Yol ve Şehir Türküleri

Bilimler Lisesi’nden öğrenci arkadaşlar geldi. Dergi çıkarıyorlarmış, konuşma yapmak istemişler. Konu da “Yol ve Şehir Türküleri.”
Türküler bizimdi. Aşık Veysel diyordu ya;
“Dünya dolsa şarkıyınan,
Türkü’z türkü çığırırız.
Yola gitmek korkuyunan,
Türk’üz türkü çığırırız.”
Biz türkülerimizi kopuzla, sazla söylerdik. Yetik Ozan saza bakıp demiş ya;
“Her sevgi bir düğüm atmış koluna,
Dokundukça inler yarası vardır.
Irak gönüllerin uçurumuna,
Ezgiden bir köprü kurası vardır.”
Gönülden gönüle köprüydü türkülerin nağmeleri. Aşık Veysel de sazına nasihat etmişti “Ben gidersem sazım sen kal dünyada” diye başlamış;
“Sen petek misali Veysel’de arı,
İnleşir beraber yapardık balı,
Ben bir insanoğlu sen bir dut dalı,
Ben babamı sen ustanı unutma.” diye bitirmişti.
Yollar uzun, yollar farklıydı. Yol, yolcu ile de güzelleşirdi. Yol yolcunun da durağıydı aynı zamanda. Mevsimler ne olursa olsun yoluna devam etmekti. Düşmek, kalkmak ve gitmek.
“Dün yarının çerağı,
Yol, yolcunun durağı,
Bir sevdalı yüreği,
Bin yakmak hakkımız var”dı.
“Yolunda yolcu olanın, kışı ne baharı ne?” idi.
“Adana’nın yolları taştan”dı meselâ. Kimi de “Asker yolu beklerim” diyordu gönlü kınalı.
“Can özümden besmeleyi çekince,
Dil yanmazsa ben yanarım sultanım.
Hak uğruna bir sefere çıkınca,
Yol yanmazsa ben yanarım sultanım.” Yanan yananaydı.
“Giderem yolum kaya,
Cemalin benzer aya,
Eridim hilâl oldum,
Günleri saya saya” diyenler de vardı;
“Sarardım ben sarardım,
Senin için sarardım,
Baş yastıkta göz yolda,
Her geçene sorardım” diyenler de.
Emrah da söylemişti;
“Emrah der ki bu günümdür,
Arşa çıkan tütünümdür,
Yâre gidecek günümdür,
Çıkam yollara yollara.”
“Yol üstünde karakol” olurdu bazen. Yâre nerden gidildiğini sorduğumuz. “Başı duman pare pare” dağlardan yol isterdik. “Yolumuz gurbete düştü” diye hazin hazin ağlardı gönlümüz.
Hasan Dede’nin yolu da ayrıydı;
“Biz erenler gerçeğiyiz,
Has bahçenin çiçeğiyiz,
Hacı Bektaş köçeğiyiz,
Edep erkan yol bizdedir.”
Aşık Veysel de “Gelmez yola gidiyorum” diyordu, “yolun sonu görünüyor”du çünkü.
“Selâm saygı hepinize,
Gelmez yola gidiyorum.
Ne karaya, ne denize,
Gelmez yola gidiyorum.”
“Uzun ince bir yoldu” yürüdüğü, yürüdüğümüz. Gündüz, gece gittiğimiz.
Şehir şehir dolanırdı türkülerimiz;
Hüseynik’ten yola çıkanlar, “Bir tel versin Mısır’da gardaşıma” diye Lütfü’yü isterlerdi telgrafın başına.
Erzurum’da çevirirlerdi yolumuzu. Yaylalar içinde Erzurum yayla idi zaten. Eğin dedikleri bir küçük şehirdi. Kütahya’nın pınarları akışırdı.
Bitlis’te beş minare kalmıştı hüzne uzanan. “Ko inlesin Eskişehir damları” idi. Ezelden Urfa’lı idik. Çanakkale içinde aynalı çarşı vardı gezdiğimiz. Arda boylarında kırmızı erik toplardık. Selânik içinde salâmız okunurdu, “Selanik Selanik viran olası” derdik üzüntüyle. Yemen elleri ne de yamandı. Revan’da balamız kalmıştı. Şehriyar’ın şeherinden selâm gelirdi.
“Kerkük’ün altı harman,
Katlime çıktı ferman,
Yar iki köynek giymiş,
Biri dert biri derman.”
Derdimiz dermanımızdı bizim.
Öğrencilere bunları mı anlattım, başka şeyler mi bilmiyorum.
İlk okulda, orta okulda, lisede sadece bir gün devamsızlığım olmuştu. Onda da bayramda köye gitmiştik, kar yağınca yollar kapanmıştı, şehre gelememiştik. O yüzdendi o da. Onu söyledim.
Yanıma gelmeden önce Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir kitabını okuyup konuşmuşlar arkadaşlarıyla. Yine Tarık Buğra varmış bugünkü sohbetlerinde.
Giderken Tarık Buğra’nın Makaleleri ile Aşık Veysel’i anlatan kitap verdim çocuklarımıza.
Sabah gelirken yolda Ali Abi’yi gördüm. Yaşı seksen civarında. Bir iş hanının bodrumunda üç- beş metrekarelik çay ocağı var. Yağmur yağıyor. Ali Abi de yolları süpürüyor.
Yine bir şehir türküsü var ya,
“İzmir’in kavakları,
Dökülür yaprakları” diye.
Ali Ağabey’e “Ali Abi, saat sabahın yedi buçuğu, ortalık daha aydınlanmamış. Üstelik yağmur yağıyor, niye süpürüyorsun?” dedim.
Aldığım cevap; “Yapraklar dökülüyor. Süpürmezsem yapraklar mazgalları tıkar, yağmur birikir, okula , işe gidenler için zor olur.”
Allah çocuklarımızdan, Ali Abi’den, Ali Abilerden razı olsun.
Yazar
Mehmet Ali KALKAN

Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor Sanat Enstitüsünü ve Çukurova Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünü bitirdi (1980). Bir müddet Eskişehir Belediyesinde ... devamı

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen