Öteden beri zihnimi kurcalayan bir mesele var: Bolu’muz böylesine tarihî, kültürel, doğal, edebî zenginliğe sahip bir yer olduğu hâlde değerlerine, tarihine, kültürüne, manevî mirasına insanlar neden sahip çıkmaz? Kültür konularında burada işler neden bu kadar zor yürür? İnsanlar hatalara, yanlışlara sahip çıktığı kadar doğrulara, bilimsel bilgiye ve gerçek değerlerine neden yönelmez?
Bolu’yu gerçekten seven, yaptığı eserlerle buraya hakikaten sahip çıkanlar var. Biz bu konuda sadece İzzet Baysal rahmetliyi anıyoruz. Peki ya Yıldırım Beyazıt Han… Bolu merkeze, Mudurnu’ya, Gerede’ye, Yeniçağa’nın Eskiçağa köyüne külliyeler; camiler, hanlar, hamamlar, kervansaraylar, medreseler inşa etmiş öyle bir sultanı unutmak reva mıdır?
Şimdi sormak gerekir:
Yıldırım Han’ın adını kaç devlet binasına, kaç hastaneye, kaç okula verdik ey Bolu, ey Gerede, ey Mudurnu!
Yıldırım Han ki, Bolu’nun ilçelerine, köylerine kadar eserler yapmış, camiler inşa etmiş bir devlet adamıdır. Bana göre Bolu’ya Türk-İslam mührünü nakşeden odur. Ey üniversite! Adına kaç sempozyum yaptın, kaç kitap yayınladın! Ey belediyeler! Yıldırım Han’ın adını nerelere verdiniz?
Bolu’muzun üzerinde Yıldırım Beyazıt Han’ın küskünlüğünden gelen bir tesir mi var? Yoksa Bolu’nun erenleri, evliyaları ona küskün mü?
Neden diyecek olursanız, nereye el atsak elimizde kalıyor! Dökülüyoruz. İnsanlar, gençler, kurumlar kültüre ya yeterince ya da hiç sahip çıkmıyor. Dikkat ettiniz mi, işler düzgün ve adam akıllı yürümüyor burada.
Ey Bolu! Nerede hata yapıyoruz?
Tasavvuf tarihi araştırmaları yaparken fark ettiğim bazı hususları buraya kaydedeyim:
Konrapalı Hayreddin Efendi diye bir kitap yayınladım. Bu zât, Hayreddin Tokadî diye andığımız zâtın ta kendisidir. Kesin olarak söylüyorum ki, isimler birbirine karıştırılmış. Hayreddin Tokadî 17. yüzyılın başlarında hayatta ve Bursa’da medfun. Konrapalı Hayreddin Efendi ise Bolu’nun eski kaza merkezlerinden Konrapa’da doğmuş ve 16. yüzyılda Bolu’da vefat etmiş.
Onun mezar taşına “Tokad-i Hayrettin” yazmışlar. Bu, Osmanlı Türkçesinde “Hayreddin’in Tokadı” anlamına geliyor. Acaba onu oraya yazanlar, -Hayreddin Efendi Tokatlı olmadığına göre- onun tokadını yediğimiz için yazmış olabilirler mi?
Hakkında anlatılan rivayetlere göre Hayreddin Efendi, 16. yüzyılın başlarında ne yazık ki, Bolu’dan çıkarılmış. Yani böyle bir zât kovulmuş. Bugün mezarının bulunduğu yere gelmiş. Yani onun mezarının orada olması -menkıbelere göre- üzücü hadiselerle ilgilidir.
Şimdi sormak lazım:
Hayreddin Efendi’nin gönlünü incitmiş olabilir miyiz? “Bundan ne çıkar?” diyenlere Yunus Emre’nin dizesiyle cevap verelim: Ölen hayvan imiş, âşıklar ölmez. Erenler der ki, “Gönül ölmez!”. Gönül ölmediğine göre Hayreddin Efendi’nin incinen gönlünü almak zorundayız. Bir de şöyle diyordu Yûnus Emre’miz:
Derviş oku ırak atar
Ha demeden cana batar
Aynı durum Ümmî Kemal hazretlerinin de başına gelmiş. Ümmî Kemal hazretlerinin Cemal adında meczup bir oğlu, zamanın Bolu yöneticisi tarafından öldürülmüş. Menkıbesinde bu konunun ayrıntısı vardır. Bu şahıs da sonradan feci şekilde ölmüş gitmiş. Gitmiş ama ya Ümmî Kemal’in gönlü de Bolu’ya incindiyse…
Yakın zamanlarda Bolu’da Halvetîlik adında bir kitabımız basıldı. Bolu, Gölyüzü Dergâhı bilindiği üzere bir Halvetî dergâhıdır. 1867 yılında buranın şeyhi vefat edince halkın daveti üzerine İbrahim Şevki Efendi burada posta oturuyor. Yirmi üç yıl veya daha fazla bir zaman burada irşat makamında bulunuyor. Sonra bir zât çıkarak buraya -muhtemelen evladiyelik yoluyla- yerleşiyor. Bolulu İbrahim Şevkî Efendi, buradan ayrılmamak için çok mücadele veriyor. Bu sırada Kastamonu valisi Abdurrahman Paşa’nın daveti üzerine Şeyh Şabân-ı Velî Dergâhı’na gidiyor ve niyabeten buraya bakıyor. Bu sırada Gölyüzü’ne “Yukarı Tekke” diye de anılan Hisaraltı Dergâhı’nı kuruyor. Bir Halvetî tekkesi olan Aşağı Tekke’de onu ve evladını barındırmıyorlar. O zât seyr u sülûk, yani manevî eğitim görmüş birisi olarak Kastamonu’ya gitmiş. Bolu’ya onca sene hizmet vermiş, nice güzide insanın yetişmesine vesile olmuş böyle bir gönül memlekete incinmiş olabilir mi?
Ey Bolu!
Sözü çok uzatmaya gerek yok. Bolu’nun hâline bakarsak ortada büyük bir mesele var: Gönül meselesi. Hele şu son zamanlarda olan bitenleri biraz düşünelim…
Bazı insanlar vardır; Hak’tan bize bir armağan olur… Gece gündüz çalışır, hizmet eder, üretir, mücadele eder…
Bazı kimseler vardır, ceza olur… Çalar, çırpar, soyar… Palavrayla milleti kandırır, çeker gider.
Erenler diyarı şu güzelim Bolu’muz, bu sonuncuları hak etmiyor. Demek ki, bir yerde düzeltilmesi gereken şeyler, alınması gereken gönüller var. Biz, bu topraklara hizmeti geçen erenleri, sultanları, insanları yeniden hatırlamak; onları anmak, isimlerini her yerde yaşatmak zorundayız.
Onlar hakkında konferanslar verilmeli, kitaplar yayınlanmalı, çocuklarımız bilinçlendirilmelidir. Bu yolda samimi olunmalı, hizmet şuuru öne alınmalı ve Bolu’muzun değerleri anılmalı ve anlatılmalıdır. Başka ne demek lazım bilmem. Siz bilirsiniz.
Yasin ŞEN
