3 Aralık 2022

“Devlet” kuruluşlu bir geçmişten geldiğimiz için, başka siyâsî kuruluşları da dilimize, dikkat etmeden ‘devlet’ diye aktarmışız: aynen ‘nation’ kelimesini, ‘millet’ diye aktardığımız gibi.  (Avrupa’lı emperyalıistler, 19. Yüzyıla kadar -öyle bir kavram olmadığı için- sözlüklerde bulunmayan nation dediklerini, Alman ve İtalyan birliğini kurmak ve Osmanlı’yı parçalamak için kullandılar. Bin yıldır İslâmla yoğrulageldiğimiz için, aslında ‘din’, ‘inanç’ kavramını karşılayan ‘millet’ kelimesini kullanarak bu yeni icad edilmiş kavramı karşıladık. Daha sonra da, ‘nation’ karşılığı olarak, Türkçe zannettiğimiz ‘ulus’ kelimesini kullandık.) 

Biz ‘mezhep’ diyoruz ama, kendileri ‘din’ diye kabul ederler: Katoliklerle Protestanlar, 1618 den 1648 e kadar, 30 yıl boyunca, birbirlerini yok etmek için ölesiye savaştılar. İki taraftan hiçbiri ötekini YOK EDEMEYİNCE, ‘her prens, kral, -her ne ünvanı taşıyorsa- kendi dînini seçsin’ diye anlaştılar. Tabiî, onlara tâbi olanlar da onların dîninde oldu. Bu, tarihe ‘30 yıl savaşları’ diye geçen boğuşma sonunda Westfalia andlaşması ortaya çıktı. O tarihe kadar yönetimde Kilise etkiliydi. Kilise, Câmi karşılığı değildir; çok farklıdır. Aslında, İslâm’ın Son Safhası’ından bir önceki merhalesine takılıp kalmış olan, İslâm’ın Hz. İsa zamanındaki şekline saplanıp ona ‘hristiyanlık’ demiş olan Avrupalı, Hz. İsa’yı bizim gibi, ‘Peygamber’ olarak değil, hâşâ, ‘Allah’ın Oğlu’ olarak kabul eder, öyle inanır. Papa da Allah’ın Oğlu’nun vekili olduğu için, dedikleri, ilâhî kanun olur. 

Westfalia andlaşmasıyla, Kilise’nin yerini Parlamento aldı.

Artık kanunları Parlamento çıkarmağa başladı.

Parlamento’nun 3 erki vardır:

Legislation /teşrî‘/YASAMA

Jurisdiction/kazâ/YARGI

Excetion/İcrâ/YÜRÜTME

Avrupa’da Parlamento’su olan kuruluşlar, State, Staat, Etat, Kingdom gibi isimlerle anıldılar.

Devlet’te ise sâdece 2 erk vardır:

YARGI ve YÜRÜTME.

legislation/teşri/Yasama yoktur: teşrî; ‘Şerîat koyma’ demektir, Devlet Şerîat KOYMAZ, ŞERÎATI uygular, Devlet, Şerîatı uygulamanın, hayâta geçirmenin  âletidir. Şeriat, Müslümanların inancına göre, Allah’ın vahyettiği ilâhî hükümlerdir. Bunun içindir ki, 1839 ve 1856 sarsıntılarıyla asliyetini kaybetmeden önceki Osmanlı İdâresi, mühim kurumları, işleri için hümâyûn sıfatını kullanmıştır. Hümâ, yumurtası havada çatlayıp hep gökte yaşadığı, yere konmadığı kabul edilen efsânevî kuştur. (Batı’daki şekli phoenix’tir, 500 yılda bir yanıp küllerinden yeniden doğduğu kabul edilir. Uğradığımız ve hâlâ etkisi altında bulunup da farkına varmadığımız Kültür İstilâsı yüzünden, birçokları, ‘küllerinden yeniden doğmak’ gevezeliği ederler.)

Hümâyûn, ‘göğe âid, semâvî’ anlamında kullanılmıştır:

Osmanlı hükûmeti: Dîvân-ı Hümâyûn’dur.

Osmanlı Merkez Ordusu, ‘Ordu-yu Osmânî DEĞİL, Ordu-yu Hümâyûn’dur (Semâvî Ordu: Gökten gelen buyrukları Yeryüzüne hâkim kılan ordu).

Osmanlı Donanması, Donanma-yı Hümâyûn’dur.

Halîfe-Sultân’ın mührü : Mühr-ü Hümâyûn’dur…

Bakmayın siz, İslâm’la ilgili hemen her şeyi tahrîf eden, çarpıtan oryantalistlerin ‘kanunnâmeler lâik kanunlardır’ saçmalıklarına. 

Kanunnâmeler, Şerîatın nerelerde, hangi şartlar altında nasıl uygulanacağını gösteren yönetmelikler olarak anlaşılmalıdır; İslâm Devleti’nde, Şerîat’a aykırı kanun olabilir mi?  İslâm’la ilgili konularda, oryantalistleri ciddîye alanlara ne demeli, bilmiyorum. (İngiltere’de, Cambridge Üniversitesi’nde, Faculty of Oriental Studies’de 3 yıl Türkçe öğretirken oryantalistlertin NASIL yetiştirildiklerini yakından gördüğüm için bu kadar kesin ifâde kullanıyorum.) 

Devlet kelimesi ise, Türklüğün malıdır. Daha önceki Müslüman Arap siyâsî kuruluşları için ‘çağ’, ‘devir’ anlamına ‘ahd kelimesi kullanılmıştır:

El ‘Ahdul Umewî (Emevî/Umeyye  oğulları Çağı)

El ‘Ahdul ‘Abbâsî (Abbâsiler Devri).

Onun için, Avrupa’lı sosyo-politik kuruluşlar da kendi aslî, orijinal isimleri ile anılmalıdır. Nitekim, resmî adı United Kingdom olan İngiltere’den, doğru olarak, ‘Birleşik Krallık’ diye söz ediliyor. 

United States of America : Amerika Birleşik Steytleri’dir, niye devlet olsun ki?

Fransa Kralı, ‘L’etat c’est moi’ diyordu (etat benim) Bunu, ‘devlet benim’ diye çevirdiler; yanlış tabiî.

Osmanlı Devleti’nin adı: Devlet-i ‘Aliyye-i Osmâniyye (Pek Yüce Osmanlı Devleti) dir. 

Âliye: yüksek, yüce demektir. ‘Aliyye ise, abartma da ifâde eden fa‘iyl kalıbındadır. İsimde, muhteşem bir tevâzu vardır. Normal olarak:

‘Devlet-i Osmâniyye’ denilip, sıfatı belirtilmeliydi:

Devlet-i Osmâniyye-i ‘Aliyye.

Ama, Osmanlı, asla öyle demedi. Osmanlı’ya göre, Dünyâda bir tek Devlet (Şerîatı uygulayan siyâsî oluş) vardı, bu devlet, ‘pek yüce’ idi; çoğu zaman öyle kullandı:

Devlet-i ‘Aliyye.

Eh, bu devleti de Osman kurmuştu, onunla ilgiliydi, bunu belirtmek için de Osmanı, sona ekledi ve oldu:

Devlet-i ‘Aliyye-i Osmaniyye.

***

Batı’daki sosyo-politik kuruluşların da, kendi isimleriyle, State, Staat, Etat,

Kingdom diye anılmaları uygundur. Nitekim kendileri böyle yapıyorlar :

United States of America (U.S.A.), United Kingdom (İngiltere:England, Scotland,

Wales, Northern Ireland Birleşik Krallığı). Onlar, kendileri için doğrusunu

kullanıyorlar da, Devlet kelimesinin biz Türklere has, ‘Allah’ın Buyruklarını

Yeryüzünde Hâkim Kılmakla Görevli Kuruluş’ demek olduğunu BİLMEYEN

diplomalı câhillerimiz (100 şiddetindeki Tanzîmât depreminden sonra, bu

depremi halâ ‘ileri hamle’, ‘yenilik başlangıcı’ diye okuyanın normal davranışıdır)

o yabancı kuruluşları da ‘devlet’ kelimesiyle Türkçeye aktardıkları için, BU

YANLIŞ KULLANIŞ sürüp gitmektedir.

‘Gerçek Aydın’, hiç olmazsa bunun farkında olmalıdır.

***

 

 

Yazar Hakkında:

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet Maksudoğlu, Eskişehir’de Kırım kökenli bir âile içinde doğdu. İnkılâp İlkokulunu, Eskişehir  Lisesini ve Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesini bitirdi. İzmir İmam-Hatîp Lisesi’nde Meslek Dersleri Öğretmeni olarak Arapça, Farsça, İngilizce ve Hadîs öğretti. Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde İslâm Târihi Asistanı oldu. Tunus’ta doktora tezi ile ilgili malzeme topladı, dilbilgisini bildiği Arapça'nın pratiğini yapmak imkânını buldu. Dördüncü sınıfına kabûl edildiği Burgiba Yaşayan Diller Enstitüsü Arapça Bölümü’nü bitirdi. Türkiye’ye dönüp İstanbul, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde belge inceledi. "Tunus’ta Osmanlı Hâkimiyeti" konulu doktorasını verdi. İngiltere’de, University of Cambridge’de Faculty of Oriental Studies’de Türkçe öğretti, orientalistlerin nasıl yetiştirildiklerini gördü. Türkiye’ye dönüp Diyânet İşleri Başkanlığına bağlı olarak İzmit, Ankara ve İstanbul’da vâizlik yaptı. Marmara Üniversitesi'nde 1983 yılında Yardımcı Doçent, 1986 da Doçent ve 1995 yılında Profesör oldu. İzinli olarak gittiği Malezyadaki International Islamic Universty’de 4 yıl (1991-95) Târih ve Medeniyet Bölümü başkanlığı yaptı, Osmanlı Târihi öğretti. Orada iken yazdığı Osmanlı History adı geçen üniversite tarafından bastırılıp (1999) textbook olarak kullanıldı. Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde bir yıl daha öğretim üyeliği yaptıktan sonra Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi kurucu dekanı olarak Eskişehire gitti. 2004-2005 öğretim yılında izinli olarak gittiği Kazakistan’ın Türkistan Beldesindeki Hoca Ahmed Yesevî Milletlerarası Türk-Kazak Üniversitesinde, Hollanda Rotterdam Milletlerarası İslâm Üniversitesinde bir dönem öğretim üyeliği yaptı.

Yazarın diğer makalelerinden: