20 Ağustos 2022

Batı’da oryantalistlerin Osmanlı târihi ve İslâm Hukûku konusundaki araştırmalarında artan yoğunluk dikkatlerden kaçmamaktadır. Oryantalistler, zâten eskidenberi Osmanlı târihi ile ilgili olarak kitaplıklar dolusu yayında bulunmuşlardır; Osmanlı kaynaklarına ya hiç bakmayarak, daha öncekilerin yazdıklarından alıntılarla veya arada bir Osmanlı kaynağı kullanarak ve Osmanlı’yı -kendi sömürücü imparatorluklarına benzeterek- oturttukları yanlış yörüngede göstererek bu işi yapagelmişlerdir. “Türkleri yenmek yetmez; târihlerini de yenmek gerekir” prensibine göre, Osmanlı’yı, zihinlerde de mahkûm etmek gayesiyle tutumlarını sürdürmüşlerdir. 

Ancak, son yıllardaki yoğunlaşma, Batı’daki yaygın KORKUdan kaynaklanmaktadır: dağınık, kültür istilâsı altındaki Müslümanlar arasında, son yıllarda fikir alanında bir toparlanma, bir öze dönüş eğilimi kendini göstermektedir. Batı’nın ENDÎŞESİ, KÂBÛSU, Yeryüzü’nün herhangi bir yerinde, Müslümanların bir İslâm Devleti kurabileceği ihtimâlidir. Böyle bir durumda, Batı’nın hâkim kıldığı normların gayrı insânîliği, acımasızlığı, vahşiliği saklanamaz hâle gelecektir. İnsanlar, insanın insanca yaşayacağı bir düzeni göreceklerdir, bu, zâten içten çürümesi tamamlanmış olan Batı medeniyetinin, dolayısıyla Batı hâkimiyetinin, Batı’nın maddî refahının sonu demektir. 

Ortaya çıkacak bir İslâm Devleti’nin modeli, kendiliğinden, son İslâm Devleti olan Osmanlı olacaktır; Devlet teşkilâtı, ferdler arasındaki ilişkileri düzenleyen fıkıh, her şey, Osmanlı’da olduğu için ve Batı’nın kâbusu olan bir devlet ortaya çıktığında bu bilgilere, birikime göre iş göreceği için, Batı, şimdiden tedbîrini almakta, ortaya çıkacak kâbusunun direnç noktalarını incelemekte, gereğini yapmak üzere hazırlanmaktadır.

Batı normlarının hâkim olduğu günümüzde, insanların pek çoğu, iktisâdî köle durumuna getirilmiş oldukları için, başka türlü, değişik, insanın SÖMÜRÜLMEDEN insanca yaşayabildiği bir düzenin ortaya çıkması, Batı’nın sonu demek olduğu için, o düzeni şimdiden inceleyip, mukadder çöküşünü olabildiğince geciktirmenin telâşı içindeki Batı, kendince önlemler almanın çırpınışını sergilemektedir.  Bu etkinliklerden biri, Müslüman kimliğini çökertmek için, görüntülü medya ve filmler vâsıtasıyla, ahlâksızlığı -çok tabiî bir şeymiş, çağdaş yaşayış öyle olurmuş gibi göstererek- yaymaktır; hayli mesâfe alındığı inkâr edilemez.

Sözgelimi, Afganistan’daki Tâlibân, Amerikan imâlâtıdır, Amerikan gâvuru, onları, kendi hedefleri doğrultusunda kullanmak üzere imâl etmiştir; tamam da, ya bu insanlar kontrolden çıkıp -ki çıktıkları anlaşılıyor- İslâmı, Devlet çapında hayâta geçirirlerse? İnsanlar, insanca yaşamanın OLABİLECEĞİNİ görürlerse? 

Ne yapmak gerek? Aksaklıkları, alabildiğine abartarak İslâmı ÖCÜ olarak göstermek! Afganistan’daki İNSANLARA yardım etmek için, YOL GÖSTERMEK, yönetimdekiler yanlış yapıyorlarsa, doğrusunu onlara anlatmak… gibi insânî bir davranış… Batı’dan?  Batılıdan? Hak getire.  Afganistan’da İNSANlar, yoksulluktan dolayı, böbreklerini satmakta, ZENGİN Batı, yardım edeceği yerde, onların milyarlarca dolar PARASINI GASBETMEKTE, VERMEMEKTEDİR!. Sebep? Batı’lı Efendiler, Afganistan’da yönetimi eline geçirmiş olan Tâliban’ı beğenmemektedirler!

Afganistan’da kadınlar örtülü imiş! Çağdaş değillermiş! Peki, Batı’da ÇAĞDAŞ bayan ne yapıyor? Ona bakalım: dört ayaklılar kadar ÖZGÜRCE davranıp babası belirsiz bebeleri ortalığa saçıyor. Buyrun:

Avrupa’da evlilik dışı doğan çocuklar (children born out of wedlock in 2018):

Fransa’da  :      % 60

Portekiz’de:     % 55

İsveç’te:            % 53

Danimarka’da: % 53

Hollanda’da:     % 52

Belçika’da:        % 49

İngiltere’de:      % 48

Avusturya’da:   % 42

ABD’de:             % 40

Bu durum, İNSANLIK İÇİN üzücüdür, alarm vericidir. Malezya’da çıkan, 700 000 tirajlı New Straits Times gazetesinde okumuştum:

Bir Amerika’lı, merak eder, araştırarak annesinin izini bulur. Haber göndererek görüşmek istediğini bildirir. Yanıt, annesinden değil, avukatından gelir:

“-Anneniz, şimdiki eşinin sizin varlığınızdan haberdar olmasını istemiyor.”

Amerika’da hükûmet, babası belirsiz de olsa, şunun bunun çocuğu da olsa, kişilerin çoğalmasını istemekte, kürtaja karşı çıkmaktadır. Özgürce (hayvanca da diyebilirsiniz) yaşamak isteyenler ise, Anayasa Mahkemesi’nin, hükûmeti destekler yönündeki kararını PROTESTO etmektedirler! Şundan bundan peydahladıkları çocukları bakmak külfetine katlanmak istemeyenler de, Afgan kadınlarının -kendileri gibi- özgür (!) olmalarını isterler, değil mi?

             

kirmizilar.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Osmanlı’ya karşı savaşan Rodos Şövalyeleri, 1521 yılında Kanûnî Sulltan Süleyman tarafından bu ada fethedilince, Malta’ya taşınmışlar, kâfir (!) Türke karşı mücâdelelerini oradan sürdürmüşlerdi. Napolyon Bonapart, Malta’yı zaptetti, bu deniz haydutlarının etkinliğine son verdi; ama, ‘Türke karşı olma’nın nişânı, hâtıra olarak yaşatılmaktadır. 

Türk olmak kolay değildir, vesselâm.

***

Yazar Hakkında:

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet Maksudoğlu, Eskişehir’de Kırım kökenli bir âile içinde doğdu. İnkılâp İlkokulunu, Eskişehir  Lisesini ve Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesini bitirdi. İzmir İmam-Hatîp Lisesi’nde Meslek Dersleri Öğretmeni olarak Arapça, Farsça, İngilizce ve Hadîs öğretti. Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde İslâm Târihi Asistanı oldu. Tunus’ta doktora tezi ile ilgili malzeme topladı, dilbilgisini bildiği Arapça'nın pratiğini yapmak imkânını buldu. Dördüncü sınıfına kabûl edildiği Burgiba Yaşayan Diller Enstitüsü Arapça Bölümü’nü bitirdi. Türkiye’ye dönüp İstanbul, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde belge inceledi. "Tunus’ta Osmanlı Hâkimiyeti" konulu doktorasını verdi. İngiltere’de, University of Cambridge’de Faculty of Oriental Studies’de Türkçe öğretti, orientalistlerin nasıl yetiştirildiklerini gördü. Türkiye’ye dönüp Diyânet İşleri Başkanlığına bağlı olarak İzmit, Ankara ve İstanbul’da vâizlik yaptı. Marmara Üniversitesi'nde 1983 yılında Yardımcı Doçent, 1986 da Doçent ve 1995 yılında Profesör oldu. İzinli olarak gittiği Malezyadaki International Islamic Universty’de 4 yıl (1991-95) Târih ve Medeniyet Bölümü başkanlığı yaptı, Osmanlı Târihi öğretti. Orada iken yazdığı Osmanlı History adı geçen üniversite tarafından bastırılıp (1999) textbook olarak kullanıldı. Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde bir yıl daha öğretim üyeliği yaptıktan sonra Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi kurucu dekanı olarak Eskişehire gitti. 2004-2005 öğretim yılında izinli olarak gittiği Kazakistan’ın Türkistan Beldesindeki Hoca Ahmed Yesevî Milletlerarası Türk-Kazak Üniversitesinde, Hollanda Rotterdam Milletlerarası İslâm Üniversitesinde bir dönem öğretim üyeliği yaptı.

Yazarın diğer makalelerinden: