Savaşın Cephe Hattı: Ekonomik Milliyetçilik ve Tedarik Zinciri Savaşları

Berlin Duvarı’nın yıkılışı ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte küresel siyaset ve ekonomi, taze bir iyimserlik dalgasıyla çalkalandı. Uluslararası ilişkiler ve küresel iktisat literatüründe 1990 sonrasını tanımlayan temel dinamik, serbest piyasa ekonomisinin evrenselliği varsayımına dayanan pürüzsüz küreselleşme yaklaşımı olmuştur. Neoklasik iktisat kuramının Mukayeseli Üstünlükler İlkesi temelinde şekillenen bu yapıda; üretim süreçleri coğrafi olarak parçalanmış, maliyet optimizasyonu ve Just-in-Time (Tam Zamanında) stok yönetimi küresel üretim ağlarının nihai hedefi haline gelmiştir. Bununla birlikte küresel ölçekte; COVID-19 küresel salgını esnasında uluslararası lojistik hatlarında meydana gelen kilitlenmeler ve koruyucu tıbbi ekipman tedariğindeki aksaklıklar, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası Avrupa pazarında beliren enerji arz krizleri ve küresel emtia fiyatlarındaki dalgalanmalar, Tayvan Boğazı, Güney Çin Denizi ve Kızıldeniz gibi kritik deniz geçitlerinde artan güvenlik riskleri gibi gelişmeler bu teorik çerçevenin dayanıklılık sınırlarını aşmıştır. Söz konusu krizler, uluslararası politikanın realist varsayımlarını yeniden ön plana çıkarmıştır. Ticari bağımlılıkların barışı teşvik edeceği yönündeki liberal iyimserlik yerini ticari bağımlılıkların birer silah haline getirilmiş bağımlılık unsuru olarak kullanıldığı jeo-ekonomik bir gerçekliğe bırakmıştır. Devletler ve çok uluslu şirketler, saf iktisadi verimlilik yerine arz güvenliğini ve dirençliliği önceleyen Just-in-Case (Her İhtimale Karşı) yönetişim modelini benimsemek durumunda kalmıştır. Serbest ticaret ilkeleri rafa kaldırılarak üretimin müttefik ülkelere kaydırıldığı friend-shoring ve yakın coğrafyalara çekildiği near-shoring çağı resmen başlamıştır.

Sanayi Devrimi’nden bu yana jeopolitik rekabetin ve savaşların merkezinde petrol yer alıyordu. 21. yüzyılda ise bu rolü mikroçipler üstlendi. Akıllı telefonlardan elektrikli araçlara, gelişmiş hava savunma sistemlerinden yapay zekâ sunucularına kadar modern medeniyetin işleyişi bütünüyle bu birkaç milimetrelik silikon plakalara bağlı hale geldi. Gelişmiş çip üretimindeki devasa maliyetler ve aşırı uzmanlaşma gereksinimi, küresel çip tedarikini birkaç kritik düğüm noktasına sıkıştırdı. Dünya üzerindeki en gelişmiş mikroçiplerin büyük bir kısmı, Tayvan merkezli TSMC (Taiwan Semiconductor Manufacturing Company) tarafından üretiliyor. Tayvan’ın jeopolitik olarak Çin baskısı altında bulunması, küresel teknoloji ve savunma sanayi için devasa bir kırılganlık yaratıyor. Dünya üzerindeki bu yeni rekabet, büyük güçler tarafından serbest piyasa ilkelerini bir kenara bırakarak agresif devlet müdahalelerinin başlamasına sebep oldu. Washington yönetimi, milyarlarca dolarlık CHIPS and Science Act teşvik paketiyle üretimi kendi topraklarına çekmeyi amaçlarken, Çin’in gelişmiş yapay zeka çiplerine ve çip üretim ekipmanlarına erişimine sert yaptırımlar uyguladı. Pekin yönetimi, Batı’nın uyguladığı teknoloji ambargolarını aşmak için devlet fonlarından yüz milyarlarca doları yerli çip ekosistemini kurmaya ayırdı. Avrupa Birliği, European Chips Act ile küresel çip üretimindeki payını artırmayı ve Asya pazarındaki kritik bağımlılığını azaltmayı stratejik bir hedef olarak ilan etti. Çip savaşları, sadece bir sanayi rekabeti değil geleceğin yapay zeka ve askeri üstünlük yarışında kimin söz sahibi olacağını belirleyen ana cephe haline geldi.

Dünya bir yandan fosil yakıtlardan uzaklaşıp yeşil enerjiye geçmeye çalışırken bu dönüşümün gerektirdiği kritik madenler yeni bir bağımlılık ilişkisi yaratmaktadır. Elektrikli araç bataryaları, rüzgâr türbinleri, güneş panelleri ve hassas güdümlü füzeler için hayati önem taşıyan neodim, lityum, kobalt, nikel ve lantan gibi nadir toprak elementleri (NTE), küresel güç mücadelesinin en kritik kozlarından biri haline geldi. Bu alandaki en büyük stratejik avantaj Çin’in elinde bulunuyor. Çin, dünyadaki nadir toprak elementlerinin sadece çıkarılmasında değil çok daha zorlu ve kirli bir süreç olan işleme ve rafine etme aşamasında da %70 ila %90 arasında değişen tekelleşmiş bir kontrole sahiptir.

Yeşil dönüşüm, dünyayı Batı Asya petrolüne olan bağımlılıktan kurtarırken Çin’in kritik maden hegemonyasına doğru yeni ve muhtemelen daha sert bir bağımlılık modeline sürüklüyor. Batılı ülkeler bu tekelci yapıyı kırmak amacıyla Avustralya, Afrika ve Güney Amerika’daki maden yatırımlarını hızlandırsa da rafine tesislerinin kurulması ve çevresel standartlara uygun hale getirilmesi uzun yıllar gerektiriyor. Madenler üzerindeki bu rekabet, çevresel dönüşümün hızını ve maliyetini jeopolitik kararların doğrudan insafına bırakıyor.

Küreselleşmenin kurallarını koyan ve anlaşmazlıkları çözen Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) gibi çok taraflı kurumlar, işlevselliğini büyük ölçüde kaybetmiştir. Serbest ticaret anlaşmalarının yerini korumacı gümrük vergileri, ihracat kısıtlamaları ve ulusal güvenlik gerekçesiyle uygulanan yaptırımlar aldı. Bu süreçte dünya ekonomisi homojen bir yapıdan çıkarak parçalanmış ve bölgeselleşmiş bloklara ayrılmıştır. Bu bloklar:

Friend-shoring (Dosttan Tedarik): Tedarik zincirlerinin yalnızca ortak değerleri, politik müttefikliği ve benzer güvenlik algısını paylaşan güvenilir ülkelerle sınırlandırılması anlamına gelir. Güvenliği merkeze alır, kritik sektörlerde yerli üretimi sübvanse eder. Buna en güzel örnek Batı Bloku ülkeleri verilebilir (ABD-AB müttefik ülkeleri).

Reshoring (Yeniden Yerelleşme): Stratejik üretimin tamamen ana ülkenin sınırları içerisine geri getirilmesidir. Yani Batı finansal sistemine ve yaptırımlarına karşı alternatif ticaret hatları, yerel para birimleriyle ödeme mekanizmaları ve hammadde koridorları geliştiren bloktur. Buna örnek olarak BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) ülkeleri verilebilir.

Near-shoring (Yakından Tedarik): Lojistik maliyetleri ve coğrafi riskleri azaltmak amacıyla üretimin sınır komşusu veya coğrafi olarak yakın ülkelere kaydırılması anlamını taşır. Almanya, Fransa, Polonya, Romanya, Fas gibi ülkeler örnek olarak verilebilir.

Kilit Bağlantı Ülkeleri (Connector Countries): İki blok arasındaki gerilimden faydalanarak üretimi ve lojistiği kendi ülkesine çekmeye çalışan yükselen güçlerdir. Meksika, Vietnam, Hindistan ve Türkiye gibi ülkeler; Batı’nın Çin’e olan bağımlılığını azaltma arayışında yeni üretim merkezleri olarak öne çıkıyor. Bağlantı Ülkeleri, küresel değer zincirlerinin yeniden haritalandırılması sürecinde köprü rolü üstlenerek doğrudan yabancı yatırımları çekme potansiyellerini artırmaktadır. Bu ülkeler aynı zamanda Near-shoring ülkelerine örnektir. Haliyle bloklar 3 gruptan oluşmaktadır. Tıpkı Soğuk Savaş dönemindeki zamana benzer bir oluşum görülmektedir. ABD- Rusya arasında olan Soğuk Savaş döneminde Bağlantısızlar Hareketi bu iki ülkeden bağımsız olarak hareket etmekteydi. 21. yüzyılda ise ABD ile Çin arasındaki bu savaşta Bağlantı Ülkeleri, Bağlantısızlar Hareketi’nin yerini almıştır.

Tüm bulgular baz alındığında; küresel tedarik zincirlerinin jeopolitik risklere göre yeniden şekillenmesi, serbest piyasa mantığının getirdiği en ucuz maliyet döneminin kapandığını gösteriyor. Şirketler artık sadece işçilik ve lojistik maliyetlerini değil ülkelerin dış politika duruşlarını da finansal bir risk kalemi olarak hesaba katmak zorundadır. Ekonomik milliyetçilik, geçici bir siyasi söylem değil önümüzdeki onlarca yıla damgasını vuracak olan yeni küresel iktisat politikasıdır. Krizler aynı zamanda dönüşüm fırsatları yaratır. Üretim altyapısı güçlü, stratejik konumda yer alan ve esnek diplomasi yürüten gelişmekte olan ülkeler, küresel üretim haritasının yeniden çizildiği bu dönemde zincirin üst kademelerine sıçrama potansiyeline sahiptir.

Nihayetinde, sermayenin sınır tanımadığı küreselleşme rüyası sona erdi. Dünya, stratejik sektörlerin ulusal güvenlik kapsamına alındığı, sınırların ve duvarların yeniden yükseldiği bloklaşmış bir iktisadi düzene doğru ilerliyor. Küresel tedarik zincirlerinin güvenliği sorunu artık ticari bir operasyon yönetimi meselesi olmaktan çıkmış; ulusal güvenliğin, teknolojik egemenliğin ve jeopolitik gücün belirleyici bileşeni haline gelmiştir.

Yazar
Demet BALTA

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen