yaşamın devamını sağlayan doğal bir kaynak değil; aynı zamanda insan topluluklarının yerleşim düzenini, üretim biçimlerini, ekonomik faaliyetlerini ve teknolojik gelişimlerini şekillendiren stratejik bir güç unsuru olmuştur. İlk yerleşim alanlarının büyük nehir havzalarında kurulması, tarımsal üretimin su kaynaklarına bağlı olarak gelişmesi ve şehirlerin su yolları etrafında büyümesi, suyun uygarlık tarihindeki merkezi konumunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu sebeple suyun kontrolü, taşınması ve depolanması meselesi, tarih boyunca insanlığın çözmeye çalıştığı en önemli problemlerden biri hâline gelmiştir.

İnsanoğlu, doğanın sunduğu imkânları kendi ihtiyaçları doğrultusunda dönüştürmeye başladığı andan itibaren hidrolik sistemlerin ilk örneklerini de geliştirmiştir. Antik çağlardan itibaren su kemerleri, sarnıçlar, kanallar, su çarkları ve değirmenler gibi yapılar yalnızca mühendislik başarısı değil, aynı zamanda medeniyetin sürdürülebilirliğini sağlayan yaşamsal araçlar olarak ortaya çıkmıştır. Mezopotamya’dan Mısır’a, İran’dan Anadolu’ya kadar uzanan geniş coğrafyada geliştirilen sulama ve su taşıma sistemleri, toplumların ekonomik refahını artırmış; tarımsal üretim kapasitesini yükselterek şehirleşmenin önünü açmıştır. Böylece hidrolik bilgi birikimi, zaman içerisinde yalnızca suyun taşınmasına yönelik pratik çözümler olmaktan çıkmış; mekanik hareketin üretilmesi, kuvvetin kontrol edilmesi ve teknolojik yeniliklerin temelini oluşturan bilimsel bir disipline dönüşmüştür.

Bu gelişim sürecinde özellikle El-Cezeri gibi bilim insanlarının çalışmaları büyük önem taşımaktadır. El-Cezeri’nin su gücüyle çalışan otomatik makineleri, krank mili sistemi ve pistonlu pompaları, modern mekanik ve sibernetik bilimlerinin öncülleri arasında kabul edilmektedir. Aynı şekilde Arşimet’in helezonlu pompası, Pascal’ın basınç prensibi ve Bernoulli’nin akışkanlar üzerine geliştirdiği teoriler, hidroliğin bilimsel temellerini oluşturarak günümüz mühendislik anlayışına yön vermiştir. Sanayi Devrimi ile birlikte hidrolik sistemlerin kullanım alanı genişlemiş; ağır sanayi, ulaşım, madencilik ve savunma teknolojilerinde vazgeçilmez bir unsur hâline gelmiştir. Modern hidrolik teknolojilerinin temelinde ise insanlığın binlerce yıllık su tecrübesi ve doğayı anlama çabası yatmaktadır.

Öte yandan suyun uygarlık üzerindeki etkisi yalnızca teknik ve ekonomik boyutlarla sınırlı değildir. İklim değişimleri, buzul çağları, taşkınlar ve kuraklık gibi doğal süreçler, insan topluluklarının göç hareketlerini, yaşam alanlarını ve kültürel dönüşümlerini doğrudan etkilemiştir. Özellikle Hazar Havzası, Mezopotamya ve Anadolu gibi bölgelerde meydana gelen paleocoğrafik değişimler, ilk uygarlık merkezlerinin oluşumunda belirleyici rol oynamıştır. Bu bağlamda su, yalnızca yaşamın kaynağı değil; aynı zamanda coğrafyanın, tarihin ve kültürün şekillendirici unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu çalışma, suyun uygarlık tarihindeki belirleyici rolünü hidrolik sistemler ekseninde ele almayı amaçlamaktadır. Antik dönemlerden modern çağlara kadar uzanan süreçte hidrolik teknolojilerin gelişimi, suyun insan yaşamı üzerindeki etkisi, iklim ve coğrafya ile olan ilişkisi incelenerek; suyun yalnızca doğal bir kaynak değil, aynı zamanda medeniyetin kurucu gücü olduğu ortaya konulacaktır.

Hidrolik, Yunanca “su işi” anlamına gelen “hydraulikos” kelimesinden türetilmiştir. Hidrolik sistemler, sıvıların—genellikle yağ—basınç altında kullanılmasıyla çalışır. Bu sistemler, yüksek basınçla çalıştıkları için çok güçlü ve etkilidirler.

Hidrolik sistemlerin temel bileşenleri arasında hidrolik pompalar, hidrolik valfler, hidrolik silindirler ve hortumlar bulunur. Bu bileşenler, sıvının basıncını artırarak mekanik hareket veya kuvvet oluşturur. Hidrolik sistemler, özellikle ağır sanayi, inşaat makineleri ve otomotiv gibi alanlarda tercih edilir çünkü yüksek tork üretme kapasiteleri ve yavaş hareket kontrolü sağlama yetenekleri ile bilinirler.[1]

Gelgelelim Hidrolik dediğimizde aklımıza ne geliyor ? Hidrolik, aslında akışkanların mekanik özelliklerini inceleyen bir mühendislik dalıdır diyebiliriz. Yunanca’da “hidro” (su) ve “aulos” (boru) kelimelerinden oluşuyor. Akışkanlar kullanılarak güç üretiyor, gücü kontrol ediyor ve iletiyoruz. Akışkanlar teoride sıkıştırılamaz olduğundan hidrolik sistemler; yüksek güç yoğunluğu, hassas hareket, kuvvet ve torku sabit tutma gibi avantajlarla beraber günümüzde geniş bir kullanım alanına sahiptir. Hidrolik enerji ile hem doğrusal hem de dairesel hareketler elde etmek mümkün. Elektrik direklerinin bakımı için kullanılabilen sepetli platformları ya da yol süpürme makineleri dikkatinizi çekmiş olmalı. İşte bu araçlarda örneğin bomların, sepetin hareketinde, yol süpürme makinelerindeki süpürgelerin dönüşünde hidrolik enerjiden faydalanılmaktadır. Belki farkında değiliz ancak hidrolik sistemler çevremizde birçok uygulamada karşımıza çıkıyor: Traktörler, iş makineleri, vinçler, ekskavatörler, gemiler, takım tezgahları, otomobiller, kamyonlar, asansörler, çöp araçları, lunaparklardaki hız trenleri, uçaklardaki çeşitli kontroller ve daha birçok uygulama…[2]

Gelişen endüstri ile beraber hydraulix akışkan gücünün birden fazla sektörde çok etkili şekillerde kullanıldığı görülmektedir. Özellikle akışkan gücünün kullanıldığı ve eskiden çözüm üretmenin neredeyse imkansız olduğu bir çok noktada düşük hydraulix kuvvetler ile büyük işlerin başarıldığı görülmektedir.  Bu sistemlerde kullanılan servo valf mekanizmaları, servo sistemler, genellikle sabit basınçlı bir desteğe ihtiyaç duyarlar ve hydraulix aktüatörler ya da hydraulix motorları kontrol etmek için de kullanılabilmektedir.[3]

Günümüzde hidrolik sistemlerde akışkan olarak genellikle hidrolik yağ kullanılsa da eski çağlardan beri akışkan gücünden, suyun hareketinden faydalanılmıştır. MÖ 6. Yüzyılda Yunanistan’da Eupalinos Tüneli su kemeri olarak kullanılmıştır. Şuşter Tarihi Su Sistemi, karmaşık bir sulama sistemi olan, İran’da bir ada şehridir. 2009 yılında UNESCO tarafından bir Dünya Mirası olarak ilan edilen bu alan su değirmenlerinin, kanalların ve barajların yer aldığı MS 3. Yüzyılda inşa edilen bir yapı.[4]

Fotoğraf: Şuşter Tarihi Su Sistemi (İran)[5]

Benzer şekilde su çarkları ve su değirmenleri de akarsulardan güç elde etmek için yaygın olarak kullanılmış.[6]

Fotoğraf: Su değirmeni (Belçika)[7]

12. yüzyılda Dünya bilim tarihi açısından bugünkü sibernetik ve robot biliminde çalışmalar yapan ilk bilim insanı olan El Cezeri’nin yaptığı, su gücünden faydalanan otomatik makineler günümüz mekanik ve sibernetik bilimlerinin temel taşlarını oluşturmaktadır.[8]

Fotoğraf: El Cezeri’nin tasarladığı bazı makineler[9]

Gelgelelim El Cezeri ile ilgili hep dikkatten kaçan şu icat da şudur ki, o da “Krank Mili ve Otomatlar”dır. Evet, meşhur Türk mucidi El Cezeri’nin unutulmaz keşfi “Krank mili (Crankshaft) sisteminin icadı ve otomatlar (robotik prensipler)”dır. Yani her ne kadar Leonardo da Vinci’nin mekanik çizimleri ve Endüstriyel devrimdeki makine bileşenleri hep konuşulmuş olsa da, her ne kadar James Watt’ın buhar motorunu keşfetmesi Sanayi Devrimi’nin başlangıcı olarak kabul edilse de, daha da mühimi Watt, buhar motorunu madenlerde ortaya çıkan suyun dışarı pompalanması için bir yöntem ararken geliştirse de bu amaçla geliştirilen sistemlerin geçmişi çok daha eskilere dayanıyor. Akarsuların tarımda ve günlük hayatta kullanılmasının kolaylaştırılması için suyun yukarı taşınması gerekir. Suyun kaplara doldurularak taşınması en basit çözüm olsa da hem zaman hem de enerji kaybına yol açar. Bu soruna çözüm bulmak için geliştirilen ilk sistemler akan suyun hareketinden faydalanarak suyun yukarı taşınmasına dayanıyordu.[10]

 

Prof. Dr. Fuat Sezgin, suyu yukarı taşımak amacıyla geliştirilen mekanizmaların atası olarak Arşimet’in helezonlu pompasını gösteriyor.[11]

Fotoğraf: Arşimet’in helezonlu pompası. Helezonlu pompada ahşap bir silindirin içine yerleştirilmiş vida bulunur. Vida nehir akıntısıyla çalışan bir çark sayesinde hareket eder. Vida dönerken su nehirden daha yüksek bir düzeye taşınır. Bu sistem günümüzde su taşıma sistemlerinde, beton karıştırıcı gibi düzeneklerde kullanılmaya devam ediliyor.[12]

Arşimet’in helezonlu pompasını, Mısır seyahati sırasında icat ettiğini söyleyen bazı kaynaklar var. Ancak Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Uygarlığında Mimari, Geometri, Fizik, Kimya, Tıp kitabında Mısırlıların piramitlerin yapımında eğik düzlem kullanmaları ve maden ocaklarından su çıkarma konusundaki tecrübeleri nedeniyle bu mekanizmanın Mısır’da çok eski zamanlardan beri kullanılmış olabileceğini, Arşimet’in bu mekanizmanın önemini anlayarak Avrupa’da tanınmasını sağlamış olabileceğini belirtiyor.

12. yüzyılın sonları ve 13. yüzyılın başlarında Diyarbakır ve Cizre’de yaşayan bilgin el-Cezeri, büyük miktarlarda suyu yukarı taşımak amacıyla beş düzenek tasarlamıştı. Bu düzeneklerden üçü hayvan gücüyle çalışırken ikisi kendi kendine işler, yani otomatiktir. El-Cezeri bu çalışmaları sırasında krank milini ilk kez kullanmıştı. Dönme hareketini doğrusal harekete dönüştüren krank mili, tarihteki en önemli keşiflerden biri olarak kabul ediliyor. Günümüzde otomobillerden lokomotiflere pek çok alanda kullanılıyor.[13]

Fotoğraf: El Cezeri’nin pistonlu pompasını gösteren el yazması[14]

El-Cezeri’nin su gücüyle çalışan pompa düzeneğinde dişli çarklar, bakır pistonlar, emme ve iletme amaçlı borular ve tek yönlü sürgülü vanalar kullanılıyordu. Bu düzenek suyu emerek yaklaşık on iki metre yukarı taşıyabiliyordu. Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Uygarlığında Mimari, Geometri, Fizik, Kimya, Tıp kitabında bu düzeneğin çalışma prensibini şöyle açıklıyor:

“Akıntı su çarkını çevirdiğinde su çarkı mili döner. Su çarkı miline bağlı bir çark eksen miline bağlı başka bir çarka dönme hareketini aktarır. Eksen miline bağlı olarak hareket eden krank mili dönme hareketini doğrusal harekete çevirir. Krank miline bağlı iki pistondan biri suyu emerek pistonun haznesine taşınmasını sağlarken, diğer piston suyun buradan çıkış borusuna basılmasını sağlar. Su daha sonra çıkış borusundan kullanılacağı yere aktarılacağı bir depoya iletilir.”[15]

Öte yandan ilerleyen teknoloji ile hidroliğin ifade ettiği anlam da biraz değişmiş ve daha çok istenilen debi ve basınçlarla gücün elde edilmesini, kontrolünü ve iletilmesini ifade eder hale gelmiştir.

Hidrolikte dönüm noktası diyebileceğimiz temeller, 17. Yüzyılda Fransız fizikçi Blaise Pascal tarafından Pascal Yasası ile atılmıştır. Bu yasaya göre bir kaptaki sıvının serbest yüzeyine uygulanan basınç, bu sıvı tarafından, sıvının temas ettiği tüm noktalara aynen ve dik olarak iletilir. Pascal prensibinden faydalanılarak; su cenderesi, sıkıştırma sistemleri (hidrolik frenler, hidrolik presler), taşıma sistemleri (hidrolik liftler, hidrolik krikolar, vinçler), tulumbalar, berber koltukları, basınç ölçmek için kullanılan araçlar yapılmıştır. Hidroliğin gücü ile, küçük kuvvetler uygulanarak çok daha büyük kuvvetler elde edilebilir. Joseph Bramah 1795 yılında bu yasayla beraber ilk hidrolik presi tasarlamıştır.[16]

Bundan yaklaşık 100 yıl sonra İsviçreli Fizikçi Bernoulli kendi adı ile anılan Bernoulli denklemini bularak, boru içinde akan bir akışkanın enerji tanımlamasını yapılabilir hale getirmiştir. 1800’lü yıllarda yüksek basınçlı hidrolik su jetleri Amerika’da altın madenlerinde kullanılmıştır. Elbette bu işlemin çevreye ne kadar zarar verdiğini de unutmamak gerekir.[17]

 

Su jetlerinin altın madeninde kullanılması (Kaliforniya, 1860)[18]

Modern ilk hidrolik uygulaması için, 1906 yılında Amerikan savaş gemisi USS Virginia’nın top namlusu yönlendirmesinde basınçlı yağ kullanılması ile başladığını söylemek doğru olacaktır. Daha sonra sızdırmazlık elemanları konusunda ortaya çıkan teknolojik gelişmeler ile hidrolik hızla gelişmeye başlamış ve 1926 yılında ABD’de ilk hidrolik güç ünitesi imal edilmiştir. 1926 yılında Harry Vickers’in pilot kumandalı emniyet valfini icadı ile devam eden gelişmeler 2. Dünya Savaşı ile hızlanmış, 1950 yılında Mercier’in Hidrolik akümülatörü, Moog’un da 1958 yılında elektrohidrolik servovalfi icat etmesiyle bugün bildiğimiz tüm hidrolik devre elemanları kullanılmaya başlanmıştır.[19]

Ancak şurası bir gerçektir ki, hidrolik sektörüne bakıldığında global anlamda en büyük hareketlilik ve cazibeyi başka hiçbir seçeneğin yaklaşamadığı şekilde, su hidroliği alanında[20] görülecektir.

Öte yandan insanlığın en önemli ihtiyaçlarından biri olan su ve suyun temini, medeniyetin ilk dönemlerinden beri insanoğlunun çözmek zorunda olduğu sorunların başında gelmektedir.[21]

Yaşam için su çok önemlidir. Onun için, tatlı suyun tedariki uygarlığın yaratılması ve sürdürülebilirliği olmazsa olmazlardandır. Gerçekte insanoğlu 7 milyon yıldır bu gezegende var olmuştur. Bu süre boyunca Milankoviç süreçleri iklim değişimleri nedeniyle birçok buzul devirleri oluşturmuşlardır. Uygarlığın oluşmasında uygun iklim koşullarına gereksinim vardır ve bunlardan en önemlisi suyun varlığıdır. Her canlının yaşamasına elverişli doğal yaşam ortamları (habitatları) vardır. Kendi yaşam ortamında canlılar çoğalırlar, sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürerler. Canlılar, yaşam ortamındaki küçük değişimlere, bir miktar değişerek uyum sağlayabilirler. Canlıların yaşam ortamını belirleyen en önemli etmen iklim koşullarıdır. İklimin de en önemli iki etmeni sıcaklık ve yağıştır. Uygarlığın aşamalar: Toplayıcılık; Avcılık; Tarım. Bir bölgede uygarlığının gelişmesi için şu olguların beraberce bulunmasına bağlıdır: Uygun iklim kuşakları (35º-40° K enlemleri arası); Zengin su kaynakları; Tarım; Metaller.[22]

İşte bundan dolayıdır ki tarih devirleri boyunca şehirler, genellikle su yakınlarına kurulmuştur. Sonraki dönemlerde ise verimli topraklarda yer alan ancak su kaynaklarına uzak kurulan şehirlerde, suya kolaylıkla ulaşılabilmek adına su kemeri, suyolu ve suyun depolandığı açık veya kapalı tasarlanmış sarnıçlar mimari elemanlar olarak vücut bulmuştur.[23]

Bu mimari çözümler, insanoğlunun doğanın sunduğu kısıtlı imkânları kendi lehine çevirme gayretinin somut birer göstergesidir. Şehirler, coğrafyanın getirdiği susuzluk tehdidine karşı bu mühendislik harikalarıyla direnmiş ve fiziksel çevrelerini ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendirerek varlıklarını sürdürmeyi başarmışlardır.[24]

Esasen bu durum, toplulukların mekanla kurduğu ilişkinin bir sonucu olarak ortaya çıkan hayatta kalma stratejisidir.[25]

Doğadaki “Evrim Yasası” gereğince, yalnızca “Değişen Koşullara ve Çevreye Uyum Sağlama” yeteneğine sahip olanlar ayakta kalmıştır. Hazar Denizi ve Turan havzası dünyanın en büyük kıta içi kapalı havzasıdır.  Hazar ekosistemi, dünya okyanuslarına ait deniz seviye değişimlerinden bağımsız olarak kendine has su seviyesi değişimlerine sahiptir. İnsanlık tarihini değiştiren olay bundan 15 bin yıl kuzey kutup bölgesini çevreleyen buzul barajının çok büyük bir meteorun çarpması sonucu Hazar taşkınları olmuştur. Dünyanın en büyük kapalı havzasında su sevileri -150 m’den +50 m’lere yükselmiştir. Bu ani şok insanları çok etkilemiştir. Bu bölgeden kurtulmaya çalışan insan dünyanın ilk uygarlığını yaratmışlardır. Hazar Taşkınını taşkını takip eden süreçte Hazar Denizi su seviyesi +50 metrelerden günümüzde -28 metrelere inmiştir. Bu 15 bin yılda her 5-600 yılda Hazar Denizi su seviyesi inip çıkmıştır. Önce bol tatlı su ve sonrada süregiden kuraklaşma bölge insanları daha yaratıcı yapmış ve yeraltı su kanalları (KARİZ) yapmışlardır. Buzul çağının bitimiyle bu uygarlıklar (deltalar oluşuncaya kadar) başta Harran, Aran ve Turan olmak üzere Hazar çevresinde oluşmuştur. Günümüzden 5-6 bin yıl önce (hızlı ısınma) deniz su seviyeleri hızlı olarak yükselmiş ve Mısır, Mezopotamya ve İndüs Deltaları oluşmaya başlamıştır. Kuzeydeki buzullardan gelen su miktarı azaldıkça (özellikle Turan ovasında), çoraklaşma ve çölleşme başlamıştır. Bunun sonucunda insanlar daha sulak dağ yamaçlarına ve deltalara doğru hareket etmişlerdir. Dolayısıyla Mısır, Mezopotamya ve İndüs deltalarında uygarlıklar gelişmeye başlamıştır. Bu gelişmelerin hepsi su ile ilişkilidir. Günümüzde de su yönetimi çok önemli olacaktır.[26]

Öte yandan su, her ne kadar sıklıkla renksiz olarak tanımlanmasına rağmen kızıl dalga boylarında ışığı hafifçe emmesi nedeniyle mavi bir renge sahiptir. Su; yüce Tanrı’nın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri… Doğada su katı, sıvı ve gaz hâllerinde görülür. Kimyasal formülü (H2O) 2 hidrojen ve 1 oksijen atomundan meydana gelir. H+ iyonu içeren bir madde ile (ör. asit) ve OH- iyonu içeren maddenin (ör: baz) verdiği nötrleşme tepkimesi ile oluşur.

Bilim insanları Dünya’daki hayatın suda başladığını düşünmektedir. Su, moleküler yapısı oldukça basit ve bol bulunan bir madde olmasına rağmen belirli koşullarda diğer bileşiklerden oldukça farklı davranışlar sergiler. Örneğin katı (buz) hâldeki su sıvı hâldeki suyun üzerinde yüzer. Dünya’daki hemen hemen tüm diğer bileşiklerde ise katı faz sıvı fazdan yoğundur ve katı fazdaki bileşik batar. Suyun bu özelliğinin bazı avantajları vardır. Örneğin soğuk bir bölgede göl yüzeyini kaplayan buz tabakası yalıtıcı görevi görür ve dipteki hayatı korur. Buzun çökmesi durumunda canlılar şiddetli soğuğa maruz kalacağından hayatlarını devam ettirmeleri imkânsız hâle gelecektir.[27]

Yaşam için su çok önemlidir. Onun için, tatlı suyun tedariki uygarlığın yaratılması ve sürdürülebilirliği olmazsa olmazlardandır. Uygarlığın oluşmasında uygun iklim koşullarına gereksinim vardır ve bunlardan en önemlisi suyun varlığıdır:

YAŞAM SUDUR VE SU İSE DÜNYA’NIN MİMARIDIR…

Demek ki, su yaşamın kaynağı olduğu gibi günümüz yeryüzü şeklinin oluşmasında en önemli etmendir.

Hutton günümüzde gerçekleşen olayların aynısının geçmişte de tekrarlandığını ileri sürmüştür. Bu kuram: Tekdüzelik İlkesi, olarak Yerbilimi dünyasında bilinmektedir. “Günümüz geçmişin anahtarıdır” şeklinde ifade edilebilecek “Tekdüzelik” ilkesi Hutton tarafından geliştirilmiştir. Dağların aşınarak oluşturduğu sedimentlerin deniz altında birikerek yeni kayaçları oluşturduğunu ve bunların tekrar yükselerek kara haline geldiğini söylemiştir. Bu aşınma olgusunu yaratan neden sudur. Suyun gücü sürekliliğindendir.[28]

Doğadaki bu devinim ve süreklilik ilkesi, kültürel evrenin temel taşı olan dil için de benzer bir geçerliliğe sahiptir. Jeolojideki ‘günümüz geçmişin anahtarıdır’ önermesi, filolojik ve antropolojik düzlemde ‘dil geçmişin aynasıdır’ ilkesiyle birleşir.[29]

Yerkürenin fiziksel katmanları nasıl ki zamanın izlerini taşıyorsa, dilin katmanları da insanlığın ortak hafızasını ve düşünce mirasını bugüne taşır.[30]

Dil, yalnızca bir iletişim aracı değil; insanın dünyayı kurma, anlamlandırma ve kendini var etme biçimidir. Sözcükler, düşüncenin sınırlarını çizerken; aynı zamanda o sınırları aşmanın da imkânını taşır. Dil araştırması tarihin de, insan düşünce dizgesinin de anahtarıdır. Biz bu yolla geçmişin gizemlerine daha bir yaklaşabilir, insanın akıl yürütme şifrelerini daha bir çözebiliriz.[31]

“Dil düşüncenin bir âletidir”

Herbert George Wells

Diyelim ki hiç konuşma bilmeyen insansınız. Ağzınızı açın ve ses çıkarmayı deneyin; Doğaçlama ilk ses olarak Aaaa… dersiniz! “A” harfinin önüne dudakları kapatarak en kolay sessiz “B” koyup okuyun: İlk sözcük “AB”dır. Bu da Türkçe’de “SU” demektir. Canlıların için olmazsa olmazıdır. Sümerce’de “ABSU” içilebilir yeraltı suyu demektir.[32]

İnsanlığın en eski kayıtlarından bugüne, suyun bu önceliği hiç değişmemiştir. Medeniyetler su kenarlarında filizlenmiş,[33] her türlü canlılık suyun varlığıyla şekillenmiştir.[34]

Çünkü su, sadece bir madde değil; yaşamın bizzat kendisini barındıran ve çevreleyen ana unsurdur.[35]

Bu temel ihtiyaç, her canlının kendine has bir çevre edinmesini de zorunlu kılar.[36]

Her canlının yaşamasına elverişli doğal yaşam ortamları (habitatları) vardır. Kendi yaşam ortamında canlılar çoğalırlar, sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürerler. Canlılar, yaşam ortamındaki küçük değişimlere, bir miktar değişerek uyum sağlayabilirler. Ortamdaki büyük değişimler ise o türün azalmasına, yok olmasına veya uyum sağlayabileceği yeni ortamlara göç etmelerine sebep olmaktadır. Biz iklimsel ve çevresel değişimlere göre paleocoğrafyadaki değişimleri çok iyi anlamalıyız çünkü yaşam koşullarını denetleyen önemli etmenlerdir.[37]

Bu bağlamda önce İbni Haldun’un (Tunuslu Düşünür, 14’üncü Yüzyıl) sözüyle başlayalım:

COĞRAFYA KADERİNDİR…

Düşünürümüzün bu sözü, zaman ve mekân ötesi bir tespittir. Coğrafya gerçekten insanın kaderi midir? İnsan mıdır kendi kaderini belirleyen, yoksa yaşadığı doğduğu topraklar mı? Bu bağlamda Tarihi, Coğrafyanın belirlediği olgu içinde ele almalıyız.[38]

Fotoğraf: Dünya fiziki haritası (Ekvator ve 40° enlemleri). Burada Ekvator ve kuzey 40° K enlemi gösterilmiştir. Çünkü tüm değişimler 40° K enlemi etrafındadır. Yerkürenin Güney Bölümde bu enlemlerde uygun bir coğrafya bulunmamaktadır.[39]

Öte yandan canlıların yaşam ortamını belirleyen en önemli etmen iklim koşullarıdır. İklimin de en önemli iki etmeni sıcaklık ve yağıştır. Günümüzde, Yerkürenin Oğlak Dönencesi (G 23.5°) ile Yengeç Dönencesi (K 23.5°) arasında kalan ekvator bölgesi genel olarak çok sıcak ve yağışlı bir iklime sahip olup, burada tropikal ormanlar yer alır. Güney Kutup dairesi (G 70°) ile Güney Kutbu; Kuzey Kutup dairesi (K 70°) ile Kuzey Kutbu arasındaki kutup bölgeleri çok soğuk ve orta derecede yağışlı olup, tundra tipi bitki örtüsüne sahiptir. Ekvator bölgesinde gece ve gündüzün uzunlukları birbirine çok yakın olup mevsimler hissedilmez. Kutup bölgelerinin kabaca altı ay gecesi, altı ay gündüzü ve yalnız iki mevsimi bulunmaktadır. Doğal olarak Buzul Çağlarında bu iklim kuşakları da oldukça değişmektedir.

Buzul çağlarında 40/45° kuzeyi Tundra/Buzul ile kaplıdır. Yaşam bu uç koşullarda sınırlarda devam edebilmektedir.[40]

Fotoğraf: Buzul Çağında İklim Yaşam Kuşakları. 30/35° güneyden Ekvatora kadar kurak/yarı kurak iklim koşulları vardır.[41]

Yerkürenin dönenceler ile kutup daireleri arasında kalan orta bölümü ise ılıman bir iklime, mevsimlik yağışlara ve dört mevsime sahiptir. Güney yarımkürede yaşam için gerekli kara parçası bulunmamaktadır. Zaten tüm Amerika kıtasında son 5-6 bin yıl öncesine kadar insanın varlığı yoktu. Karaların denizlere ve büyük göllere yakınlığı, okyanuslardaki büyük su akıntıları ve atmosferik hareketler, bölgenin iklimi üzerinde ikinci derecede önemli etki yapmaktadır.

Doğadaki “Evrim Yasası” gereğince, yalnızca “Değişen Koşullara ve Çevreye Uyum Sağlama” yeteneğine sahip olanlar ayakta kalabilmişlerdir. Buzul arası çağlarda ekvator kuşağını terk etmiş insanlar yalnızca dar 35º-40° K enlemleri arası kuşakta var olabilmişlerdir. Ekvatorda hem buzul ve hem de buzul arası dönemlerde yaşam devam etmesine rağmen insanoğlu bu ekvatoral bölgelerde ileri bir uygarlık yaratamamıştır. Fakat Buzul/Tundra ve Çöl sınırında çok zor yaşam koşullarında uygarlık hemen Buzul Çağının sonunda uygun yerlerde gelişmeye başlamıştır. Zor iklim koşulları insanları daha yaratıcı yapmaktadır ve uygarlıkta bu şekilde ortaya çıkmaktadır. Ekvator bölgelerinde insanlar Buzul Çağlarında bile yaşam ortamı bulmuşlardır fakat iklim değişimlerinin fazla olmaması nedeniyle fazla zorlanmamışlardır. Bu yüzden de günümüze kadar Avcı ve Toplayıcı seviyelerinde daha ileri bir uygarlık yaratmamışlardır.[42]

Uygarlığın aşamalar:

  • Toplayıcılık;
  • Avcılık;
  • Tarım:

Bir bölgede uygarlığının gelişmesi için şu olguların beraberce bulunmasına bağlıdır:

  • Uygun iklim kuşakları (35º-40° K enlemleri arası);
  • Zengin su kaynakları;
  • Tarım;
  • Metaller:

Doğadaki “Evrim Yasası” gereğince, yalnızca “Değişen Koşullara ve Çevreye Uyum Sağlama” yeteneğine sahip olanlar ayakta kalmıştır. Toynbee; “Uygarlıkların gelişmesinde rol oynayan temel etmenin, bir toplumun karşılaştığı sorunlara verdiği yanıt, daha doğrusu, ortaya çıkan sorunla ona verilen karşılık arasındaki diyalektik ilişki olduğunu” ileri sürer (Hegelyen felsefesi).[43]

SU KAYNAKLARI

Yaşam Dünya atmosferindeki ve kabuğundaki suyun çoğu tuzlu deniz suyundan gelirken, tatlı su toplamın yaklaşık %1’ini oluşturur. Dünyadaki suyun büyük bir kısmı tuzlu sudur ve ortalama tuzluluk oranı ‰35’tir ancak bu, çevredeki karadan alınan akış miktarına göre biraz değişir. Toplamda, okyanuslardan ve marjinal denizlerden, tuzlu yeraltı sularından ve tuzlu kapalı göllerden gelen su, dünyadaki suyun %97’sinden fazlasını oluşturur, ancak hiçbir kapalı göl küresel olarak önemli miktarda su depolamaz. Dünya suyunun geri kalanı, gezegenin tatlı su kaynağını oluşturur. Tipik olarak tatlı su, tuzluluğu okyanuslarınkinden yüzde 1’den daha az, yani yaklaşık ‰ 0,35’ten daha az olan su olarak tanımlanır. Tuzluluğu bu seviye ile ‰ 1 arasında olan su, insanlar ve hayvanlar tarafından birçok kullanım için marjinal olduğundan, tipik olarak marjinal su olarak adlandırılır. Dünyadaki tuzlu suyun tatlı suya oranı yaklaşık 50’ye 1’dir. Gezegenin tatlı suyu da çok düzensiz bir şekilde dağılmış durumda. Gezegenin hiçbir yerinde buzulların olmadığı Mezozoik ve Paleojen gibi sıcak dönemlerde tüm tatlı su nehirlerde ve akarsularda bulunurken, günümüzde çoğu tatlı su buz, kar, yeraltı suyu ve toprak nemi şeklinde sadece 0,3 oranında bulunur. Yaşamın yerküremizde devam etmesi için bu kadar az miktarda bulunan tatlı suyun bulunması ve kullanılması çok önemlidir. İşte Sümercede buna “ABSU” denmiştir. Yaklaşık 12 bin yıl önce sona eren buzul çağı boyunca dünyamızın %32 gibi devasa bölümü buzullar altındaydı. Isınmayla beraber karaların %10’unu kaplamış bulunuyor. Yine bu oran küçük sayılmaz. Tam olarak bu alan 15 milyon km² gibi bir alanı kaplamaktadır.[44]

Haritada da görüldüğü üzere Genç Buzul Maksimumu buzul yayılış alanı (20 bin yıl öncesi). Karalar üzerinde bulunan en büyük buzul kütlesi Himalayalar, Pamirler ile Altay ve Tanrı Dağları üzerindedir. Sibirya düzlüğü bu buzulların kuzeyinde yer almaktadır. Kuzeydeki kutup bölgesi ile güneydeki dağlar üzerindeki buzullar arasındaki düzlük bölgedir.[45]

Son Buzul Maksimumu (SBM) zamanında büyük buzul tabakaları en büyük boyutlarına erişmiştir.[46]

Devasa buz tabakaları Kuzey Amerika, Kuzey Avrupa ve Kuzey Asya’nın çoğunu kaplamıştır ve yağışsızlık, çölleşme ve deniz seviyesinde düşüşle birlikte Dünya iklimini belirgin olarak etkilemiştir. Son Buzul Maksimum zamanında, dünyanın çoğunluğu aşırı fırtınalı ve tozla kaplı atmosferi ile soğuk, kuru ve yaşanamaz koşullardaydı. Atmosferin çok tozlu olduğu buzul karotlarında belirgin bir özelliktir ve toz seviyeleri günümüzden 20-25 defa daha fazladır. Bu durum, olasılıkla, azalan bitki örtüsü; kuvvetli küresel rüzgârlar; atmosferdeki tozu temizlemek için yağış eksikliği gibi bazı etmenlere bağlıdır. Buzul kütleleri suları tutarak, deniz seviyesini düşürerek kıta kenarlarını ortaya çıkararak kara parçalarını birleştirmiş ve geniş kıyı düzlüklerini oluşturmuştur. Son buzul maksimumunda, 20 bin yıl öncesi, deniz seviyesi günümüzden yaklaşık 125/130 m daha aşağıdaydı. Güney yarımkürede Antarktika dışında karalarla bağlantılı kara parçası yoktur.[47]

Kuvaterner süresince, Barents Denizi ve Kara Deniz (kuzeydeki) üzerinde yerleşen buzul tabakaları Rusya anakarasına doğru birçok kere genişlemiştir ve kuzeye doğru akan ırmakları durdurmuştur.[48]

Fotoğraf: Avrasya Buzul Tabakasının güney kenarında buzul-önü “Büyük Göller” genelleştirilmiş senaryoları[49]

Ters yönde akışı olan, örneğin Hazar ve Karadeniz’e yönelen, büyük buzul barajı arkasındaki bu göller bu buzul levhalarının güneyine yerleşmişlerdir.[50]

Hazar Denizi taşkınların merkezi ve ilişkili olayların (deniz-seviye yükselimi, kıyısal değişimler ve kıyısal düz alanları su basması) paleocoğrafya için çok hassas bir göstergesidir. Bu havzadaki su miktarı aşırı bir şekilde artmış ve bu arada da fazla su ise Karadeniz’e akmıştır.[51]

Taşkın sırasında, Hazar Denizi yaklaşık bir milyon km²‘ye (günümüzde 371.000 km²) ve eğer Aral-Sarıkamış havzası da eklendiğinde 1,1 milyon km²‘ye ulaşmıştır. Karadeniz-Hazar Taşkınlarını yansıtan jeolojik, litolojik, paleontolojik ve jeomorfolojik bulguları Chepalyga tartışmıştır.[52]

Bu taşkın olayları (17 ila 10 bin yıl günümüzden önce) kıyısal düzlükler (denizel yükselimler), ırmak vadilerine (aşırı arası taşkınlar), ırmak boşalım alanları (buzul gölleri; termokarst) ve yamaçlarda üzerine izlerini bırakmıştır.[53]

Bu Hazar Taşkınları (Khavalyan Yükselimi) olarak bilinmektedir. Hazar denizi’nin15 bin yıl öncesi TAŞKINLARI (-150m’den +50m) ve günümüze değişimi[54] (NUH TUFANI). Tüm Taş Devri ören yerleri bundan 15 bin yıl önceki deniz seviyesi kenarlarındadır (Gobustan; Belek; Mankışlık; Manas-Ozen; Sukhaya Mecehetka).[55]

İnsanlık tarihini değiştiren olay bundan 15 bin yıl kuzey kutup bölgesini çevreleyen buzul barajının çok büyük bir meteorun çarpması sonucu Hazar taşkınları olmuştur.[56]

Fotoğraf: Hazar baseninde geç buzul taşkınları. Dünyanın en büyük kapalı havzasında su sevileri -150 m’den +50 m’lere yükselmiştir.[57] Notlar: Khvalyan Yükselimi (15000 yıl önce); Buzul-Çağı Sonu (12000 yıl öncesi): Deniz-seviyesi 5-6000 yıl önce erişilmiştir.[58]

Dünya denizciliği göllerde ve büyük akarsularda başladığı savına göre bir iç denizler olan Hazar ve Aral Denizleri ve bunları besleyen Ceyhun ve Seyhun Irmaklarında denizciliğin (dolayısıyla da balıkçılığın) ilk başladığı yerler olmalıdır.[59]

Son 15 bin yıldır Hazar Denizi’nin su seviyesinin inip çıkmasıyla burada yaşayan insanlar, her su seviyesi yükseldiğinde göç etmişlerdir. Gidenlerin bir bölümü gittikleri yerlerde kalmışlardır. Daha önce gelenleri de daha ilerilere itmişlerdir. Doğal olarak bu süreçte, kuzeyli bölgeleri, iklimin ılımanlaşmasıyla yaşanılır hale gelmiş ve oralarda kalmışlardır (Baltık ulusları gibi). Bu bölgelerde kendilerini Turan sayan Fin-Ogur boyları da yaşamaktaydı. Bu boylar; Bulgar, Litvan, Eston, Fin, Leton, Macar olarak Avrupa’ya yayılmış durumdaydı. Aynı kökten gelmiş olmalarına rağmen bu insanlar zaman içinde başkalaşan diller ve yaşam koşullarını kabul etmişlerdir. Türkçe‘de “HAZAR” ve “SEFER” sözcükleri vardır ve bunların anlamları:

“HAZAR”:    YERLEŞİK (BARIŞTA)

“SEFER”:      HAREKET HALİNDE (SAVAŞTA)

Aynı zamanda “HAZAR” tüm Türk halkları tarafından Hazar Denizi ’ne verilen addır. Bu nedenle, bu denizin adının Dünya’da “HAZAR” olarak bilinmesi gerekmektedir. Demek ki “HAZAR” yerleşilip tarım yapılan yer anlamındadır. Hazar Denizi kuzeyinde kurulan Hazar Hanlığı adı da buradan gelmektedir. Bu insanlar daha önce Hazar kıyılarını terk edip buralara gelen İskitlerin ve Kıpçakların (belki de daha önce terkedenler) yerleşip kalanlarıdır.[60]

Buzul çağlarında 30/35° enlemleri güneyi çok soğuk ve kuru (hiç yağış almayan) toprağı olmayan çöllerle kaplanmıştır. Ayrıca 40/45° kuzeyinde ise tüm karalar buzul ve tundralarla kaplı yaşama olanak tanımayan alanlarla kaplanmıştır. Buzul çağlarında yaşam 30-35° enlemleri arasına sıkışmıştır. Bu kuşakta yer alan Anadolu’nun 8 binden fazla bitki türüne (bunun 2 bini endemik) sahiptir. Aynı enlem kuşağında yer alan Hazar-Turan bölgesi de aynı özelliklere sahiptir. 15 bin yıl önce Hazar Denizinin +50 metrelere çıkmasıyla bu bölge bol tatlı su kaynaklarına sahip olmuştur. Bu da biyolojik zenginlik demektir. Onun içinde ilk uygarlıklar bu bölgede başlamıştır. Bildiğimiz 10 ilk evcilleştirilen 10 hayvanın 8’i bu bölgedendir.

Güneydoğu Anadolu’da birbiriyle çelişen iki morfolojik özellik bulunmaktadır: kuzeyde doğu-batı doğrultulu sıradağlar ve güneyde düz, alçak bir ova. Jeolojik olarak bunlar sırasıyla güneydoğu Anadolu Alp orojenik kuşağına ve Arap Platformu ile karşılık gelir. Su uygarlığın olmazsa olmazıdır. Yerküre ’de yüksek dağlar ve platolar su kaynaklarının oluşmasında çok önemlidir. Buzul Çağı sürecinde ve deltalar oluşuncaya kadar yeryüzünde kullanabilinir topraklar çok azdı. Bunlarda kireçtaşlarının oluşturduğu polyeler (ovalar)’dir. Kireçtaşlarındaki çatlaklar ve suyun işleviyle oluşan ovalar ilk yaşam alanları olmuştur. Harran’da Karacadağ civarında 12.200 yıl önce üretimi başlayan buğday 10.200 yıl önce Konya (İç Anadolu)’ya ulaşmıştır. Daha sonra 8.200 yıl önce Trakya’ya ulaşmıştır. Onun için ilk uygarlık ışıkları Harran bölgesinde başlamıştır.[61]

HAZAR DENİZİ – TURAN HAVZASI OLUŞUMU VE COĞRAFYASI

Günümüzden 170 milyon yıl öce tüm kutalar bir arada idi ve PANGEA olarak biliniyordu. İki tarafından Büyük ve Tetis Okyanusları çevreliyordu. Bundan sonra kıtalar ayrışmaya başlamıştır.[62]

Sonuç olarak Tetis Okyanusu kapanmaya başlamıştır. İşte haritada da görüldüğü üzere Pangea’nın parçalanması Alp-Himalayan kuşağını oluşması ve Turan Bölgesi. Turan Bölgesi tüm evrim zamanında yerinde kalmıştır.[63]

Tetis Okyanusu kapanırken onun üzerine Alp-Himalaya kuşağı oluşmuştur. Tetis Okyanusu kalıntıları Doğu Akdeniz, Karadeniz ve Güney Hazar Denizi’dir. Hazar Denizi ve Turan havzası Alp-Himalaya kuşağının kuzeyindedir. Doğu Akdeniz ve Ortadoğu, son 200 milyon yıldır Pangea’nın (tüm kıtalar bir arada) parçalanması ve Tetis Okyanusu’nun kapanması sonucu Tetis Okyanusu’nun güney kanadını oluşturmaktadır. Bu kuşak Girit ve Kıbrıs yayları, Doğu Anadolu Fay Zonu, Bitlis Büklüm Zonu ve Zağros Dağlarını içermektedir. Tetis Okyanusunun kuzey sınırı Hazar Denizi ve Karadeniz olup İtalya’daki Po vadisine kadar uzanmaktadır (Kuzey Anadolu Dağları, Kafkaslar ve Elburz Dağları). Bu iki zon arasında Balkan, Anadolu ve İran platoları ise kapanan Tetis Okyanusunun kalıntıları üzerinde yer almaktadırlar. Ortadoğu ve Orta Asya’nın aktif tektoniği, genel olarak güneyde Afrika, Arap ve Hint levhalarının kuzeye ilerlemesi ve Avrasya levhasının sıkıştırması sonucu gelişmiştir.[64]

Hazar Denizi ve Turan havzası dünyanın en büyük kıta içi kapalı havzasıdır.[65]

Tüm diğer kıtalar parçalanıp birbirlerinden ayrılırken Hazar bölgesi hep yerinde sabit kalmıştır. Hazar ekosistemi, dünya okyanuslarına ait deniz seviye değişimlerinden bağımsız olarak kendine has su seviyesi değişimlerine sahip Dünyanın en büyük kapalı bir havzasıdır.[66]

Fotoğraf: Hazar Denizi çevresinin genel topoğrafik yapıları. Batısında Hazar Denizi, kuzeyinde Kazakistan ve Tanrı Dağları, doğusunda Pamirler ve güneyinde ise Kopet Dağları ve Hindukuş Dağları bulunmaktadır.[67]

Hazar Denizi’nin doğusunda Türkmenistan yer almaktadır. Türkmenistan topoğrafik olarak daha çukur bir arazi üzerinde bulunmaktadır. Türkmenistan topraklarının beşte dördünü Karakum Çölü kaplar. Karakum Çölü Türkmenistan‘da 350,000 km2 bir alan kaplar. Biruni, 10. yüzyılda çölün eskiden deniz olduğunu ileri sürmüştür. Günümüz bilim adamları çölün kumlarının güneyde bulunan dağlardan akarsular tarafından taşındığını ileri sürülmüşlerdir. Bu konu Hazar Denizi su seviye değişimlerinde incelenecektir; MS 1000’li yıllarda Hazar Denizi aniden yükselmiş bunun kuzeydeki Hazar Hanlığı üzerinde çok olumsuz etkileri olmuştur. Başkentleri İtil su altında kalmıştır.[68]

Önce Sarıkamış Gölüne akan Ceyhun Irmağı daha sonra Hazar Denizi’ne doğru akmaya başlamıştır. Irmağın taşıdığı kumlar çöl alanında birikmeye başlamıştır. Tecen ve Murgap ırmakları Ceyhun ile birleşerek kum birikimini hızlandırmıştır. İklimin kuraklaşması ile bu kumul alanı üzerinde Karakum Çölü’nü oluşturmuştur. Kızılkum Çölü yaklaşık olarak 300 bin km² yüz ölçümüyle dünyanın en büyük çölleri arasında yer alır. Orta Asya’nın iki büyük ırmağı (Seyhun ve Ceyhun) arasında yer alan Kızılkum Çölü, Aral Denizi’nin güneyindedir. Kış ve ilkbahar mevsimlerinde olmak üzere yıllık olarak 100–200 mm arası yağış almaktadır. Çölün kuzeybatıya eğimli düzlüklerinde ayrık olarak yükselen 3000 metreye ulaşabilen yükseltiler bulunur.[69]

Klasik çöl panoraması sunan Kızılkum çölünün genel topoğrafyasına düzlükler etkindir. Denizden yüksekliği 980 metre olan bu düzlükler üzerinde çeşitli yer şekilleri bulunmaktadır ve en önemli yer şekilleri kumullardır. Büyük kumullar tepecikler oluşturmaktadır. Bölgenin kuzeybatısı kille kaplı kum taneleri içerir. Bölgede çok sayıda akarsu ve vahanın olması da su ihtiyacı konusunda insan yaşamına ve çevreyle ilgili sisteme katkı sağlamaktadır.[70]

Türkmenistan’ın ortalama yüksekliği deniz seviyesinden 100 ila 220 metre yükseklikte olup ve en alçak noktası Sarıkamış Gölü’ndeki Akçakaya Çöküntüsüdür. Deniz seviyesinden 100 metreye yakın (Sarıkamış Gölü’ndeki gerçek su seviyesi, en sığda –110 m’den –60 m’ye kadar geniş bir aralıkta dalgalanmaktadır). Büyük Balkan Sıradağlarında deniz seviyesinden keskin bir şekilde yükselir. Ülkenin yaklaşık %80’i, güneyden kuzeye ve doğudan batıya doğru eğimli olan Turan Çöküntüsü içinde yer alır. Türkmenistan’ın kuzeyinde yer alan Sarıkamış gölü deniz seviyesinden 38 m alçakta bulunmakta ve derinliği 87 m’dir. 15-17. yüzyıllarında Türkmenlerin çoğu gölün çevresinde yaşamaktaydı. Sarıkamış gölünün tek beslenme kaynağı Ceyhun ırmağı olduğunu ileri sürüyorlar ve daha sonra Ceyhun ırmağının suyu tamamen Aral gölüne akmaya başlamıştır. Bu olay 17 yüzyılda gerçekleşiyor. Zaman geçmesiyle göl kenarında yaşayan insanlar bölgeden göç etmek zorunda kalmışlardır.[71]

PLATOLAR VE SU KAYNAKLARI

Plato, yüksek ova veya yayla olarak da adlandırılan, en az bir tarafında çevredeki alandan keskin bir şekilde yükselen düz araziden oluşan bir yayla bölgesidir. Genellikle bir veya daha fazla tarafında derin uçurumlar veya tepeler bulunur. Platolar, volkanik magmanın yükselmesi, lav püskürmesi ve su ve buzulların aşındırması ile beraber bir dizi süreçler oluşabilir. Platolar, çevrelerine göre dağlar arası, dağ eteği veya kıtasal olarak sınıflandırılır. Bazı platoların küçük, düz bir tepesi olabilirken, diğerlerinin daha geniş tepeleri olabilir.[72]

Platolar, genellikle en az 500 metre rakımda bulunan geniş, yüksek ve düz arazilerdir. Oluşumlarına, konumlarına ve jeolojik özelliklerine göre çeşitli plato türleri vardır. Başlıca plato türlerinden bazıları şunlardır:

  • Parçalanmış Plato: Bu platolar dik yamaçlar ve derin vadilerle karakterize edilir. Uzun bir süre boyunca nehirlerin ve diğer su kütlelerinin aşındırıcı etkisiyle oluşurlar.
  • Volkanik Plato: Bu platolar volkanik aktivite nedeniyle oluşur. Volkanik patlamalardan gelen lav akıntıları zamanla birikir ve düz, yüksek bir alan oluşturur.
  • Dağlar Arası Plato: Bu platolar dağ sıraları arasında bulunur ve tektonik yükselme veya volkanik aktivite ile oluşur.
  • Piedmont Plato: Bu platolar bir dağ sırasının eteğinde bulunur ve dağlardan aşınmış malzemenin çökelmesiyle oluşur.
  • Kıtasal Plato: Bu platolar geniştir ve kıtaların iç kesimlerinde bulunur. Tektonik plakaların çarpışması sonucu oluşan ve yer kabuğunun yükselmesi ve deformasyonuna yol açan platolar şunlardır:
  • Derin Deniz Platosu: Bu platolar okyanus tabanında bulunur ve volkanik aktivite sonucu oluşur. Çevredeki okyanus tabanından daha yüksek olan düz, yükseltilmiş alanlarla karakterize edilirler.
  • Mercan Platosu: Bu platolar zamanla mercan resiflerinin birikmesi sonucu oluşur. Tropikal adaların çevresindeki sığ sularda bulunurlar ve üstlerinde mercan resifleri bulunan düz, yükseltilmiş alanlarla karakterize edilirler.[73]

 

Fotoğraf: Alp-Himalaya Kuşağı. Burası aynı zamanda Dünyanın en büyük ve en yüksek platosu, bazen mecazi olarak “Dünyanın Çatısı” olarak tanımlanan ve hala Hint-Avustralya ve Avrasya tektonik plakalarının çarpışmalarıyla şekillenmekte olan Tibet Platosu’dur.[74]

Tibet Platosu yaklaşık 2.500.000 km² alanı kaplamakta ve deniz seviyesinden yaklaşık 5.000 m yüksekliktedir. Plato, Hadley hücresi konveksiyon döngülerini tersine çevirecek ve Hindistan musonlarını güneye doğru itecek kadar yüksektir. Pakistan’daki Deosai Ovaları, deniz seviyesinden ortalama 4.114 metre yükseklikte yer almaktadır. Dünyanın en yüksek ikinci platosu olarak kabul edilirler.[75]

Fotoğraf: Pamirlerin Genel Yapısı (Kuzeyinde Tanrı Dağları; Güneyinde Hindikuş Dağları ve Karakurum; Doğusunda Tarım Havzası; Batısında Ceyhun Havzası). Pamir bir dağ ya da daha büyük bir dağlık ülke, Orta Asya’nın güney kesiminde yer almaktadır.[76]

 

Pamirlerin toprakları dört devletin sınırları içinde kalmaktadır: Tacikistan (ana kısım), Afganistan, Çin ve Hindistan. Pamir Yaylaları, Hindukuş, Kunlun, Karakurum ve Tanrı Dağları gibi dağ sistemlerinin mahmuzlarının kavşağında oluşturuldu. Dünyanın çatısı olarak bilinir. “Pamir”in anlamı “Tanrının Ayağı” veya “Dünyanın Çatısı” olarak da bilinir.[77]

Fotoğraf: Pamirlerin Genel Görünümü. Pamir Dağları’nın altmış bin kilometrekarelik bir alanını kapsamaktadır. Pamirlerin en yüksek tepesi (Konur Tagh) 7,72 km’ye ulaşır ve Çin’in Sincan Uygur Özerk (Doğu Türkistan) bölgesindedir. Muztagh Ata (Buz Atası Dağı) Çin‘in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde bulunan bir dağdır.[78]

 

7.509 metre yüksekliği ile Tibet Platosu’nun kuzey kenarını oluşturan dağlardan ikinci en yüksek olanıdır. Fiziksel olarak Pamir Dağları ile daha yakından bağlantılı olmasına rağmen, bazen Kunlun Dağları’nın bir parçası olarak da kabul edilir.

  • Konur Tagh (7,72 km).
  • Muztagh Ata Dağı.[79]

 

Fotoğraf: Tanrı Dağları (Kırgız Türkçesinde Tengri Tagh). Pamirlerin kuzeyinde Tanrı Dağları ya da Tien-Şan (Uygurca: Tengri Tagh), Orta Asya‘da bulunan büyük dağ sistemlerinden birini oluşturan sıradağlardır.[80]

Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Çin‘in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin merkezi kısımlarına yayılır. Tanrı Dağlarının 1,000,000 km²’lik alanı kapladığı hesaplanmıştır. Kuzeyde Çungar ve Güney Kazakistan düzlükleri, güneydoğuda Tarım Havzası, güneybatıda Hisar ve Alay Sıradağları ile sınırlanır. Tanrı Dağlarını Pamir Dağ Sisteminden Hisar Vadileri ayırır. Tanrı Dağları yaz ve kış büyük ısı farkları ile karakteristik şiddetli kara iklime sahiptir. Daimi donmuş topraklar 3,000 m yükseklikten sonra yaygındır. Atlantik Okyanusu’ndan gelen hava kütleleri yağışlarını batı ve kuzeybatı Tanrı Dağları eteklerine bırakır. Doğu ve İç Tanrı Dağlarında toplam yağış oranı azalır. Güney Tanrı Dağlarında en fazla yağış Mart-Nisan aylarındadır. Burada yaz mevsimi kurak geçer. Batı ve Kuzey Tanrı Dağlarında yağış çoğunlukla Nisan-Mayıs aylarındadır. İç ve Doğu Tanrı Dağlarında ise yağış yaz aylarındadır. Dünyada karalar üzerinde en büyük buzul kütlesine sahiptir.[81]

Fotoğraf: Pamirlerin doğusu Tarım havzasıdır.[82]

Bu bölge Buzul Çağında çok büyük bir göldü ve zaman içinde tamamen kuruyarak Taklamakan Çölü olmuştur. Tarım Havzası batıda Pamirler; güneyde Himalayalar ve kuzeyde ise Tanrı Dağları çevrelenmiştir. Tarım Havzası, 910,000 km² yüzölçümüne sahip Çin‘in uzak batısında Sincan Uygur (Doğu Türkistan) Özerk Bölgesinde, doğudan batıya 1,000 km boyunca uzanan büyük bir elips şeklinde çökelti havzadır. Bu bölge Buzul Çağında çok büyük bir iç denizdi. Divânu Lügati’t-Türk‘te; Tarım sözcüğü göllere, kumluklara dökülen çay kolları şeklinde tanımlanır. 500,000 km²’lik yüzölçümünü Taklamakan Çölü işgal eder. 400,000 km²’lik alan ise tarıma elverişli haldedir. Bu bölge batısındaki Ceyhun ve Seyhun havzasına göre daha az yağış almaktadır. Tibet Yaylası’nın kuzeyinde bulunur. İçinde Taklamakan Çölünü barındırır. Etrafını çeviren dağ silsilelerindeki vahalarda yerleşim yerleri bulunur. Güneyindeki Himalaya dağ silseleri ve Tibet platosu güneyden gelen mason yağmurlarının daha kuzeye gitmesini engeller.[83]

Genel olarak Turan Ovası olarak isimlendirilen bu bölge, bölgenin iki önemli ırmağının (Ceyhun ve Seyhun) geçtiği alandır. Batıda Hazar Denizi ve Üst Yurt; güneyde Köpet Dağları ve Hindikuş Dağları; doğuda Pamirler; kuzeyde ise Aral Denizi ve bozkırlarla sınırlandırılmıştır. Türk yurdu olarak tanımlanan bölge tarihi İpek yolu güzergâhı üzerindedir. Ceyhun ırmağı boyunca Buhara, Semerkant gibi kültür merkezleri; Seyhun ırmağı boyunca da büyük bilim insanı Farabi’nin doğduğu yer olan Otrar ve Cend şehirleri vardır.[84]

Ceyhun ırmağı Orta Asya’nın en uzun nehirlerinden biridir.[85]

Ceyhun ırmağı, Afganistan içinde Pamir ve Hindukuş dağlarının kesiştiği yerde, yaklaşık 4950 m rakımdaki kaynağından Aksu (Penç ırmağı) adı altında doğarak batıya doğru ilerler ve kuzeyden, başlıca Pamir Vahan suyu, Kızılsu (Vahş/Uranovodsk), Kâfirnihân ve Surhân, güneyden de Kökçesu kollarını bünyesine katarak Kunduz-Belh hizasında kuzeybatıya dönmektedir. Bu dönüşten sonrası kısmen çöller ve bozkırlar içinde kurak iklim kuşağından geçerek, hiçbir kol kendisine katılmadan kuzeybatı yönünde ilerler ve sonunda farklı kollara ayrılarak Aral gölüne suyunu boşaltır. 2540 km uzunluğundaki nehrin kıyılarında tarih boyunca önemli yerleşim merkezleri kurulmuştur. Aral Denizi’nden itibaren Buhara yakınındaki Çarcau şehri demiryolu kavşağına kadar yaklaşık 1500 kilometrelik kısmında nehir ulaşımına imkân tanımaktadır. Aral Denizi Türkçe’de “Adalar Denizi” demektir. Buzul Çağı sonunda Ceyhun Irmağının doğrudan Hazar Denizi’ne dökülmesi olayını da düşünürsek, belki de Dünya’da ilk suyolu ulaşımı Ceyhun üzerinden Aral Denizi ve Hazar bölgesi olabilir.[86]

Ceyhun Irmağı’nın Hazar Denizi’ne dökülürken yatağının ve ağzının yerinin değiştiği bilgisi bilim dünyasını uzun süre meşgul etmiştir. Rus bilim insanları tarafından 1800’lerin sonundan 1960’lara dek aralıklarla yapılan saha çalışmaları sonucunda, ırmağın, Taş Çağı öncesi Kızıl Su koyundan Hazar Denizi’ne akarken, İlk Taş Çağı’nda kuvvetle muhtemel Düldül Atlagan’daki Çağlayan Geçidi’nden taşarak kumul düzlüklerde göllenmesi sonucu Aral Gölü’ne yöneldiği ve Geç Taş çağı’nda da bugünkü Sarıkamış kuru göl havzasında toplanarak tekrar Hazar’a döküldüğü ve belli dönemlerde bunun yinelendiği anlaşılmaktadır. Ceyhun ırmağı uygarlık için de önemli bir ırmaktır ve İslamiyet de Orta Asya’ya Ceyhun ırmağı üzerinden yayılmıştır. Türgiş-Emevi savaşlarının da cereyan ettiği sınır hattını bu ırmak tayin etmiştir.[87]

 

Kaynağını doğuda Kırgızistan sınırları içindeki Tanrı Dağlarından alan Seyhun ırmağı, Narin derya ile Kara derya ırmaklarının birleşmesiyle meydana gelir.[88]

Önce Özbekistan, ardından Tacikistan ve daha sonra tekrar Özbekistan sınırları içinde akar; bu nedenle aynı ülke coğrafyasını iki kez geçen bir ırmağa örnek sergiler. Özbekistan topraklarını terk etmesinin akabinde, Kazakistan topraklarına ulaşan ırmağın bütün debisinin en büyük miktarı bu ülke sınırları içerisinde ölçülmüştür. Suyun en büyük debisi de 730 m3/s ile Fergana Vadisi havzasından çıkışında kaydedilmiştir; Aral gölüne yaklaştığı kesimlerde ise bünyesinde taşıdığı su miktarı 430 m3/s seviyesine düşer.[89]

 

Yerküre’de yüksek dağlar ve platolar su kaynaklarının oluşmasında çok önemlidir. Nitekim bu bağlamda Tanrı Dağları ve Pamirler, karalardaki en büyük buzullara sahiptirler.[90]

Hazar’ın batısında gelişen Harran uygarlığının oluşmasının en büyük nedeni Bingöl Dağlarından (Buzulların oluştuğu Doğu Anadolu Platosu) beslenen Fırat ve Dicle sulardır. Bu iki ırmağın taşıdığı çökeller Mezopotamya’da birikerek deltaları oluşturmuş ve Sümer Uygarlığını meydana getirmiştir. Seyhun ve Ceyhun ırmaklarının deltaları da Turan Uygarlığının oluşmasını sağlamıştır. Ceyhun ve Seyhun ırmaklarının doğusundaki Tanrı Dağları ve Pamir’den beslenmektedir. Pamirler ve güneyindeki sıradağlar ise İndüs Irmağının kaynağıdır. 5-6 bin yıl önce su seviyesi günümüz seviyelerine erişince deltalar oluştuğu zamanda Mısır, Sümer, İndüs ve daha doğudaki Sarı Irmak’ta uygarlıkları gelişmeye başlamıştır. Batı Anadolu uygarlığının tetikleyicisi ise Murat Dağı’nda çıkan ırmaklar olmuştur.[91]

 

Mezopotamya coğrafyasının kuzeyi, Doğu Toros Sıradağlarında, Fırat ve Dicle ile yan kollarının akıp geçtiği, çok sayıdaki ovanın olduğu yüksek dağlardan oluşmaktadır (Bingöl Dağları). Doğu Anadolu yüksek platosunda halan yüksek dağların doruklarında buzullar bulunmaktadır.[92] 

Doğu Anadolu’nun yüksek platosu bu su kaynaklarının (Fırat, Dicle, Aras, Kızılırmak, Yeşilırmak, Çoruh vs. çıkış yeridir).[93]

 

Fotoğraf: Antarktika Buzulunda son 400,000 yıldan fazla süre içindeki sıcaklık, CO2 ve toz yoğunluğu değişimleri (Hazar Taşkınları; 15 bin yıl önce)). Bilindiği üzere Bingöl adının kaynağında burada birçok su gözünün bu yüksek platodaki kalıntı buzullardan kaynaklandığı açıktır.[94]

Bingöl Dağlarının eski kaynaklara dayanan ilk adı ABA Dağıdır. Bilindiği gibi ABA sözcüğü Türkçe ‘de büyük kız kardeş (Kutsal Kadın) demektir. Bu dağa dişi adı verilmesinin nedeni canlı varlığının gereksinimi olan suyun kaynağı olmasıdır.[95]

Öte yandan su uygarlığın esas kaynağıdır. Su yaşamın kaynağıdır. Güneye doğru ise, tepelerle sınırlandırılmış dağ önü ovası ile birleşmektedir. Bu dağlık bölgeden taşınan kırıntılı malzeme güneydeki Mezopotamya deltasını oluşturmaktadır. Bu bölge, coğrafi bitki örtüsü açısından, karasal-yarı Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü, her zaman yeşil yapraklı ağaçlarıyla dolu, iğne yapraklı ormanlar ve güneye doğru ılıman kışların yer aldığı yarı steplerle çevrilidir.[96]

UYGARLIĞIN GELİŞMESİ VE SU

Gerçekte insanoğlu 7 milyon yıldır bu gezegende var olmuştur. Bu süre boyunca Milankoviç süreçleri iklim değişimleri nedeniyle birçok buzul devirleri oluşturmuşlardır. Buzul çağlarında, dünyanın büyük bölümleri yaşanamaz ve sert iklim koşullarına sahipti. Kuzey bölgeleri buzul ve tundralar ile kaplıydı. Bunun yanı sıra dünyanın geri kalan bölümü çöllerle kaplıydı, kuru ve soğuk bir iklime sahipti. Çöl ile buzul/tundra sınırı coğrafyanın topoğrafik koşullarına bağlı olarak 35º-40° K enlemleri arasındaydı. Bu kuşak buzul çağlarında yaşama en uygun koşullara sahipti. Buzul arası çağlarda ekvator kuşağını terk etmiş insanlar yalnızca dar 35º-40° K enlemleri arası kuşakta var olabilmişlerdir. Ekvatorda hem buzul ve hem de buzul arası dönemlerde yaşam devam etmesine rağmen insanoğlu bu ekvatoral bölgelerde ileri bir uygarlık yaratamamıştır. Fakat Buzul/Tundra ve Çöl sınırında çok zor yaşam koşullarında uygarlık hemen Buzul Çağının sonunda uygun yerlerde gelişmeye başlamıştır. Zor iklim koşulları insanları daha yaratıcı yapmaktadır ve uygarlıkta bu şekilde ortaya çıkmaktadır.

Hazar Denizi’nin çevresinin paleocoğrafyasını, iklim değişimleri ile çevresel koşullar nedeniyle özel konumunu iyi anlamalıyız. Tetis Okyanusun kapanmasıyla onun arkasında ve üzerinde yer alan Alp-Himalayan Orojenik kuşak uygarlık tarihi için çok önemlidir. Kuzeyde Karadeniz ve Güney Hazar Denizi eski Tetis Okyanusu kalıntılarıdır. Dolayısıyla İtalya’daki Po Ovasından Pamirlere kadar bir çöküntü alanları oluştururlar. İşte bu çöküntü kuzeydeki buzul sularını toplamaktaydı. Böyle bir coğrafya tüm Dünya’da başka hiçbir yerde bulunmuyordu.[97]

Milankoviç süreçleri iklim değişimleri nedeniyle birçok buzul devirleri oluşturmuşlardır. Son 400 bin yılda dünyamız dört buzul çağı geçirmiştir. Buzul çağlarında, dünyanın büyük bölümleri yaşanamaz ve sert iklim koşullarına sahipti. Kuzey bölgeleri buzul ve tundralar ile kaplıydı. Bunun yanı sıra dünyanın geri kalan bölümü çöllerle kaplıydı, kuru ve soğuk bir iklime sahipti. Çöl ile buzul/tundra sınırı coğrafyanın topoğrafik koşullarına bağlı olarak 35º-40° K enlemleri arasındaydı. Bu kuşak buzul çağlarında yaşama en uygun koşullara sahipti. Ayrıca yaşam, çok bir dar alana sıkışmış olan ekvator kuşağında da vardı. Fakat iklimin hep aynı olması insanlığın uygarlığının gelişmesine fazla bir katkısı olmamıştır.[98]

Evrenin işleyişini anlatan şu genel kuralı hatırlayalım:

(DOĞA SIÇRAMALAR YAPMAZ)

Ve şu temel varsayıma göre:

UYGARLIK COĞRAFYA VE İKLİM DEĞİŞİMLERİNE BAĞLIDIR

(MİLANKOVİÇ SÜREÇLERİ)

Güneş enerjisinin tüm yönlere Güneş’ten eşit olarak aktığı düşünülür. Bu astronomik değişimler Yerkürenin güneş radyasyonunu düzenler ve Yerkürenin iklimindeki uzun-dönemli periyodik değişimler sonuçlanır. Yerkürenin dönme ve yörünge parametrelerinde iklimsel değişimleri olarak bilinen 21 bin yıl, 41 bin yıl, 100 bin yıl ve 400 bin yıllık dönemsellikleri ile tanımlanmıştır. Son 400 bin yılda, Dünya dört buzul çağı geçirmiştir. Buzulların büyüdüğü soğuk dönemlerde sıcak iklim isteyen canlılar hayatta kalabilmek için, güneye doğru Hazar-Aral denizi ile Ceyhun Irmağı bölgesine, Anadolu yarımadasına ve Güneydoğu Asya’ya doğru kaymışlardır.[99]

İnsanlık tarihini değiştiren olay bundan 15 bin yıl kuzey kutup bölgesini çevreleyen buzul barajının çok büyük bir meteorun çarpması sonucu Hazar taşkınları olmuştur. Dünyanın en büyük kapalı havzasında su sevileri -150 m’den +50 m’lere yükselmiştir. Bu ani şok insanları çok etkilemiştir. Bu bölgeden kurtulmaya çalışan insan dünyanın ilk denizciliğini ve ilk uygarlığını yaratmışlardır. Yoksa var olan “Doğa Sıçramalar Yapmaz” kuralına göre göreceli olan çok kısa Buzul arası dönemlere göre aynı şekilde yaşayıp gideceklerdi. Bu bölgeden dünyaya yayılırken de hafızalarında bu olayın (TUFAN) taşımışlardır.

Gerçek ne olursa olsun, Neolitik devrim (HOLOSEN; Son 12 bin yıl)), İnsanların avcı-toplayıcı yaşam tarzlarından vazgeçip yerleştikleri, kentlere dönüşecek köyler ve kasabalar oluşturdukları İnsanlık tarihinde derin bir dönemdi. Hazar Denizi’nin çevresinin paleocoğrafyasını, iklim değişimleri ile çevresel koşullar nedeniyle özel konumunu iyi anlamalıyız. Tetis Okyanusun kapanmasıyla onun arkasında ve üzerinde yer alan Alp-Himalayan Orojenik kuşak uygarlık tarihi için çok önemlidir. Kuzeyde Karadeniz ve Güney Hazar Denizi eski Tetis Okyanusu kalıntılarıdır. Dolayısıyla İtalya’daki Po Ovasından Pamirlere kadar bir çöküntü alanları oluştururlar. İşte bu çöküntü kuzeydeki buzul sularını toplamaktaydı. Böyle bir coğrafya tüm Dünya’da başka hiçbir yerde bulunmuyordu: Uygun iklim kuşakları (35º-40° K enlemleri arası); Zengin su kaynakları; Tarım; Metaller. Tüm bu olgular dünyanın ilk uygarlığını Hazar havzasında olmasını sağlamıştır.[100]

Bu coğrafyada suyun kontrol altına alınması ve tarımsal verimliliğin artırılması, bireysel çabanın ötesinde organize bir toplumsal yapıyı zorunlu kılmıştır.[101]

Yerleşik hayata geçişle birlikte ortaya çıkan mülkiyeti ve yaşam alanını koruma güdüsü, dile de yansıyan teknik bir zorunluluğu beraberinde getirmiştir.[102]

Or, dilimizdeki macerasının başlarında hendek anlamına gelirken, zamanla kale hendeği, siper, derken kale ve şehir anlamlarını kazanıyor. Dahası örgütlenmeye ilişkin sözcükler Türkçede Or/Ur/Ör kökünden gelmektedir.[103]

En önemlisi, Çinlilerin kendi yazılarıyla Hsiung-nu ya da Hi-ung-nu diye yazdıkları, günümüz Türkçesinde Hun diye adlandırdığımız kavmin dilinden bugün bildiğimiz az sayıda sözcükten biri Or![104]

Bu konuda, Talât Tekin, Hunların Dili adlı kitabında bizi bilgilendiriyor. Değerli tarihçimiz, Çinlilerin Eu-ta diye yazdıkları sözcüğün Hun dilindeki aslının Or olduğu görüşündedir. Sözcük, gözetleme yeri, müstahkem mevki, pusu, siper anlamına geliyor. Çincede r sesi olmadığı için, wo-lu-to, ao-t’ot diye yazılan sözcük, “ordu karargâhı” kavramını karşılıyor. Eski Türkçede Ordu, Ordo “karargâh” demek.[105]

Shiratori, bu sözcüğün anlamı konusunda Çinli kaynakların bir-birinden farklı bilgiler verdiğini belirtmektedir. Çinli bilgin Wei-Chao, sözcüğü “sınırda gözetleme karakolu” olarak açıklar. Fuh K’ien adındaki bilgin ise bu sözcüğün anlamını “Hsiung-nu’ların Çinliler için pusuya yattıkları yer” diye açıklar. T’suan Wan adlı kaynak ise, sözcüğün “sınır devriyesi” anlamına geldiğini söyle-mektedir.[106]

Hsiung-nuların Eu-ta sözcüğü MÖ 2. yüzyıla aittir. Eski Türk-çe Ordu, Ordo sözcüğü ise, 8. yüzyıla. Doerfer her iki sözcük arasında bin yıl gibi uzun bir zaman bulunduğu için, Ligeti’ye uyarak bu sözcüğün Eski Türkçeye Huncadan alınmış olabileceği görüşünü ileri sürmüştür. Bu sözcüğün dilden dile geçebilecek sözcüklerden olduğunu kanıtlamak için de Ordo’nun Avrupa dillerine, bu arada Almancaya Horde biçiminde geçtiğine işaret etmiştir.[107]

Hun dilinin Türkçe olduğu konusunda Çin kaynaklarındaki kayıtları biliyoruz. Günümüze ulaşan Hunca sözcüklerin Türkçe olduğu konusunda Shiratori’nin açıklamaları, Gumiliev tarafından “ispat” olarak değerlendiriliyor.[108]

Hunların eski Türk dilini konuştuklarını kabul eden Abel-Rémusat, Klaproth, Semenov, Ritter, Koskinen, Shiratori (1902), Pritsak (1954), Samolin (1956), Franz Altheim (1954) ve Clauson gibi bilim adamlarının görüşü ağırlık kazanmıştır.[109]

Konumuz açısından asıl önemli olan, Eski Türkçedeki Ordu, Orda sözcüğünün Türkçe kökenli olduğu yönünde köken-bilimsel açıklama da var. En baştan alırsak, Or, Kuman/Kıpçaklardan Kazak ve Kırgızlara kadar bütün Türk dillerinde hendek anlamına geliyor.[110] Yakutçada Xoruu, yine hendek anlamındadır.[111] Bizim Anadolu Türkçesi halk ağızlarında da Or, hendek anlamıyla yaşıyor.[112] Kumanların sözlüğü olan Codex Cumanicus’ta da bu anlamıyla var.[113]

Kumanların meşhur sözlüğü olan Codex Cumanicus’ta da bu anlamıyla var: “Kale hendeği, metris, siper, çukur.[114]

Or sözcüğü bugün Türk dilinin Kazakça, Karakalpakça ve Nogayca ağızlarında da yaşamaktadır. Kaşgarlı Mahmud’da “hububatı saklamak için kazılan çukur”, Kutadgu Bilig’de “zindan” anlamında geçen Oru ya da Oro sözcüğü de aynı kökten olmalıdır. Bu sözcük de Türk dillerinde “in, yuva, yatak” anlamlarında yaşamaktadır: Şor ora “delik, kuyu”, Hakaslarda ora “bodrum, mahzen” vb.[115]

Ordug, zamanla hakanın oturduğu kent, karargâh anlamını kazanmıştır.[116]

Kaşgarlı Mahmud’da “hükümdar karargahı” anlamındaki Ordu sözcüğünden başka bir Ordu sözcüğü daha bulunuyor. Anlamı da “sıçan, köstebek gibi toprak altında yaşayan hayvanların yuvası”dır. Bu sözcük bugün Hakasçanın Sagay ağzında Orda, Kırgızcada Ordo ve Yakutçada Ordu biçiminde ve “in, yuva, yatak” anlamları ile yaşamaktadır. Yakutça Ordu sözcüğü mecazi olarak “sığınak, melce, barınak” anlamlarına da gelir.[117]

Räsänen Ordu “hükümdar karargâhı” sözcüğü ile “in, hayvan yuvası” anlamlarındaki Ordu sözcüğünü birleştirmiştir.[118]

Talât Tekin’e göre, Kaşgarlı Mahmud’un ayrı maddeler halinde verdiği bu iki Ordu sözcüğü aslında bir ve aynıdır.[119]

Talât Tekin’e göre, Türkçe Ordu sözcüğünün asıl anlamı “in, yuva, yer altı sığınağı, barınak” olmalıdır. Bu sözcüğün Codex Cumanicus’taki Or, Kutadgu Bilig’deki Ordu ve bugünkü Türk dille-rindeki Ora sözcükleri ile olan yapısal ve anlamsal ilgisi de açıktır. Şimdilik açık olmayan yalnızca Ordu sözcüğünün ikinci hecesidir. Bu veriler karşısında denilebilir ki, “karargâh, hükümdar karargâhı” anlamındaki Ordu sözcüğü Eski Türkçede Huncadan ya da başka bir dilden alınma bir sözcük değil, Türkçe olarak açıklanabilen bir sözcüktür.[120]

Bugün Eu-ta, Wo-lu-to, Ao-t’ot biçimlerinde okunan Hsiung-nu sözcüğü de büyük bir olasılıkla Orta ya da Orto diye söylenen sözcüğün Eski Çince yazıya çevrimidir.”[121]

Çinlilerin Eu-ta diye yazdıkları sözcüğün, Eski Türkçede ateş anlamına gelen odlot kökünden gelebileceği de tartışılabilir. Çünkü Od/Ot kökünden türeyen sözcükler, toplanılan yeri dile getiriyor: Otağ, oda, oturmak vb.[122]

Ancak bütün bu aktarımları daha iyi anlayabilmek için bu ve bunlara benzer sözcüklerin üretilmesine daha yakından bir göz atmak gerekmektedir. Bunun için aşağıdaki tabloyu inceleyelim:

RARERIRİRORÖRURÜR

Burada üretilen sözcükler toplanma ve bir araya gelme ile ilgili kavramlardır. “ÜR” sözcüğünde ÜREMEK sözcüğü çıkmıştır. “ÖR” sözcüğünden ÖRMEK sözcüğü çıkmıştır. UR/OR (bazı dillerde “AR” olarak alınmıştır) kökünde Türkçe’de türetilen sözcükler: Organ; Urgan; Orman; Ordu; Orta; Ortak; Ortam; Orak; Uran; Orhan; Urbay; Urban gibi.

Or, dilimizdeki macerasının başlarında hendek anlamına gelirken, zamanla kale hendeği, siper derken kale ve şehir anlamını kazanıyor. Örgütlenmeye ilişkin sözcükler Türkçede Or/Ur kökünden gelmektedir. En baştan alırsak, Or, Kuman/Kıpçaklardan Kazak ve Kırgızlara kadar bütün Türk dillerinde hendek anlamına geliyor. Bizim Anadolu Türkçesi halk ağızlarında da Or, hendek anlamıyla yaşıyor. Kumanların sözlüğü olan Codex Cumanicus’ta da bu anlamıyla var.[123]

Türkçeye de sığmamış, Latince üzerinden neredeyse bütün dünya dillerine yayılmıştır.[124] Or köklü bu sözcükler, hep örgütlenme odaklı anlamlar taşıyor. Hint-Avrupa dillerinde, birçok uygarlık kavramı gibi, örgütlenmeye ve devlete ilişkin terimler de genellikle Latince kökenlidir. Birkaç örnek[125]:

Orta                 : Merkez, orta.

Ortak               : Merkezde toplananlar, birleşenler.

Ordu               : Ordu.

Ordug             : Hakanın oturduğu yer, karargâh.

Orda               : Moğolca ve Türkçede saray, köşk, şehir. Ortaçağda devletin ve bilimin merkezi. Altın Orda! Kumanlarda belediye, köy yeri.[126] “En yüksek askeri demokrasi şekli.”[127]

Ordalı             : Saraylı, sülalesi büyük (Kazak Türkçesi).

Ordan             : Kibirli, gururlu (Kazak Türkçesi).

Orden             : Nişan, madalya (Kazak Türkçesi).

Orna               : Yerleşmek, kurulmak (Kazak Türkçesi).[128] İkamet etmek (Kumanca)[129]

Orun/orın       : Mevki, makam, taht. Kumancada yer, mahal.[130]

Orhan             : Türkçe isim, kentin hakanı.

Orak               : Biçme eylemi ve aleti (?).

Orman            : Orman (?).

Organ             : Organ
Organisation  : Örgütlenme
Order             : Düzen (İng.)

Ordinary        : Sıradan (Sıralama=düzenleme) (İng.)

Ordnung        : Düzen (Alm.)

Ordentlicch   : Düzenli (Alm.)

Horde            : Sürü, Tatar ordusu (Alm.)

Origin            : Köken (İng)[131]

Yükselen sulardan korunmak amacıyla bu sözcüğün hendek ile başlayan serüveni toplanmak bir araya gelmekten geçerek kent anlamı kazanmıştır. Dolayısıyla Hazar Taşkınlarının o kapalı bölgede yaşayan insanlar üzerine derin izler bırakmıştır. Dillerin bu bölgeden yayılışı tarım (Buğday) ile olmuştur. Avrupa’ya tarım Anadolu üzerinden olmuştur. Günümüz GEN araştırmaları ile artık Hint-Avrupa safsatası rafa kaldırılmıştır.[132]

Öte yandan yukarıdaki satırlarda belirtmiş olduğumuz “or”dan türemiş ve hepsi örgütlenmeyle ilgili olan bu kavramlardan işlediğimiz Ordu konusu açısından en önemlisi Orda>Ordu kavramıdır.[133]

Yukarıda yaptığımız Or>Ordu kökünün Türkçe olduğu tartışması bir yana, Orda sözcüğü Göktürklerde Bodun sözcüğüyle birlikte devletin askeri gücüyle bağlantılı bir içerik kazandı. Orda, başlangıçta Bodu-mun askeri örgütlenmesiydi. Boylardan oluşan Orda, zamanla devletin silahlı gücü oldu.[134]

Bodun, daha önce belirttiğimiz gibi, bağımlı boylar kavramından devlete dönüşürken, Orda da Ordu anlamını kazandı. 8. yüzyılın Orhon Türkçesinde bugün Ordu dediğimiz kavramın karşılığı Südür. Or kökünden Ordu’nun Sü’nün yerini alması daha sonra oluyor.[135]

Türkçedeki Or kökünün Hint-Avrupa dillerini etkilemesi, Gumiliev gibi büyük tarihçilerin de dikkatini çekmiştir.[136]

Or/Ur, dilimizdeki macerasının başlarında hendek anlamına gelirken, zamanla kale hendeği, siper derken kale ve şehir anlamını kazanır. Dahası, örgütlenmeye ilişkin sözcükler Türkçede Or/Ur kökünden gelmektedir.[137]

Ur ve Er Kökü: Kök>İnsan>Üreme>Yerleşme>Uygarlık

Türkçede Ur kökü Or köküyle aynı anlamlar içeriyor. Aynı kök olduğu söylenebilir.[138]

Besim Atalay, Ur sözcüğünün Eski Türkçede, Uygur Türkçesinde, Kuzey Türkçesinde ve Batı Türkçesinde, tıpkı Or gibi, kale hendeği anlamına geldiğini belirtiyor. “Asurlular ar diye almışlar.”[139]

Ur sözcüğü, Türkçede aynı zamanda, kök, nesil, insan, erkek, er anlamına da geliyor. Orhon Yazıtları’nda “urı oglın” denirken, Urı erkek anlamındadır. Bu kökten türeyen şu sözcükler var:

Urı: Oğul, erkek çocuk.

Urug: Tohum, soy, nesil.

Ürük, Divan-ı Lügat-it Türk’te, bir yerde oturmak, yerleşmek anlamına geliyor. Yani yerleşiklik ve şehirleşmeyle ilgili bir kav-ram. Bugün kullandığımız üretim sözcüğü bu kökten.[140]

Üre, üremek, tür, türemek; hep aynı Ur kökünden.[141]

Peki Almancada Ur ne demek?

Aynı Türkçedeki gibi, kök, köken. Örneğin Almanlar, Öntürk-ler için Urtürken diyorlar.

Yine Avrupa dillerine Latinceden giren Origin ve Orior sözcü-ğü de Türkçedeki Ur gibi kök/köken anlamına gelmektedir.

Ya Ur köküyle aynı anlama gelen Er sözcüğü?

Almancada Er, aynı Türkçede olduğu gibi O erkek anlamında-dır. Almanca, İngilizce ve Fransızcada -er eki, adam anlamıyla he-men hemen bütün meslek sahiplerinin tanımlanmasında vardır.

Back-er-pişiren adam, fırıncı (İng),

Fahr-er=Süren adam, sürücü (Alm).

Coiff-eur-Saç kesen, tarayan adam (Fr).

Ur sözcüğü, kökenle, başka deyişle soylulukla bağlantılı olarak Macarcada ve Bulgar Türkçesinde efendi anlamına da geliyor.[142]

Codex Cumanicus’ta böyle bilgiler var.[143]

İlginçtir Ur da, tıpkı Or kökü gibi, Ön Asya’da Sümerlerden beri hep kentleşme ve devletleşme süreçleriyle bağlantılı anlamlar taşıyor:

Ur: Sümer başkenti.

Uruk: Sümerlerin en büyük kentlerinden.

Ur: Sümer kralları.[144]

Urukagina: Uru Kağan, Sümer hükümdarı.

Ur-Kum: Sümer hükümdarı.

Ur-Tako: Elam Hükümdarı.

Ur-Luma: Kiş hükümdarı.

Ur-Ut: Part hükümdarı.

Ur-Zana: Muazazur hükümdarı.

Ur-Yak: Koi prensi.[145]

Asur: Mezopotamya’da genellikle Sami kökenli olduğu saptanan kavim ve kurdukları devlet.

Hurri: Doğu ve Güneydoğu Anadolu ve Suriye’ye hükmetmiş devlet ve aynı adı taşıyan Türkçeye benzer bitişken dil konuşan kavim. Zeki Velidî Togan, Huri sözcüğünü Ogur köküne bağlıyor: Ogur>Gur>Hur>Hurri.[146]

Urartu: Hurrilerden gelen, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya hükmetmiş devlet ve aynı adı taşıyan Türkçeye benzer bitişken dil konuşan kavim.

Urmiye: İran’ın batısında şehir.

Ural: MÖ 4. binden bu yana Öntürklerin ve Önhintcermenlerin yoğun olarak yaşadıkları bölgede bulunan, Avrupa ile Asya’yı ayıran sıradağlar ve ırmak.

Ur/Or kökünün hendekten kaleye ve kente uzanan macerası, uygarlaşma sürecinin dildeki izlerini gösteriyor. Yalnız Türkçede değil, diğer dillerde de kent sözcüğü ile uygarlık sözcüğünün aynı kökten gelmesi anlamlıdır. Latincedeki civil ve Arapçadaki medine sözcükleri, uygarlık anlamına gelen civilisation ve medeniyet kavramlarının kökünü göstermektedir. Türkçemizde Cumhuriyet döneminde medeniyet kavramı karşılığı olarak kabul edilen uygarlık kavramının Ogur>Uygur kökünden türetilmesi, tarihsel köklere tam anlamıyla oturmuştur.[147]

Öte yandan konunun akışından fazla sapmamak şartıyla Or/Ur meselesine coğrafi perspektiften bakacak olursak Türklerin ana vatanı olan Orta Asya’nın ve bir diğer adlandırmamızla Turan bölgesinin batısında, Uygarlık Hazar Denizi çevresinden başlayarak ARAN ülkesi ve URMU’ya[148] ulaşmıştır. ARYAN uygarlığının kökeni de büyük bir olasılıkla budur.[149] Buradan da Toros ve Zağros Dağlarındaki geçitlerden ilerleyerek, dünyanın ilk uygarlığının (yaklaşık 12 bin yıl önce) oluştuğu Harran Ovasına ulaşılmıştır. Buzul çağı sonunda Harran bölgesi en uygun iklim koşulları ve coğrafyaya sahipti. Dünya uygarlığında asıl sıçrama, bundan 5-6 bin yıl önceki sıcak iklim koşullarında buzulların hızla erimesi ve deniz seviyesinin hızla yükselmesi sonucunda deltaların oluşmuşmasından sonradır. Sümer uygarlığı da Turan, Aran ve Harran’dan güneye ve batıya doğru Mezopotamya’ya ilerlemiştir. Ayrıca Harran uygarlığı Torosları aşarak önce Konya Ovası’na (MÖ 8000) ve batıya doğru ilerleyerek Ege Denizi kıyısında Troya uygarlığını (MÖ 4000) meydana getirmişlerdir. Uygarlık buradan batıya Trakya’ya geçmiş ve Avrupa uygarlığının temelleri atılmıştır. Bu bağlamda Gordon Childe “Ex Orient Lux (Işık Doğudan Gelir”) demiştir.[150]

Kuzeybatı İran’da Azerbaycan bölgesinde URMU şehri ve gölü bulunmaktadır. Hazar’daki su yükselmesi (Nuh Tufanı) sonucunda havzadan kaçan insanların güneye doğru ilk yerleşim yerlerinden birisidir. UR/OR sözcüğü Türkçe‘de hendek anlamıyla başlamış daha sonra topluluk ile kale ve şehir anlamları kazanmıştır. Bu sözcük Harran’da URFA, Sümer’de UR ve URUK ile birçok Sümer şehir (hem de kral adlarında) adlarında vardır. Batı dillerine geçerek URBAN (Şehirli) sözcüğü olmuştur.

Ayrıca OR sözcüğü de Türkçe’de örgütlenme ile ilgili ORDU, ORTA, ORTAK, ORUN, ORMAN vs. ayrıca batı dillerine de ORGAN, ORGANIZATION, ORDER, ORIGIN vs. gibi sözcüklerin kökenidir. Bu arada MU sözcüğü ise James Churchward’ın 1936’da belirttiği üzere kayıp kıtanın adıdır. Burada hem kayıp kıta “MU” sözcüğü ve hem de “UR” sözcüğü beraberce kullanılmaktadır.

AŞURE pişirme ve dağıtma geleneğinin aslı ise Nuh Peygamber’e dayanır. Nuh Peygamber’in gemisinin karaya çıktığı gün, yanında bulunan her çeşit tahıl ve bitkiden yaptığı şükür tatlısının hatırasını günümüzde aşure geleneğiyle devam ettirmekteyiz. Burada AŞ sözcüğü Sümerce’de ve günümüz Türkçe’sinde de yemek demektir. Aşure sözcüğünde AŞ ve hem de UR (topluluk) bir aradadır. Tufanın yarattığı çok kaotik ortam da beraber yaşayabilme ve paylaşma duygusunu geliştirmiştir.

Zeytin ağacı güneybatı Hazar bölgesinde de yetişmektedir. Buzul çağı öncesi Akdeniz çevresinin büyük bölümü çöl ikliminde ve su yoktu. Nuh Tufanında zeytin dalı ile dönen kuş hikâyesi bu bölge için de geçerlidir. Güney Azerbaycan ve İran’ın Reşt bölgesinde de zeytin yetişmektedir. Sümer dilinde zeytin “ZIRDUM”dur. Günümüz Türkçesinde ise Zeytun’dan Zeytin’e evrilmiştir.[151]

SU YÖNETİMİ VE KARİZ YERALTI SU KANALLARI

Hazar Taşkınını taşkını takip eden süreçte Hazar Denizi su seviyesi +50 metrelerden günümüzde -28 metrelere inmiştir. Bu 15 bin yılda her 5-600 yılda Hazar Denizi su seviyesi inip çıkmıştır. Önce bol tatlı su ve sonrada süregiden kuraklaşma bölge insanlararı daha yaratıcı yapmıştır. Bu değişimlerin olması bu bölge insanlarına göç etme zorunluluğu getirmiştir. Bu olay uygarlıkları yok etmemiş, öte yandan dönemsel ve tekrarlayan çevresel değişimler belki de denizciliğin başlaması gibi üretken ekonomilere neden olmuş ve aynı zamanda da atın ve çift-hörgüçlü Bakteryan Türk devesinin evcilleştirilmesine yol açmıştır. Bu olanaklar insanları yer değiştirmelerinde önemli olmuştur. Sudan korunmak için kazılan hendek örgütlenmeyi ve toplu çalışma-üretmeyi sağlamışsa kıtlaşan su kaynaklarını yönetmekte insanoğlunun ilk amaçlarından birisi olmuştur. Bu bölgede suyun yeraltı kanalları (KARİZ: KAR İZİ) yoluyla taşıma olgusu tüm Türkmenistan, Özbekistan, İran, Afganistan ve Doğu Türkistan (Uygur Bölgesi)’da bulunmaktadır.[152]

Suya ulaşma olgusu insanlığın geliştirdiği “İLK MÜHENDİSLİKTİR”. Bunun nedenim en büyük gereksinimim olan suya ulaşmak için birçok çözüm yöntemleri geliştirmek zorunda kalmış olmalardır.  Bilgi insanın doğasıyla eşdeğer bir kavramdır. Bilgi yok olmaz fakat bir yerde doğanın yarattığı nedenlerle gerilerken buradan göç eden insanlar onu yeni gittikleri yerlere taşırlar. Gittikleri yerin yaşam biçimleri ve inançları ile yoğrularak yeni inanç düzenleri ve yaşam biçimleri oluştururlar.

Kuraklaşma ilerledikçe yüksek dağlardaki kar sularını daha verimli olan ova bölgelerine getirme yeteneklerini geliştirmişlerdir.[153]

Tekrar Tevrat’a geri döndüğümüzde şöyle söyler:

“Ve İbrahim başka bir kadın aldı ve onun adı Ketura idi ve ona Zimran’ı, Yokşan’ı, Medan’ı, Yişbak’ı ve şuah’ı doğurdu… Ve onları doğuya doğru, doğu diyarına gönderdi.”[154]

Onlara su perisi tılsımını ve suyu idare etme yetisi verdi. Bu bölgenin insanlarının ileri bir uygarlığa sahip olmaları gerekiyor ki günümüzden 4 bin yıl önce yazıldığı tahmin edilen Tevrat’ta bile bu bölgenin insanlarının Kariz “kar izi suyolu”  denen yeraltı su kanalları gibi yapıları yapabilecek bilgi ve beceri ile donatılmış olduğu belirtilmektedir. Bu su uygarlığını Ahemidlerce Mısır’a kadar götürülmüştür.

Yüksek alanlarda oluşan uygarlıklarda kariz uygulama bilgisi gelişiminin ve çoğalmasının nedenlerinden birincisi, büyük akarsuların eksikliği ve ikincisi yerleşim yerleri yakınlarında yağışı bol olan dağ veya sıradağların olmamasıdır. Buzul Çağı’nın bitiminde sonra oluşan kurak iklim kuşağı, büyük denizlere uzak, yamaç yağmurlarından yoksun, nemli havanın ulaşamadığı alanlardır. Buharlaşma oranı son derece yüksek olan kurak iklimde, yüzey tatlı su kaynakları çabuk kurumaktadır. Dağlarda yeraltı su düzeyi yüksek olduğundan, daha fazla derinliklere kaybolmadan önce suyun yolunu kesmek gerekir.[155]

 

İşte burada yeraltı su taşıma düzeni olarak görselde de görüldüğü üzere kariz düzenleri en doğru seçenektir.[156]

İlk önce, yer altı su damarlarına ulaşana dek deneme kuyuları kazılarak düzenli ve yeterli su akışının belirlenmesi gerekir. Bu işlem başarılı olursa, yüzeyde gelecekte kariz güzergâhı tasarlanır ve ilk önce yeraltı su yüzeyine kadar ulaşan ana kuyu kazımı ile esas iş başlar. Geleneksel karizler yetenekli işçi topluluğu tarafından el işçiliği ile kazılmıştır. Bu meslek tarihsel olarak iyi ücretli ve genellikle babadan oğula teslim edilmiştir.

Bir kariz düzeni, yer altında açılan yolun süzülme bölümü, yer altında açılan yolun su iletim bölümü, 20 ile 35 metre aralıkla kazılmış dikey kuyular, açık suyolu, küçük su toplama göleti ve sulama alanından oluşur. Sızma ve buharlaşmadan dolayı su yitimini önlemek için suyolunun çoğunluğu yer altındadır. Bir kariz, pompa ihtiyacını ortadan kaldırarak tamamen yerçekimi gücü ile beslenir. Dünyanın pek çok kurak bölgesinde eski karizler hala kullanılmaktadır ve yeni karizler yapım aşamasındadır. İran‘ın yüksek düzlüklerinde, bugün (qanat denilen) en büyük yoğun yer altı suyolları bulunur. Bazen karizler, yer altı sularını yüzeye çıkarmak için mevsimlik akarsulara koşut olarak kazılır, kurak dönemlerde ve yağmurlu dönemlerde çamurlu nehir sularından süzülmüş temiz su sağlayacaktır. Günümüzde İran’daki eski kariz su taşıma düzenekleri terkedilmesi nedeniyle kırsal alandaki birçok yerleşim boşaltmış bulunmaktadır. Bu durum çevre ülkelerde de söz konusudur.[157]

Görseldeki Sincan-Uygur Bölgesi Kariz Yeraltı Su Kanalları (Kuzeydeki Tanrı Dağlarından Güneydeki Turfan’a) Orta Asya’da Turfan bölgesinde yapılmış yeraltı su şebekesi sistemidir. Dünya uygarlık tarihinin en önemli buluntularından biridir. Orta Asya’daki büyük uygarlık birikimini gözler önüne seren Kariz Kanalları Tanrı Dağlarından topladığı suyu 60 km çölün altından geçirerek Turfan’daki yerleşim birimlerine götürüyor. Aralıklarla açılan kuyular yardımıyla tarım alanları sulanıyor. Tanrı Dağları ile Turfan arasındaki bölge çöl olduğundan suyun aşırı sıcaktan buharlaşmaması için karız su kanalları yeraltında inşa ediliyor. Bu kanalları yaklaşık 100 metre yerin altında konumlandırmanın amacı, güzergâhın geçtiği çölde +40°C sıcaklık düşünülerek buharlaşmayı engelleyerek su kaybını önlemektir. Kanalın derinliği 110 metre den başlıyor. Kanallar çölün altından ağ gibi örülmüştür. Yeraltı su kanallarının toplam boyu 5000 km’dir. Bu kanal ağında belli aralıklarla kuyular açılmıştır. Kuyular 90, 80, 70, 60 en son Turfan ’da 10 metrenin altıdadır. Sistem tamamıyla yer çekimi kuvveti ile çalışıyor.[158]

Fotoğraf: Bundan 2500 yıl önce M.Ö 500’ler de Uygur Türkleri tarafından yapılan ve Çinlilerin ülkelerindeki üç harikadan biri olarak gösterdiği Sincan-Uygur Turfan Kariz Yeraltı Su Kanalının Genel Görünümü.[159]

Eğim, açı, suyun akışının sağlanması, doğru yolda gidilip gidilmemesi ve bunların yapılabilmesi için bilim gereklidir. Bunu başarabilmeniz için matematiğin, fiziğin, mühendisliğin ileri bir düzeyde olması gerekmektedir. Anlaşıldığı gibi burada yerleşik bir uygarlık vardır. Kariz’ı inşa eden onaran bir irade vardır. Çok iyi organize olmuş başarıya ulaşmış ileri derecede “teknoloji”ye sahip büyük bir uygarlıktır bu.[160]

Kuzey Hindistan ve İran’da milattan önceki yıllarda başlayan kültürel değişim, Avrasya topraklarını da sulayan, getirdiği yeni uygarlıkla oralara da hayat veren insan nehrinin kaynağının, “metal biliminin geliştiği Altay bölgesi” olması gerektiğini doğrulamaktadır. Çünkü Altay insanlığın en eski çağlarında, dünyanın onun başarılarıyla tanışacağı, nedeni esrarengiz bir sır olan “bilim ve teknoloji devrimi” yaşadı. Gerçi Altaylılar sadece madenciliği bulmadılar; çelik dizgin ve üzengili eyer sayesinde ata bindiler, atlı (at arabasıyla) taşıma düzenlediler, toprağı sürmek için pulluk ve yeni silahlar, zırhlar yaptılar.

Altaylılar demire dayalı daha pek çok buluş ortaya çıkardılar. Arpa ve darıdan zengin ürünler aldılar, rahat konutlar inşa ettiler ve bunları yükselen kültürün diğer nimetleri takip etti. Ve refah… Kadim Altay’ın bereketi ve cömertliği unutulmadan halkın hafızasında kaldı, destanlarda asırlarca anlatıldı.[161]

Bu bölge İslamiyet’ten sonra pozitif bilimlerle uğraşan önemli bilim adamları çıkarmıştır, çünkü bu bölge uygarlıkta çok ileri gitmiştir. Zira geçmişinden gelen bilgi birikimine ilave olarak devrin çağdaş uygarlığı olan İslam’ın da bölgede hakimiyet kurmasıyla İslamiyet’ten sonra MS 900’lerde sonra şu bilim adamlarını yetiştirmiştir: Hallac-ı Mansur (Tasavvuf); İbn-i Sina (Tıbbın kurucusu); Harizmi (Logaritmanın bulucusu); Farabi (Fizikçi); Biruni; Yusuf Has Hacib (Kutadgubilik); Ömer Hayyam (Astronomi, Binom sayıları); Hacı Bektaş Veli (Tasavvuf); Mevlana (Tasavvuf); Uluğ Bey (Astronomi); Ahi Evran Veli (1215-1308) (Toplum Bilimci); Ali Kuşçu (Matematikçi).[162]

Bu durum da şunu ortaya koymaktadır Turan Bölgesi uygarlığı çok ileri seviyelerde idi. Zaten İskender’de buraya geldiğinde bir Bakteryan Prensesi (Roksana) ile evlenmişti. Roksana’dan ölümünden sonra bir oğlu olmuş fakat İskender’den sonra kurulan Bakteryan Devleti Hükümdarı tarafından öldürülmüştür. Demek ki daha önce var olan birikim uygun ortamı bulunca canlanmıştır. Doğuya doğru gidenler ise bunu Hint uygarlığında ortaya çıkarmışlardır (Matematik ve astronomide çok ileriydiler). Tüm bu Doğu-Batı ekseninde Anadolu ile Orta Asya’nın sürekli bir bağı bulunmuştur. İşte ilk uygarlığın çıkış yerlerinden biri olan Harran Bölgesi’nden MÖ 10 ila 5 bin yılları arasından batıya doğru Anadolu’ya ve doğuya da Elburz dağları eteklerinden ilerlemiştir.

Doğudan batıya doğru gelişen bu ticari harekette daha önceki çağlardan beri kullanılmakta olan bir yol şebekesinden yararlanılmıştır. Yoğun bir şekilde ipek, porselen, kâğıt, baharat ve değerli taşların taşınmasının yanında kıtalar arasındaki kültür alışverişine de imkân sağlayan bu binlerce kilometre uzunluğundaki kervan yolları zaman içinde İpek Yolu olarak adlandırılmıştır. İpek Yolu Asya’yı Avrupa’ya bağlayan bir ticaret yolu olmasının ötesinde, 2000 yıldan beri bölgede yaşayan kültürlerin, dinlerin, ırkların da izlerini taşımakta ve olağanüstü bir tarihsel ve kültürel zenginlik sunmaktadır.[163]

Güncel tarihin yazdığı şekilde İpek Yolu sadece tüccarların değil, aynı zamanda doğudan batıya ve batıdan doğuya bilgelerin, orduların, fikirlerin, dinlerin ve kültürlerin de yolu olmuştur. Bu bağlamda burada bu yolu yalnızca İpek Yolu olmadığı fakat Doğu ile Batıyı birleştiren bir iletişimin varlığı daha kapsamlı anlamak zorundayız. Tarihçi Arnold Joseph Toynbee şöyle demiştir: “İnsani amaçlar için, bozkır, kuru olması nedeniyle 15’nci Yüzyıl öncesi (Deniz ulaşımı öncesi) insanlar arası ilişki bakımından tuzlu su denizden daha yüksek iletkenliğe sahip olan bir iç denizdi. Bu susuz denizin suya değmeyen gemileri ve iskelesiz limanları vardı. Bozkırın kalyonları develer, bozkırın kadırgaları atlar ve bozkırın limanları “kervan şehirleriydi. Timur’un Semerkant’ı ve Çin Seddi’nin kapılarındaki Çin ticarethaneler; MS 1500’den önceki haliyle dünyanın ayrı uygarlıklarını –birbirleriyle olan teması sürdürmelerini sağlayacak ölçüde- birbirine bağlayan egemen hareket araçları okyanusları aşan yelkenli gemiler değil, bozkırları aşan atlardı.”[164]

Bu dünyada, gördüğünüz gibi, Babür’ün Fergana’sı merkez noktaydı ve Türkler Babür’ün zamanında ulusların merkez ailesiydi. Bu UYGARLIK YOLU Sümerler zamanından beri vardı ve değişen zamanlar boyunca da varlığını korumuştur. Bu gerçeği yalnızca Avrupa’nın tanımladığı şekilde ipeğe indirgemek yanlıştır.[165]

Öte yandan suların fiziksel, kimyasal özelliklerinin yanı sıra onların dağılışlarını, bulundukları ortamları, suların hareketlerini, bunların nedenlerini ve insan ile olan ilişkilerini birçok bilim dalı içeriğinde incelemekteyiz. Bunun sonucunda zaman içerisinde uygarlık adı verilen uluslararası ortak değerler oluşmuştur. İnsanlığın ortaya çıktığı andan itibaren dünyanın farklı yerlerinde birçok uygarlık meydana gelmiştir. İnsanlar, ilk çağlardan itibaren verimli tarım alanlarını, su kenarlarını yerleşim yeri olarak seçmişler ve buralarda ilk uygarlıkların temellerini atmışlardır. Su olmazsa hayatın olmayacağını çok iyi bilmeme rağmen su olmazsa uygarlığın olamayacağı da açıktır.[166]

Canlı varlıkların çoğunlukla kullandığı tatlı su Dünya Su Bütçesinin yalnızca % 1’i kadardır. Yaşam ve uygarlıklar tatlı su üstüne kurulduğuna göre bu kısıtlı suyun varlığı çok önemlidir. Bu kullanılabilecek su miktarı buzul çağlarında çok kısıtlı hale gelmektedir. Buzul çağlarında tatlı suyun büyük bölümü yaşam koşulları bulunmayan kutuplardaki buzullarda tutulmaktadır. Ayrıca Dünyanın büyük bölüme çok soğuk ve hiç yağış almayan kurak-yarı kurak iklim koşullarına sahiptir. İnsanlık uygarlık tarihi buzul çağlarının girip çıkmasıyla denetlenmektedir. Son 400 bin yılda dört buzul çağı olmuştur ve bunun %80’i buzul çağı olarak geçmiştir.[167]

Buzul Çağının sona ermesinden hemen sonra erken uygarlıkların Hazar Denizi çevresinde oluştuğu açık bir şekilde görülmektedir. Buzul çağında Dünya’nın yaşanabilecek yaklaşık 35-40° enlemleri arasındaki kuşakta yer alan bu bölge uygarlık tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. Buzul çağında dar bir alana sıkışan canlı varlığı bu beşikten etrafına dağılmıştır. Çok özel bir su kütlesi olan Hazar Denizi su seviye değişimleri ile insanlık tarihinde çok büyük izler bırakmıştır. Yaşama uygun fakat zor koşullar, insanlık uygarlık tarihinde önemli yer tutmaktadır. İklim değişimlerine karşı en duyarlı ekosistemlerin birisi de kıta içi ve kapalı iç denizlerdir. Bu sularda gözlenen iklim değişiminin gidişleri açık okyanuslarda gözlenenlerden daha karmaşıktır.

Hazar havzasındaki felaket boyutlarındaki su baskını uygarlığın gelişmesinin işaret fişeği olmuştur. Bu bölge Toplayıcı-Avcı düzeyinden daha ileri bir uygarlık yüzeyinde idiler. Orta Asya’nın bu ilk uygarlığının temelini atan insanlar buzul çağında bile bu bölgede kapalı bir halde kalarak uygarlıkta ilerlemelerde bulunmuşlardır.[168]

Uygarlık Buzul Çağı sonların suca zengin uygun iklim koşullarında Hazar Denizi çevresinde oluşmuştur. Son Buzul Maksimumu (SBM)’na göre Taşkının o devir insanlarını daha fazla etkilediğini göstermektedir.[169]

Fotoğraf: Dünya deniz seviyeleri ve uygarlık kuşakları.[170]

Son 15 bin yıl için Hazar Denizi bölgesindeki önemli olaylar: 15 bin yıl öncesi Khvalyan Yükselimi; 12 bin yıl öncesi buzul çağının sonu (Holosen Başlangıcı); 5-6 bin yıl öncesi günümüze yakın uygun değer deniz seviyesine ulaşım ve deltaların oluşmasına neden olmuştur.[171]

Dünya uygarlıkları aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

  • Buzul çağından sonra: Harran (10.000 MÖ, GD Türkiye); Anau (8-9.000 MÖ, Türkmenistan): Konya (7.000 MÖ. Orta Anadolu); Filistin (7,000 BC); Mehrgarh (7.000 MÖ; Belucistan, Pakistan)
  • Deltaların oluşmasından sonra: Mezopotamya (4.000 MÖ); Mısır (3.500 MÖ); Harappa (3.300 BC, Pakistan); Troya (4.000 MÖ, KB Türkiye); Mohenjo-daro (3.300 MÖ, Güney Pakistan)[172]

Buzul çağının bitimiyle bu uygarlıklar (deltalar oluşuncaya kadar) başta Harran, Aran ve Turan olmak üzere Hazar çevresinde oluşmuştur. Erken uygarlıkların, Buzul Çağında Hazar Denizi bölgesi ile sıkı bir şekilde ilişkili olduğu bilinmektedir. Buzul çağında Toros Dağları buzdan bir duvar örmüş ve kuzeyinde Anadolu ve tüm Avrupa’da aşırı buzul koşulları canlı yaşamına uygun yerler olamamıştır. Yaşam için su çok önemlidir. Su var ise UYGARLIK vardır. Onun için, tatlı suyun tedariki uygarlığın yaratılması ve sürdürülebilirliğinin olmazsa olmazlarındandır. Buzul çağında suyun çoğunluğu kutuplarda ve yüksek dağlarda tutulmuştur. Buzul çağında su seviyesi 120/130 m günümüz seviyesinin daha altında idi. Buzul çağında yeryüzündeki yaşam sınırlanmış bir alan içinde var olmuştur.[173]

Fotoğraf: Avrasya’nın genel genel görünümü ve Buzul Çağı sonrası (HARRAN; ARAN; TURAN) ve daha sonra Delta (MISIR; SÜMER; İNDÜS) uygarlıkları.[174]

Buzul Çağı sonrası uygun yerler olan Harran, Aran ve Turan uygarlıkları oluşmuştur. İklim değişip ısı yükselince buzullar erimeye başlamıştır. Dünya ikliminde 5-6 bin yıl önce aşırı ısınma olmuş ve buzullar hızlı olarak çözünmüştür. Buna koşut olarak deniz su seviyeleri hızlı olarak yükselmiş ve Mısır, Mezopotamya ve İndüs Deltaları oluşmaya başlamıştır. Kuzeydeki buzullardan gelen su miktarı azaldıkça (özellikle Turan ovasında), çoraklaşma ve çölleşme başlamıştır. Bunun sonucunda insanlar daha sulak dağ yamaçlarına ve deltalara doğru hareket etmişlerdir. Dolayısıyla Mısır, Mezopotamya ve İndüs deltalarında uygarlıklar gelişmeye başlamıştır.[175]

Nick Brooks; Uygarlık, insanlığa karmaşık ve “KENTLİ” toplumlar içinde bir yaşam için tercih yapabilmesine olanak sağlayan elverişli bir çevrenin ürünü olarak ortaya çıkmadı. Tersine, bugün “UYGARLIK” diye değerlendirdiğimiz şey, büyük ölçüde, felaket boyutlarında bir iklim değişikliğine kazara ve planlı olmayan bir biçimde uyum sağlanmasının sonucudur. Toynbee; “Uygarlıkların gelişmesinde rol oynayan temel etmenin, bir toplumun karşılaştığı sorunlara verdiği YANIT, daha doğrusu, ortaya çıkan sorunla ona verilen karşılık arasındaki diyalektik ilişki olduğunu” ileri sürer. İnsanoğlunun ilk uygarlığının yaşadığı felaket boyutlardaki ani taşkınlar (TUFAN) sonucunda TURAN uygarlığı doğmuştur.[176]

Doğu Hazar Denizi bölgesinde uygarlığın başladığı yer olan Anau’da buğday tarımı ve hayvan evcilleştirmelerinin en aşağı 10-11 bin yıl önce başladığı vurgulanmıştır. Uygarlık buradan Mehrgarh bölgesine 9 bin yıl önce ulaşmış ve buradan da Penjab bölgesindeki Harappa’ya 5.300 yıl önce ulaşmıştır. İndüs’ün güneyinde ise delta uygarlığı olarak Mohenjo-daro (MÖ 2500)’da uygarlık gelişmiştir.[177]

Fotoğraf: Uygarlığın Hazar-Turan bölgesinden yayılımı.[178]

Sümerler dünyada ilk çivi yazısını MÖ 3.500’lerde bulanlardır ve gerçek anlamda yazılı tarih onlarla başlamıştır. Sümercenin dil grubu tam olarak hiçbir yere konmamıştır. Baştan Turani (Ural-Altay) olarak tanımlanmış, fakat daha sonra üstü örtülmüştür.[179]

Sümerce kesin olarak bitişken bir dildir ve kökünü koruyarak ön ve arka ekler alabilir. Birçok bakımdan hem İndo-Avrupa ve hem de Sami dillerine benzemez. Fakat yapı olarak Türkçe’ye çok benzemektedir.[180]

Begmurat Gerey’in yaptığı çalışmalarda Türkçe ile Sümerce arasında 400’den fazla ortak sözcük vardır.[181]

Tarihçiler Sanskritçeyi ilk konuşanların Hindistan, Hazar Denizi ve Ortadoğu’ya kadar yayılan çok geniş bir topluluk olduğunu öne sürer; bazıları da bu dilin hiçbir zaman dini ve ilmi çevre sınırlarını aşıp, halk tarafından kullanılmadığını iddia etmektedirler. Kuzeybatıdan gelen en aşağı 3,500 yıllık bir Aryan dilidir. Bu dil Hintlilerin edebiyat dilidir. Ayrıca Hinduizm, Budizm ve Jainizmin felsefi/edebi ve dini kitaplarının dilidir. Eski Hindistan’ın birçok diyalekti için Sanskritçe bir “lingua franca” olarak kalmıştır. Buradan da Sanskritçe ve Sümerce arasındaki bağı algılayabiliriz. Bu bağlamda bu iki ayrı dünyayı birleştiren köprü Hazar’dır.[182]

Aslında bu bölgenin önemli olduğu ta 19’ncu yüzyılı ortalarından beri biliniyordu. Bu bağlamda Ari ırk kuramının kurucularından Fransız aristokratı Kont Arthur de Gobineau’ya (1816–1882) göre Arilerin anavatanı Soğdanya (Özbekistan) ve Orta Asya tüm uygarlığın beşiği olduğu tezini ileri sürmüştü. Zamanla bu görüş benimsenerek Aryanların anayurdunun Orta Asya ve Bakterya (Hazar-Turan) civarında olduğu kabulü yaygınlık kazanmıştır. Lorenzo Burge’da “Pre-Glacial Man and The Aryan Race (1887) adlı eserinde Aryanların atalarının MÖ 15.000 dolayında Orta Asya’da ortaya çıktığını ve burada büyük bir uygarlık yarattıklarını iddia etmiştir. Buzul Çağının sona ermeye başlamasıyla da aryanlar Orta Asya’dan yeryüzüne yayılarak yeryüzüne uygarlık yaymışlardır.[183]

Alman hukukçu Rudolp von Jhering de “The Evolution of the Aryan” adlı eserinde Aryan anavatanını Orta Asya/Baktrerya (Hazar-Turan) olarak kabul etmiştir. Aryan kuramcılarına göre Ariler bütün diğer halklardan üstün, sakin ve sağlam karakterli, sürekli çabalayan, düşünsel açıdan parlak, uzun boylu, açık tenli sarışın bir ırktılar. Orta Asya’dan dünyaya yayılan Arilerin diğer halkları kolayca yönetimleri altına almaları bu şekilde açıklanmıştır. Ari sözcüğü Türkçe ve Sümerce Ara (İyi, saf) sözcüğünden türemedir.[184]

Selahi Diker, “Anadolu’da On Bin Yıl; Türk Dili’nin Beş Bin Yılı” adlı kitabına şu şekilde başlanmıştır: Ve tüm Dünya tek bir dilden oluşuyordu. Bu “tek dil”, Sümerce ve Etrüsk, İskit, Ahameniş, Aramice ve Elamca ve Partca’yı da içerecek şekilde diğer birçok benzer “kayıp” diller deşifre edilmelidir.[185]

On dokuzuncu yüzyılda Avrupa’da kendi uygarlığını temel alarak üstünlük sağlamak amacıyla uygarlığının kökenlerini araştırmaya başlamışlardır. 19’ncu yüzyılında Sümercenin eklemli bir (Türkçe gibi) olduğunu kabul etmiştir. Aynı zamanda Turan bölgesinden çıkan Aryanların Uygarlığı Dünyaya yaydığı olgusu vardı. Fakat Atatürk’ün Anadolu başkaldırısının başarılı olması tüm bu düşüncelerin geri plana atılmasına neden olmuştur.[186]

Batı Avrupa merkezli düşünceye göre, Uzun yıllar boyunca Anadolu Yarımadası, Neolitik yaşam biçiminin çekirdek bölgesinin dışında tutulmuştur. Anadolu yalnızca bu yeni yaşam biçimini Batı’ya, Avrupa’ya aktaran bir köprü rolünü vermişlerdir. Türkleri gelişmiş batı dünyasında ayrı tutulması nedeniyle Troya ve Batı Anadolu, diğer uygarlıklardan ayrı olarak algılandı.[187]

100 yıl önceki bu ihmal yüzünden, dünyada Batı Anadolu (tüm Anadolu) unutulmuştur. Doğal olarakta Turan Uygarlığı yok sayılmıştır.[188]

Unutulan Turan Uygarlığının tam ortaya çıkarıldığı[189] zaman sonrası Birinci Dünya Savaşı çıkmış ve kurulan Sovyet rejimi bölgeyi kapatmış ve araştırmalar sona ermiştir.[190]  Yeryüzündeki yaşam kaynaklarının temelini su oluşturur. Bu nedenle kısaca söylemek gerekirse su hayattır dolayısıyla su ile toplum kalkınması birbirine bağımlıdır. Hayatın başlangıcından bugüne kadar insanlar daima gereksinimleri doğrultusunda dünyanın birçok farklı alanlarına yerleşmiştir. Ve yaşam yıllar boyunca insanlığın gelişmesi ve ilerlemesiyle birlikte akışını sürdürmüştür. Bu akış genellikle insanların gereksinimleri doğrultusunda yönlenmiştir. Bunlardan en önemlisi ise yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olanları sağlamaktır. Yaşam kaynağı olarak gösterilen su her zaman canlılar için birinci sırayı almıştır. Bu nedenle insanlar temel gereksinimleri dolayı genel olarak suya yakın bölgeleri tercih etmişler ve bu bölgelerde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Dünya’daki insan göçlerinin asıl nedeni su kaynaklarına ulaşmak içindir. Tarihi iklim değişimleri ve su kaynaklarının yer değiştirmeleri bağlamında ele almak gerekmektedir.[191]

Günümüzde kuzeydeki buzullardan gelen su oldukça azalmış durumdadır. Önemli su kaynaklarının büyük çoğunluğu Alp-Himalaya kuşağındaki platolardan sağlanmaktadır. Bu kuşak üzerinde yer alan Alpler, Balkanlar, Kuzey Anadolu dağları, Toroslar, Zağroslar, Elbruz dağları, Hindukuş dağları, Pamirler, Altay dağları, Tanrı dağları ve Himalayalar su kaynaklarıdır. Buraları uygarlıkların oluşmasında oynadığı konumu halen devam ettirmektedir. Belki son 200 yılda enerji kaynakları çok önemli rol oynamış olabilir fakat artık Dünya Siyaseti su kaynaklarını yönetmekte ve sahip olmaktan geçmektedir. Dünya Siyasetini göz önüne alırken bundan sonra “SU” konusu çok önemli bir yer tutacaktır.[192]

Gelgelelim özellikle Sanayi Devrimi ile birlikte başlayan süreçte fosil kaynakların sınırsızmış gibi kullanımı ve hızlı sanayileşme ve kitlesel üretimle birlikte çevre sorunları gitgide artmıştır. Buna bağlı olarak sera gazı emisyonlarının artması günümüzde yağış rejiminin değişmesi, su ve toprak kaynaklarının bozulması, şiddetli hava olaylarının yaşanması ve tarımsal üretimin azalması gibi ciddi sorunlara yol açmıştır. Küresel ısınmanın etkileri günümüzde ciddi bir şekilde hissedilmekte ve özellikle su kaynakları ciddi zarar görmektedir. Tatlı su kaynaklarının yeryüzünde eşit dağılmaması ve su miktarının gitgide azalmasıyla birlikte birçok ülkede su sorunları yaşanmaya başlamıştır. İklim değişikliğinin de etkisiyle, su miktarında azalma, kirliliğin artması ve su arz ve talep dengesinin kurulamaması güvenlik riskini arttırmaktadır. Suya erişimin olmadığı veya suyun kalitesinin bozulduğu yerlerde hem sektörler hem de ülkeler arası çatışmalar yaşanmaktadır.[193]

Nitekim gittikçe yukarıya doğru pik yapan nüfus artışı, iklim değişimi, kirlilik ve yağış rejiminin değişmesi gibi nedenler su miktar ve kalitesinde azalmaya sebep olmuştur.[194]

Bununla birlikte, suyun mülkiyeti, yönetimi ve kullanımı günümüzde önemli sorunlardan biri haline gelmiştir. Artık köklü siyasi, demografik, ekonomik ve hatta dini çatışmalar ile içiçe geçen su sorunları teknolojik ve hukuki sorunları birbirinden ayırmayı ve sorunları adil bir şekilde çözmeyi zorlaştırmaktadır.[195]

Kaldı ki su çatışmaları genelde, havzada halihazırda mevcut olan etnik, dini veya ideolojik çatışmalar, su kıtlığı, bazı kıyıdaşların avantajlı diğerlerinin ise kirlilik, taşkın gibi yaşadığı olumsuzluklar ve paydaşlarından bazılarının askeri, ekonomik ve teknik güce sahip olması (ve yukarı kıyıdaş) ve bunun paydaşlar arasında güç asimetrisine sebep olması gibi nedenlerden ortaya çıkmaktadır.[196]

1950-1960 yılları arasında Ürdün ve Yarmuk Nehirlerinin sularının yönünü değiştirmesi sebebiyle kıyıdaş ülkeler arasında yaşanan çatışmalar ve Fırat nehri üzerine yapılacak barajlar sebebiyle Irak, Türkiye ve Suriye arasında yaşanan anlaşmazlıklar buna örnektir.[197]

Sonuç

Su, insanlık tarihinin başlangıcından itibaren yalnızca biyolojik yaşamın devamını sağlayan doğal bir kaynak değil; aynı zamanda uygarlıkların oluşumunu, gelişimini ve sürekliliğini belirleyen temel medeniyet unsuru olmuştur. Bu çalışma boyunca incelendiği üzere, ilk yerleşim alanlarının büyük nehir havzalarında kurulması, tarımsal üretimin suya bağlı olarak gelişmesi ve şehirlerin su yolları çevresinde şekillenmesi, suyun tarihsel süreçteki belirleyici konumunu açık biçimde ortaya koymaktadır. İnsan toplulukları, suyun taşınması, depolanması ve kontrol edilmesi amacıyla geliştirdikleri hidrolik sistemler sayesinde yalnızca doğaya uyum sağlamakla kalmamış; aynı zamanda doğayı dönüştürerek medeniyetin teknik altyapısını da inşa etmişlerdir.

Antik dönemlerden itibaren geliştirilen su kemerleri, sarnıçlar, kanallar, su çarkları ve değirmenler, insanlığın mühendislik zekâsının ilk büyük örnekleri arasında yer almıştır. Arşimet’in helezonlu pompası ile başlayan mekanik su teknolojileri, El-Cezeri’nin krank mili ve pistonlu pompa sistemleriyle daha ileri bir boyuta taşınmış; Pascal Yasası ve Bernoulli Denklemi gibi bilimsel gelişmeler ise modern hidroliğin teorik temelini oluşturmuştur. Böylece hidrolik bilgi, yalnızca suyun kullanımına yönelik pratik çözümler üretmekle sınırlı kalmamış; sanayi, ulaşım, savunma ve modern mühendislik teknolojilerinin gelişmesinde belirleyici rol üstlenmiştir.

Çalışmada ayrıca suyun uygarlık üzerindeki etkisinin yalnızca teknik ve ekonomik boyutlarla sınırlı olmadığı görülmüştür. İklim değişimleri, buzul çağları, Hazar taşkınları ve paleocoğrafik dönüşümler, insan topluluklarının göç hareketlerini, yerleşim alanlarını ve kültürel yapısını doğrudan etkilemiştir. Özellikle Hazar-Turan Havzası, Mezopotamya ve Anadolu coğrafyaları; sahip oldukları su kaynakları, verimli topraklar ve iklim koşulları sayesinde uygarlığın ilk merkezleri hâline gelmiştir. Bu durum, coğrafya ile medeniyet arasındaki ilişkinin merkezinde suyun bulunduğunu göstermektedir.

Öte yandan suyun yalnızca fiziksel bir unsur olmadığı; kültürel hafızayı, dili, düşünceyi ve insanın doğayı anlamlandırma biçimini de etkilediği anlaşılmaktadır. İnsanlık tarihindeki büyük dönüşümler incelendiğinde, suyun kimi zaman yaşamı koruyan bir kaynak, kimi zaman göçleri ve toplumsal değişimleri tetikleyen bir güç olduğu görülmektedir. Bu yönüyle su, yalnızca doğanın değil; tarihin, kültürün ve medeniyetin de mimarıdır.

Sonuç olarak, geçmişten günümüze uzanan süreçte su ve hidrolik sistemler, insanlığın uygarlık yürüyüşünün temel dinamiklerinden biri olmuştur. Günümüzde artan nüfus, iklim krizi, kuraklık ve çevresel sorunlar dikkate alındığında, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi insanlık için her zamankinden daha hayati bir mesele hâline gelmiştir. Bu nedenle geçmiş uygarlıkların suyla kurduğu ilişkiyi anlamak, yalnızca tarihsel bir inceleme değil; aynı zamanda geleceğin dünyasını inşa edebilmek adına önemli bir rehber niteliği taşımaktadır. Çünkü tarih boyunca olduğu gibi bugün de yaşam sudur ve su, medeniyetin kurucu gücü olmaya devam etmektedir.

Kaynakça:

Ali Özyafa, Su Hidroliği Alanındaki Gelişmeler, I. Ulusal Hidrolik Pnömatik Kongresi ve Sergisi, 3-5 Aralık 1999

Arnold Joseph Toynbee, Tarih Bilinci, çev. Murat Belge, Klasik Yayınları, İstanbul, 2005

Attila Çiner, Mehmet Akif Sarıkaya, Buzulların sırları; Anadolu hafıza kaydı, Atlas Raporu: Türkiye Buzulları, Atlas Dergisi, Temmuz Sayısı, Doğan Yayıncılık, 2021

Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş 1-9 Cilt Takım, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1987

Begmurat Gerey, 5000 yıllık Sümer-Türkmen bağları, Altınordu Yayınları, Ankara, 2021

Besim Atalay, Hâkimiyeti Milliye, 30 Aralık 1932

Bozkurt Güvenç, İnsan ve Kültür, Boyut Yayın Grubu, İstanbul, 2016

Burçin DEMİRBİLEK, Su Diplomasisi ve Uygulamaları Üzerine Bir Değerlendirme, Çankırı Karatekin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 2023, c. 13

Doğan Aksan, Dil ve Anlam: Türkçenin Gücü, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1999

Doğu PERİNÇEK, Og’dan Oğur’a Devletin Oluşması Sürecinin Türkçe’deki İzleri, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2012

Doğu Perinçek, Or Kökü: Hendek-Kale-Kent-Ordu, Bilim Ütopya Dergisi, 2010, Sayı 195

Eberhard Zangger ve Serdal Mutlu, Luviler: Bir Anadolu Uygarlığı ile ilgili Çalışmalar, idil 5.24, 2016

Edip Yavuz, Tarih Boyunca Türk Kavimleri, Kurtuluş Matbaası, Ankara, 1968

Fuat Sezgin, İslam Uygarlığında Mimari, Geometri, Fizik, Kimya, Tıp, Boyut Yayınları, 2012

Gerard Clauson, An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish, Oxford University Press, London 1972; Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, T. C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1991

Gordon Childe, The Aryans: A Study of Indo-European Origins, Routledge, Trench, Truber, 1926

Günay Karaağaç, Türkçe Verintiler Sözlüğü, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2008

Halil Tarhan, Hidrolik Dünyasında Kısa Bir Yolculuk, Hidros, 13 Ağustos 2021, https://www.hidros.com.tr/tr/hidrolik-dunyasinda-kisa-bir-yolculuk/, erişim tarihi: 13.04.2026

Hidrolik Sistemler ve Tarihi, Hidropaks, https://hidropaks.com.tr/hydraulix-sistemler-ve-tarihcesi/, erişim tarihi: 08.05.2026

Hidrolik ve Pnömatik Nedir?, Tekno Kontrol, https://teknokontrol.com/hidrolik-ve-pnomatik-nedir/, erişim tarihi: 08.05.2026

İlhami Durmuş, İskitler, Akçağ Yayınları, 2012

Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik: İnsan Topluluklarının Yazgıları, çev. Ülker İnce, Pegasus Yayınları, İstanbul, 2018

Kaare Grønbech, Komanisches Wörterbuch ve Grönbech, Kuman Lehçesi Sözlüğü, çev. Kemal Aytaç, Ankara, 1992

Karl August Wittfogel, Oriental Despotism: A Comparative Study of Total Power (Şark Despotizmi), çev. Ümit Altuğ, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2021

Lev Nikolayeviç Gumiliev, Hunlar, çev. Ahsen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul, 4. Basım, 2005

Mary Morris, Water and Conflict in the Middle East: Threats and Opportunities. Studies in Conflict & Terrorism, 20(1), 1997; akt. Burçin DEMİRBİLEK, Su Diplomasisi ve Uygulamaları Üzerine Bir Değerlendirme, Çankırı Karatekin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 2023, c. 13, Sayı 3

Mebrure Tosun, Kadriye Yalvaç, Sümer Dili Ve Grameri, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1981

Mikhail Grosswald, New Approach to the Ice Age Paleohydrology of Northern Eurasia, ‘Paleohydrological and Environmental Change’, ed. Gerardo Benito, Kenneth John Gregory and Victor Baker, 1998

Muazzez İlmiye Çığ, Sümerler Türklerin bir koludur; Sümer-Türk bağları, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2013

Mustafa Ergün, Dillerin Doğuşu, 26 Ocak 2025, https://www.kirmizilar.com/dillerin-dogusu/, erişim tarihi: 26.04.2026

Mustafa Ergün, Hazar Denizi-Turan Bölgesi ve Uygarlık, Kırmızılar Yayıncılık, Eskişehir, Ocak 2024

Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK ( WATER AND CIVILIZATION ), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

Mustafa Ergün, Uygarlık Yolu, 13 Ekim 2024, Kırmızılar, https://www.kirmizilar.com/uygarlik-yolu/, erişim tarihi: 03.04.2026

Osman Baran Kaplan, El-Cezeri’nin Krank Milinden Watt’ın Buhar Makinesine, Tübitak Bilim Genç, 28 Mayıs 2019, https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/el-cezerinin-krank-milinden-wattin-buhar-makinesine, erişim tarihi: 28.04.2026

Osman Nedim Tuna, Sümer ve Türk Dillerinin Târihî İlgist ile Türk Dili’nin Yaşı Meselesi, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1997

Philip Ball, Yaşamın Matrisi: Suyun Biyografisi (Life’s Matrix: A Biography of Water), çev. Mehmet Doğan, Tübitak Popüler Bilim Kitapları, Ankara, 2012

Raphael Pumpelly, Explorations in Turkestan: Expedition of 1904. Prehistoric Civilizations of Anau: Origins, Rise, and Influence of Oasis-Culture (Vol. I & II). Carnegie Institution of Washington, 1908; akt. Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

Selahi Diker, “Anadolu’da On Bin Yıl; Türk Dili’nin Beş Bin Yılı”, Oral Matbaası, İzmir, Mart 2000

Selim Sani Güngör, Tarihi Yarımada’daki Roma Ve Bizans Dönemi Sarnıçları. Stratejik Ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, 2017

Stephane Yerasimos, Az gelişmişlik sürecinde Türkiye: Tanzimat’tan I. Dünya Savaşı’na, Gözlem Yayınları, İstanbul, 1974, c. I

Talât Tekin, Hunların Dili, Doruk Yayınları, 1. basım, Ankara, 1993

Tekvin 25.1, 2, 6

Tuğba Evrim Maden, Sınıraşan Su Havzalarında İşbirliği Sorunu, Ortadoğu Analiz, 5(53), 2013

Tuncer Gülensoy, Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü, II, TDK Yayınları, Ankara, 2007

Ünal Öziş, Antik Su Yapıları, Dokuz Eylül Üniversitesi Yayınları, İzmir, 1987

Yavuz Unat, Türkiye’de Gökbilim, Kaynak Yayınları, İstanbul, Eylül 2008

Yuri Vasiliev (Çargıştay), Türkçe Sahaca (Yakutça) Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1995

Zeki Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, İsmail Akgün Matbaası, İstanbul, 1946

Dipnotlar:

[1] Hidrolik ve Pnömatik Nedir?, Tekno Kontrol, https://teknokontrol.com/hidrolik-ve-pnomatik-nedir/, erişim tarihi: 08.05.2026

[2] Halil Tarhan, Hidrolik Dünyasında Kısa Bir Yolculuk, Hidros, 13 Ağustos 2021, https://www.hidros.com.tr/tr/hidrolik-dunyasinda-kisa-bir-yolculuk/, erişim tarihi: 13.04.2026

[3] Hidrolik Sistemler ve Tarihi, Hidropaks, https://hidropaks.com.tr/hydraulix-sistemler-ve-tarihcesi/, erişim tarihi: 08.05.2026

[4] Halil Tarhan, Hidrolik Dünyasında Kısa Bir Yolculuk, Hidros, 13 Ağustos 2021, https://www.hidros.com.tr/tr/hidrolik-dunyasinda-kisa-bir-yolculuk/, erişim tarihi: 13.04.2026

[5] Halil Tarhan, Hidrolik Dünyasında Kısa Bir Yolculuk, Hidros, 13 Ağustos 2021, https://www.hidros.com.tr/tr/hidrolik-dunyasinda-kisa-bir-yolculuk/, erişim tarihi: 13.04.2026

[6] Halil Tarhan, Hidrolik Dünyasında Kısa Bir Yolculuk, Hidros, 13 Ağustos 2021, https://www.hidros.com.tr/tr/hidrolik-dunyasinda-kisa-bir-yolculuk/, erişim tarihi: 13.04.2026

[7] Halil Tarhan, Hidrolik Dünyasında Kısa Bir Yolculuk, Hidros, 13 Ağustos 2021, https://www.hidros.com.tr/tr/hidrolik-dunyasinda-kisa-bir-yolculuk/, erişim tarihi: 13.04.2026

[8] Halil Tarhan, Hidrolik Dünyasında Kısa Bir Yolculuk, Hidros, 13 Ağustos 2021, https://www.hidros.com.tr/tr/hidrolik-dunyasinda-kisa-bir-yolculuk/, erişim tarihi: 13.04.2026

[9] Halil Tarhan, Hidrolik Dünyasında Kısa Bir Yolculuk, Hidros, 13 Ağustos 2021, https://www.hidros.com.tr/tr/hidrolik-dunyasinda-kisa-bir-yolculuk/, erişim tarihi: 13.04.2026

[10] Osman Baran Kaplan, El-Cezeri’nin Krank Milinden Watt’ın Buhar Makinesine, Tübitak Bilim Genç, 28 Mayıs 2019, https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/el-cezerinin-krank-milinden-wattin-buhar-makinesine, erişim tarihi: 28.04.2026

[11] Osman Baran Kaplan, El-Cezeri’nin Krank Milinden Watt’ın Buhar Makinesine, Tübitak Bilim Genç, 28 Mayıs 2019, https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/el-cezerinin-krank-milinden-wattin-buhar-makinesine, erişim tarihi: 28.04.2026

[12] Osman Baran Kaplan, El-Cezeri’nin Krank Milinden Watt’ın Buhar Makinesine, Tübitak Bilim Genç, 28 Mayıs 2019, https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/el-cezerinin-krank-milinden-wattin-buhar-makinesine, erişim tarihi: 28.04.2026

[13] Osman Baran Kaplan, El-Cezeri’nin Krank Milinden Watt’ın Buhar Makinesine, Tübitak Bilim Genç, 28 Mayıs 2019, https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/el-cezerinin-krank-milinden-wattin-buhar-makinesine, erişim tarihi: 28.04.2026

[14] Osman Baran Kaplan, El-Cezeri’nin Krank Milinden Watt’ın Buhar Makinesine, Tübitak Bilim Genç, 28 Mayıs 2019, https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/el-cezerinin-krank-milinden-wattin-buhar-makinesine, erişim tarihi: 28.04.2026

[15] Fuat Sezgin, İslam Uygarlığında Mimari, Geometri, Fizik, Kimya, Tıp, Boyut Yayınları, 2012

[16] Halil Tarhan, Hidrolik Dünyasında Kısa Bir Yolculuk, Hidros, 13 Ağustos 2021, https://www.hidros.com.tr/tr/hidrolik-dunyasinda-kisa-bir-yolculuk/, erişim tarihi: 13.04.2026

[17] Halil Tarhan, Hidrolik Dünyasında Kısa Bir Yolculuk, Hidros, 13 Ağustos 2021, https://www.hidros.com.tr/tr/hidrolik-dunyasinda-kisa-bir-yolculuk/, erişim tarihi: 13.04.2026

[18] Halil Tarhan, Hidrolik Dünyasında Kısa Bir Yolculuk, Hidros, 13 Ağustos 2021, https://www.hidros.com.tr/tr/hidrolik-dunyasinda-kisa-bir-yolculuk/, erişim tarihi: 13.04.2026

[19] Halil Tarhan, Hidrolik Dünyasında Kısa Bir Yolculuk, Hidros, 13 Ağustos 2021, https://www.hidros.com.tr/tr/hidrolik-dunyasinda-kisa-bir-yolculuk/, erişim tarihi: 13.04.2026

[20] Ali Özyafa, Su Hidroliği Alanındaki Gelişmeler, I. Ulusal Hidrolik Pnömatik Kongresi ve Sergisi, 3-5 Aralık 1999, sf. 381

[21] Selim Sani Güngör, Tarihi Yarımada’daki Roma Ve Bizans Dönemi Sarnıçları. Stratejik Ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, 2017

[22] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK ( WATER AND CIVILIZATION ), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[23] Selim Sani Güngör, Tarihi Yarımada’daki Roma Ve Bizans Dönemi Sarnıçları. Stratejik Ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, 2017

[24] Ünal Öziş, Antik Su Yapıları, Dokuz Eylül Üniversitesi Yayınları, İzmir, 1987, sf. 12-28

[25] Stephane Yerasimos, Az gelişmişlik sürecinde Türkiye: Tanzimat’tan I. Dünya Savaşı’na, Gözlem Yayınları, İstanbul, 1974, c. I, sf. 48-55

[26] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[27] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[28] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[29] Bozkurt Güvenç, İnsan ve Kültür, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2000, sf. 165-170

[30] Bu hususa dair detaylar için bkz. Doğan Aksan, Dil ve Anlam: Türkçenin Gücü, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1999, sf. 15-20; Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş 1-9 Cilt Takım, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1987

[31] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[32] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[33] Karl August Wittfogel, Oriental Despotism: A Comparative Study of Total Power (Şark Despotizmi), çev. Ümit Altuğ, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2021, sf. 42-58

[34] Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik: İnsan Topluluklarının Yazgıları, çev. Ülker İnce, Pegasus Yayınları, İstanbul, 2018, sf. 185-200

[35] Philip Ball, Yaşamın Matrisi: Suyun Biyografisi (Life’s Matrix: A Biography of Water), çev. Mehmet Doğan, Tübitak Popüler Bilim Kitapları, Ankara, 2012, sf. 12-35

[36] Bozkurt Güvenç, İnsan ve Kültür, Boyut Yayın Grubu, İstanbul, 2016, sf. 95-110

[37] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[38] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[39] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[40] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[41] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[42] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[43] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[44] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[45] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[46] Mikhail Grosswald, New Approach to the Ice Age Paleohydrology of Northern Eurasia, ‘Paleohydrological and Environmental Change’, ed. Gerardo Benito, Kenneth John Gregory and Victor Baker, 1998, sf. 199-214

[47] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[48] Mikhail Grosswald, New Approach to the Ice Age Paleohydrology of Northern Eurasia, ‘Paleohydrological and Environmental Change’, ed. Gerardo Benito, Kenneth John Gregory and Victor Baker, 1998, sf. 199-214 ve Jan Mengerude et al. “Ice Dammed Lakes and Rerouting of the Draining of northern Eurasia During the Last Glaciation’, Quaternary Science Review 23, 2004, sf. 1313-1332

[49] Mikhail Grosswald, New Approach to the Ice Age Paleohydrology of Northern Eurasia, ‘Paleohydrological and Environmental Change’, ed. Gerardo Benito, Kenneth John Gregory and Victor Baker, 1998, sf. 199-214

[50] Mikhail Grosswald, New Approach to the Ice Age Paleohydrology of Northern Eurasia, ‘Paleohydrological and Environmental Change’, ed. Gerardo Benito, Kenneth John Gregory and Victor Baker, 1998, sf. 199-214 ve Jan Mengerude et al. “Ice Dammed Lakes and Rerouting of the Draining of northern Eurasia During the Last Glaciation’, Quaternary Science Review 23, 2004, sf. 1313-1332

[51] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[52] Andrey Leonidovich Chepalyga, “The late glacial great flood in the Ponto-Caspian basin”, eds. Valentina Yanko-Hombach, Allan Gilbert, Nicolae Panin, Pavel Markovich Dolukhanov, The Black Sea Flood Question: Changes in Coastline, Climate and Human Settlement, Springer, Dordrecht, 2007, pp. 118-148

[53] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[54] Pavel Markovich Dolukhanov, Andrey Leonidovich Chepalyga, Nadezhda Lavretova, The Khvalynian transgression and the Caspian basin, Quaternary International, 2010, sy. 225, sf. 152-159

[55] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[56] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[57] Andrey Leonidovich Chepalyga, “The late glacial great flood in the Ponto-Caspian basin”, eds. Valentina Yanko-Hombach, Allan Gilbert, Nicolae Panin, Pavel Markovich Dolukhanov, The Black Sea Flood Question: Changes in Coastline, Climate and Human Settlement, Springer, Dordrecht, 2007, pp. 118-148

[58] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION, Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[59] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[60] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[61] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[62] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[63] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[64] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[65] Mustafa Ergün, Dillerin Doğuşu, 26 Ocak 2025, https://www.kirmizilar.com/dillerin-dogusu/, erişim tarihi: 26.04.2026

[66] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[67] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[68] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[69] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[70] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[71] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[72] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[73] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[74] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[75] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[76] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[77] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[78] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[79] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[80] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[81] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[82] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[83] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[84] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[85] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[86] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[87] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[88] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[89] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[90] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[91] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[92] Attila Çiner, Mehmet Akif Sarıkaya, Buzulların sırları; Anadolu hafıza kaydı, Atlas Raporu: Türkiye Buzulları, Atlas Dergisi, Temmuz Sayısı, Doğan Yayıncılık, 2021, sf. 44-53

[93] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[94] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[95] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[96] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[97] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[98] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[99] Mustafa Ergün, Dillerin Doğuşu, Kırmızılar, 26 Ocak 2025, https://www.kirmizilar.com/dillerin-dogusu/, erişim tarihi: 28.04.2026

[100] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[101] Karl August Wittfogel, Oriental Despotism: A Comparative Study of Total Power, Yale University Press, New Haven 1957, sf. 11-22; Sergey Pavloviç Tolstov, Drevniy Khorezm (Antik Harezm), Moskva, 1948, sf. 34-45

[102] Gerard Clauson, An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish, Oxford University Press, London 1972, sf. 193; Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, T. C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1991, c. IV, sf. 280-285

[103] Doğu PERİNÇEK, Og’dan Oğur’a Devletin Oluşması Sürecinin Türkçe’deki İzleri, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2012, sf. 71

[104] Doğu PERİNÇEK, Og’dan Oğur’a Devletin Oluşması Sürecinin Türkçe’deki İzleri, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2012, sf. 71

[105] Talât Tekin, Hunların Dili, Doruk Yayınları, 1. basım, s.17 vd.

[106] Shiratori Kurakichi, Über die Sprache der Hiungnu und der Tunghu Stämme, İzvestiya imperatorskoy akademi nauk, XVII. No 2 (1902), s.5’ten aktaran: Talât Tekin, Hunların Dili, Doruk Yayınları, 1. basım, s.17 vd

[107] Lajos Ligeti, “A propos des élémente ‘altaiques’ de la langue hongroise”, Acta Linguistica, XI, 1960’tan aktaran: Gerhard Doerfer, “Zur Sprache der Hunnen”, Central Asiatic Journal, XVII (1973), s.5; akt: Doğu PERİNÇEK, Og’dan Oğur’a Devletin Oluşması Sürecinin Türkçe’deki İzleri, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2012, sf. 72

[108] Lev Nikolayeviç Gumiliev, Hunlar, çev. Ahsen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul, 4. Basım, 2005, s.63 vd., 91.

[109] Talât Tekin, Hunların Dili, s.9. Mao-tun döneminde en önemli üç Hun boyun-dan ikisinin adı Türkçedir: Hu-yen (Kuyan) tavşan ve Su-pu ise il, ülke anlamına geliyor. Hükümdar (Wang), Türkçe adı olan Kuyan boyundandı. Devletin yöneticileri, yine Türkçe adlı Su-pu boyundan seçilirdi. (Nikita Biçurin, Sobraniye Svedeniy O Narodah, Obitavşih v Credney Azii v Drevniye Vremena, C. II, Almatı, 1998, 1/71 ve 1/49’dan aktaran: Lev Nikolayeviç Gumiliev, Hunlar, çev. Ahsen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul, 4. Basım, 2005, s.91.)

[110] Doğu PERİNÇEK, Og’dan Oğur’a Devletin Oluşması Sürecinin Türkçe’deki İzleri, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2012, sf. 72

[111] Yuri Vasiliev (Çargıştay), Türkçe Sahaca (Yakutça) Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1995, s.113

[112] Tuncer Gülensoy, Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü, II, TDK Yayınları, Ankara, 2007, s.628

[113] Doğu Perinçek, Og Oğur Oğuz Bodun ve Türk kavramlarının siyasal macerası Devlet sürecinin Türkçedeki izleri, Bilim ve Ütopya Dergisi, 2010, sayı 196, sf. 9-11

[114] Kaare Grønbech, Komanisches Wörterbuch, Türkischer Wortindex cu Codex Cumanicus, Kobenhavn, 1942, s.179 ve Grønbech, Kuman Lehçesi Sözlüğü, çev. Kemal Aytaç, Ankara, 1992, s.147

[115] Talât Tekin, Hunların Dili, Doruk Yayınları, 1. basım, s.18

[116] Yavuz Unat, Orduğ konusunda şu bilgiyi veriyor: “Gökteki düzen yeryüzüne yansımıştır. Kutup yıldızının tam altında yeryüzünün yöneticisi olan hakanın oturduğu yer bulunur. Ordug adı verilen bu kentin planı da göksel düzeni yansıtır. Bkz. Yavuz Unat, Türkiye’de Gökbilim, Kaynak Yayınları, İstanbul, Eylül 2008, s.27.

[117] Talât Tekin, Hunların Dili, Doruk Yayınları, 1. basım, s.18

[118] akt: Talât Tekin, a.g.e., s.18

[119] Kaşgarlı Mahmud, Divan-ı Lügat-it Türk, I, s. 124; Talât Tekin, Hunların Dili, Doruk Yayınları, 1. basım, s.18

[120] Doğu PERİNÇEK, Og’dan Oğur’a Devletin Oluşması Sürecinin Türkçe’deki İzleri, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2012, sf. 73, 74

[121] Talât Tekin, Hunların Dili, Doruk Yayınları, 1. basım, Ankara, 1993, s.17 vd.

[122] Doğu PERİNÇEK, Og’dan Oğur’a Devletin Oluşması Sürecinin Türkçe’deki İzleri, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2012, sf. 74

[123] Doğu Perinçek, Or Kökü: Hendek-Kale-Kent-Ordu, Bilim Ütopya Dergisi, 2010, Sayı 195

[124] Doğu Perinçek, Or Kökü: Hendek-Kale-Kent-Ordu, Bilim Ütopya Dergisi, 2010, Sayı 195

[125] Doğu Perinçek, Or Kökü: Hendek-Kale-Kent-Ordu, Bilim Ütopya Dergisi, 2010, Sayı 195

[126] Kaare Grønbech, Kuman Lehçesi Sözlüğü, çev. Kemal Aytaç, Ankara, 1992, sf. 147

[127] Lev Nikolayeviç Gumiliev, Hunlar, çev. Ahsen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul, 4. Basım, 2005, sf. 107

[128] Kazak Türkçesi sözcükler için bkz. Kazak Türkçesi Türkiye Türkçesi Sözlüğü, Turan Yayınevi, Türkistan, 2003, s.383 vd.

[129] Kaare Grønbech, Kuman Lehçesi Sözlüğü, çev. Kemal Aytaç, Ankara, 1992, s.147

[130] Kaare Grønbech, a.g.e., s.147

[131] Doğu PERİNÇEK, Og’dan Oğur’a Devletin Oluşması Sürecinin Türkçe’deki İzleri, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2012, sf. 76

[132] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[133] Doğu PERİNÇEK, Og’dan Oğur’a Devletin Oluşması Sürecinin Türkçe’deki İzleri, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2012, sf. 75

[134] Lev Nikolayeviç Gumiliev, Eski Türkler, çev. Ahsen Batur, Selenge Yayınları, genişletilmiş 2. basım, İstanbul, 2002, s.83 vd.

[135] Doğu PERİNÇEK, Og’dan Oğur’a Devletin Oluşması Sürecinin Türkçe’deki İzleri, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2012, sf. 75

[136] Lev Nikolayeviç Gumiliev, Hunlar, çev. Ahsen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul, 4. Basım, 2005

[137] Doğu Perinçek, Or Kökü: Hendek-Kale-Kent-Ordu, Bilim Ütopya Dergisi, 2010, Sayı 195

[138] Doğu PERİNÇEK, Og’dan Oğur’a Devletin Oluşması Sürecinin Türkçe’deki İzleri, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2012, sf. 76

[139] Besim Atalay, Hâkimiyeti Milliye, 30 Aralık 1932, s.3.

[140] Doğu PERİNÇEK, Og’dan Oğur’a Devletin Oluşması Sürecinin Türkçe’deki İzleri, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2012, sf. 76

[141] Günay Karaağaç, Türkçe Verintiler Sözlüğü, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2008, s.876.

[142] Doğu PERİNÇEK, Og’dan Oğur’a Devletin Oluşması Sürecinin Türkçe’deki İzleri, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2012, sf. 77

[143] Bkz. Kaare Grønbech, Komanisches Wörterbuch ve Grönbech, Kuman Lehçesi Sözlüğü, çev. Kemal Aytaç, Ankara, 1992, s. 147; İlhami Durmuş, İskitler, Akçağ Yayınları, 2012, s.168

[144] Doğu PERİNÇEK, Og’dan Oğur’a Devletin Oluşması Sürecinin Türkçe’deki İzleri, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2012, sf. 77

[145] Ur sözcüğünün ulu, kale, yüksek yer anlamına geldiğini belirten Edip Yavuz, Tarih Boyunca Türk Kavimleri, Kurtuluş Matbaası, Ankara, 1968, s.54 vd, 106 vd, 113 vd.

[146] Zeki Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, İsmail Akgün Matbaası, İstanbul, 1946, s.11 vd, 469.

[147] Doğu PERİNÇEK, Og’dan Oğur’a Devletin Oluşması Sürecinin Türkçe’deki İzleri, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2012, sf. 78, 79

[148] Güneybatı İran; güney Azerbaycan

[149] Gordon Childe, The Aryans: A Study of Indo-European Origins, Routledge, Trench, Truber, 1926

[150] Mustafa ERGÜN, Uygarlık Yolu, 13 Ekim 2024, Kırmızılar, https://www.kirmizilar.com/uygarlik-yolu/, erişim tarihi: 03.04.2026

[151] Mustafa Ergün, Hazar Denizi-Turan Bölgesi ve Uygarlık, Kırmızılar Yayıncılık, Ocak 2024, Eskişehir, sf. 70, 71

[152] Mustafa Ergün, Dillerin Doğuşu, 26 Ocak 2025, https://www.kirmizilar.com/dillerin-dogusu/, erişim tarihi: 26.04.2026

[153] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[154] Tekvin 25.1, 2, 6

[155] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[156] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[157] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[158] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[159] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[160] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[161] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[162] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[163] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[164] Arnold Joseph Toynbee, Tarih Bilinci, çev. Murat Belge, Klasik Yayınları, İstanbul, 2005

[165] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[166] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[167] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[168] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[169] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[170] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[171] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[172] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[173] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[174] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[175] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[176] Mustafa Ergün, Hazar Denizi-Turan Bölgesi ve Uygarlık, Kırmızılar Yayıncılık, Eskişehir, Ocak 2024, sf. 46

[177] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[178] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[179] Muazzez İlmiye Çığ, Sümerler Türklerin bir koludur; Sümer-Türk bağları, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2013; Begmurat Gerey, 5000 yıllık Sümer-Türkmen bağları, Altınordu Yayınları, Ankara, 2021; Mebrure Tosun, Kadriye Yalvaç, Sümer Dili Ve Grameri, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1981; Osman Nedim Tuna, Sümer ve Türk Dillerinin Târihî İlgist ile Türk Dili’nin Yaşı Meselesi, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1997

[180] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[181] Detaylar için bkz. Begmurat Gerey, 5000 yıllık Sümer-Türkmen bağları, Altınordu Yayınları, Ankara, 2021

[182] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[183] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[184] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[185] Selahi Diker, “Anadolu’da On Bin Yıl; Türk Dili’nin Beş Bin Yılı”, Oral Matbaası, İzmir, Mart 2000

[186] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[187] Eberhard Zangger ve Serdal Mutlu, Luviler: Bir Anadolu Uygarlığı ile ilgili Çalışmalar, idil 5.24, 2016, sf. 1037-1078

[188] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[189] Raphael Pumpelly, Explorations in Turkestan: Expedition of 1904. Prehistoric Civilizations of Anau: Origins, Rise, and Influence of Oasis-Culture (Vol. I & II). Carnegie Institution of Washington, 1908; akt. Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026; Anau Kültürünün en temel kaynağı kabul edilir.

[190] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[191] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[192] Mustafa Ergün, SU VE UYGARLIK (WATER AND CIVILIZATION), Kırmızılar, 26 Nisan 2026, https://www.kirmizilar.com/su-ve-uygarlik-water-and-civilization/, erişim tarihi: 28.04.2026

[193] Burçin DEMİRBİLEK, Su Diplomasisi ve Uygulamaları Üzerine Bir Değerlendirme, Çankırı Karatekin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 2023, c. 13, Sayı 3, sf. 1275-1294

[194] Tuğba Evrim Maden, Sınıraşan Su Havzalarında İşbirliği Sorunu, Ortadoğu Analiz, 5(53), 2013, sf. 24

[195] Mary Morris, Water and Conflict in the Middle East: Threats and Opportunities. Studies in Conflict & Terrorism, 20(1), 1997, sf. 1; akt. Burçin DEMİRBİLEK, Su Diplomasisi ve Uygulamaları Üzerine Bir Değerlendirme, Çankırı Karatekin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 2023, c. 13, Sayı 3, sf. 1275-1294

[196] Tuğba Evrim Maden, Sınıraşan Su Havzalarında İşbirliği Sorunu, Ortadoğu Analiz, 5(53), 2013, sf. 27

[197] Tuğba Evrim Maden, Sınıraşan Su Havzalarında İşbirliği Sorunu, Ortadoğu Analiz, 5(53), 2013, sf. 25

Yazar
Uğur UTKAN

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen