Sözlükler, alan bilgisine ve pedagojik formasyona sahip olup bilgi öğretmeyi meslek edinen ve okulda öğrencilere ders veren kimse diye tanımlıyor. Eş veya benzer anlamlılarını da “muallim”, “hoca” ve “eğitmen” olarak veriyor.
Öğretmen; dilde sadeleşme akımı kapsamında “yazman”, “seçmen”, “sayman”, “gözetmen”, “yönetmen”, “danışman”, “uzman”, “eğitmen” örneklerinde olduğu gibi “öğretmek” fiilinden “-man”, “-men” yapım ekiyle türetilmiştir.
Eskiden beri Türkçede var olan “şişman”, “kocaman”, “azman”, “karaman”, “toraman”, “gökmen”, “akman” ve belki de “Türkmen” kelimelerinde pekiştirme ve kuvvetlendirme anlamıyla karşımıza çıkan bu yapım eki bana göre en derin ve en yüce anlamlarından birini, “öğretmek” fiiliyle birleşerek “öğretmen” adında bulmuştur. Bu cümleden olarak formasyonlu öğretmenlerin nadir bulunduğu Cumhuriyetin ilk yıllarında üç yıllık ilkokullarda çocuklara okuryazarlık kazandıran “eğitmek” fiilinden türetilen “eğitmen” adını da unutmamak ve hayırla anmak gerekir.
Yalnız haksızlık etmeyelim her ne kadar günümüz Türkçesinde eskimiş olsa da Arapça “ilim” kökünden gelen ve “penceresi cam cama/selam saldım amcana” gibi meşhur türkülere konu olan “muallim” de geldiği “ilim” köküyle derin ve güçlü bir anlama sahiptir. Kelimeleri erkek-dişi diye cinsiyete göre ayırmayan bir kültürün dili olan Türkçe “öğretmen” demeyi kâfi görürken Arapça erkek için “muallim”, kadın için “muallime” demeyi tercih etmiştir. Eskiden “muallim-i evvel” ve “muallim-i sani” ünvanları da vardı; günümüzdeki “öğretmen”, “uzman öğretmen” veya “baş öğretmen” ünvanları gibi.
Eski “muallim”in tahtına yerleşen yeni “öğretmen”in yanında saygın, efendi, ulu kimse anlamlarındaki Farsça “hâce” kelimesinden dilimize geçen “hoca” da dilimizde kendine güçlü bir yer bulmuştur. Hitap söz konusu olduğunda ise “öğretmen” anaokulu ve ilkokuldaki mutlak egemenliğini korurken, ortaokul ve liseyi “hoca” ile paylaşmak zorunda kalmış; üniversitede ise hiç yer bulamamıştır.
Hoca Ahmet Yesevi’den Nasreddin Hoca’ya uzanan ve “yarım hekim candan eder; yarım hoca dinden eder” atasözünde de karşımıza çıkan bir kültür içinde “hoca efendi” hitabıyla din görevlilerine, imamlara da “hoca” denmektedir. Türkçenin öncülük ve önderlik rollerindeki benzerlikten hareketle eşdeğer gördüğü “öğretmen” ile “hoca” arasında bir vakitler fark yaratmak isteyen bir dizinin sloganı olan “hoca camide” sözü ise halkta karşılık bulmamıştır.
Öte yandan “hoca” kelimesi, belki de kısa yoldan bir “akıl hocası” bulma telaşıyla çarşı pazarda, otobüste dolmuşta herkesin birbirine “hocam” diye hitap ettiği geniş bir kullanım alanı bulur ve popülerleşirken; “öğretmen” kendisine verilen role ve göreve bağlı olarak okulun dışına fazla çıkmamıştır.
Çok eskiden sözlü kültür ortamlarında “kam”, “şaman” ve “ozan” din ve sanat yönüyle; “bilge”, “bilici” ve “aksakal” denilen kimseler ise tecrübeleriyle halkın “öğretmen” ihtiyacını karşılıyorlardı. İslami dönemde bu ihtiyaca medreselerde “müderris” ve “muid”; camilerde “imam ve “vaiz”; tekkelerde “şeyh” ve “mürşit”gibi ünvanları olan görevliler ve gönüllüler cevap veriyordu. Nitekim eskinin “müderris” ve “muid”leri günümüzde “profesör” ve “araştırma görevlisi” olarak topluma “öğretmenlik” yapmaya devam ediyor.
Hangi eş anlamlısı kullanılırsa kullanılsın, hangi camide, okulda, mektepte, medresede olursa olsun ilim öğretenlere, bilgi aktaranlara Türk halkı arasında eskiden beri derin saygı duyulmuş; özellikle sosyal hayatın kısıtlı, tedarik imkânlarının sınırlı olduğu köylerde “köy imamları” ile “köy öğretmenleri” iftarda bayramda, düğünde cenazede, şölende şenlikte aynı sofrada buluşturulmuştur. Hilmi Şahballı’nın “Orada Bir Öğretmen” adlı türküsündeki “hangi köyde dirlik varsa orada bir öğretmen var/ikilik yok birlik varsa orada bir öğretmen var” sözleri bu kanaati yansıtmaktadır.
Hz. Ali’nin “bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözü, “öğretmen sevgisi” olarak halk arasında yaygındır. Nitekim Ali Rıza Binboğa’nın pek çok “öğretmen şarkısı” içinde çok meşhur olan ve dillerden düşmeyen şarkısındaki “bir harf için kırk yıl köle olunuyorsa yirmi dokuz kere kırk yıl kölesiyiz öğretmenin” mısraları Hz. Ali’nin sözüne telmih ve yaygın kullanımını tasdiktir. Nitekim aynı şarkıdaki “öğretmen kutsaldır ana gibi/öğretmen kutsaldır baba gibi” mısraları da bu telmihi destekler mahiyettedir.
Çok bilinen “öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır” sözünün yanı sıra “milletleri kurtaranlar ancak ve yalnız öğretmenlerdir” diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Millet Mektepleri “Başöğretmeni” ilan edildiği 24 Kasım 1928 tarihinden hareketle, Türkiye’de 24 Kasım “Öğretmenler Günü” olarak benimsenmiştir.
Atatürk’ün yüzüncü doğum yıl dönümünü Anma ve Kutlama Dönümleri Programına alan UNESCO ise; Türkiye’den on iki yıl sonra 1993 yılında aldığı bir kararla, 5 Ekim’i “Dünya Öğretmenler Günü” olarak kutlamaktadır.
Belki idealist köy öğretmeni figürünün önce roman, sonra film ve dizi karakteri olarak tanınırlık başarısını Reşat Nuri’nin Çalıkuşu Feride’si göstermiştir ama halka ve onun binlerce yıllık birikimine yabancı, 1980 ihtilalinin ikliminde çekilen “Öğretmen Kemal” gibi kendi köklü değerlerine yabancı karikatürize karakterlerin yaratıldığı romanlar, filmler de yok değildir.
Oysa şu maniye yansıyan “bahçede açtı gülüm/okuyup yazmak gönlüm/öğretmenim olmasa/ne olur benim hâlim” diyen Anadolu insanını okuryazarlıkla, bilgiyle, bilimle buluşturmak, karanlığı aydınlığa çıkarmak isteyen kim bilir kaç öğretmen Nazım’a telmihle söyleyecek olursak “yanmıştır” da “Aybüke: Öğretmen Oldum Ben” gibi çok nadir bir iki örnek dışında maalesef ışığı roman, şiir, tiyatro, sinema ve dizi film aracılığıyla sanat dünyasına düşmemiştir.
[i] Prof.Dr., Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Halk Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi, UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Başkanı.
