Selçuklu Devleti Sonrası Anadolu  

Tam boy görmek için tıklayın.

                                                           

Abdulkadir Baş

 

ÖZET

Bu makale, 1243 Kösedağ Muharebesi’nin ardından Anadolu Selçuklu Devleti’nin zayıflaması ve İlhanlı tahakkümü sürecinde Anadolu’nun siyasi, sosyal ve kültürel yapısını incelemektedir. Süreç içerisinde merkezi otoritenin sarsılmasıyla birlikte kurulan Türkmen beylikleri, uç kültürünün şekillenişi, kolonizatör dervişlerin ve alperenlerin faaliyetleri ele alınmaktadır. Makalede ayrıca toprağın vatanlaşması, şehirleşme dinamikleri, Türkçe ve milliyetçilik bilincinin gelişimi, Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna giden yoldaki Selçuklu mirası ve Bacıyanı Rum’un  rolleri de bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmektedir.

Anahtar Kelimeler: Anadolu Selçuklu Devleti, İlhanlılar, Türkmen Beylikleri, Uçlar, Alperenler

ENGLISH ABSTRACT

This article examines the political, social, and cultural structure of Anatolia during the weakening of the Anatolian Seljuk State and the period of Ilkhanid domination following the Battle of Köse Dağ in 1243. It discusses the establishment of Turkmen principalities with the shaking of central authority, the formation of the frontier (uç) culture, and the activities of colonizer dervishes and alperens. The article also evaluates the transformation of the land into a homeland, urbanization dynamics, the development of Turkish language and national consciousness, the Seljuk legacy leading to the foundation of the Ottoman State, and the roles of female warriors with a holistic approach.

Keywords: Anatolian Seljuk State, Ilkhanids, Turkmen Principalities, Frontiers (Uç), Alperens

 

GİRİŞ

1243 Kösedağ mağlubiyetinden sonra, Sultan Gıyaseddin İlhanlı metbuiyetini tanımıştı. Bağdat hilafetini ortadan kaldıran Hülagu’dan sonra Anadolu İlhanlıların bir vilayeti hükmüne geçmişti. Moğol birlikleri Anadolu’da muhtelif sahalara yerleşerek asırlarca nifak ve kargaşaya sebep oldular. Moğol ümerayı askeriyesinin zulüm ve hadsizliği, görevlerini korumak isteyen Selçuklu memurlarının halktan zorla yüksek vergi ve haraç alması, Türkmenlerin isyanları, Moğol valileriyle İlhanlılar arasında ortaya çıkan sık sık isyan ve tedip hadiseleri, Selçuklu şehzadelerinin rekabetleri, zavallı halkı perişan bir halde bırakmıştı. İlhanilerin iktidarını sağlayamadığı mahallerde bir takım hükümetçikler zuhur etmişti. Bunlar İlhanilerin tasarrufunda olan alanlara saldırıyordu. En kuvvetlileri Karamanoğulları idi.1

İLHANLI TAHAKKÜMÜ VE BEYLİKLERİN TEŞEKKÜLÜ

Büyük Selçuklu Devleti’nin ya da Türkiye Selçuklularının itibarı sarsıldığı zamanlarda ya da geniş coğrafyalarda merkezi otoritenin sarsıldığı veya olmaması durumlarında uçlardaki sınır boylarında, fetih hareketine katılan Türkmen başbuğları veya onların oğulları tarafından kurulan beylikler, hukuken müstakil devlet statüsünde bulunmalarına rağmen, Türk teşkilat sistemi içinde “uçbey” özelliğini muhafaza ettikleri için bir nevi boy beyliği vasfını sürdürmüşlerdir ki bu sebeple kendilerinden daima “beylik” diye bahsedilmiştir.2

XIII. yüzyılın sonuna doğru Moğol zorbalığının gittikçe kuvvetten düştüğü tarihlerde, Türk beylerinin ve halkın yer yer direnmeleri görülmeye başladı. Çökmekte olan Selçuklu devletinin yıkıntıları üzerinde yavaş yavaş Anadolu beylikleri kuruldu.3

1308’de II. Mesud’un vefatından sonra V. Kılıçarslan sultan oldu, ancak bu sadece görüntüden ibaretti. Hem Moğollar hem de Selçuklu hanedanı yetkililerince tanınmıyordu. Mısırlı tarihçi Makrizi; Es-Süluk li Marifeti Düvelil Mülük adlı eserinde Anadolu Selçuklu Devleti’nin sona erdiği tarih olarak 1318’i verir. Bu tarihin esas alınmasına, Çobanoğlu Timurtaş’ın bulabildiği bütün Selçuklu şehzadelerini öldürtmesi etki etmiş olmalı.4

1308’de Samsun merkez olmak üzere Kuzey ve Orta Anadolu’ya hâkim Sultan II. Mesud’un vefatı üzerine taht vekilliği dönemi geçmişti; ancak onun döneminde asıl iktidar sahibi Moğol İlhanlı Emiri İrencin Noyan’dı. İrencin Noyan’ın koyduğu ağır vergiler halkın isyanına ve Anadolu beyliklerinin istiklal hareketlerine yol açıyordu. İrencin Noyan’ın Moğol Hanı Olcaytu Hüdabende’ye şikâyet edilmesi üzerine, İlhan Anadolu hâkimiyetini kaybetmemek için İrencin Noyan’ı cebren geri çekerek yerine Emir Çoban Bey’i 1314’te Anadolu’ya gönderdi. Emir Çoban ve oğlu Timurtaş’ın 1328’e kadar süren Anadolu emirliğinde, İlhanlılara karşı bağımsızlık hareketine girişmeleri Çobanoğullarının da sonunu getirdi. Moğollar Timurtaş’ın idamından sonra Anadolu’da hâkimiyetlerini kaybettiler. Bu dönemde Ebu Said Bahadır Han’ın 1335’te ölümü ile İlhanlı devleti de yıkıldı.5

Sultan II. Mesud’un ölümünden sonra Anadolu ülkesi Moğol emirlerinin ve vezirlerinin elinde kaldı. Bunlar Anadolu vilayetleri üzerinde zalimin birinin gidip diğerinin gelmesi suretiyle adeta nöbetleşiyorlardı. Bunun sonucu olarak Anadolu’da Mülûkü’t-Tevâif Devri ortaya çıktı. 1318’de Emir Timurtaş, Ebu Said Bahadır Han tarafından Anadolu Genel Valiliğine tayin edildiğinde Selçuklu hanedanından geride kalanları araştırdı, çocuklarını dahi bırakmaksızın bunların hepsini öldürdü. Bunların bazıları dağlara ve sarp yerlere kaçıp Karamanlılara sığındılar. Karamanlılar saltanatı elde etmek ümidiyle bunların kızlarıyla evlendiler, ancak daha sonra erkeklerine gadr edip onları tamamen ortadan kaldırdılar.6 Selçuklu soyu Samsun’da, Sultan II. Mesud’un ailesinden oğlu Şehzade Gazi Altunbaş kolu üzerinden Kubadoğulları Beyliği olarak devam etti.

İlhanlı Moğollarının Müslüman olmasından sonra, artık eski derin vahşet ve gaddarlığı da yavaş yavaş sona erdi. Fakat onların devleti de son İlhan’ın çocuksuz ölümü üzerine 1335’te dağıldı. Artık Anadolu Türk devleti yeni bir sahip bekliyordu.7 İlhanlı İmparatorluğu’nun inkırazı ile Türkmen beylikleri artık serbest kalmış ve Anadolu’da siyasi hâkimiyeti kendi aralarında taksim etmişlerdi. Beylikler Anadolu’nun fethi ve Türkleşmesini tamamlama vazifelerini geliştirmişlerdi. XIV. asrın ilk yarısında hemen bütün Garbî Anadolu kesif Türkmenler tarafından iskân olunmuştur. Osmanlılar Marmara havzasını fetheder ve Türkleştirirken, Çepniler de Karadeniz sahillerinde aynı vazifeyi yaparak Giresun’u geçip bu bölgede daha küçük birtakım Türkmen beylikleri kurmuşlardır.8

Türkiye’de kurulan ilk Türk beylikleri kısa ömürlü devletçiklerdir. Söz konusu beylikler, çok zaman birbirleriyle savaşmışlardır. Birinin siyasi ve askeri başarısı diğer beylikleri rahatsız etmiştir. Ancak kuruldukları merkezlere kuvvetle sahip çıkmışlar, kültür ve imar çalışmalarına önem vermişler, Anadolu’ya Türk mührünü silinemeyecek şekilde vurmuşlardır. Başta Bizans olmak üzere, çeşitli Hristiyan unsurlarla mücadele etmişlerdir. Haçlı ordularına karşı yekvücut durmuşlar, onların tahribatını hızla onarmaya çalışmışlardır.9

TOPRAĞIN VATAN OLMASI

Türklerde yurdun kudsiyeti ataların mukaddes mezarlarıyla kudsileşmiş ruhlarından gelir. Ecdad ruhları, şahin şeklinde uçan kuşlarla havada ve Göktürklerin “Bark” dedikleri türbeler ve mabedlerle, mezarlarla kara toprak – yağız yerde, Türk yurdunun iki unsurunu doldurmuş milli mukaddesatı vaziyetindedir. İslam öncesi Türk inancı ve diğer birtakım akideler İslami şekiller almış ve mesela ataların takdisi İslamiyet devrinde de eski ehemmiyetini hiç kaybetmemiştir. Orta Asya’nın “Bark”ları Anadolu’da türbe ismini almış, birçok tarihi şahsiyetler İslam usulünce toprağa gömülmeyip, mumyalanarak türbelerin altındaki mahzenlere konulmuş, daha 11. asırdaki Anadolu fethinden itibaren memleketin her tarafını kaplamaya başlayan bu gaza ve tarih abideleri eski Bizans arazisine yeni bir milli kudsiyet vererek Anadolu topraklarının Türk ırkı için vatanlaşmasında ilk esas olmuş ve asırlar boyunca biriken bütün diğer milli hususiyetler de işte o ilk amili tamamlamıştır. Vatan topraklaşınca, millet vatansızlaşır.10

1056’da Roma İmparatoru Mikhael zamanında Türkmen akınları dolayısıyla Doğu Karadeniz ahalisi daha güvenli yerlere göç ettirilmiştir. İmparatorun yolladığı at ve arabalarla Hristiyanlar denizin öbür kıyısına nakledilirken onların boşalttığı yerler de Türklerin eline geçmekteydi.11

Türkmen akınları Kuzey Anadoluya ulaştığında Türklere karşı koyacak teşkilatlı bir yapı kalmamıştı.Derebeyler kendi güvenliklerini sağlayacak kadar nüfusu ancak besleyebiliyor ve Türk yerleşimlerinden mümkün oldukça uzak duruyorlardı.Sahilde korunaklı kale ve çevresindeki iskeleler dışında yerli halkla karşılaşmak zordu.Yaylalar ve vadiler boşaltılmış, Türk fetihleri için küçük akıncı birlikleri yeterli hale gelmişti .Sivastan başlayarak Niksar üzerinden Kelkit vadisine yayılan Türk fetih kolu 1050’lerden itibaren Karadeniz’e inmeye çalışıyor, Mesudiye ileri karakolundan doğu batı yönünde vurkaç taarruzları ile hem keşif seferlerine çıkıyor hem de yurtlar, obalar, yaylalar, kışlalar, güzleler kuruluyordu.

 

UÇLAR VE TÜRK FETHİNİN DAYANDIĞI İLKELER

Anadolu Selçuklu Devleti tam bir İslam saltanatı haline geldikten sonra başlıca üç bölge uç oldu ve buralara gaziler gelip yerleşti: 1. Güneyde Küçük Ermenistan ve Kıbrıs Krallığı’na karşı sahil emareti merkezi Alaiye ve Antalya. 2. Kuzeyde Trabzon Rum Devleti’ne karşı kuzey ucu; bu uç merkezi Sinop olan doğu ucu ve merkezi Sinop’tan batı ucuydu. 3. Doğu Roma’ya karşı batı ucu ise Kastamonu merkezliydi. Selçuklu devletleri her bir uç bölgesine emniyü’l-uç adıyla bir genel vali tayin ederlerdi. Merkezi otoriteyi temsil eden bu büyük emirler, genellikle bu makamı irsî bir şekilde ellerinde tutarlardı. Uçların temel kuvvetlerini kendi irsî beyleri kumandasında bulunan Türkmen aşiretleri teşkil etmekteydi. Uçlar, Selçuklu devletinin zorla batıya sürdüğü göçebelerle Moğol istilasından kaçan unsurların toplandığı ve yeni bir hayat alanı aradığı serhad bölgesiydi. Uç kültürüne İslami gaza inancı hâkimdi. Gaziler başarı gösteren ünlü beyler etrafında toplanır, onların bayrağı altına koşarlardı. Türkmen göçebelerin hâkim olduğu Selçuklu uçlarında bu liderler çoğu zaman boy beyleridirler. Fakat devlet kuran bu beylerden birçoğunun da eski Selçuk emirleri arasından çıktıklarını biliyoruz.12

Uçlarda, Doğu Roma topraklarını beyliklerine katmak için girişilen mücadelelerde, gazi-dervişlerin öncülüğünde savaşan kitleye “evvela yegâne gaye olarak cihad ve i’lây-ı kelimetullah umdeleri aşılanıyor, sonra bu umdelerin tahakkuku için lazım gelen bilgi ve tecrübe verilip, yol gösteriliyor, teşkilatlandırılıp sevk ve idare ediliyorlardı.” Türk alperen gazileri bir şehri, bir memleketi fetheder etmez derhal bir kısmı oraya yerleşiyor, kalan kısım ise daha ileriye doğru yürüyordu. Arkadan daima taze kuvvetler geldiği ve en ateşli kuvvet en ileriye sevk edildiği için bu yürüyüşün ardı arkası kesilmiyordu.13

Anadolu Selçuklu Sultanlığı XIV. yüzyılın başında dağıldığı zaman, onun toprakları üzerinde beylikler hüküm sürüyordu. Bu beyliklerin bir kısmı daha devlet dağılmadan önce kurulmuş, iç işlerinde bağımsız birer eyalet manzarası almıştı. Fakat devlet ortadan kalktıktan sonra her bölgede nüfuz sahibi vali ve kumandanlar oralarda hükümdar olmuşlar ve hükümdarlıkları kendilerinden sonra evlatlarına geçmeye başlamıştır. Selçuklu Sultanlığı son zamanlarda doğrudan Tebriz’den gönderilen valilerle idare ediliyordu. Anadolu’daki beylikler de İlhanlı devletine bağlı oldular. Fakat 1335’te son İlhanlı Hükümdarı Muhammed Hüdabende Han ölünce, İlhanlı devleti de dağılmaya yüz tuttu ve böylece Anadolu beylikleri de istiklal kazandılar.14

Anadolu Selçuklu Devleti’nin yapısı gereği Osmanlı devleti bir uç beyliği olarak kurulmuştu. Bu itibarla başında merkezi hükümete bağlı bir bey bulunuyordu. İlhanlıların son Selçuklu sultanlarını adeta maaşlı memur hâline getirmeleri devletin bünyesindeki beylikleri istikbale yöneltmişti. Her beylik gücü yettiğince fetihler yapıyor, son günleri yaklaştığı belli olan merkezi hükümetin mirasına konmaya gayret ediyordu. Fetihler gene merkezi hükümet adına yapılıyordu. Zira Selçuklu sultanlarının Oğuz Han soyundan geldikleri kabul ediliyordu. Merkezi hükümetin gücü kalmadığından uç beyliklerinin bağımsızlıklarını ilan etmeleri basitti; ama halkın bu bağımsızlık ilanını hazmedip hazmedemeyeceği şüpheliydi.15

Osmanlı Devleti Söğüt’te kurulduğu 1299 yıllarında 400 atlıya sahip bir uç beyliği iken, 1326’da Bursa’nın fethi sırasında Orhan Bey 38.000 süvariye kumanda ediyordu. Bu asker artışı nereden geliyordu? Öyle anlaşılıyor ki Bizans ucundaki bu beylik bütün Türk âleminin ülküsünü temsil ediyor, Türklük âleminin fetret devrinde bile asla vazgeçmediği İstanbul’un fethi ve dünya hâkimiyetinin mümessili sayılıyordu. Millî şuur ve ülkü Horasan’dan İzmir’e kadar her yerdeki Türk’ü Ertuğrul Sancağına çekiyordu. Küçük beylik sonunda Türk âleminin otağı hâline geldi.16

Türk tarihi boyunca iktidara gelenlerin eskiyi kötülemek, kendilerini öne çıkarmak akıllarının ucundan geçmezdi. Osmanlılar Selçukluları, Selçuklular daha öncekileri saygı ve şükranla anarlardı. Anadolu Selçukluları tarih sahnesinden çekilirken, diğer beylikler gibi Ertuğrul Gazi’nin başında bulunduğu uç beyliğinin de önü açılıyordu.17

XIV. yüzyıldan itibaren Osmanlılar Balkanlarda yayılmaya başladılar. Batılıların dikkatini doğuya çeviren bu yeni güç Müslüman ve Türktü. Attila’dan beri sürüp gelen Türk imajı tekrar canlanmakla kalmadı, buna İslam’ın göz kamaştırıcılığı da ilave edildi. Richard Knolles Osmanlılardan “dünyanın bugünkü dehşet kaynağı” olarak söz ederken Avrupa’nın ortak duygularını dile getiriyordu.18

 

TÜRKMEN SULHÜ VE ŞEHİRLEŞME

Yakın Şark’ı gerçek bir inhitatten (çöküş) kurtaran bu Türkmen müdahalesi; bu ilk Şark Rönesansı, Anadolu’da yerleşen Selçuklu Türkmenleri vatanlarını bu Rönesansın mirasına bir bahçe gibi açtılar. Başka illerde barınamayan bir Şems-i Tebrizi, bir Mevlânâ, bir Sultan Veled, bir Muhyiddin Arabî ancak bizim illerimizde vicdanına, düşüncesine hürriyet buldu, yerleşti. Tesamuh (hoşgörü) o devirde Anadolu’yu bütün seçkin insanların buluşma yeri yapmıştı. Güzel sanatlarda, vicdan ve düşünce serbestliğinde Selçuklu Türkmenleri eserleri bugün bile nerelere kadar ilerlediğini göstermektedir.

Ön Asya’da Oğuz boylarının yerleşmesinde düşen bir diğer nimet, şu çok ünlü “Roma Sulhu”ndan beri bu âleme tattırdığımız sükûndur, emniyettir. Her şeyi soyumuzun aleyhine yoran ehl-i salip döküntülerinin iftiralarına rağmen, insanlık bu nimeti de gün geçtikçe diliyle ikrar, kalbiyle tasdik etmektedir. Kilisenin, Bizans’ın din kavgalarıyla birer azap manzarası alan geniş bir kıtada, Selçukluların yaptığı yolları o kuş uçmaz kervan geçmez beyabanlarda Sultanhanları şeklinde akıttıkları zekâyı, medeni anlayışı bir göz önüne getiriniz. Buralardan insanlar, zenginlikler aktı; bunların akması için sulh ve emniyet denen büyülü varlık şarttır. Büyük ticaret yolları Anadolu’dan geçiyor, Anadolu’ya dökülüyor, Anadolu’dan başlıyordu. Refah seviyesi, yaşama seviyesi durmadan artıyor, Anadolu Türk kütleleri ile doluyordu. Bizanslıların, Ermenilerin, Gürcülerin zaafı ve taassubu yüzünden Yakın Şark’ı parçalayan anarşi devri böylece bitmiş, herkesi malından, canından emin bırakan büyük bir devlet sistemi ile Türkmen sulhu girmişti.19

Türk tarihinin ilk ve en önemli özelliği hareketliliktir. Öyle ki, bilinen ilk zamanlarından itibaren Türk kavmi kaynağından taşan ve dünyanın her tarafına yayılan coşkun bir su gibidir. Türk tarihinin bu daimi hareket vasfı İslamiyet’ten sonra i’lây-ı kelimetullah ülküsü ve Kızıl Elma motifi ile birleşmiş ve beslenmiştir. Kavuşmak fikri yaklaştıkça uzaklaşan bir ülkü olarak sürekli hareket telkin eden, daima arkasından koşturan bir ülkü olarak hareketliliği beslemiştir. Selçuklu zuhuru ile geniş bir fetih ve kuruluş devresi başlar. Selçuklu dönemi bir bakıma Orta Asya’dan taşınan birikimle yeni yurdun maddeten ve manen fethidir. Osmanlı hamlesi bu üslup ve birikimin devamıdır.20

Türkler fethettikleri birçok şehirde, önceden yerleşmiş Türk cemaatleriyle karşılaşırlar. Askerî ve idarî yöneticiler şehir halkının ilk unsurudur. Askerî ikta sistemi çok sayıda göçebe Türkmen’in şehirlere yerleşmesine, ticaret ve zanaata girmesine imkân verir. Dervişler ise hemen her yeni kurulan şehre koşarak irşada başlarlar. Gaza yolu ile de zenginleşen Türk unsurlar cami, medrese ve tekke gibi eserler yaptırmakta pek cömert davranırlar. Bu kuruluşlar şehirleri süratle büyütür ve kültür hayatını canlandırır.21

Büyük Selçuklular ve ardından gelen Selçuklu kolları İslam dünyasında belirli bir rahatlık getirir. Özellikle Selçukluların hâkim olduğu bölgelerde güvenlik sağlanır ve gelişmenin imkânları hazırlanır. İslam dünyası Türklerin omuzlarında yeni bir medeniyet hamlesine sahne olur. Mevlânâ, Gazalî, Zemahşerî, Sadreddin Konevî gibi büyükler Selçuklu sahasında yetişirler. Başta Nizamiye olmak üzere, Türk dünyasının her yanında medreseler kurulur. Horasan’dan Anadolu’ya kadar her köşede, özgün Türk üslubunun mimari eserleri görülmeye başlar.22

Anadolu’daki oluşumun üç kaynağı vardır: Türkistan, İslam ve Anadolu. Türk kültürü Anadolu’nun yerli medeniyetlerinden o zaman yaşamakta olan Rum ve Ermeniler vasıtasıyla unsurlar almıştır. Prof. Erol Güngör, bu kaynağın mübalağa edilmemesi gerektiğini, alınanların bazı halk inançları ve günlük hayatın ayrıntılarına dair unsurlar olmaktan öteye geçemediğini söyler. Bu unsurlar daha çok hayatın maddi şekillenişinde görülür. Bu durumda Anadolu’daki yeni oluşumun Türk kültürünün/kavminin İslamlaşması ve mevcut coğrafya ve çevre şartlarının karşılaşması ile belirdiğini söyleyebiliriz.23

Bizans İmparatorluğu 1261’de payitahtı İznik’ten İstanbul’a nakledince uçlarda Türkmen kesafeti artmış ve bu şehrin teslimi üzerine, açlık ve muharebeden kurtulan halkın bir kısmı tekfur ile birlikte İstanbul’a gitmiştir. Orhan Gazi fetihlerle birlikte İznik ve İzmit’te medreseler, camiler ve zaviyeler kuruyordu. Böylece Türklerin devamlı göç ve iskânları, âlim ve şeyhlerin yerleşmeleri ile de bu bölgeler İslamlaşıyor ve Türkleşiyordu.24

 

KOLONİZATÖR TÜRK DERVİŞLERİ, ALPERENLER VE KADIN SAVAŞÇILAR

Birçok köylere ismini veren, el emeği ve alın teriyle dağ başlarında yer açıp yerleşen, zaviye kurup bağ bahçe işleten dervişler ve daima Batı’ya doğru akın edip askerî ve siyasî nüfuzlarını padişahların hizmetinde kullanan bu dervişlerin ahlakı, Töre’nin yönetim şeklini ve nihai hedeflerini hatırlatmaktadır. Bu dervişler şehirlerdeki tekkelerde ayin ve ibadetle meşgul olan ve sadaka ile geçinenlerin aksine devlet maaşı almadan kırları ve boş toprakları yurtlaştırarak ve Türk Töre’sinden neşet eden siyasî ve sosyal bünyeye uygun bir ahlak içinde hareketli, fetihçi ve dinamik bir şekilde çalışmaktadırlar. Eski Türk töresi gereğince “alp”lık bu dervişlerle devam etmiş ve Osmanlı’da fetih rüzgârını bu gazi-alperen dervişler devam ettirmişlerdir. Bu sayede eski Türk töresi ve ahlakı devamlılığını sağlayarak Osmanlı’ya kadar sürdürmüştür. Kolonizatör Türk dervişleri yurtlaştırmayı Türk Töre’siyle birlikte, onların din ve cihan telakkileriyle gerçekleştirmişlerdi.25

Anadolu’yu bucak bucak Müslüman Türklere açan alperenler, alp’lik ruhunu Türklükten, erenlik gücünü İslamiyet’ten alıyorlardı. Osman Gazi’nin silah arkadaşlarının birçoğunun adında “Alp” hecesi vardır. Zamanla bu kelime yerini “Gazi”ye bırakır. Gaziyân-ı Rum, alperen-gazi unvanlarıyla anılırlar. Cesur, silahşor, imanlı, zamanın kültürü ile eğitilmiş ve sürüleri olan kimselerdi.

Bu devrin kadınları da genellikle aynı müşterek kaderi taşırlar; erkekler gibi harp etme, ata binme, ok atma, ava çıkma, savaşlara bizzat katılma karakterine sahiptirler. Bunlara Bacıyan-ı Rum veya Anadolu Bacıları denilmekteydi. Tarihî kaynaklarımızda Abdalân-ı Rum, Gaziyân-ı Rum, Bacıyan-ı Rum ve Ahiyân-ı Rum birlikte bu vatanı bize açarak Türk-İslam ülkesi eylediler.26 XV. yüzyıl Osmanlı tarihçisi Aşıkpaşazade, Anadolu’da ikamet eden dört grup arasında (Abdalân, Ahiler ve Gaziler’in yanı sıra) Anadolu kadınlarından, Bacıyan-ı Rum’lardan söz eder. Bunlar muhtemelen analık görevlerinin yanı sıra askerî görevler de üstlenen Türkmen kadınlarıdır. Doğu Anadolu’daki Dulkadiroğullarının komutasında böyle 30.000 kadın asker olduğu söylenmiştir. Bu konu tarihçiler ve ozanlar tarafından sık sık dile getirilmiştir. Zeno, Hakluyt ve De Clavijo, Timur’un harekâtlarına askerlerin hanımlarıyla katılımını anlatmıştır. Coğrafyacı Tahir el-Mervezi, Amazonlarla Türkmen kadın askerleri ilişkilendiriyor.27

 

İDARİ YAPI VE SİYASİ MİRAS

Selçuklu-İlhanlı devleti İç Anadolu’da ve ovalarda, Türkmenler de hudutlarda ve dağlarda hâkim idi. Selçuk devleti Orta Anadolu’da sukut ederken, uçlarda müstakil birtakım Türkmen beylikleri kuruluyordu. Bu beylikler çok defa Selçuk sultanlarını hukuken metbu tanıyordu ama bu beyler sık sık Selçuklu-İlhanlı devletine karşı isyan eder ve Mısır sultanından yardım dilerlerdi.28

Selçuklular düşmanlarından da yaşantı ve kurumlaşma öğeleri almışlardır. Selçuklular insanlara ön yargısız ve hoşgörüyle bakmayı çok önceden öğrenmişlerdi. Ancak son devirde devlet toplumu düzenlemiyor, sadece kendi çıkarlarını düşünüyordu. Köylüler ağır baskı ve haksızlık karşısında eziliyor, derebeylere karşı baş kaldırıyordu. Yönetim otoritesi düşmüş, devlet sarsılmış, Moğol tahakkümü Selçukluların çöküşünü hızlandırmıştı. Bu çöküşün karşısında toplumu yeniden düzenlemeye çalışan ahi tekkelerine bağlı zanaatkârlar vardı. Bunlar Moğol idarecilerine ve feodallara karşı baş kaldırmışlardı. Moğol İlhanlı devletinin baskısının azalmasıyla Anadolu’daki beyler de merkezi yönetimin vasiliğinden bağımsızlaşmışlardı.29

Türkiye Selçuklularında da, Büyük Selçuklulardaki kadar belirgin olmamakla beraber taşra yönetiminde eyalet idarî birimleri mevcuttur. Eyalet adı kullanılmadığı hâlde, valilerin tayin edildikleri yerler birer eyalet şehri içine almaktadır. Bu da fiilî olarak eyalet yönetiminin uygulandığını göstermektedir. Mikremşn Halil Yinanç’a göre Anadolu 19 büyük idarî yapıya bölünmüştür.30 Bu yapılar emirlik olarak adlandırılmıştır. Koray Özcan bu yapıları eyalet olarak adlandırmıştır.31 Bu idarî birimler mensubu meliklere bağlıdır.

Selçuklu Devleti’nin kuruluş ve var olma mücadelesi döneminde geniş ve büyük iktalara dayanan meliklik sistemi, devletin en geniş sınırlara ulaştığı ve merkezî idarenin yapılanma sürecini tamamladığı yükselme dönemi olarak tanımlanan I. Alaaddin Keykubat döneminin sonunda, Moğol istilası tehdidi gibi askerî-siyasî şartlara bağlı olarak kaldırıldı ve idarî birimler doğrudan merkezî idareye bağlandı. Devletin İlhanlı egemenliğine girmesiyle Selçuklu idarî birimleri İlhanlı yönetimine tabi feodal yapılara dönüştü.32Selçuklu devletinin dağılmasının en güçlü sebebi, muhtemelen hükümdarların takipçilerine ikta mıntıkası bağışlama alışkanlığı idi. Bu sistemin mantığı, özellikle hükümdar zayıf ya da taht çekişmeli olduğu zamanlarda yarı bağımsız ya da tümüyle bağımsız devletlerin oluşumuna yol açmak olduğu anlamına gelir.33

Türkiye Selçuklu Devleti’nin ardında bıraktığı miras, her yönüyle bir “süreklilik” durumuna işaret eder. Bu süreklilik, Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluşu ile başlayan; Malazgirt Zaferi, Türkiye Selçuklu Devleti’nin kuruluşu ve Büyük Selçuklu Devleti’nin yıkılışı ile devam eden; Türkiye Selçuklu Devleti’nin dağılışı, beylikler devri ve sonrasında Osmanlı Devleti’nin kuruluşu ile bölgenin tarihinde belirleyicilik düzeyinde etkisi olan sürecin temel dinamiğidir.34

Bugün İran, Türkmenistan ve Afganistan arasında paylaşılmış coğrafi bir bölge olan Horasan, Gazneli ve Selçuklu devletleri zamanlarında merkezî bir konuma sahipti. Anadolu, Türklerin yurdu olan Türkistan ve Horasan bölgelerinden beslenmiştir. Horasan ve Türkistan’da oluşmuş olan gelenek ve elde edilen kazanımlar, Selçuklularla Anadolu’ya sağlıklı bir şekilde ulaşmış ve böylece Anadolu yeni bir inanç ve güçlü bir iradeyle buluşunca dünya tarihini etkileyen yeni gelişmelerin merkezi olmuştur.35 Asırlar önce Türkistan ve Horasan’dan Anadolu’ya ulaşıp ilk olarak 1075’te İznik’i, sonra Konya ve Kayseri’yi merkez edinen miras ve değerler yeni bir yurdun mayası oldu. Yeni yurdun kapıları bilek gücüyle açılırken, vatana dönüşmesi gönüllerin dirilişiyle gerçekleşiyordu. Günümüzde daha çok savaşlarla doldurulan tarih, gerçekte gelenek ve kültürden yana bilgilerle dopdoludur.36Bütün milletler gibi Türk milleti de yerleşik hayata geçmeden önce göçebelik hayatı yaşamıştır. Türk göçebeleri ileri bir medeniyet seviyesinde bulunmuş, yüksek bir kültüre sahip olmuşlardır. Fuad Köprülü, göçebeliğin Türk gruplarının yüksek bir yaşayış seviyesi gösterdiğini ifade ederek Karadeniz’in kuzeyinde yaşayan Türkler hakkındaki çalışmaların bunu teyit ettiğini söylüyor.37

Selçuklu tarihinin en büyük tesiri Avrupa üzerine olmuş ve bunda bilhassa Türklerin Anadolu’da görünmelerinin sebebiyet verdiği Haçlı seferleri dolayısıyla şark-garp arasında kurulan münasebet mühim rol oynamıştır. Orta Çağ’ın durgunluk devresinde bulunan Avrupa, bu sebep ile Selçuklu idaresinde parlak bir çağ yaşayan şarkı yakından tanımış ve ilmî, fikrî, ticarî, sınai sahalarda ondan büyük faydalar sağlamış; garba geçen bu değerler Rönesans ve sonra cihanşümul Avrupa medeniyetinin doğmasına yardım etmiştir. Avrupa’da üniversiteler Türk muhitleri ile temaslardan sonra kurulmuş, Hristiyan tarikatlar aynı tesirler ile teşekkül etmiş, garbın fikrî gelişmesinde rol oynayan P. Abaelardus, Albertus Magnus, Thomas Aquinus, R. Bacon, Duns Scotus, Ockhamlı Guillaume vb. büyük şahsiyetler Türk-İslam tefekkür ve ilminin Avrupa’ya aktarıcısı olmuşlardır. Evvelce ne bir sanayinin, ne bir tüccar sınıfın hatta ne de bir açık deniz seferinin mevcudiyeti bahis mevzuu olmadığı Avrupa, dünya ticaretinde hamle yaparak hayrete şayan bir hızla gelişmeye başlamıştır. Garba süratle zenginleşmek ve medenî merhaleler aşmak talihini bahşeden bu teşebbüste mühim amil, Avrupa’nın İslam-Türk dünyasını tanıması ile olmuştur.38

 

DİL VE MİLLİYETÇİLİK

XIII. yüzyılın ortalarından XV. yüzyılın ortalarına kadar olan Türk sosyal tarihinde, belki ilk kez, olgunlaşan pek önemli bir olay da milliyetçi bilincin hislere hükmeder olmasıdır. Türkiye’de milliyetçilik bilincini doğurtan iki önemli olaydan birisi, Selçuklu idaresine hep İran’dan gelen ve yerli Anadolu halkını cahil, kaba ve hor gören “yabancı” sınıfın çıkarcı, kendini beğenmiş tavrı; diğeri de Moğolların uyguladıkları zalimane idare siyasetidir. Selçuklu hanedanının silinmesi ve Moğol siyasi nüfuzunun da birdenbire çökmesi üzerine memlekette hakiki bir sosyal devrim oldu ve bu sayede meydana çıkan “Anadolu Beylikleri” hükûmetçikleri saf Türkçeyi resmî dil yaptıktan başka, devlet kadrolarını da yerli aydınlara kurdurttular.39

Anadolu beyliklerinin dilde ve idarede başlattığı hamleler Anadolu’da Türk milliyetçiliğinin de ilk uygulamaları olarak kabul edilir. “Türk milliyetçiliğinin bundan iki bin yıl öncesine ait izleri bizzat Avrupalı bilginler tarafından tespit edilmiştir. Tanınmış Alman ilim adamı sinolog Frau Hirth, eski Çin yıllıklarında araştırma yaparken Asya Hun imparatorlarından Çi-Çi’nin halka irat ettiği nutuktan parçalara rastlamış ve Çi-Çi’nin atalardan kalan yadigârlar arasında vatan topraklarından başka hürriyet ve istiklalin de bulunduğunu ve bu kıymetli emanetlere ehemmiyet verilmemesinin millî ihanet sayılacağını açıklayan sözlerini dünya edebiyatında milliyet fikirlerinin ilk dile gelişi diye tefsir eden Bayan Hirth, ‘Tarihte milliyetçiliği devlet siyasetinde temel yapan ilk devlet adamı Çi-Çi Kağan’dır.’ der.”40

Umutlar, bağlar kopmakla kendi millî hayatlarını yaşarken, bazı hanedanların zaman zaman millî kültürden uzaklaştıkları görülmüştür. Buna misal olarak Selçukluları verebiliriz. Bazı Selçuklu hükümdarları kuvvetli bir Türk kültürü ile gelmedikleri için yanlarında İranlı kâtipler getirmişler ve resmî muhabereleri Farsça yazmışlar, İranlı münşiler kullanmışlardır.41 Bu durum da Selçuklu devlet erkânının milletten kopmasına, Farsî bürokratların halka tepeden bakan uygulamalarla devlet-millet bütünleşmesine engel olmasına yol açmış ve beyliklerin istiklal hareketlerinde dilde Türkçeleşme ve bürokraside Türkleşmeye gidilerek, Göktürk devrine bir nevi tepki gösterilmiştir.

Anadolu Selçuklu sarayında gittikçe derinleşen Farsça sevgisi herkes tarafından kabul görmemiştir. Moğol istilası sonrası Türkmen beylikleri şeklinde bölünen Anadolu’da 1277’de Karamanoğlu Mehmet Bey’in meşhur fermanından bunu anlıyoruz. Ferman kısadır ama Selçukluların Farsçaya olan ilgilerinin öykünmeye dönüşmüş olmasına tepki olduğu takip edilir.42

Ziya Gökalp de Vilâyât-ı Şarkiye ahalisinin menşei hakkında yaptığı ilmî tetkike lisan mevzuundan başladığını ve lisan tetkikleri neticesinde Diyarbekir Türkçesinin, Bağdat’tan Adana’ya, Bakü’ye, Tebriz’e kadar imtidad eden tabiî bir lisan olduğunu, yani Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türklerine mahsus bulunan Azerbaycan lehçesinden ibaret bulunduğunu ve bu lisanda hiçbir sunilik olmadığını söylemektedir. Türkçenin aradan geçen uzun asırlara rağmen bugünle XIII. yüzyıl arasında Anadolu coğrafyasında adeta bir anahtar vazifesi görerek geçmişe kapı araladığını söylemek mümkündür. Mehmet Eröz’ün araştırmalarında devletin halka uyguladığı sert politikaların bazı aşiretlerin kendilerini korumak için kendilerinden daha büyük ve devletle barışık aşiretlere sığınarak kendilerini gizlediğini; ancak bu arada Türklüklerini ve Türkçeyi unuttuklarını söylediği görülür.43

Türklere Türkçe’yi iade eden, Anadolu Selçuklularının ardı sıra gelmiş Osmanlıdır. Dilin yanında İslami kavrayış cihetinden de Osmanlı, Fars’tan esen yellere karşı durmuştur.44 Dilde Türkçeleşme XV. yüzyılın ikinci yarısına kadar devam etmiş; ancak Fatih Sultan Mehmet döneminden itibaren devletin imparatorluk seviyesine gelmesiyle edebiyat, bilim ve bürokraside payitahtta olan Arap ve Acem etkisi Türkçeye bu dillerden yoğun tesirde bulunmuştur.

Herşeye rağmen 1243 sonrası gelişen Moğol istilası karşısında Türkiye Selçuklu Devleti teşkilatı iyi bir imtihan vermiştir. Anadolu’daki siyasi ve sosyal yapı, soygunlara, talanlara, katliamlara ağır vergilere 70 yıl gibi uzun bir süre dayanmıştır. Bu dayanmada şüphesiz Türkiye Selçuklu divanının önemli bire yeri vardır. Yine bu gerçek Anadolu’daki Türk omurgalı siyasi sosyal yapının ne derece sağlam temellere oturduğunu da göstermektedir. 45

 

SONUÇ

Kösedağ mağlubiyeti ile başlayan İlhanlı tahakkümü dönemi, Anadolu’da büyük bir siyasi ve içtimai sarsıntıya yol açmış olmakla birlikte, aynı zamanda Türkmenlerin uç bölgelerde teşkilatlanarak müstakil beylikler kurmasına zemin hazırlamıştır. Uç beylikleri, cihad ve i’la-yı kelimetullah ülküsüyle hareket etmiş, gazi-dervişlerin, alperenlerin ve Bacıyan-ı Rum gibi kadın savaşçıların gayretleriyle fütuhata ivme kazandırmıştır. Bu süreçte hem toprağın vatanlaşması hem de Anadolu’nun manevi ve fiziki inşası, Türk-İslam sentezinin somut bir tezahürü olmuştur. Dil alanında Farsça etkisine karşı gösterilen tepkiler ve Karamanoğlu Mehmet Bey fermanı gibi girişimler, milli bilincin filizlenmesinde dönüm noktaları teşkil etmiştir. Sonuç itibarıyla Selçuklu mirasını devralan beylikler ve bu mirasın en görkemli devamı olan Osmanlı Devleti, kökleri Orta Asya ve Horasan’a uzanan devlet-millet bütünleşmesini, adalet ve nizam idealini asırlar boyunca daha da ileriye taşımıştır.

DİPNOTLAR

1 M. Fuad Köprülü, Anadolu’da İslamiyet, Alfa Tarih, 2017, s. 58.

2 İbrahim Kafesoğlu, Türk İslam Sentezi, Ötüken, 2025, s. 126.

3 İbrahim Kafesoğlu, a.g.e., s. 141.

4 Çığır Doğu Zorlu, Türk Devletleri Tarihi, Kamer Yay., 2017, s. 231.

5 Osman Turan, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkuresi Tarihi, Ötüken, 2003, s. 408.

6 Müneccimbaşı Ahmet, Câmiü’d-Düvel, Kabalcı Yayınları, 2017, s. 121.

7 Erol Güngör, Tarihte Türkler, YerSu Yayınları, 2019, s. 85.

8 Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken, 2017, s. 665.

9 Ali Güler, Kartalın Pençesinde, Halk Kitabevi, 2016, s. 142.

10 İsmail Hami Danişmend, Türklük Meseleleri, İstanbul Kitabevi, 1983, s. 200.

11 İbrahim Tellioğlu, Fethedilenlerin Gözüyle Anadolu’nun Fethi, Bilge Kültür Sanat, 2020, s. 64.

12 Halil İnalcık, Osmanlılar, Timaş, 2010, s. 54.

13 Yılmaz Öztuna, Kuruluş, Yakın Plan Yay., 2015, s. 19.

14 Erol Güngör, a.g.e., s. 94.

15 Mehmet Niyazi Özdemir, Türk Devlet Felsefesi, Ötüken Neş., 2015, s. 127.

16 Dündar Taşer, Mesele, Töre Devlet Yayınları, 1973, s. 32.

17 Mehmet Niyazi Özdemir, Türk Tarih Felsefesi, Ötüken, 2012, s. 159.

18 Mehmet Niyazi Özdemir, Medeniyetimizin Analizi ve Geleceği, Ötüken Neşriyat, 2013, s. 76.

19 Remzi Oğuz Arık, Coğrafyadan Vatana, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 1983, s. 32.

20 Nevzat Kösoğlu, Kültür Tarih Türk Tarihi, Ötüken Neş., 2012, s. 28.

21 Nevzat Kösoğlu, a.g.e., s. 156.

22 Nevzat Kösoğlu, Türk Milli Kültürü ve Osmanlı, Ötüken, 2009, s. 130.

23 Nevzat Kösoğlu, Türk Olmak ya da Olmamak, Ötüken, 2017, s. 122.

24 Osman Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi, Ötüken, 2017, s. 408.

25 Hasan Atik, “Kut, Töre, Devlet ve Akıl”, Çelebi Dergisi, Yıl 2, Sayı 5, Ağustos 2021, s. 81.

26 Haluk Nurbaki, Türkistan’dan Türkiye’ye Anadolu Mucizesi, Damla, 1996, s. 36.

27 Speros Vryonis Jr., Küçük Asya’da Ortaçağ Helenizminin Çöküşü ve 11. Yüzyıldan Başlayarak 15. Yüzyıla Kadar İslamlaşma, Kalkedon Yay., 2020, s. 334.

28 Osman Turan, Selçuklular ve İslamiyet, Nakışlar Yayınevi, 1980, s. 109.

29 V. Gordlevski, Anadolu Selçuklu Devleti, 1988, s. 341.

30 M. Halil Yinanç, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, s. 156.

31 Koray Özcan, “Ortaçağda Anadolu’nun İdari Coğrafyasına Bakış: Anadolu’da Selçuklu İdari Birimleri”, Coğrafi Bilimler Dergisi, 3/1, 2005, s. 73.

32 Osman Gümüşçü, İlker Yiğit, Sevil Yılmaz, Türkiye’nin Beş Bin Yılı, Yeditepe, 2013, s. 192.

33 William Langer – Robert Blake, Osmanlı Türklerinin Yükselişi ve Bunun Tarihi Arka Planı, Osmanlı Öncesi Anadolu’da Pastoral Yaşam, Post, 2021, s. 134.

34 Mehmet Ersan, Mustafa Alican, Osmanlı’dan Önce Onlar Vardı, Timaş, 2016, s. 255.

35 Adnan Karaismailoğlu, Selçuklu Gölgesinde Anadolu’nun Dirilişi, Akçağ, 2025, s. 7.

36 Adnan Karaismailoğlu, a.g.e., s. 45.

37 Mehmet Eröz, Milli Kültürümüz ve Meselelerimiz, Doğuş Yay., 1983, s. 146.

38 İbrahim Kafesoğlu, Selçuklular ve Selçuklu Tarihi Üzerine Araştırmalar, Ötüken, 2014, s. 118.

39 Mustafa Akdağ, Türkiye’nin İktisadi ve İçtimai Tarihi, Cilt 1, İstanbul, 1974, s. 207.

40 İbrahim Kafesoğlu, Türk Milliyetçiliğinin Meseleleri, Ötüken, 2013, s. 20.

41 Mehmet Eröz, Türk Kültürü Araştırmaları, Ötüken Yayınları, 1977.

42 Başak Burcu Eke, Kılıç Gibi Bir Boy, Tün Kitap, 2019, s. 94.

43 Mehmet Eröz, Doğu Anadolu’nun Türklüğü, Ötüken, 2015, s. 18.

44 Ş. Teoman Duralı, Omurgasızlaştırılmış Türklük, Dergâh Yay., 2021, s. 60.

45 Refik Turan, Türkiye Selçuklularında Hükümet, TTK, 2020, s.136

KAYNAKÇA

  1. Akdağ, Mustafa, Türkiye’nin İktisadi ve İçtimai Tarihi, Cilt 1, İstanbul, 1974.
  2. Arık, Remzi Oğuz, Coğrafyadan Vatana, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 1983.
  3. Atik, Hasan, “Kut, Töre, Devlet ve Akıl”, Çelebi Dergisi, Yıl 2, Sayı 5, Ağustos 2021.
  4. Danişmend, İsmail Hami, Türklük Meseleleri, İstanbul Kitabevi, 1983.
  5. Duralı, Ş. Teoman, Omurgasızlaştırılmış Türklük, Dergâh Yay., 2021.
  6. Eke, Başak Burcu, Kılıç Gibi Bir Boy, Tün Kitap, 2019.
  7. Ersan, Mehmet; Alican, Mustafa, Osmanlı’dan Önce Onlar Vardı, Timaş, 2016.
  8. Eröz, Mehmet, Doğu Anadolu’nun Türklüğü, Ötüken, 2015.
  9. Eröz, Mehmet, Milli Kültürümüz ve Meselelerimiz, Doğuş Yay., 1983.
  10. Eröz, Mehmet, Türk Kültürü Araştırmaları, Ötüken Yayınları, 1977.
  11. Gordlevski, V., Anadolu Selçuklu Devleti, 1988.
  12. Güler, Ali, Kartalın Pençesinde, Halk Kitabevi, 2016.
  13. Gümüşçü, Osman; Yiğit, İlker; Yılmaz, Sevil, Türkiye’nin Beş Bin Yılı, Yeditepe, 2013.
  14. Güngör, Erol, Tarihte Türkler, YerSu Yayınları, 2019.
  15. İnalcık, Halil, Osmanlılar, Timaş, 2010.
  16. Kafesoğlu, İbrahim, Selçuklular ve Selçuklu Tarihi Üzerine Araştırmalar, Ötüken, 2014.
  17. Kafesoğlu, İbrahim, Türk İslam Sentezi, Ötüken, 2025.
  18. Kafesoğlu, İbrahim, Türk Milliyetçiliğinin Meseleleri, Ötüken, 2013.
  19. Karaismailoğlu, Adnan, Selçuklu Gölgesinde Anadolu’nun Dirilişi, Akçağ, 2025.
  20. Köprülü, M. Fuad, Anadolu’da İslamiyet, Alfa Tarih, 2017.
  21. Kösoğlu, Nevzat, Kültür Tarih Türk Tarihi, Ötüken Neş., 2012.
  22. Kösoğlu, Nevzat, Türk Milli Kültürü ve Osmanlı, Ötüken, 2009.
  23. Kösoğlu, Nevzat, Türk Olmak ya da Olmamak, Ötüken, 2017.
  24. Langer, William; Blake, Robert, Osmanlı Türklerinin Yükselişi ve Bunun Tarihi Arka Planı, Osmanlı Öncesi Anadolu’da Pastoral Yaşam, Post, 2021.
  25. Müneccimbaşı Ahmet, Câmiü’d-Düvel, Kabalcı Yayınları, 2017.
  26. Nurbaki, Haluk, Türkistan’dan Türkiye’ye Anadolu Mucizesi, Damla, 1996.
  27. Özcan, Koray, “Ortaçağda Anadolu’nun İdari Coğrafyasına Bakış: Anadolu’da Selçuklu İdari Birimleri”, Coğrafi Bilimler Dergisi, 3/1, 2005.
  28. Özdemir, Mehmet Niyazi, Medeniyetimizin Analizi ve Geleceği, Ötüken Neşriyat, 2013.
  29. Özdemir, Mehmet Niyazi, Türk Devlet Felsefesi, Ötüken Neş., 2015.
  30. Özdemir, Mehmet Niyazi, Türk Tarih Felsefesi, Ötüken, 2012.
  31. Öztuna, Yılmaz, Kuruluş, Yakın Plan Yay., 2015.
  32. Taşer, Dündar, Mesele, Töre Devlet Yayınları, 1973.
  33. Tellioğlu, İbrahim, Fethedilenlerin Gözüyle Anadolu’nun Fethi, Bilge Kültür Sanat, 2020.
  34. Turan, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken, 2017.
  35. Turan, Osman, Selçuklular ve İslamiyet, Nakışlar Yayınevi, 1980.
  36. Turan, Osman, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkuresi Tarihi, Ötüken, 2003.
  37. Refik Turan,Türkiye Selçuklularında Hükümet,TTK,2020.
  38. Vryonis Jr., Speros, Küçük Asya’da Ortaçağ Helenizminin Çöküşü ve 11. Yüzyıldan Başlayarak 15. Yüzyıla Kadar İslamlaşma, Kalkedon Yay., 2020.
  39. Yinanç, M. Halil, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri.
  40. Zorlu, Çığır Doğu, Türk Devletleri Tarihi, Kamer Yay., 2017.

Yazar
Abdülkadir BAŞ

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen