Abdulkadir BAŞ[i]
Özet
Bu makale, Canik havalisinde Türk-İslâm hâkimiyetinin tarihi seyrini XI. yüzyıldan Osmanlı ilhak sürecine kadar incelemektedir. Burada Karadeniz’de Türk varlığının 1071 sonrasıyla sınırlandırılamayacağı tezi, Amazonlar, İskitler, Kimmerler, Çepniler ve bölgedeki yerel hanedanlar ekseninde ele alınmaktadır. Çalışmada Kubadoğulları, Taceddinoğulları, Hacıemiroğulları, Pervaneoğulları, Kutluşahlar, Taşanoğulları ve Bafra Beyliği gibi Canik sahasının siyasi aktörleri ele alınmakta; bölgenin Türkleşmesi, idari teşkilatlanması, Trabzon Komnenosları ile münasebetleri ve Osmanlı hâkimiyetine intikali değerlendirilmektedir.
Anahtar Kelimeler: Canik, Canik Beylikleri, Canik Havalisinde Türkler, Karadeniz’de Türk-İslâm hâkimiyeti, Amazonlar, Çepniler, Danişmendliler, Samsun, Ordu ,Trabzon, Kubadoğulları, Taceddinoğulları, Hacıemiroğulları, Trabzon Rum Devleti.
Abstract
This article examines the course of Turkish-Islamic dominance in the Canik region from the eleventh century to the period of Ottoman incorporation. The text argues that the Turkish presence in the Black Sea region cannot be confined to the post-1071 era and discusses this claim through the cases of the Amazons, Scythians, Cimmerians, Chepnis and local dynasties. It addresses the political roles of the Kubadoğulları, Taceddinoğulları, Hacıemiroğulları, Pervaneoğulları, Kutluşahlar, Taşanoğulları and the Bafra Beyliği, while also evaluating the Turkification of the region, its administrative organization, relations with the Trebizond Komnenoi and the process of Ottoman annexation.
Keywords: Canik, Black Sea, Turkish-Islamic dominance, Amazons, Chepnis, Danishmendids, Kubadogullari, Taceddinogullari, Haciemirogullari,Samsun,Ordu,Trabzon Trebizond Greek State.
Giriş
Bu çalışmada Canik havalisinin tarihi gelişimi, bölgedeki Türk varlığının kökeni, kavram tartışmaları, yerel beylikler ve Osmanlı idaresine geçiş dönemi ele alınmaktadır. Orta ve Doğu Karadeniz bölgesini kısaca tarihi adıyla Canik olarak ifade edersek , bu yazıda Canik Havalisinin ortak Türk İslam Tarihi ele alınmaktadır.
Anadolu Türk tarihi konusunu işlerken bahsettiğimiz, İslam öncesi Anadolu’daki Türk varlığının tarihi kaynakları incelendiğinde; Herodotos, Strabon, Hippokrates, Homeros gibi müelliflerin üzerinde durduğu ve ayrıntılı olarak bahsettikleri ortak bir husus vardı. Bahsi geçen bu müellifler ve takipçileri, Helen kültürünü yüceltmek amacıyla karşılarında konumlanan rakiplerini ötekileştirmiş; tabir yerinde ise “canavar” gibi tasvir ederek Helen kültürünü muarızlarından üstün göstermek için anlatılarını efsaneler ve çeşitli barbarlık hikâyeleriyle süslemişlerdir. Bütün kaynakların varlığında ittifak ettiği husus, bugünkü Canik – Orta Karadeniz bölgesinde yaşamış olan Amazonlardır.[1] Ülkemizde de bir kutuplaşmaya sebebiyet veren Amazonlar meselesinin aslı astarı araştırılmadan, bir kesim bu topluluğu yalnızca barbar kadınlardan müteşekkil bir kavim olarak addetmektedir. Konuyu araştırmayan diğer bir kesim ise Amazonları gerçekte savaştıkları düşmanları olan Helen-Grek toplumuyla özdeşleştirmekte ve Amazonlardan bahseden araştırmacıları Yunan hayranı olmakla itham etmektedir. Oysa araştırma yapıldığında, Karadeniz’in yerli ahalisi olan Amazonların Türk İskit kavminin bir boyu olduğu, Helen-Greklere karşı Anadolu’yu savundukları ve Troya Savaşı’nda on yıl boyunca Grek ittifakına karşı Anadolu ittifakı içinde mücadele ettikleri anlaşılmaktadır. İlk Çağ müelliflerinin Amazonlar konusunda zikrettiği, yorum katılmamış bilgilerden ve günümüzde yapılan araştırmalardan, İskit Türklerinin ve onları oluşturan boyların bilhassa Karadeniz bölgesindeki hatıralarına ulaşılabilmektedir.[2]
Tarihte Amazonların yoğun olarak bulundukları , merkezleri kabul edilen yer bugünkü Samsun’un Terme ilçesi ve çevresidir. Terme’nin güneyinde yer alan Canik Dağları üzerinde Yeşilce, Ambartepe, Garpu Kale, Salıpazarı ve Ünye çevresi ile Mesudiye Esatlı’da o devirlere ait yazıtlar ve maddi veriler tespit edilmiştir.
Terme’nin güneyi, Canik Dağları ve Yeşilırmak vadisiyle kuzey-güney istikametinde ayrılırken, güneyde Amasya şehri de dikkat çekmektedir. Amasya, Amazon ve Amisos kelimeleri aynı kökten gelen ve aynı bölgede yaşamış olan adlandırmalardır. Bunların birbirinden bağımsız ve alakasız olması düşünülemez. Bu bitişik ve aynı kökten gelen isimlendirme, Osmanlı Devleti’nin en son Küyudu Vakfiye İdaresi mümeyyizi, Vakıf Kayıtları İdaresi Müdürü Hüseyin Hüsameddin Yaşar’ın dokuz ciltlik Karadeniz Tarihine dair temel eseri olan Amasya Tarihi kitabında da ele alınmıştır. Müellif, Amasya şehrinin kurucusunun Amasis adlı bir Türk olduğunu ifade etmektedir[3]. Yaklaşık M.Ö 800’lü yıllarda, o devirde Karadeniz’in merkezi olan Amasya’nın o günkü adı Amaseia, kendine bağlı olan Samsun şehrinin adı Amisos, bugünkü Terme’de, Thermiskra ırmağı kenarında yaşayan halkın adı da Amazon’dur. Bu adlandırmalar tesadüf olmayacak derecede aynı kökten neşet etmektedir.
Kuzey Karadeniz’den, bugünkü Kırım ve Ukrayna bölgesinden Karadeniz’in güneyinde yer alan Canik bölgesine inen Kimmer, İskit, Sarmat ve Mesget Türkleri, milattan önce 2400’lerden itibaren bir daha gitmemek üzere bu topraklarda varlığını sürdürmüştür.[4]
Anadolu’da İslam öncesi Türk varlığının başlangıcı olarak milattan önce 2400’lerden itibaren Karadeniz bölgesi haricinde, Balkanlardan da Anadolu’ya Türk nüfusu taşınmıştır. Peçenek ve Uz Türklerinin Roma ordusunda themalarda ve sınır garnizonlarında vazifelendirildikleri bilinmektedir.
Hun ve Sabarların Anadolu’yu boydan boya kat etmesinin ardından, Emevi ve Abbasi ordularında sugûr birliklerinde de vazifeli Türkler, Roma ile İslam devleti arasında emniyeti sağlamak amacıyla yerleşmişlerdir. Tarsus, Elbistan ve Adana gibi şehirlerde, 10. yüzyılda Danişmendlilerle Karadeniz’de, sonrasında ise Selçuklu çağında Müslüman Türklerin vatan tutma destanı yazılmış ve 1243 Kösedağ bozgunu sonrası Moğol tahakkümü baş göstermiştir.
Moğolların baskısının arttığı dönemde Selçuklu Devleti’nin otoritesinin sarsılması ve itibarını yitirmesi ile Anadolu’da uclarda Tevaif-i Mülûk denilen bağımsız beylikler ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu çalışmamızda, Anadolu Türk Beylikleri içinde yer almasına rağmen, Türk Milli Eğitim müfredatında yer bulamayan Karadeniz beyliklerini inceleyerek tarihe karşı mesuliyetimizi yerine getirmek istiyoruz. Bunda belki Fulbright anlaşmasıyla şekillenen eğitim sistemimizin durumunu, bize ait değerlerin bizden neden gizlendiğini bir kez daha düşünme fırsatı buluruz. Acaba neden Karadeniz’in kadim Türk yurdu olduğu gözlerden uzak tutulmak istenmiştir. Merhum Necdet Sevinç’in üzerine basa basa yıllarca anlatmaya çalıştığı etnik ihanet ve Pontus hayalinin konuyla ilgisi var mıdır?[5]
Daha önceki yazılarımızda Bizans yerine Doğu Roma kelimesini kullanmamız gerektiğini, alıntı yaptığımız yerlerde mecburen yararlandığımız kaynakta geçtiği haliyle yer verdiğimiz için Bizans lafzını kullandığımızı, aynı şekilde Orta Asya tabirinin de konumlandırmayı yapanların baktığı yere göre bir fark arz ettiğini ve bizim Türkistan dememiz gerektiğini, Batı Anadolu’ya “Ege” demenin Agamennon hayali kuran Grek politikasına hizmet ettiğini, doğrusunun Adalar Denizi olduğunu geniş olarak yazmıştık. Sevinerek öğrendik ki devletimiz eğitim öğretim müfredatında bu konuda bir düzenlemeye gitme kararı almış; umarız okullarımızda verilen tarih öğretiminde hiç dile getirilmeyen Karadeniz beylikleri de hak ettiği yeri alır.
Bu beyliklerin neden ehemmiyetli olduğunu kısaca açıklamak gerekirse; tarih bir devamlılıktır. Selçuklu Devleti bir günde ortadan kaybolup yerine Osmanlı Devleti kurulmadığı gibi, Selçukluların hanedanı da birden yok olmamıştır. Aynı durum Cumhuriyetin ilanıyla Osmanlı hanedanının ortadan kalkmaması gibi geçerlidir. Dolayısıyla Canik havalisinde kurulan beyliklerin tebası bir anda ortadan kaybolmamış, en az Anadolu’da kurulmuş ve eğitim sistemimizde adı zikredilen diğer beylikler kadar ehemmiyetlidir. Hepsini tek tek ele alacağız; fakat beylikleri müstakilen incelemeden önce konuya daha geniş bir zaviyeden bakıp, birbirleriyle olan münasebetlerini anlamamız açısından Karadeniz Türk tarihinin başlangıcını kısaca gözden geçirmeliyiz. Her zaman ifade ettiğimiz gibi, Anadolu Türk tarihi 1071’de başlamaz. Rahmetli Servet Somuncuoğlu’nun tabiriyle 1071, bizim Anadolu’ya ilk gelişimiz değil, son yerleşişimizdir.
I. KARADENİZ’DE TÜRK TARİHİNİN KÖKENİ
Rustam Shukurov, Karadeniz tarihiyle ilgili yaptığı çalışmalarda daha önce pek dikkate alınmayan kilise defterlerinden istifade ederek, Karadeniz’de yaşayan gayrimüslim halk arasında kendi adı Hristiyan, baba adı Türk olan pek çok kişiye rastladığını belirtmektedir. Bunların, erken dönemlerde kuzeyden Anadolu’ya gelen Türkler olması gerektiğini ifade etmektedir.[6] Komnenoslar Samsun ve Sinop kalelerini zapt edememişlerdi. 1214’te Sinop’u ele geçirmek için saldıran Aleksios Komnenos, Selçuklu hükümdarı İzzeddin Keykavus’a esir düşmüş ve Selçuklu hâkimiyetini tanımak zorunda kalmıştı. Buna mukabil Aleksios Komnenos’un Samsun’un doğusunu idare etmesine izin verilmişti.[7] 1280’den sonra Trabzon Rumları Ordu bölgesini boşaltmaya başlamışlardır. Panaretos’un yazdığına göre XIV. yüzyılın başlarından itibaren Trabzon Rumlarının hâkimiyet alanı Giresun ve Trabzon ile sınırlı kalmıştır.[8] Ordu’daki Hacıemiroğulları Beyliği’nin on bin asker çıkardığı bir dönemde,[9] Trabzon’da altı bin kişinin yaşadığı bilinmektedir.[10]
Karadeniz bölgesi her daim bir kolonizasyon hedefi olmuştur. Kolonistler gelip Karadeniz çevresinin mahsullerini toplamış, depo etmiş, bir nevi korsanlık yapmış ve o malları alıp Akdeniz’e ve diğer ülkelere götürerek büyük kârlarla satmışlardır. Bu sebeple Karadeniz’deki kaleler 50, 100 ya da en kalabalık haliyle 200 kişi alacak büyüklükte küçük müdafaa noktalarıydı. Bunlar tahkimatlı birer kale olmaktan ziyade, kolonist ve korsan merkezleri hüviyetindeydi. Dışarıdan gelenlerin burada oturanlara ve diğer müdahillere karşı kendilerini emniyete aldıkları yerlerdi. Hatta buralarda aileler ikamet etmez, erkek nüfus olarak bizzat korsanların kendileri bulunurdu. Trabzon’un kale içi nüfusu 6 bin, Sinop’un ise 8-10 bin civarındaydı. [11] Trabzon kale içi haricinde, şehrin dışındaki kırsal alanda fethedilmemiş yer kalmamıştı. Hayvan sürüleri için gürbüz, geniş ve verimli yaylaklar mevcuttu ve Selçuklu döneminden itibaren yaylalar ile vadiler Türk hâkimiyetine girmişti.
Doğu Roma İmparatoru Justinianus zamanı (527-565), Karadeniz bölgesindeki halkların Hristiyanlık dininin ve kilisenin tesiriyle Rumca konuşmaya başladığı dönemdir. Aynı tarihlerde Doğu Roma İmparatorluğu’nun resmi dili de Latince’den Rumca’ya tahvil edilmiştir. Hâlbuki aynı tarihlerde komşu ülke olan Ermenistan’da konuşulan din dili Ermenicedir. Çünkü Ermenilerin yazılı bir dili mevcuttur ve İncil Ermeniceye tercüme edilmiştir. Bu durum, Ermenilerin milli şuurunu korumuştur. Doğu Karadeniz halklarının konuştuğu yerli bir yazı dili olsaydı, buralarda Rumca konuşulmasına lüzum kalmayacaktı. Dil ve din unsuru, Karadeniz bölgesinin eski İlk Çağ halklarının eriyerek Romalılaşmalarına sebebiyet vermiştir.[12] Doğu Karadeniz’de yaşayan bir kısım halka Rum denilmesi, bu insanların Yunan kökenli olduğunu değil, Roma İmparatorluğu vatandaşı yani Romalı olduğunu ifade eder. Yunan unsuru burada mevcut değildir. Trabzon Rum Devleti, 1204’teki Latin istilasından önceki son Doğu Roma imparatorunun torunları, yani Doğu Roma hanedan üyeleridir. Trabzon Komnenos Devleti, akrabaları olan Gürcü Kraliçesi Tamara’nın askeri ve siyasi desteği ile kurulmuştur.[13] Komnenos ordusunun temelini, Gürcistan’da bulunan gayrimüslim Türk asıllı Kıpçak / Kumanlar oluşturur. Komnenoslar zamanında Doğu Karadeniz tedricen Türkleşmeye başlamıştır. Müslüman olmayan Türkler devletin merkezine, Müslüman olanlar ise çevredeki dağ, vadi ve yaylalara yerleşmiştir. Bu sebeple Trabzon Rum Devleti, bir Yunan kültürü olmaktan uzaktır. Bu dönemde buralarda daha ziyade Türk ve Gürcü kültürü ağırlıktadır. Yunan kültürü sadece dil ve dinden öteye gidemez; bu da İstanbul’da bulunan Doğu Roma İmparatorluğu’nun Ortodoksluğu resmi mezhep olarak kabul etmesinden ve kilisedeki ibadetlerinde Yunancayı kullanmasından ileri gelmiştir. Bu dönemde Çepniler ve Akkoyunlular gibi Oğuz Türk boyları yörede etkin olmaya başlarlar ve bu durum yörenin yer adlarında da kendini gösterir. [14]
AMAZONLAR VE PONTUS KAVRAMI
Karadeniz bölgesiyle ilgili bugün yanlış bilinen kavramlardan ikisini bilhassa vurgulayarak, doğru olanı bir kez daha beyan etmek istiyorum. Önceki yazılarımızda da bahsettiğimiz üzere, tarihte yaşanan kavram kargaşaları, zamanla galat-ı meşhur halini alarak yanlışın çok tekrarlanması suretiyle sanki doğruymuş gibi kabul görmesine yol açmaktadır.
Bahsedeceğim tabirlerden biri Amazon kelimesi, diğeri ise Pontus kelimesidir. Son yıllara kadar ülkemizde belirli bir kesim Amazon’u Yunan tarihi olarak bilmekte, konu hakkında hiçbir ilmi çalışma okumadan, Amazon’u anlatanları Yunan hayranı, vatan haini ve din düşmanı olarak itham etmekteydi. Konuyla ilgili 2000 yıldır yazılan hiçbir kitabı açıp okumadan ahkam kesmek, kulaktan dolma uydurma bilgilerle durmak kolaylarına geliyor. Oysa yıllardır yazıyor ve anlatıyoruz. Amazonların, Orta Karadeniz kıyılarında kurulmuş Kapadokya Satraplığı ve onun devamında teşkil edilen Pontos Krallığı’nın Yunanlılarla hiçbir alakası bulunmamaktadır. Pontos’un kurucusu İranlı Mithridates sülalesidir. Bu devlet hem Yunanlılarla hem de Romalılarla savaşmış ve yine Romalılar tarafından tarih sahnesinden silinmiştir.[15] Yunanlıların en büyük düşmanı olan, Anadolu’yu Yunan istilasına karşı milattan önce 12-13. yüzyıldan itibaren savunan, daha sonra adına Alplar, Alperenler, Bacılar, Deliler denilecek olan Türk savaş birliklerinin İslamiyetten önceki adı Amazonlardır. Kimmer, İskit, Sarmat ve Mesget Türklerinin Karadeniz’in önce kuzeyinde, sonra güneyinde yaşamış, bu vatanın dağında, taşında, kayasında, kurganında izi olan öz be öz Türk boyudur.
Bugün Amasya ve Samsun şehirleri doğrudan Amazon kelimesinin kullanılmakta olan halidir. Amasya “A-mazia”, Samsun ise “A-mizion” kelimelerinin bugüne kadar intikal etmiş şeklidir. Ayrıca Amazonlarla ilgili tarihi kayıtlarda geçen yerlerin içinde bulunduğu Canik coğrafyasında Amasya, Samsun, Thermedon Ovası ve Thermiskra nehri, “Terme” olarak bugün Amazon Türklerinden hatıra kalan adıyla yaşatılmaktadır. Ülkemizin pek çok yerinde Amazon adını çağrıştıracak harabeler bulunmaktadır. Amazonlar, Yunanlıların en çetin düşmanıydı. Yunanlılar kendilerini kahraman göstermek amacıyla ve on yıl boyunca Anadolu’yu binlerce gemiyle işgal edip talan etmelerine Amazonlar karşı koyduğu için onları tabiri caizse ucube, insanüstü ve canavar şeklinde tasvir etmişlerdir.
Diğer yanlış bilinen konu ise Pontus meselesidir. Pontus kelimesinin de Yunanlılar, Helenler ve Greklerle bir alakası yoktur. Pontus, Karadeniz bölgesinde İranlılar tarafından kurulmuş, halkı Karadeniz’in yerlisi olan, sadece idarecileri İranlı Mithridates ailesi olan bir devlettir. Bulunan sikkelerde de bayraklarının Yunanlılarla bir alakası olmadığı açıkça müşahede edilir.[16] Pontus Devleti Amasya, ardından Sinop ve Samsun’u başkent yaparak Roma’ya karşı varlık mücadelesi vermiştir. 19. yüzyılda Türk devletini parçalamak için Batılılarca ısıtılıp ortaya bırakılan ve Yunanlılarla bir alakası olmayan Pontus Devleti, bin altı yüz yıl sonra tekrar gündeme getirilmiştir. 1204’te Trabzon’da kurulan Komnenos hanedanının Pontus ile hiçbir alakası yoktur; çünkü Pontus İran kökenli bir devlet iken Trabzon’da kurulan Komnenos Devleti, Doğu Roma’nın Latin istilasından önceki son imparatoru Komnenos’un torunlarıdır. Yani Trabzon Komnenosları, Roma’nın devamı olan Roma vatandaşlarının yaşadığı Rum Komnenos devletidir; İranlı Pontus ile bir bağı yoktur.

Rustam Shukurov’a göre 13. ve 15. yüzyılda Doğu Karadeniz’de yaşayan Türklerin büyük çoğunluğu Rumlarca asimile edilmiş, vaftiz edilerek Hristiyan isimleri almışlardır. Trabzon sarayı tarihçisi Panaretos’un kroniğinde, Trabzon sarayında Komnenos hanedanına mensup kişilerden bazılarının Türk kökenli ikinci isimleriyle kaydedildiği belirtilir. Kral II. Aleksios’un üç çocuğunun Türk anneden olduğu ve adlarının Anakutlu, Azakutlu ve Azbaş olduğu kayıtlıdır. Ayrıca Trabzon Kralı III. Manuel’in eşinin adı da Gülhan Hatun’dur.[17] Trabzon Rum Devleti’nde vazife almış iki ünlü isimden biri filozof ve diplomat George Amiroutzes’tir; bunun Mesudiye merkezli Hacıemiroğulları Beyliği ile yapılan savaşlarda esir düşmüş bir Türk beyzadesi olma ihtimali mevcuttur. Diğer isim de Trabzon Rum Krallığı’nın son başbakanı olan Altemur’dur. William Miller, Altemur’un, Danişmendli bakiyesinden Taceddinoğulları Beyliği’ni kuran Taceddin Bey’in 1379’da evlendiği Trabzon Kralı III. Aleksios’un kızı Eudokia’dan olma oğlu olduğunu söyler.[18]
Tarih sahnesinde Doğu Roma ve Trabzon Rum Devleti’ne karşı mücadeleleri ile tanınan ve Karadeniz bölgesinin Türk yurdu haline gelmesinde mühim rol oynayan Danişmendliler, Niksar’ın kuzeyini Karadeniz kıyılarına kadar fethedip Doğu Roma’ya karşı Canik seferleri yapmış ve Mesudiye kalesine kadar sınırlarını genişletmiştir. 1270’li yıllardan 1380’li yıllara kadar Doğu Karadeniz, Osmanlılardan iki asır önce diğer Canik Türk beyliklerinin, bilhassa Hacıemiroğulları Beyliği’nin mücadeleleri neticesinde fethedilmiştir. Danişmendlilerin Orta Karadeniz’deki mirasçıları olan Çepni Türkmenleri, bu yörede iki beylik kurmuştu. Canik’te yer alan bu beylikler Taceddinoğulları ve Hacıemiroğullarıdır.[19]
Karadeniz’de Yunan, Grek ve Helen nüfusu ve etkinliği hiçbir zaman baskın olmamıştır. Batı Anadolu’dan az sayıda kolonici, balıkçı ve tüccar Yunan aile Sinop’a gelerek tedrici bir koloni kurmakla yalnızca Kırım ve Trabzon ile karşılıklı ticaret yapmışlardır. Bu bölgede yaşayan halkın çoğunluğu Kimmer, İskit, Gaşka, Tibaren ve Khaldiler gibi Türk kökenli kavimlerdir. Bölgeyle ilgili yapılan Rum-Yunan benzetmesi, ibadet dilinin ve alfabenin Doğu Roma İmparatorluğu devrinde Ortodoksluğun devlet mezhebi olarak kabul edilmesi sebebiyle Grekçe olmasından kaynaklanmaktadır. Maçka’da bulunan Vazelon Manastırı kayıtlarında, Rumca konuşmalarına rağmen Türkçe Aslan, Şişman, Kuman, Timur vb. isimlerin geçmesi, yerli halkın Türk kökenli olduğuna işaret eder. Bölgede Milet kolonilerinin kurulmuş olması Karadeniz’i Rum yapmayacağı gibi, Ceneviz kalelerinin kurulması da İtalyan yapmaz.
1204’e kadar Trabzon haricinde Karadeniz sahillerinin Doğu Roma’ya tabi olduğu anlaşılıyor. Trabzon ise Gabras ailesi idaresinde özerk bir yönetimdi. Ancak bu durum, Danişmendli ve Selçuklu idaresi haricinde kalan Paflagonya bölgesi için söylenebilir. 1125’ten itibaren Türkler Karadeniz sahillerinde muhtelif şehirleri almışlardır. [20]1127’de Danişmend Emir Gazi, Yeşilırmak üzerinden Canik ve Kumanya (Doğu Karadeniz)’yi zapt etti[21]. Bugünkü Samsun ve dolaylarının en eski ahalisinin Gaşkalar olduğu bilinir. M.Ö 5000-2000 yılları arasında Hititlerin Orta Anadolu’ya yerleşmesi ve Karadeniz’e inmeleriyle Gaşkalar Hititlerin boyunduruğuna girmişlerdir. Milattan önce 1180’lerde Anadolu’ya giren Frigler, Hititleri ortadan kaldırmış, Karadeniz’de yaşayan Gaşkaları da haritadan silmişlerdir. Yunan balıkçıları bu yıllarda Terme Ovası’nda Amazon adlı İskit Türk boyunun yaşadığını efsaneleştirerek anlatıyordu.[22] Yani Yunanlılar Karadenize gittiklerinde, kendilerinden önce yaşayan Türklerin efsanelerini duymuşlardı. Buna benzer Argonotlar ve Altın Post Efsanesi de Milet şehrindeki Yunan balıkçılarını ve denizcilerini Türklerden yüzlerce yıl sonra bu fırtınalı sulara çekti.
İLHANLILARDAN SONRA KARADENİZİN DURUMU
İlhanlı Devleti hükümdarı Ebu Said Bahadır Han 1335’te varis bırakmadan öldüğünde, devlet yönetimi bölgesel hanedanların eline geçmişti. Bunu fırsat bilen Anadolu’daki beylikler bağımsızlıklarını ilan ettiler.[23] Selçuklu Devleti’nin yıkılmasıyla birlikte yörede Türk hâkimiyeti sona ermedi, aksine çok sayıda Türk beyliği kuruldu. Bu bölge Candaroğulları, Pervaneoğulları, Taceddinoğulları ve Eretna Devleti tarafından çeşitli sürelerle iki yüzyıla yakın idare edildi. Yıldırım Bayezid’in Kubadoğlu Cüneyt Bey’den Samsun’u almasıyla Orta Karadeniz bölgesi Osmanlı’nın eline geçti (1398). Bir süre sonra Fetret Devri’nde (1402-1413) Osmanlı taht kavgalarından istifade eden Kubadoğlu Cüneyt Bey, Samsun’u tekrar ele geçirdi. Taceddinoğullarından Hasan Bey, Kubadoğullarıyla çarpışarak kaybettiği toprakları, Çarşamba ve Niksar’ı geri aldı.[24] Bu arada Candaroğulları Ankara Savaşı’ndan sonra Timur’un hâkimiyetini tanıyınca Kastamonu ve Sinop’tan sonra Bafra ve Samsun’u da hâkimiyetine almaya kalkıştı. Bu sebeple Canik bölgesinde Yörgüç Paşa’nın tedip harekâtına kadar kargaşa eksik olmadı.
KADI BURHANETTİN
Kadı Burhaneddin, Eretna Devleti’nde Kayseri kadısı iken Karamanoğullarının Eretna Devleti’ne saldırması neticesinde, Eretna Beyi Ali Bey’in talebiyle vezirliğe yükselmiş, Ali Bey’in vefatından sonra küçük yaştaki oğluna naip olarak devletin tek yetkilisi olmuştur. Danişmendiye bölgesindeki beylerin bağımsız hareket etmelerini önlemek amacıyla merkeziyetçi bir politika izlemiş, kendisine karşı gelen beyleri etkisiz hale getirmiştir. Eretna Devleti’ne son vererek kendi adıyla anılan devletini kurmuştur[25]. Diğer taraftan Timur’un Bayezid’i mağlup etmesi ve önüne geleni kılıçtan geçirmesi neticesinde Kubadoğlu Cüneyt tekrar Samsun’u ele geçirdi. Fakat Kastamonu Emiri Kötürüm Bayezid’in oğlu Hızır Bey, Cüneyt Bey’i öldürdü. Bursa’da bulunan Çelebi Mehmed, Amasya Valisi Biçeroğlu Hamza Bey’i bu cinayeti aydınlatmakla vazifelendirdi. Fakat Hamza Bey Samsun’a gelince şehirde bulunan Ceneviz kalesine ve limanına saldırdı. Cenevizliler de Türklerin girdikleri mahalleleri ateşe verdiler ve her taraf yerle bir oldu; yangın bütün şehri kapladı. Sahile kadar her yer kapkara oldu; o günden sonra Samsun’un adı “Kara Samsun” olarak 20. yüzyılın ortalarına kadar anıldı.[26]
II. Canik Havalisinde Siyasi Dönüşüm ve Bölge Güçleri
12-14. yüzyıllarda Kelkit vadisinde yayılan Çepniler, Karadeniz kıyılarında yoğun faaliyetlerde bulunmuşlar ve Ordu-Mesudiye yöresinde Hacıemiroğulları / Bayramlu Beyliği’ni kurmuşlardır. 10.000’den fazla atlı askere malik olan bu beylik, Trabzon Rum Devleti’ne akınlar düzenleyerek sıkıntılı dönemler yaşatmıştır. Bu tarihlerde Rumlar sahillerde, Türkmenler ise dağlık iç kesimlerde hâkimdi.[27] Danişmendli devletinin Türkiye Selçuklularınca ilhakından sonra Karadeniz bölgesinde görülen ilk beylik Çobanoğulları Beyliği’dir (1227-1309). Beylik, Kastamonu’da uç beyi olarak bulunan, Oğuzların Kayı boyuna mensup Hüsameddin Çoban tarafından kurulmuştur. Bu beylik daha sonra yerini Candaroğullarına (1292-1461) bırakmıştır. Karadeniz bölgesinde hüküm süren bir başka beylik ise Pervaneoğullarıdır (1277-1322). Pervane Muineddin Süleyman’ın öldürülmesinden sonra oğlu Mehmed, Sinop’ta Pervaneoğulları adıyla bağımsız bir beylik kurmuştur. Bu beylik daha sonra Bafra ve çevresini ele geçirmiş, ayrıca Kırım sahillerine seferler düzenlemiş ve Karadeniz’de Cenevizlilerle savaşmış denizci bir beyliktir.
Karadeniz bölgesinde Türk yerleşiminin yoğunlaştığı dönemlerden biri, Danişmendlilerin Niksar – Mesudiye hattında Caniklere hâkim olmasıyla başlamıştır. Osman Turan da bilhassa Doğu Karadeniz bölgesindeki Çepnilerin kalabalık bir şekilde bulunduklarını kaydetmektedir. Bu bölgenin Samsun’dan itibaren sahili takip eden kısmının Çepniler tarafından Türkleştirildiğini, Canik bölgesine adını veren Hristiyan Can kavminin yok olduğunu, Türkmenlerin Giresun’a kadar ilerleyip küçük beylikler kurduğunu ifade etmektedir.[28] Danişmendliler Mesudiye’de sınır kalesi inşa ettikten sonra Karadeniz sahillerine doğru ilerlemiştir. Mesudiye Kalesi hareket merkezi olmak üzere, doğuya doğru Canik Dağlarının tepelerinden yürümüşler ve Gümüşhane’nin Torul ile Kürtün ilçelerine ulaşmışlardır. Müsait yerlerden, zirveden sahile inmeye çalışmışlardır.[29] Bunun en büyük ispatı, Giresun ile Trabzon arasındaki bölgenin sergilediği durumdur. Giresun’un doğusu, Danişmendliler döneminde Trabzon’un güneyine yerleşen ve ağırlıklı nüfusu teşkil eden Çepniler tarafından Türk topraklarına katılır. Onlar Kürtün’den hareket ederek Harşit vadisi yoluyla Karadeniz’e inmişler ve bu vadinin iki yanındaki güzel toprakları yurt edinmişlerdir.[30] Türkiye Selçukluları Moğol baskısı ile uğraşmakta iken, Sinop bölgesindeki Çepniler Doğu Karadeniz’e doğru harekete geçmişlerdir. Yüzyılın sonlarında buralar birer Türk yurdu haline gelmiştir.[31] Faruk Sümer’e göre bu dönemde bazı Türkmen grupları varlık gösteriyordu. Bunlar Malatya-Maraş bölgesinde Ağaçeriler, Sinop-Samsun bölgesinde Çepniler, Köyceğiz-Denizli-Uşak Türkmenleri ve Karamanoğlu Türkmenleridir.[32] Türklerin Karadeniz fetihleri sadece sahilden, Sinop’tan Trabzon’a doğru gerçekleşmemiştir. Kaynaklarda sıklıkla tekrar edilen Komnenosların Sinop baskınında yenilmeleri ve Selçuklu’yu metbu tanımaları haricinde, bundan daha önce başlayan Danişmendlilerin Kelkit – Yeşilırmak hattı boyunca Canikler ve Karadeniz Dağları üzerinde yaptıkları fetihler de çok kıymetlidir.[33]
Çepnilerin Karadeniz’de yoğun bir şekilde yaşadığına ispat, çevresindeki siyasi yapıların malik olduğu yazılı kaynaklardır. Trabzon Rum Devleti’nin saray tarihçisi Panaretos’a göre Çepnilerin kış aylarını geçirdiği bölge Harşit vadisidir. Faruk Sümer de Çepnilerin kışlaklarının Kürtün – Doğankent arasında yer aldığını söylemektedir[34]. Bayram Bey önderliğinde kurdukları Hacıemiroğulları Beyliği ile Terme’den Ordu ve Giresun’un dağlık kesimlerine kadar olan bölgeye hâkim olan Çepniler, Trabzon’un batı sınırına yerleşerek Komnenosları Giresun ve doğusunda hüküm sürmeye mecbur bırakmışlardır.[35] XIV. yüzyıla ait Grek kaynaklarına göre Komnenosların hâkimiyeti sadece kıyıdaki sahil şeridiyle sınırlı kalmıştı. Türklerin 1071’den sonra yerleşmeye başladığı Doğu Karadeniz ve Canik dağlarının güneyinde, yaklaşık 500 kilometreyi bulan kırlar ve yaylalar halen Türkmenlerin hâkimiyetindeydi.[36] Bu yaylalar Dede Korkut ve Danişmendname’de yer alan anlatıların geçtiği sahnelerdi. Bölgenin sosyo-ekonomik tarihi yapısı Karadeniz’in yakın dönem ziraat ve hayvancılık yaşamıyla tamamen uyumluydu.
TRABZON RUM DEVLETİ
Trabzon Komnenos Devleti’nin gerek sarayının serveti gerekse hanedanının uzun ömürlülüğü iki esasa dayanıyordu. Birincisi: Trabzon, Konstantinopolis’teki imparatorların yönettiği çok dilli ve çok dinli nüfustan çok daha fazla Romalı idi. Dili Yunanca olan imparatorluk gelenekleri üzerine inşa edilmişti. İkincisi ise Komnenosların Anadolu’nun Müslüman beyleriyle yakın münasebetiydi. Komnenoslar siyasi, askeri ya da ekonomik çıkarları olan beyliklerle hanedan evliliklerini yaygın bir usul olarak kullandılar. III. Aleksios (1349-1390) zamanında, Trabzon devletinin tüm Yakın Doğu’ya yayılmış bir siyasi evlilikler sistemi yürüyordu. Aleksios’un kız kardeşlerinden biri Akkoyunlu hükümdarı Kutlu Bey ile evliydi. Diğer bir kız kardeş başka bir Türkmen beyi olan Hacı Emir ile evlenmiş ve Aleksios’un kızı Hacı Emir’in oğlu Süleyman ile evlenmişti. Aleksios’un diğer kızlarından biri Erzurum emiri, öteki Limnia-Çarşamba emiri ile evlenmişti. Aynı prensen, Limnia emiri öldüğünde Doğu Roma İmparatoru V. Ioannis Paleologos’a verilmişti. Yine bir prenses Kutlu Bey’in oğlu Kara Yülük Osman Bey ile, bir diğeri Gürcü kralı IV. Bagrat ile evlenmişti. III. Aleksios bu evliliklerle iki Türkmen emirinin eniştesi, dördünün kayınpederi, ayrıca Doğu Roma İmparatoru ile Gürcü kralının da kayınpederi olmuştu.[37]
ORDU ADLI YERLEŞİMLER
Türkler başkentlerine “ordu” adını verirlerdi. Ordunun esas ve en eski manası “Hükümdar Çadırı” demekti. Başkomutanın, hatta küçük komutanların karargâh çadırları birer “ordu” idi.[38] Bugün Hacıemiroğulları Beyliği merkezi Eskipazar Ordu, Taceddinoğulları Çarşamba olduğu gibi; Fatsa Eski Ordu köyü ve Ünye Ordu köyü bu geleneği devam ettirmektedir.
1206’te Trabzon Komnenos Hükümdarı Aleksios Komnenos Samsun’a vardığında, Amisos surları önünde karargâhını kurarak Doğu Roma valisini kendisine tabi olmaya davet etmiş ancak reddedilmiştir. Şehrin sadece Roma tarafı değil, Müslüman kesimi de Komnenoslara karşı çıkmış; iki taraf Roma valisi Sabras etrafında birleşerek Trabzon Rumlarına karşı kenti birlikte müdafaa etmişlerdir.[39]
III. Pervaneoğulları ve Erken Beylik Tecrübesi
Selçuklu veziri Muineddin Süleyman Pervane, Kösedağ Savaşı sonrası devleti yıkılmaktan kurtardığı ve Trabzon Rum devletine karşı Sinop’u savunduğu için bu şehrin kendisine ikta olarak verilmesi hususunda Sultan IV. Kılıçarslan’ı zorlamış ve Süleyman Pervane kendisi Sinop’a gidemediği için oğlu İzzeddin Mehmed’i bırakmıştır. Süleyman Pervane Moğollar tarafından idam edilince, 1277’de oğlu İzzeddin Mehmed, Pervaneoğulları Beyliği’ni kurmuştur. Aileye ait, iç organları alınmadan mumyalanmış beş adet ve Moğol noyanlarından iki adet cenaze, bugün Amasya Müzesinde muhafaza edilmektedir.[40] İzzeddin Mehmed’in vefatından sonra yerine oğlu Mesut Bey geçmiş ve Bafra ile Samsun’u topraklarına katarak beyliğin sınırlarını genişletmiştir. Ancak Cenevizlilerin kurduğu tuzağa düşüp esir alınmış ve Kefe’ye götürülmüş, çok yüksek miktarda fidye ödeyerek kurtulabilmiştir.[41] Mesud Pervane’nin yerine oğlu Gazi Çelebi geçer. Büyük bir Türk denizcisi olan Gazi Çelebi, Cenevizlilere ve Rumlara karşı denizlerde mücadele etmiş,[42] Karadeniz kenarlarında Çerkes, Rus ve Kefe Frenkleriyle savaşmıştır. Gazi Çelebi’den sonra yerine tek evladı olarak kızı Fülane Hatun geçmiş ve Candaroğlu Süleyman Bey tarafından ortadan kaldırılarak beylik Candaroğullarına katılmıştır. [43] 1461 yılında Trabzon’un fethinden sonra ailenin büyük kısmı Trabzon ve çevresine yerleştirilmiştir.
Donanmaya ehemmiyet veren Gazi Çelebi, Trabzon Rum Devleti ile Cenevizlilere karşı ittifak yaparak Cenevizlileri bozguna uğrattı. 1313 yılında donanmasında sekiz kadırga bulunuyordu. 1319’da Trabzon Rum Devleti ile vuruşarak, Trabzon’u denizden kuşatıp şehirde yangınlar çıkardı. Venedik-Doğu Roma ittifakına karşı da Karadeniz’de üstünlük sağlayarak, Venedik donanma komutanı dahil pek çok adamını ele geçirdi. Kara savaşları ile uğraşmanın İlhanlıların düşmanlığını çekeceğini düşünerek, Karadeniz’de Rumlara ve Cenevizlilere karşı seferler düzenleyip onları sindirmişti.[44] 1258’e kadar Canik olarak adlandırılan Samsun, bu tarihte Moğolların Anadolu’yu iki kardeş arasında paylaştırmaları sonrasında “Sivas’tan Sinop’a ve Samsun sahiline kadar Danişmendiye vilayeti, Sultan Rükneddin yönetiminde kalacak” ifadesiyle, ilk kez Samsun olarak adlandırılır.[45] 1258’den sonra meydana gelen gelişmede, 1071’den itibaren Samsun ve çevresinde yoğun bir nüfusa sahip olduğu bilinen Oğuzların Çepni boyu,[46] Moğollar devrinde çevredeki Hıristiyanlarla mücadele edebilecek durumdaydı. Çepniler, 1277’de Sinop’a saldıran Komnenosları mağlup ettikten sonra[47], aynı yüzyılın sonlarına doğru Sinop ve Samsun’dan Harşit vadisine ilerleyerek buradaki Rumları daha doğuya çekilmek zorunda bırakmışlardır. Yörgüç Paşa’yı Samsun’daki beylikleri ortadan kaldırması için Amasya’ya vali olarak atayan Sultan II. Murad, böylece Canik bölgesini tek bir bayrak altında toplamayı tasarlamaktaydı. Yörgüç Paşa’nın bu amaçla saldırdığı ilk beylik Taceddinoğulları olmuştur. [48]
Pervaneoğullarının Sinop’ta yaptırdığı eserlerden Boyabat-Vezirköprü yolunda Yağıbasan köyü Alan mahallesinde bir türbe mevcuttur. Türbe kitabesinde Süleyman Bey oğlu Emir Hasan Bey tarafından yaptırıldığı yazar. Adı geçen Süleyman Bey, Pervaneoğullarının Sinop beyidir; kitabede Hasan Bey’in kardeşi Polat Bey ve Kutlu Şah Bey’in de adı geçer. İsfendiyaroğulları Sinop’u alınca, Pervane Süleyman Bey de Amasya’ya sığınmıştır. Kutluşah Bey’in de Pervaneoğlu Süleyman’ın oğlu olduğu anlaşılabilir. [49]
KARADENİZ ‘E AÇILAN KAPI MESUDİYE
Kelkit vadisine güney istikametinden (Reşadiye, Şebinkarahisar) gelerek 13. yüzyılda yerleşen Çepni ve diğer boylar ile Latin saldırısından kaçan Rumların, bölgenin daha çok sahil kesimini iskana açmaları aynı yüzyıla denk gelir.[50] Bölge coğrafyasının nüfus hareketlerine kuzey-güney istikametinde imkan tanımaması ve göçebe Türkmenlerin daha çok yaylak alanları tercih etmesi sebebiyle, ilk Türk yerleşiminin fetihlerle beraber güney istikametinden olduğu dikkate alınacak olursa, kırsal alanın sahil kesiminden çok daha önce Türk yerleşimine açıldığı anlaşılmıştır.[51] Oğuz boylarının Ordu yöresinde ilk yurt tuttukları bölge Mesudiye topraklarıdır. Bu yöreye çok yakın olan Şebinkarahisar, 1072’de Mengücek Gazi tarafından fethedilmiştir.[52] Mesudiye yöresine Türkmenler Danişmendliler döneminde yerleşmeye başlamıştır. Mesudiye Kale köyünde bulunan Milas Kalesi’nin 11. yüzyılda Danişmendliler zamanında yapıldığı; içindeki mescite ait minber ve diğer kalıntılarla Türk-İslam devri eseri olduğu, Ege Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nün 1985’te yaptığı çalışma ile tarihlendirilmiştir. 1178’de Danişmendli Beyliği, Türkiye Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan tarafından ilhak edilince, Mesudiye yöresindeki topraklar, zaten büyük göç dalgalarıyla uğraşmak zorunda olan Türkiye Selçuklu Devleti’nin göçebe Türkmenleri yönlendirdiği bir bölge haline geldi. 13. yüzyılın ilk yarısında, bilhassa Türkiye Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından sonra Moğol istilasına da uğrayan Anadolu, büyük bir kaos ortamı içine girmişti.[53] Göçebe Türkmenler, Türkmen beylerinin etrafında kümelenmeye çalışmıştı.
Mesudiye’de bulunan Müslüman Türklerin Karadeniz’e ilk açıldıkları kapı olan tarihi Milas Kalesi’nin yolları bugün köy halkı tarafından açılmakta, duvarları asırlardır yaşanan depremlere ve definecilere artık karşı koyamamaktadır. Kaleköy kabristanında Bayramlu_Hacıemiroğlu beylerine ait iki adet tarihi türbenin yıkılıp yok olduğu gibi, kale de günden güne erimektedir; ecdat yadigarı bu hatıralara devletimizin ilgili kuruluşları tarafından gereken hassasiyetin göstermesini bekliyoruz. Karadeniz’i geri dönmemek üzere Türk İslam yurdu yapan, ilk banimiz Danişmend Gazi’nin Komnenoslara karşı çıktığı Canik Seferinde şehit olduğu yaraları aldığı Aybastı Perşembe Yaylası ve menderesleri yakınında maden işletmesi açılmaya çalışılması tarih karşısında telafisi imkansız bir mahcubiyete sebep olmak üzeredir,bu tarihi ve kutsal topraklarımıza hançer gibi saplanan talan zihniyetine karşı ruhunda milli hassasiyet taşıyan milletimizi ve ilgilileri sağduyulu olmaya davet ediyoruz.
IV. Canik Havalisinin İdarî Yapısı ve Osmanlı’ya İntikal
Danişmendlilerin Orta Karadeniz bölgesindeki mirasçıları olan Çepni Türkleri, bu yörede iki beylik kurmuştur. Bunlardan biri Danişmendlilerin de merkezi olan Niksar’da kurulan Taceddinoğulları Beyliği, diğeri ise Danişmendlilerin sınır kalesinin bulunduğu Mesudiye (Milas) Kale köyünde teşkilatlanan Hacıemiroğullarıdır. [54]Bazı kaynaklarda Danişmendli Devleti’nde idareci sınıf Kınık boyuna dayandırılırken, Büyük Selçuklu Devleti tarafından Çepni boyunun da Danişmendlilerin idaresine verildiği yazar; bazı kaynaklar yöneticileri de Çepni olarak gösterir. Neticede Mehmet Fatsa’nın Bayramoğulları adlı çalışmasında verdiği Savcı Bey’in şeceresine göre Taceddinoğulları ve Hacıemiroğulları (Bayramlu Beyliği) Danişmend Gazi’ye dayanmaktadır.[55] Necati Demir de bu bilgiyi ilk ortaya koyanlardandır.[56]
Ordu ilinin tarihiyle ilgili Prof. Dr. Bahaeddin Yediyıldız, Ordu Kazası Sosyal Tarihi 1455-1613 adlı eserinde ve TDV İslâm Ansiklopedisi’ne yazdığı “Ordu” maddesindeki Ordu adını, Hacıemiroğulları Beyliğinden Türkiye Cumhuriyetine Ordu Tarihinden İzler adlı eserinde “Bölük-i Niyâbet-i Ordu be-ism-i Ulvi”[57] olarak tashih ve tasrih etmiştir.[58] 1455-1485 yılları arasında (Ordu ve Canik yöresindeki) nüfus azalışının sebepleri arasında ilk akla gelen, Fatih Sultan Mehmed’in 1461 Trabzon seferi ve fethidir. Bölge halkının bir kısmı, aslında 1431-1432’lerde başlamış olan doğuya göç hareketlerini daha da hızlandırarak yeni fethedilen Trabzon ve çevresine göçmüştür.[59] Türkiye’de yayınlanan ilk şehir tarihi kitaplarından olan Trabzon Tarihi adlı eserinde Şakir Şevket, Trabzon eyaletini incelerken Samsun’un Yıldırım Bayezid zamanında fethedilip sonra Tavaif-i Mülûk-ı İslâmiyye’den bazıları ve Amasya hükümetinde bulunan şehzadegan ile muahharan Canik beyleri tarafından idare olunduğunu söylemektedir. Bu ifadeyle, 1389’da Yıldırım Bayezid’in Müslüman Samsun’u Kubadoğulları Beyliği’nden aldığını ve bölgede ayrıca 1427’e kadar parça parça iktidar sürecek olan Canik beyliklerine işaret etmektedir.[60] Yörgüç Paşa, 1427’de mahalli Türkmen beylerini tenkil ederek topraklarını Osmanlı idaresi altına soktu.[61] 1427-1428’de Yörgüç Paşa, Canik vilayetini almak için bölgenin idarecisi olan Taceddinoğlu Alparslanoğlu Hasan Bey’in üzerine yürüdü. Hasan Bey teslim olunca Bursa’da iki sene ailesiyle birlikte alıkonulduktan sonra affedilerek Rumeli’nde, Gümülcine’de kendisine sancak verildi ve uzun süre Gümülcine’de yaşadı. Vefatından önce tekrar memleketi Çarşamba Ordu köyüne dönerek ömrünün geri kalanını burada geçirdi [62].
Bu Türkmen beylerinden Hacıemiroğulları (diğer adıyla Bayramlu Beyliği), 1461’e kadar fiilen varlığını muhafaza ederken, 1461’de Trabzon Seferi için Samsun’a kadar gelen Sultan II. Mehmed’i karşılayarak mihmandarlık yaptılar. Trabzon Rum devletinin denizlerde güçlü olduğunu bildiklerinden, Sultan II. Mehmed’e Trabzon’u denizden kuşatmasının riskli olacağını izah ederek, kara ordusuna binlerce süvari ile destek olup fetih harekatının karadan yapılmasını sağladılar.
Canik yöresinin Osmanlı tarihindeki en mühim rollerinden biri de Tersane-i Amire’nin bazı ihtiyaçlarının buradan karşılanmasıdır. Kereste tedariğinin yanında en mühim işlevi, buradan kendir üretiminin sağlanmasıdır. Canik sancağının Çarşamba, Terme ve Ünye havalisine tekabül eden kısmı, Osmanlı Tersane-i Amire’sinin ihtiyacının büyük bir kısmını karşılamaktadır. Burada bazı köyler “Kendir Hasılı” adı altında “ocaklık” usulüyle Tersane-i Amire hizmetine bağlanmışlardır[63].
Karadeniz bölgesinde nüfus artış oranlarında yaşanan ani değişimin sebebi, 16. yüzyılda siyasi, ekonomik ve dini sebeplerle yaşanan Osmanlı-Safevi mücadelesi sırasında Anadolu’dan İran’a, İran’dan Anadolu’ya Türkmen oymaklarının karşılıklı göçleridir. Anadolu’dan giden Türkmen oymakları Safevi devletinin kuruluşunda da etkili olmuş, İran’a göçen bazı aşiretler (Tekelü Aşireti) müteakip yüzyıllarda tekrar geri dönmüştür.[64] 1214 yılında Rize dahil Karadeniz bölgesinde yaşayan Çepniler, diğer Türk toplulukları ile birlikte bölgenin hâkimi durumunda idiler. 1280’li yıllarda Çepni Türkleri öyle büyük gruplar halinde Karadeniz bölgesine akın ederek yerleştiler ki, bu yoğun akınlar Rumları kalelere çekilip sığınmak zorunda bıraktı. 1404’te Karadeniz’den geçen ünlü İspanyol seyyah Clavijo, Hacıemir Bey’in 10.000 atlıya malik olduğunu yazar. Aynı yıllarda Trabzon Komnenos devletinin toplam nüfusu 6.000’dir.[65]
Şakir Şevket, Trabzon Tarihi adlı eserinde “II. Mehmed Han Trabzon havalisini ülkesine kattıktan sonra oradan 100.000 Çepni Türkü geldi, Trabzon havalisine yerleşti” demekle, 1461’de Trabzon’un fethinden sonra bölgenin Türkleşmesi için atılan ilk adıma atıf yapmaktadır.[66] Canik Beyleri bir sülalenin teşkil ettiği ve hudutları belirli bir beylik değildir; bilakis muhtelif sülaleler arasında taksime uğramış bir toprak parçasının tek bir ad ile anılmış beylikleridir[67].
1461 seferinde Sultan II. Mehmed’i karşılamak üzere ordusuyla Samsun’a giden ve bölgeden toplanan Türkmen süvarileriyle birlikte Sultan Mehmed’e mihmandarlık yapan Hacıemiroğulları Beyliği, fetihten sonra Trabzon’a yerleştirilen Türkmenlerin nereden ve ne kadar nüfusla nereye yerleştirileceğini de Osmanlı adına düzenlemiştir. Kayıtlarda Amasya, Samsun, Ladik, Çarşamba, Terme ve Bayramlu topraklarından Trabzon’a yerleştirilen haneler bilinmektedir. Bu konuda Karadeniz tarihi üzerine uzun yıllardır araştırmalar yapan Mustafa Durmuş , hangi ailelerin nerelere göç ettiği hususunda resmi kayıtlara dayalı çalışmalar yayınlamıştır.1461’den sonra Trabzon’un Müslüman Türk nüfusu bugünkü Samsun, Ordu ve Giresun havalisinden göçmüştür.[68] 1914 yılında başlayan Rus işgali ile yine Trabzon’dan yüzyıllar önce geldikleri ata toprakları olan Canik havalisine muhacerat başlamıştır. Bugün Ordu Perşembe’de bulunan Muhacir Mezarlığı ,göç sırasında yaşanan kaçış ve felakatte hayatını kaybeden insanlarımıza aittir. Kendisi de bir savaş muhaciri olan ve ailesiyle Trabzon’dan Samsuna göç eden Hasan İzzettin Dinamo “Savaş ve Açlar” adlı kitabı başta olmak üzere , bizzat yaşadığı çileleri romanlarında kaleme almıştır.Canik havalisi kültürü yüzlerce yıllık bir birikimdir, bugün Karadeniz şehirleri arasına rekabet ve hırsa dayalı olarak sokulmak istenen nifak tohumlarına karşı , Müslüman Türk Karadenizlilerin yüzyıllar önce aynı ailelere,aynı sülalelere dayandığını hatırlatmamız gerekiyor.Büyüklerimizin kullandığı “bir tavanın balığıyız” ifadesini yabana atmamalıyız.
V. Kubadoğulları -Selçuklu Ahfadı
İlhanlılar tarafından Anadolu’ya vali olarak gönderilen Emir Çoban’ın oğlu Timurtaş’ın Selçuklu ailesini imha ettiğini müverrihler söylemektedirler. Maamafih Fatih Sultan Mehmed zamanında Alaiye beyi olan Kılıçarslan Bey’in Selçuklular ahfadından olduğu da tarihçilerin ifadesinde olmakla, Selçuklu bakiyesinin daha uzun zaman idareyi hayata tatbik edebilmiş olduğu anlaşılıyor.[69] Bu şehzade ailelerinden biri de 1430’lara kadar varlığını sürdüren Kubadoğlu Beyliği’dir. Sultan II. Mesud’un ahfadı olan Kubadoğulları nesli, bugün halen Canik bölgesinde, Terme ve Korgan ilçeleri ile Osedya’da varlığını sürdürmektedir.
1318 civarında Altunbaş Bey Samsun, Kavak ve Ladik bölgesinde hükümranlık kurarak bağımsız hareket etmeye başlamıştır.[70]
Tevârih-i Âl-i Selçuk‘ta Yazıcızade Ali, Sultan II. Mesud’un oğlu Taceddin Altunbaş Gazi Çelebi’ye, Tatar Hanı (Moğol İlhanlı Hükümdarı Ebu Said Bahadır Han) tarafından Canik, Kastamonu, Sinop, İznik, Karesi ve Saruhan hudutlarının verildiğini ifade ediyor[71]. Kubadoğulları Emirliği, Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılışını takiben Samsun ve Kavak çevresinde kurulan bir Türkmen emirliğiydi. Bu sülale, Selçuklu soyundan II. Gıyaseddin Mesut’un oğlu Altunbaş’ın çocuklarıydı. Samsun’un hâkimiyeti konusunda Osmanlı Devleti ile sık sık karşı karşıya gelmişlerdi[72]. Kubadoğlu Ali Bey döneminde beylik, Amasya Valisi Hacı Şadgeldi ve halefi Emir Ahmed’e bağlı kalmıştır.[73] Bu dönemde Canik taraflarında müstakil olarak harekete geçen Taceddinoğulları üzerine Hacı Şadgeldi tarafından Kubadoğlu Ali Bey gönderildi. Başarılı bir sefer icra etmesi üzerine Samsun emareti ona verildi. Artık Kubadoğulları Samsun’un sahibi olmuştu.[74] 1422’de Kubadoğlu Cüneyt Bey’in oğlu Hüseyin Bey, en son Kubadoğlu Beyi olan Selçuklu şehzadesi olarak Samsun emirliği yapmıştır.
Yıldırım Bayezid, 1398’de Canik beyi Kubadoğlu Cüneyt’in üzerine gitti. Bunun merkezi olan Müslüman Samsun’u savaşmadan aldı. Cüneyt Bey Osmanlı hâkimiyetini tanımak şartıyla, elinde bulunan Ladik ve diğer kalelerle birleşmeye mecbur oldu. Samsun ve havalisi Bulgar kralının oğlu Kir Aleksi’ye verildi. Kâfir Samsun ise Cenevizlilerin elinde bulunuyordu. 1402’de Ankara Savaşı’ndan sonra Kubadoğlu Cüneyt Bey, Müslüman Samsun’u tekrar ele geçirdi.[75] Fakat bölge hâkimiyeti için sürekli karşı karşıya oldukları Taceddinoğlu Hasan Bey, Cüneyt Bey’i Terme’de yapılan savaşta öldürerek Samsun’u işgal etmişti. 1418’de Çelebi Mehmed, Taceddinoğlu Hasan Bey’den anlaşarak Müslüman Samsun’u aldı; Hasan Bey’e de Gümülcine tarafında bir sancak verildi.[76] Cenevizliler Kâfir Samsun’u teslim etmemek için şehri ateşe vererek gemilerle kaçtılar. Samsun’da günlerce sürecek bir yangın başladı. Sonraları bu yangının izleri sebebiyle, Cenevizlilerin elinde bulunan şehrin batı kısmına “Karasamsun” denildi.[77]
SELÇUKLU HANEDANINI CANLANDIRMA ÇABALARI
Amasya Hâkimi Hacı Kutluşah’ın Selçuklu Şehzadesi (Sultanı) Altunbaş Gazi Çelebi’nin kızıyla yaptığı evlilik, Eretna Beyi’nin Selçuklu Hanedanı’nı canlandırmaya yönelik çalışmalarındandır.[78] Hacı Kutluşah Konya’yı ele geçirdiğinde, kayınpederi Şehzade Gazi Altunbaş Çelebi’yi Amasya’da tahta çıkardığında rakiplerin muhalefetiyle karşılaştı. Bu şekilde İlhanlılara tabiliğe dair statükonun korunması adına Selçuklu Hanedanı’nı canlandırma siyaseti hayata geçirilmiş oluyordu. Altunbaş’ın tahta cülus ettiği sırada tanzim ettirdiği vakfiyenin altındaki imza, Ebussuûd Efendi’nin dedesi İmadüddin Ömer Çelebi’ye aittir.[79] Eretna Devleti’nde kadı iken bütün yetkileri kendinde toplayan, daha sonra da kendi devletini kuran Kadı Burhaneddin, Orta Anadolu ve çevresinde en güçlü devlet haline geldi. Kadı Burhaneddin kendisine muhalefet eden Kubadoğullarından Selçuklu Şehzadesi Kılıçarslan’ı ve bir diğer şehzade Keyhüsrev’i, düzenlediği bir sürek avında yüzlerce Selçuklu taraftarıyla birlikte öldürttü.[80] Kubadoğlu Alaeddin Ali Bey, son Selçuklu Sultanı II. Mesud’un birkaç defa tahta çıkarılan oğlu Altunbaş’ın oğlu Keykubad’ın oğlu olup, canlandırılan eski statükonun mühim bir unsuruydu. Selçukluların yeniden canlanmasına yönelik oldukça cılız bu harekatın sonunda Osmanlı hâkimiyeti Canik – Samsun havalisinde genişlemiş oldu[81]. Eski statükonun yeniden tesisinden bir fayda görmeyen ve soyları Büyük Selçuklu Devleti’nin teşkilatlanmasını sağlayan mühim ulema ve ümera ailesine dayanan bu ailelerin, Balkanlardaki fütuhatlarla kendilerini ispatlamış olan yeni hareketin ihtiyaç duyduğu enerji ve aklı sağladıklarında hiç şüphe yoktur.
II. Mesud’un oğlu Sultan Altunbaş ve çocuklarından Kılıçarslan nezdinde Selçukluların yeniden diriltilmeye çalışıldığı girişimler; Osmanlılarla akraba olan Baba İlyas, Selçukluların akrabası olan Kutluşahzadeler ve Müeyyedzadelerin önde gelen şahsiyetlerinin statükonun devamı ile yeni siyasi oluşum arasında belirgin bir seçim yapamamasından dolayı cılız kaldı.[82] 1402 Ankara Savaşı’ndan sonra Timur tarafından bütün beylere yerleri iade edildi. Canik bölgesine de Kubadoğlu Alaeddin Bey yerleştirildi. Mehmed Çelebi, Amasya halkının yardımlarıyla geçitleri tutarak lazım gelen tedbirleri aldı. Diğer taraftan Niksar Beyi Taceddinoğlu ile el birliği yaptı. Canik’e yerleşen Kubadoğlu’nu ortadan kaldırabilmek için Timur’dan yardım diledi. Timur bu dileği kabul ederek önce Devlet Şahı, bunu takiben Pîdanyal’ı ve Gözleroğlu’nu gönderdi. Mehmed Çelebi galip gelerek Kubadoğlu’nun üzerine yürüdü; Kubadoğlu Alaeddin Bey Taşanoğullarının eline düşerek katledildi. Taşanoğlu’nun başarısı ve sadakati üzerine Çelebi Mehmed, Canik valiliğini Taşanoğlu Ahmet Bey’e verdi.[83] Kubadoğlu Cüneyt Bey’in Çelebi Mehmed’e sadakat sözü vermesi üzerine Canik’te kalmasına rıza gösterildi. Çelebi Mehmed Canik’te işleri yoluna koyduktan sonra Bursa’ya hareket etti. Çelebi Mehmed kardeşlerini bertaraf ederek padişahlığını ilan etti. Bu sırada Canik’te Kubadoğlu Cüneyt Bey, Taşanoğlu Ahmet Bey’i ortadan kaldırarak Canik valiliğini eline aldı. Çelebi Mehmed, Amasya’da bulunan Biçeroğlu Hamza Bey’i 1417’de Canik üzerine sefere yolladı. Kubadoğlu Cüneyt Bey Terme’ye çekildi. Taceddinoğullarının da desteği ile Biçeroğlu Hamza Bey, Kubadoğlu Cüneyt Bey’i ortadan kaldırdı. Cüneyt Bey vefat ettiği yerde defnedildi, türbesi bugün Terme’de büyük bir ziyaretgâhtır.
Kubadoğlu Cüneyt beyin vefatından sonra ailesinin reisi Kubadoğlu Hüseyin bey olmuştur.Canik beylerinden Taceddinoğlu Hasan Bey bu savaştan sağ kurtulmuştur . Hasan Bey, aynı zamanda Kubadoğlu Cüneyt Bey’in de damadıdır.[84] Kubadoğulları ailesi bugün Samsun Havza’da Kamlık mahallesinde Canoğulları, Taşan ve Samsun Terme’de Kubadoğulları; Ordu Korgan’da Kubadoğlu, Kubat, Çaplı ,Ertengil, Uçar, Akpınar,Açar soyadlarıyla, Canik havalisinde Altunbaş, Melikoğlu, Beyoğlu, Sultan, Mütevelli, Çelebi soyadlarıyla yaşamaya devam etmektedir. Trabzon Rum Devleti tazyiki ile Kafkaslara çekilen ve bugün Osetya halkının üçte birini oluşturan aile Kubadoğullarıdır. Bunların bir kısmı Çerkes Sürgünü ile tekrar anavatanlarına dönebilmiştir.
VI. Taceddinoğulları
Anadolu üzerinde Moğol hâkimiyetinin kalkmasından sonra (1335), Taceddin Bey tarafından merkezi Niksar olmak üzere Karadeniz’in Canik bölgesinde kurulmuş bir beyliktir. Beylik, Doğanşah Bey tarafından temelleri atılmış, Moğol Valisi Alaeddin Eretna’ya bağlı olarak varlık göstermiş, Trabzon Komnenoslarına karşı Canik Dağlarında mücadele etmiştir.[85] Canikli diye anılan Taceddin Bey, merkezi Niksar olup sınırlarını bazen Kelkit, Amasya, Samsun, Ordu ve Giresun’ya kadar genişletmiştir. Taceddin Bey önceleri Amasya emiri Kutluşah Beyi Hacı Şadgeldi’ye bağlıydı. Karadeniz bölgesinde güçlü bir beylik olmaları, Trabzon Komnenoslarının Taceddinoğullarıyla ittifak yapmasına yol açtı. III. Aleksios kızı Eudokia’yı Taceddin Bey ile evlendirdi. Bu durum onun bölgenin güçlü emirlerinden biri olduğunu gösterir.[86] Taceddin Bey’in 1341’de Amasya’yı kuşattığında, Orta Anadolu’da hâkimiyet kuran Eretna Devleti ile karşı karşıya geldi. Eretna, Mısır Memlûk Sultanı Melik Nasır’ın desteğiyle Amasya’yı Taceddinoğulları işgalinden kurtararak kendi topraklarına kattı. Taceddinoğulları tekrar Niksar çekilerek Eretnalıların Amasya ve havalisindeki hâkimiyetini kabul etti.[87]
1348’de beyliğin başına geçen Tacettin bey, bir yandan Eretnalılarla mücadele ederken, bir yandan da Trabzon Rumlarına karşı faaliyetlerde bulunmuştur. Rum kaynakları onun denize ulaştığı yerden, Ünye’ye kadar ele geçirdiğini yazar. [88]
1379 senesinde Tacettin Bey, Yeşilırmak Havzasını Çarşamba’dan Ünye’ye kadar olan bölgeyi ele geçirdi. Doğu Karadeniz kıyısında hâlâ varlığını sürdürmeye çalışan Trabzon Rum devleti için tehdit oluşturmaya başladı.[89] 3. Aleksios, Trabzon Rum Kralı Türklerin baskısını azaltmak için kızı Eudokia ile Tacettin Beyi evlendirdi, böylece Türklerden gelecek zarardan emin olmak istedi. [90]
Orta Anadolu ve Karadeniz’de bulunan Türk beylikleri, Eretna Beyliği ayakta iken Eretna’yı metbu tanıyordu. Kadı Burhaneddin Eretna Devleti’ni ele geçirip kendi devletini kurunca, bölge beylikleri üzerinde tahakküm kurmaya başladı. Kadı Burhaneddin’e karşı Amasya’da bulunan Kutluşahlar ve Taceddinoğulları ittifakı içinde olmakla birlikte, Timur’a yenilip toparlanmaya çalışan Osmanlılar da Kadı Burhaneddin’e karşı kışkırtıyorlardı.[91] Timur istilasından sonra, Canik beylikleri de diğer beyler gibi eski topraklarına sahip oldular. Çelebi Mehmed iktidarını sağlamak için, Şadgeldiler zamanından beri Amasya Valisi olan Yörgüç Paşa’yı vazifesinde devam ettirerek Canik havalisinin idaresini eline aldı. Taceddinoğullarını ortadan kaldırmak için Alparslan Bey’in oğlu Hasan Bey’i ortadan almak istedi. Hasan Bey bunu anlayınca önce firar etti; toprakları Yörgüç Paşa oğlu Hızır Bey tarafından işgal edildi. İki yıl sonra Hasan Bey Yörgüç Paşa’dan af dileyerek II. Murad’dan bir sancak talep etti. Rumeli’de kendisine bir sancak verildi. Hasan Bey’in ahfadı o vakitten beri bu sancakta mühim bir mevki işgal eder.[92] Canik’in zaptı ile Yörgüç Paşa beylerbeyi olmuştur. Hasan Bey’e Rumeli’de Gümülcine veya Girdiman sancağının verildiği bildiriliyor[93]. Bir müddet sonra ailesiyle birlikte Çarşamba’ya dönmüş, bugünkü Ordu köyünde vefat etmiştir; türbesinin yanındaki hazirede Kubadoğlu Cüneyt Bey’in kızı olan hanımıyla birlikte meftundur.[94]
VII. Hacıemiroğulları – Bayramlu
Hacıemiroğulları Beyliği’nin kurucusu Gazi Bayram Bey olduğundan bazı kaynaklarda beyliğin adı Bayramoğulları Beyliği ve Vilayeti Bayramlu olarak da geçer.[95] Köken bakımından Danişmendlilere dayanmaktadır. Ordu’nun Mesudiye ilçesi,Kale Köyünde kurulmuştur. Trabzon Rum Devleti resmi tarihçisi Panaretos Kroniğinde, Hacıemiroğullarının 1297 yılına kadar Trabzon’a seferler yaptığı ve Trabzon’un iç kesimlerine yaklaştığı yer alır. Trabzon Rum Devleti ile sürekli mücadele içinde olmuşlardır. Mesudiye’den hareket ederek Doğu Karadeniz dağlarının zirvesinden doğup sahile doğru akan nehirler boyunca sefere çıkmışlardır. Harşit Irmağı, Melet Irmağı, Bolaman Irmağı ve Aksu Irmağı vadilerinden aşağı sık sık akınlar düzenleyerek ilerlemişler ve yurt tutmuşlardı. Orta ve Doğu Karadeniz bölgesinin fethi sırasında Canik Dağlarında büyük mücadeleler vererek Karadeniz’in fethini Osmanlıdan bir buçuk asır önce tamamlamışlardır.[96]
Anadolu’daki Moğol kuvvetlerinin Orta Anadolu’da baskıyı artırması, bu bölgeden Orta ve Doğu Karadeniz’e doğru, bilhassa Canik yaylaları ve sahillere ulaşan vadiler çoğunluğu Çepnilerden olmak üzere pek çok Türk boyunu kuzeye doğru harekete geçirmiştir. 1301-1427 tarihleri arasında Ordu, Giresun, Tokat’ın kuzeyi, Samsun’un doğusu ve Trabzon’un batısını kapsayan bir coğrafyada kurulmuş olan Hacıemiroğulları; kendilerinden önce Türk toprakları olan Tokat’ın kuzeyi ve Mesudiye ile kendilerinin Türk topraklarına kattıkları, Samsun’un doğusu, Ordu ve Giresun’un tamamı, Gümüşhane’nin kuzeyi, Trabzon’un batısında hüküm sürmüşlerdir.[97] 1402’de Timur’un Ankara savaşında Yıldırım Bayezid’i yenmesi üzerine, Anadolu beyliklerinin toprakları eski sahiplerine verilmişse de, Hacıemiroğulları beyliğinin bir kısmı Balkanlar’da, tımar alarak Balkanlara yerleşmiş, bir kolu Urfa vilayetine bağlı Yaylak Kazası, Mir Canik köyünü kurmuş, bir kısmı da Mesudiye,Canik havalisi, Arapgir ve Sivas dolaylarına yerleşmiştir. Bu beylik 1461’e kadar varlığını fiilen sürdürmüştür.[98] Trabzon’un fethiyle ,yeni feth edilen alanların Türkleştirilmesi için çok sayıda aile Trabzon ve civarına yerleştirilmiştir.Gürcü Kroniklerine göre 1298 tarihinden itibaren Trabzon Rum Devleti’nin sınırları Türk saldırıları altında kalmıştı.[99] 1347 senesinde Trabzon Rum Devleti sınırlarında veba salgını başlamış ve neredeyse Trabzon halkının tamamına bulaşmış durumdaydı; beş kişiden ancak biri kurtulabilmişti.[100] Hacıemiroğulları (Bayramlu) Devleti Emiri Bayram Bey 1347’de Ünye, Fatsa ve Niksar yolunu ele geçirdi ve bölgede mühim bir nüfusa sahip oldu. Bayram Bey artık Trabzon Rum devleti için ciddi bir tehditti.[101] 1348’de Bayram Bey; Erzincan Emiri Ahi Ayna Bey, Bayburt Emiri Rikabdar Mehmed Bey, Akkoyunlu Beyi Tur Ali Bey ve Sürme Türkmenlerinden Bozdoğan Bey ile Trabzon’u kuşatmaya aldılar. Şiddetli hava muhalefetine rağmen üç gün boyunca Trabzon’u kuşatan Türk ittifakı, kayıp sayısı artınca geri çekilmek zorunda kaldı.[102] Türk ittifakını dağıtmak ve kendilerini emniyete almak için Trabzon Rum Devleti Kralı III. Aleksios, Türk beyleriyle kız alıp vererek akrabalık kurmaya ve barış ortamında güç toplamaya çalışıyordu. 1352’de Rum prensesi Maria ile Akkoyunlu Tur Ali Bey’in oğlu Kutlu Bey evlendirildi.[103] Bir yıl sonra III. Aleksios’un Türk topraklarına saldırıp Yason’da 14 Türk’ü öldürmesi ve Türk obalarına saldırması üzerine, Hacı Emir İbrahim Bey intikam almak üzere Maçka’ya saldırdı. Çok sayıda esir ve hayvan alarak geri döndü.
Rum Tekfuru III. Aleksios, Hacı Emir İbrahim Bey ile barışmak ve kendine gelecek zarardan emin olmak için Rum hanedanından I. Basilikos’un kızı Theodora ile Hacı Emir İbrahim Bey’i evlendirdi.[104] Bu evlilikten Giresun fatihi Süleyman Bey doğdu; III. Aleksios, Süleyman Bey’in dayısıdır.[105] Hacıemiroğulları bir yandan Trabzon Devleti ile savaşırken, diğer yandan da batı komşusu Taceddinoğulları Beyliği ile mücadele etmekteydi. Saldırılar, Trabzon devletinin iki kardeş beyliği kışkırtmasıyla yapılmaktaydı.[106] Süleyman Bey zamanında 1380’li yıllarda Canik dağlarının zirvelerinin fethi tamamlanmış, Terme Irmağı’ndan Vakfıkebir’e kadar olan sahil kesiminde tam hâkimiyet sağlanarak başkent Mesudiye Kaleköy’den Ordu Eskipazar’a taşınmıştır. Buraya da karargâh ve devlet merkezi manasında “Ordu” denmiştir. Yaklaşık 100 kilometrelik bir hat üzerinde Danişmendliler soyundan gelen Taceddinoğulları ve Hacıemiroğulları toprakları üzerinde dört farklı “Ordu” köyü kurulmuştur. Çarşamba Ordu Köyü ve vilayet olan Ordu isimleri bugün halen kullanılmaktayken, Ünye ve Fatsa’daki ordu köyleri “Eski Ordu” adıyla anılmaktadır. Ünye ve Fatsa bağımsız beylik olmamasına rağmen Hacıemiroğullarına bağlı olması sebebiyle, hanedandan beyler tarafından yönetilen idari birimler oldukları için “emirin bulunduğu yer” manasında “Ordu” köyleri kurulmuştur. Taceddinoğulları – Hacıemiroğulları aynı dönemde yaşamış, aynı tarihe dayanan iki beylik olarak varlıklarını birbiriyle mücadele içinde geçirmişlerdir. Her iki beylik de köken olarak Danişmendlilere dayanmaktadır.[107] Taceddin Bey, Kadı Burhaneddin ile yaptığı mücadelelerden sonra topraklarını genişletemeyeceğini anlayınca, Hacıemiroğlu Beyliği’nde İbrahim Bey ile oğlu Süleyman Bey arasında yaşanan taht mücadelesinden istifade ederek, Süleyman Bey’in hâkimiyetinde olan Ünye ve Ordu havalisine yoğun akınlar yaptı. Taceddin Bey ile baş edemeyeceğini anlayan Süleyman Bey, Kadı Burhaneddin’den yardım istedi. Taceddin Bey, Kadı Burhaneddin’in arabuluculuğuna olumlu cevap verse de Hacıemiroğullarıyla Taceddinoğulları karşı karşıya geldi ve Taceddin Bey vefat etti. Böylece Taceddinoğlu başkenti Niksar Kadı Burhaneddin’in eline geçti. Reşadiye de Hacıemiroğlu Süleyman Bey’e verildi.[108] Hacıemiroğlu Süleyman Bey, kendi beyliğini güvence altına almak için Kadı Burhaneddin ile hısımlık kurmak amacıyla hanedanın kızlarından biriyle evlenmelerini teklif etti. Kadı Burhaneddin’in kabul etmesiyle, iki beylik arasında akrabalık bağı ve siyasi ittifak güçlenmiş oldu.[109] Bugünkü Ordu ili ve yöresi, Osmanlı devrinde “Bayramlu” ya da Canik-i Bayram kazasının sınırlarını kapsıyordu.[110] 1455 tarihli Ordu yöresi tahrir defterine göre, Ordu yöresi: bölük, niyabet, ve divan şeklinde askeri, adli ve mali mahiyet arz eden 17 ayrı mıntıkaya ayrılarak yönetilmiştir. Bu idari üniteler içinde 344 Müslüman Türk köyü ve bu köylerde 170 ilmiye, 125’de sufiye zümresi mensubu olarak gösterilmiştir.[111]
VIII. Kutluşahlar – Şadgeldiler
Kutluşahlar ya da Şadgeldiler, 1340 yılında Amasya’da kurulmuş bir Anadolu Türkmen beyliğidir. Ahmet Bey, Amasya’yı Osmanlı Devleti adına 12 yıl vali olarak yönetmiştir. 1393’te beylik Osmanlı Devleti’ne katılmıştır[112]. Beyliğin kurucusu Hacı Kutluşah Bey; Son Selçuklu Sultanı II. Mesud’un oğlu Şehzade Gazi Taceddin Altunbaş’ın kölesi ve manevi oğludur. Taceddin Altunbaş Samsun ve güneyinde hâkimiyet sağlarken, beylerinden Taşan bey Merzifon çevresinde, manevi oğlu Hacı Kutluşah da Amasya’da kendi beyliklerini kurmuştur.[113] 1335’te İlhanlı Devleti’nin çökmesiyle Anadolu’da ortaya çıkan Tevaif-i Mülûk’lerden biri, İlhanlıların Anadolu Valisi Emir Eretna tarafından Sivas merkezli kurulan Eretna Beyliği idi. Orta Anadolu ve Karadeniz’deki mahalli beylikler, Eretna Beyliği’nin vasalı olarak tanınıyordu. Eretna Devleti’nin veziri olan Kadı Burhaneddin 1381’de Alaeddin Eretna’nın vefatından sonra beyliği ele geçirerek kendi adıyla anılan Kadı Burhaneddin Devleti’ni kurdu. 1402’de Ankara Savaşı ile mahalli beylikler eski topraklarına kavuştular. Kadı Burhaneddin Orta Anadolu ve Karadeniz’i kendi egemenliği altına almak istedi. Taceddinoğulları ve Amasya Beyi Kutluşahoğlu Ahmet Bey, Kadı Burhaneddin’e karşı ayrı ayrı mücadele ettiler. 1381’de Hacı Şadgeldi, Kadı Burhaneddin tarafından öldürüldü.
1393’e kadar oğlu Ahmet Bey, Amasya‘yı Osmanlı adına yönetti. 1393’te Yıldırım Bayezid tarafından Amasya Osmanlı devletine katılarak, Kutluşah Beyliği sona erdirildi. Kadı Burhanettin’in Amasya’ya saldırısını önlemeye çalışan Hacı Şadgeldi’ye padişah ünvanı verilmekteydi. Kadı Burhanettin‘in şımarıklığı cezasız kalmamış, Yıldırım Bayezid Kadı’yı takip etmiş ve bu şekilde Amasya ve civarı Osmanlı Türklerinin eline geçmiştir.[114]
IX. Taşanoğulları
Taşanoğulları Beyliği 1350 yılında kurulmuş, 1398 yılında yıkılmıştır. Samsun ve Amasya’nın Merzifon ilçesi civarında kurulan bu beylik Vezirköprü, Havza ve Merzifon’u elinde tutmuştur[115]. Selçuklu şehzadesi ve Amasya hükümdarı olarak Ebu Said Bahadır Han tarafından atanan, Gazi Çelebi Altunbaş’ın veziri olan Taşan Bey tarafından kurulmuştur.
Sultan Altunbaş’ın vefatından sonra Vezirköprü, Havza ve Merzifon havalisinde müstakilen hükümet icrasına başlayan Taşan Bey, iki kardeşiyle birlikte beyliğini yaşatmıştır.[116] Yıldırım Bayezid zamanından itibaren Osmanlı’ya bağlı siyaset izlemişler, Çelebi Mehmed’e itaat etmişlerdi. Osmanlı adına Canik beylikleriyle Samsun hâkimiyeti için sürekli mücadele etmişlerdi. Yörgüç Paşa’nın Canik beyliklerini itaat altına alması üzerine, aldıkları tımarlar mukabilinde topraklarını Osmanlı’ya terk ettiler.
Timur’un 1402’de Anadolu seferinde, Kadı Burhaneddin üzerine birlik gönderdiğinde, Kadı Burhaneddin’e karşı olan beyliklerin gücü arasında Taşanoğulları bin asker çıkarabilecek durumda sayılmıştır.[117] 1430’da Taşanoğulları Beyliği’nin ortadan kaldırılması ile Samsun başta olmak üzere, beyliğin tüm toprakları tamamen Osmanlı Devleti’nin kontrolü altına girmiştir.[118]Taşanoğullarının bakiyesi Çelebi Mehmed tarafından Giresun’ya yerleştirilmiştir.[119] Havza ve Vezirköprü’de de bu sülaleden yaşayanlar mevcuttur.
X. Bafra Beyliği
1071 yılındaki Malazgirt zaferinden sonra Samsun ve çevresinin Türklerin eline geçmesi ile Bafra’nın da Türk hâkimiyetine girdiği düşünülmektedir.[120] Bafra’yı fetheden Türk emiri Danişmendli Yağıbasan’dır. Yağıbasan, Doğu Roma’nın yaşadığı sıkıntılardan yararlanarak, 1151-1155 arasında Bafra’yı Ünye ile birlikte fethetmiştir.[121] Danişmendlilerden sonra, Anadolu Selçukluları Sultanı I. İzzeddin Keykavus idaresinde olan Bafra’ya yoğun Çepni Türkleri yerleşmiştir.[122] “Bafra Beyi Emirza Bey Türbesi’nin” kitabesinde yer alan şecere bilgilerine dayanarak; Emir Ali Bey oğlu, Hüseyin Bey oğlu Emirza Bey’den sonra Mehmed, Gazi ve Seyyid beyler beyliğin yönetiminde bulunmuşlardır. [123] Dönem kaynakları ve şecereye dayanarak Bafra Beyliği’nin Pervaneoğullarının bir kolu olabileceği değerlendirilmiştir. Yörede, beyliğin Selçuklulara dayandığına dair anlatılanlar da bu bilgiyi desteklemektedir.[124]
Bafra Beyliği Canik beyliklerinden biridir. 1243’te başlayan Moğol istilaları, Selçuklu devletinin yıkılmasına ve Türk beyliklerinin kurulmasına sebep olmuştur. Bafra Beyliği de Canik bölgesinde kurulan küçük beyliklerdendir. Bölgedeki diğer beyliklerle ittifak yaparak ya da onlara bağlanarak varlıklarını devam ettirmişlerdir[125]. İzlediği denge politikası ile hâkimiyet alanına müdahale eden Kadı Burhaneddin tehdidine karşı Osmanlılarla münasebetini belirli bir düzeyde tutarak varlığını devam ettirmeye çalışmıştır. İlhanlı hâkimiyeti sonrasında Bafra özelinde, Canik bölgesinin Türkleşmesinde mühim rol oynamıştır. XIV. yüzyılda 1000 kişilik askeri güç ve yaklaşık 5000 kişilik nüfusu ile Çepnilerin çoğunlukta olduğu Türk nüfusun bölgeye yerleşmesi için gerekli altyapıyı hazırlamıştır.[126]
Bafra beyleri, Taşanoğullarıyla birlikte hareket etmiştir. 13. ve 14. asırlarda mühim Anadolu pazarları arasında bir iskele, Ceneviz gemilerinin mal mübadele ettikleri bir yer olarak bilinir.[127] Bafra 1277’de Vezir Muineddin Süleyman Pervane’nin oğlu Mesud’un hâkimiyetindeydi. Neslinden Mirza Bey ve diğerleri 1411’e kadar fiilen Bafra’ya hâkim oldular. Ardından kısa bir dönem Candaroğlu hâkimiyeti sağlanmış ve 1420’lerde Osmanlıya bağlanmıştır. Timur’un Anadolu Seferinde, Kadı Burhaneddin’e karşı olan beyliklerin çıkaracağı askerler arasında Bafra Beyliği bin asker olarak geçmiştir.[128]
Sonuç
Osmanlı Sultanı II. Murad tahta geçtikten sonra Amasya Beylerbeyi olarak atadığı Lala Yörgüç Paşayı 1427’de Canik havalisinin ilhakı için görevlendirmiştir. Taşanoğulları yönetimindeki Havza, Vezirköprü Osmanlı egemenliğine girmiştir. Bu sonuçla Müslüman Samsun ve Canik havalisi elde edilmiş ve bölgede Osmanlı hâkimiyeti sağlanmıştır. Çarşamba, Terme ve Niksar hâkimi Taceddinoğulları, Hatipli (Ordu vilayeti) ve Giresun hakimi Hacıemiroğlu Süleyman Bey ve Taşanoğulları hep Osmanlı hakimiyetini kabul etmiş, bu münasebetle Osmanlı hududu Trabzon devleti hududuyla birleşmiştir.[129]
Karadenizin Türk İslam hâkimiyetine girmesinin merkezi olan Canik havalisi, XI. yüzyıldan itibaren yalnızca askerî fetihlerin değil, daha uzun bir yerleşme, siyasî devamlılık ve bölge hanedanlaşmasının da sahası olarak görünmektedir. Bölgede Kubadoğulları, Taceddinoğulları, Hacıemiroğulları, Taşanoğulları, Pervaneoğulları ve Bafra Beyliği gibi yerel siyasî oluşumlar, Selçuklu ve Danişmendli mirasını farklı biçimlerde sürdürmüş; Osmanlı hâkimiyetinin tesisine kadar Karadeniz hinterlandında belirleyici roller üstlenmiştir.
Orta ve Doğu Karadeniz’in XI. yüzyıldan itibaren Türk İslam yurdu olmasını sağlayan, Canik Beylikleri olarak bilinen bu yerel hanedanlar ve tebaası bugünkü Karadenizli Müslüman Türk ailelerinin atalarıdır; bilhassa 1455 tarihli Tahrir Defteri ile başta Canik Havalisinde yaşayan Türk aileleri isim isim bilinmektedir.
Buraya kadar anlatmaya çalıştığımız Canik beyliklerini kısaca özetleyecek olursak şunları ifade edebiliriz:
Kubadoğulları, son meşru Selçuklu Hükümdarı Sultan II. Mesud’un oğlu Taceddin Altunbaş tarafından kurulmuştur. Altunbaş’ın kabri Havza’dadır. Sultan II. Mesud’un kabri Vezirköprü Tatarkale (Kaleköy) köyündedir. Sultan II. Mesud’un torunu Cüneyt Bey’in kabri Terme’dedir. Beyliğe Kubadoğulları denmesinin sebebi, Moğol idaresi döneminde Selçuklu şehzadeleri tarafından kurulmaları ve büyük Sultan Alaeddin Keykubad’a izafen, Tacettin Altunbaş’ın ortanca oğluna,büyük dedesi Sultan Alaaddin Keykubat’ın adının vermesi sebebiyle, bu adla anılmış olmalarıdır. Kubadoğlu ailesinin torunları Korgan dışında bugün Terme’de de yaşamaktadır. Ailenin bir kolu Kafkasya’da Osetya’ya göç etmiştir.
Niksar merkezli kurulan ve daha sonra merkezi Çarşamba Ordu köyüne taşıyan Taceddinoğullarının banisi Emir Doğanşah’tır; bugün Çarşamba’da Taceddinoğlu Kalesi ve Ahşap Camisi , Yeşilırmak kenarında yüzyıllara meydan okumaktadır.
Taşanoğulları kurucusu Taşan Bey, Taceddin Altunbaş’ın atabeyi idi; Altunbaş’ın vefatından sonra Vezirköprü, Havza ve Merzifon’a hâkim oldu. Sinop’ta kurulan Pervaneoğulları Selçuklu devletinin vezir ailesi olması yanında, akrabalığı da bulunan bir hanedandır, Bafra Beyliğinin de Pervaneoğullarının bir kolu olduğunu düşündüren araştırmalar vardır. Bafra, 1277’de Vezir Süleyman Pervane’nin oğlu Mesud’un hâkimiyetindeydi; neslinden Mirza Bey ve diğerleri 1420’ye kadar Bafra’ya hâkim oldular.
Canik Beylikleri içinde en güçlüsü ve hâkimiyeti uzun süren, Mesudiye merkezli kurulan Bayramlu-Hacıemiroğulları Beyliği’dir. Danişmendli Devleti’nin bakiyesi olarak 1270’lerde Kuşdoğan Bey’in gazalarıyla adını duyuran beylik, Bayram Bey zamanında sahile inerek doğu-batı yönünde fetih hareketlerine başlamıştır.
Bayramlu Beyliği, Osmanlı Devleti’nin Trabzon’u fethinden bir asır önce Trabzon Kale içi olan Ortahisar dışında Komnenosları çevirmeye almış; Kelkit, Yeşilırmak ve Harşit vadileri bir daha el değiştirmemek üzere 1300’lerden itibaren Türk egemenliğine girmiştir. 1428’de Yörgüç Paşa’nın Canik Seferine kadar Canik beylikleri gücünü korumuş, bu tarihten sonra beylikler Osmanlı egemenliğini kabul etmiştir. Bayramlu hanedanı, Osmanlı egemenliğini kabul etmekle birlikte 1461’e kadar bölgede idareye devam etmiştir.
15 Ağustos 1461’de Trabzon’un fethine kadar Bayramlu Beyliği idarecileri bölgede Osmanlı’ya bağlı olarak iktidarlarını sürdürmüştür. Osmanlıdan önce Trabzon’u fethetmek için hem güney vadilerinden hem kuzey sahilinden Trabzon’u kuşatan Bayramlu Beyliği, Osmanlı öncesi Vakfıkebir’e kadar hâkimiyet kurmuş, Komnenoslar Bayramlu’ya karşı şehri korumak için Akçakale tahkimatını güçlendirmiştir. Fatih Sultan Mehmed, Trabzon seferinde ordusuna Bayramlu Beyliği’nden 10.000 üzerinde sipahi desteği almış; bölgeyi bilen ve daha önce defalarca kuşatan Canik Türklerinin desteği ile Doğu Roma’nın son kalesini ele geçirmiştir.
XV. YÜZYIL SONRASI
II. Bayezid’in Rum vilayetinin (Anadolu) merkezi olan Amasya’da vali bulunduğu sırada bazı kayıtlardan Trabzon sancağının Amasya’ya bağlı olduğu hükmü çıkarılmaktadır. II. Bayezid’in Amasya’da vali bulunduğu sırada Çepni Beyi olanlarına ve bu beylerin hizmetkârlarına timar verdiği görülmektedir. Muhtemelen Trabzon sancağı 1461’de fethinden 1514 yılının sonbaharına kadar Rum eyaletine bağlı idi.[130]
1515 tarihli Trabzon sancağı dirlik sahipleri içinde “Bayramlu Sipahisi” olarak gösterilenler, Bayramlu – Hacıemiroğlu Beyliği’nin Osmanlı’ya intikalinden sonra da varlıklarını devam ettirdiğini gösterir, yine 1486 tarihli Trabzon Sancağı tahririnde, dirlik sahipleri arasında Çepni Beyleri Hizmetçisi adıyla bir sınıf bulunması da Bayramlu ve Taceddinlü beylerine işaret etmektedir.[131]
Hacıemiroğulları kurulduğu coğrafyanın siyasi mirası itibarıyla diğer Canik beyliklerinden ayrılır. Kubadoğulları, Taşanoğulları ve Bafra beyleri, Selçukluların mirasçısı olarak bulundukları bölgedeki Türk hâkimiyetini sürdürmüşlerdi. Taceddin Altunbaş’ın, Taşan Bey’in ve Bafra Beyi Mesud’un Selçuklular ile fiili bağları bilinmektedir. Bu bağ sahibi kişilerden birincisi Taceddin Altunbaş Selçuklu şehzadesidir. İkincisi olan Taşan Bey, bu şehzadenin atabeyidir. Üçüncüsü olan Bafra Beyi Mesud da Selçuklulara vezirlik yapmış Pervane ailesinin bir ferdidir. Onlar bu geçmişlerine dayanarak kendilerini bölgede Türk hâkimiyetini devam ettirecek varisler olarak görmüşler ve böylece bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Taceddinoğulları ise Danişmentlilerin siyasi mirası üzerinde yükselen bir beyliktir. Hem başkentleri hem de hâkimiyet alanlarının büyük bir kısmı Danişmendli Beyliği’nin ortaya çıktığı sahadadır. Hacıemiroğulları Beyliği ise esas itibarıyla Trabzon Rumlarının hâkim olduğu bir coğrafyada ortaya çıkmıştır. Onların ele geçirdiği yerler, Anadolu’nun fethi döneminden itibaren büyük ölçüde Rumların denetiminde bulunan yerlerdi.
Canik bölgesinde Şark meselesi ya da Pontus meselesi gibi adlarla düzmece tarih yazmaya çalışanlara cevap verebilmemiz için, bu toprakların Müslüman Türklerden önce de gayrimüslim Türklerin elinde olduğunu Mesudiye Esatlı, Terme Ambartepe, Salıpazarı Yeşilce ve daha birçok Canik yerleşiminde bulunan binlerce yıllık Türk yazıtlarıyla ispat edebilmeliyiz. Amazonların Yunan masalı değil, nasıl ki Tomris Hatun okçu kadın birlikleri ile Darius’u kuşatmışsa, Bacıyan-ı Rum ile Selçuklu ve Osmanlı devrinde Doğu Roma’ya karşı koyan analarımız varsa, İslam Öncesi Türk Tarihinde de Hun,İskit, Kimmer, Saka, Mesget ve daha birçok Türk topluluğunda var olan yiğit bacılar olduğunu önce bizim bilmemiz gerekir.
Dipnotlar
- Abdulkadir Baş, “Efsaneden Gerçeğe Terme”, Bilgi Pınarı Dergisi, Yıl: 3, Sayı: 11, Mart 2017, s.34
- Abdulkadir Baş, “Malazgirt’ten Önce https://www.kirmizilar.com/malazgirt-zaferinden-once-de-buradaydik/
- Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi,Amasya Bel.Yay,2022, Cilt 1, s. 78.
- Taner Tarhan, Kimmerler ve İskitler, Türkler Ansiklopedisi C1, Yeni Türkiye Yay, 2002, S.598
- Necdet Sevinç,Pontusla Hesaplaşma, Bilgi Yayınevi, 2007, S.1-184
- Mustafa Kafalı, Anadolu’nun Fethi ve Türkleşmesi, Berikan Yayınevi, 2015, s. 73.
- İbn-i Bîbî, El-Evâmirü’l-Alâiyye, çev. Mürsel Öztürk, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1996, s. 168-174.
- Anthony Bryer, “Greeks and Turkmenis: The Pontic Exception”, Dumbarton Oaks Papers, 1975, s. 143.
- Ruy Gonzales de Clavijo, Timur Devrinde Kadis’ten Semerkant’a Seyahat, Köprü Kitap, 2016
- Anthony Bryer, “The Tourkokratia in the Pontos”, 1970, s. 37.
- Mustafa Kafalı, Anadolu’nun Fethi ve Türkleşmesi, Ankara: Berikan Yayınevi, 2015, s. 77.
- Haşim Albayrak Tarih Boyunca Doğu Karadeniz’de Etnik Yapılanmalar ve Pontus, İstanbul: Babıali Kitaplığı, 2010, s. 70.
- İbrahim Tellioğlu, Doğu Karadeniz, İstanbul: Bilge Kültür Sanat, 2023, s. 15.
- Haşim Albayrak, Tarih Boyunca Doğu Karadeniz’de Etnik Yapılanmalar ve Pontus, İstanbul: Babıali Kitaplığı, 2010, s. 270.
- Arif Yıldırım, “Trabzon ve Çevresi ile İlgili Dokuz Değişik Hüviyete Dair Notlar”, Trabzon ve Çevresi Uluslararası Tarih Dil Edebiyat Sempozyumu (3-5 Mayıs 2001), Cilt 1, Trabzon
- Mahmut Goloğlu, Anadolu’nun Milli Devleti Pontus, Kalite Matbaası,1973
- Mehmet Bilgin, Karadeniz Dünyası, Ötüken, 2010, s. 168
- Mehmet Bilgin, a.g.e,s.185
- Mustafa Özdemir, Bolaman Çayı Havzasının Coğrafyası, Ankara: TTK Yayınları, 2006, s. 145.
- Osman Turan, Kunlar ve Eski Türkler, Ankara: Hitabevi Yayınları, 2014, s. 79.
- Mustafa Altan, Ulu Gazi Samsun, İstanbul: Güvendi Matbaası, 1972, s. 25.
- Minas Bıjışkyan, Pontos Tarihi, İstanbul: Çivi Yazıları Yayınları, 1998, s. 74.
- Abdülkadir Yuvalı, “İlhanlılar”, DİA, Cilt XXII, İstanbul: DİB Yayınları, 2000, s. 104.
- Celal Tuna, Orta Karadeniz Bölgesi Sahil Kesiminde Geleneksel Mimari, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2008, s.27
- Yaşar Yücel, Kadı Burhanettin, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1987, s. 17.
- Mustafa Altan, Ulu Gazi Samsun, İstanbul: Güvendi Matbaası, 1972, s. 27
- Mevlüt Kaya, Çepniler, İstanbul: Tagor Yayınları, 2011, s. 7
- Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye ve Türk İslam Medeniyeti, İstanbul: Ötüken Neşriyat, s. 233.
- Necati Demir, Tarihi Süreç İçerisinde Karadeniz Bölgesi, Ankara: Altınordu Yayınları, 2018, s. 109.
- Faruk Sümer, Tirebolu Tarihi, İstanbul: Tirebolu Kültür Derneği Yayınları, 1992, s. 10.
- İbrahim Tellioğlu, Osmanlı Hakimiyetine Kadar Doğu Karadeniz Türkleri, Trabzon: Serander Yayınevi, 2004, s. 110.
- Faruk Sümer, Anadolu’da Moğollar, Ankara: TTK Yayınları.
- İbrahim Tellioğlu, Trabzon Rum Devleti, Serander Yay, 2009, s.63
- Halil İbrahim Şahin, Çepniler, Ankara: Altınpost Yayınları, 2013, s. 75.
- Kazım Dikmen, Canik Beylikleri, Samsun Halkevi Yayınları, 1945, s. 25.
- Anthony Bryer, “Greeks and Turkmens”, Dumbarton Oaks Papers, No: 29, 1975, s. 118.
- Charles King, Karadeniz, Kitap Yayınevi, 2015, s. 133.
- Sıtkı Çebi, Ordu Şehri Belediye Tarihi, Hayat Kitap,2002, s.37
- Jacob Philips Fallmerayer, Trabzon Rum İmparatorluğu Tarihi, çev. Ahmet Cevat Eren, Ankara: TTK Yayınları, 2011, s. 4
- Murat Pervanoğlu, Pervaneoğulları Tarihi, Ankara: Neyser Yayınları, 2024, s. 63.
- Kerameddin Mahmud-i Aksarayî, Müsâmeretü’l-Ahbâr, Ankara: TTK Yayınları, 2023, s. 207.
- Elizabeth Zachariadou, “Sinoplu Gazi Çelebi”, Tarih İncelemeleri Dergisi, Sayı: XVI, 2001, s. 221-224.
- Yazıcızade Ali, Tevârih-i Âl-i Selçuk, İstanbul: Çamlıca Yayınları, 2017, s. 713.
- Muharrem Kesik,Anadolu Türk Beylikleri,Bige Kültür Sanat,2023,s.172
- Kerameddin Mahmud-i Aksarayî, Müsâmeretü’l-Ahbâr, Ankara: TTK Yayınları, 2023, s. 46
- Mehmet Fuat Köprülü, “Oğuz Etnolojisine Dair Tarihi Notlar”, Türkiyat Mecmuası, Cilt I, 1925, s. 206.
- İbn-i Bîbî, El-Evâmirü’l-Alâiyye, s. 238.
- İbrahim Tellioğlu, İlkçağdan Osmanlıya Samsun, Samsun: İlkadım Belediyesi Yayınları, 2012, s. 184.
- Kazım Yaşar Kopraman, “Bizans Sınırında Türk Faaliyetleri”, Tarih Boyunca Türk Nüfusu ve Kültür Yapısı, s. 16.
- Mehmet Fatsa, Şebinkarahisar Yöresinde Türk Devri, İstanbul: Şebinkarahisar Belediyesi Yayınları, 2000, s. 442.
- Ahmet Gürsoy – Mithat Baş, Ordu Yöresinde Oğuz Boyları, Ankara: Pelin Ofset, 2008, s. 52.
- Mithat Baş, “1455 Tarihli Tahrir Defteri Işığında Ordu Yöresinin Türkleşmesi Süreci”, Danişmendli Havzasından Kültür ve Tarih, Ordu: Fenomen Yayıncılık, 2024, s. 151.
- Mithat Baş, Ordu Tarihi, Yason yayınları,2014, s. 117
- Mehmet Fatsa, Bayramoğlu Beyliği, Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Yay, 2024, s.375
- Necati Demir, Tarihi Süreç İçinde Karadeniz Bölgesi,Altınordu Yay,2018, S.127,179
- Bahattin Yediyıldız, Hacıemiroğlu Beyliğinden Türkiye Cumhuriyetine Ordu Tarihinden İzler, Ordu BŞB Yay,2018, s. 114,121
- Ahmet Şahin, Ordu Adının Mahiyeti ve Ordu şehir adları Üzerine, Türk Yurdu Dergisi, Temmuz 2025, Sayı:455, s.60
- Bahattin Yediyıldız, Ordu Tarihinden İzler, Ordu BŞB Yay, 2018, s. 42
- Şakir Şevket, Trabzon Tarihi, Trabzon Bel yay, 2001, s. 93
- Bahattin Yediyıldız, Ordu Kazası Sosyal Tarihi,Kültür Bak. Yay, 1985, s. 7
- Nişancızade Mehmet Efendi, Miratül Kâinat Osmanlı Tarihi, Bilge Kültür Sanat, 2022, s.134
- Mehmet Öz, Canik Sancağı Avârız Defteri (1642), Ankara: TTK Yayınları, 2008, s. XXVI.
- Mustafa Alkan, Türkiye’nin Temelleri ya da Göç, Orta Karadeniz Kültürü, 2005, s. 423.
- Yusuf Karslıoğlu, Doğu Karadeniz Tarihi, İstanbul: The Universal Yayınları, 2009, s. 102.
- İsmail Hacıfettahoğlu, Hüseyin Avni Alparslan, Trabzon İli Laz mı, Türk mü?, İstanbul: Atlas Yayınları, 2003.
- Mustafa Durmuş, Trabzon’un Sülaleleri ve Lakapları, Trabzon: Boğaçhan Yayınları, 2026.
- Kazım Dilcimen, Canik Beyleri, Samsun: Ahali Matbaası, 1940, s. 22
- Stanley Lone Poole, çev. Halil Edhem Eldem, İslam Devletleri Tarihi, Selenge Yayınları, 2020, s. 200.
- Mehmet Öz, XV-XVI. Yüzyılda Canik Sancağı, TTK, 1999, s. 21
- Yazıcızade Ali, Tevârih-i Âl-i Selçuk, Çamlıca Yayınları, 2017, s. 713; İbrahim Tellioğlu, Tarih Boyunca Vezirköprü, Serander Yay, 2022, s.52
- Ahmet Demir, Anadolu Beylikleri, Kamer Yayınları, 2018, s.96
- İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi III, TTK, 1972, s.298
- Baki Sarısakal, Bir Kentin Tarihi Samsun, Samsun Valiliği İl Kültür Md, 2002, s.22
- Nuri Yazıcı, Tarihte Terme, Gamze Yayıncılık,2016, s.39
- Nuri Yavuz, Anadolu’da Beylikler Dönemi, Nobel Yay, 2020, s.93
- Ali Sarcan, Samsun Tarihi, Kültür Matbaası,1966, s. 77
- Vedat Turgut, Yıldırım Bayezid’in Müeyyed Oğlu Çelebi Mehmed, Sultan Çelebi Mehmed ve Dönemi Sempozyumu, Ed. Cafer Çiftçi, Bursa BŞB Yay, 2022, s.463
- Hüseyin Hüsameddin Yaşar, Amasya Tarihi, Cilt 3, s. 24-33, Amasya Belediyesi.
- Vedat Turgut,a.g.m, s.467
- Neşri, Kitab-ı Cihannüma, TTK;1949, s.158; Hoca Saadettin, Tacüt Tevarih, Cilt 1, TTK,2024,307
- Vedat Turgut, a.g.m, s.469
- Mehmet Torun,Samsun ve İlçeleri Tarihi Araştırmaşları, Ahmet Sait Matbaası, 1954, s.53
- Tuğrul Kihtir, Anadolu Beyleri, T Yayınları, 2012, s.366; Mehmet Torun, a.g.e, s.53
- Salim Koca, Anadolu Türk Beylikleri Tarihi, Berikan Yay, 2015, s.198
- Ahmet Demir, a.g.e, s.91
- Kemal Göde, Eretnalılar, TTK, 2000, s.77
- Cevdet Yılmaz ed, Ordu Köyü, İbrahim Tellioğlu, Çarşamba’da bir beylik merkezi Ordu Köyü, Çarşamba Bel. Yay, 2016, , s. 11.
- İbrahim Tellioğlu, Osmanlı Hakimiyetine Kadar Doğu Karadeniz’de Türkler, s. 155.
- Anthony Bryer, Rumlar ve Türkmenler: Karadeniz İstinası, s. 222, Necati Demir, Hacıemiroğulları, Neden Kitap, 2007, s. 71.
- Tuğrul Kihtir, Anadolu Beylikleri, T Yayıncılık, 2012, s.353
- Mehmet Ersan, Mustafa Alican, Beylikler Devri, Timaş, 2024, s.97, Kazım Dilcimen, a.g.e. 43
- Haşim Şahin, Sait Kofoğlu, Tacettinoğulları Beyliği, Anadolu Beylikleri El Kitabı, s.453
- İbrahim Tellioğlu, Emine Yılmaz, Tarih Boyunca Çarşamba, Serander Yay, 2018, s.92
- Mehmet Fatsa, Bayramoğulları Beyliği, KOTS Ün Yay,2024, S.28
- Ahmet Demir, Anadolu Türk Beylikleri Tarihi, Kamer Yay,2018, S.100
- Tunay Karakök, Canik Beylikleri, İslam Tarihi Ve Medeniyeti Ansiklopedisi, Siyer Yay, Cilt 11, s.181
- Kazım Dilcimen, a.g.e,29
- Michel Kuršanskis, L’Empire De Trebizonde Et Les Turcs Au 13e Siècle, Revue Des Études Byzantines, C XLVI, 1988, s. 120
- Jacop Fallmerayer, Trabzon Rum İmp. Tarihi, TTK, s. 178
- Mithat Baş, İlkçağdan Günümüze Ordu Tarihi, Gece Kitaplığı, 2021, s. 89
- Yaşar Yücel, Anadolu Beylikleri Hakkında Araştırmalar, s. 248
- Faruk Sümer, Akkoyunlular, DİA, C II, s. 270, 1989, Dİ
- Anthony Bryer, Rumlar ve Türkmenler Karadeniz İstisnası, s.200
- Sıtkı Çebi, Ordu Tarihi ve 50. Yılında Ordu Şehri, OTSO Yay. 1973, s. 29.
- Necati Demir, Hacıemiroğulları Beyliği, Neden Kitap, 2007, s. 74
- Tuğrul Kihtir, Anadolu’nun Beyleri, T Yayınları, 2012 s. 357
- Necati Demir, Taceddinoğulları Beyliği, Niksar Bel. Yay., 2017, s. 80, 227
- Mehmet Fatsa, Bayramoğulları, Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üni. Yayını, 2024, s. 81
- Haşim Şahin, Sait Kofoğlu, Taceddinoğulları Beyliği, Anadolu Beylikleri El Kitabı, Grafiker Yayınları, 2017, s. 447
- Aziz b. Erdeşir-i Esterabâdî, g.e., s. 399
- Leyla Aksu Kılıç, Ordu Yöresi, Serüven Yay., 2023, s. 18
- Mehmet Fatsa, Ordu Yöresinin Fethi ve İskân Sürecinde Öncü bir şahsiyet olarak Şeyh Abdullah, Danişmendli Havzasında Kültür ve Tarih, Ordu, Fenomen Yay, 2024, s.141
- Ahmet Demir, a.g.e, S.104
- Hüseyin Hüsamettin, Amasya Tarihi, Amasya Bel. Yay, Cilt 3, S.6
- Osman Fevzi Olcay, Amasya Şehri, Amasya Bel Yay, 2010, s 27
- Haşim Şahin, Zehra Odabaşı, Pervaneoğulları Beyliği, Anadolu Beylikleri El Kitabı, Grafiker yay, 2017, S.403
- Ahmet Demir, a.g.e. S.105
- Kazım Dilcimen, a.g.e, S.55
- Aziz b. Esterabadi, Bezmü Rezm, Kültür Bakanlığı, 1990, s. 417
- Tuncay Karakök, Canik Beyleri, İslam Tarihi ve Medeniyeti Ans. Cilt 11, Siyer Yayınları, 2018, s. 221
- Mehmet Torun, Samsun ve İlçeleri Tarihi Araştırmaları, 1954, Ahmet Sait matbaası, s. 54
- Cevdet Yılmaz ed., İlkçağdan Cumhuriyete Canik, Canik Bel. K. Y. 2011, s. 43
- Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken, 2004, s. 226 / Kaan Dilmen, g.e. s. 15 / İbrahim Tellioğlu, Osmanlı Hakimiyetine Kadar Doğu Karadeniz’de Türkler, TTK, 2022, s. 154
- Mehmet Öz, Samsun, DİA, Cilt 36, s. 83 / Faruk Sümer, Anadolu’da Moğollar, TTK, 2022, s. 49
- Zeki Oral, Duragan ve Bafra’da İki Türbe, Belleten, 1956, XX/79, s. 392
- Firdevs Özen, “Canik Beyliklerinden Bafra Beyliği”, Bafra Smp Kitabı,2015 C.1, s. 119,
- Ahmet Demir, g.e., s. 104
- Firdevs Özen, Tarihi Sosyokültür Yönüyle Bafra, Cilt 1, Berikan, 2023, s. 130
- Kaan Dilmen, g.e., s. 62
- Aziz b. Esterabadi, g.e., s. 411
- Hanefi Bostan, XV-XVI. Asır Trabzon Sancağında Sos. ve İkt. Hayat, TTK, 2002, s. 21.
- Hanefi Bostan, a.g.e., s. 267.
.
Kaynakça
Albayrak, Haşim, Tarih Boyunca Doğu Karadeniz’de Etnik Yapılanmalar ve Pontus, Babıali Kitaplığı, 2010.
Alkan, Mustafa, Ulu Gazi Samsun, İstanbul Güvendi Matbaası, 1972.
Alkan, Mustafa, Türkiye’nin Temelleri ya da Göç, Orta Karadeniz Kültürü, 2005.
Aksarayî, Kerameddin Mahmud-i, Müsâmeretü’l-Ahbâr, Ankara: TTK Yayınları, 2023.
Baş, Abdulkadir, “Efsaneden Gerçeğe Terme”, Bilgi Pınarı Dergisi.
Baş, Abdulkadir, “Malazgirt’ten Önce de Buradaydık”, www.kirmizilar.com.
Baş, Mithat, “1455 Tarihli Tahrir Defteri Işığında Ordu Yöresinin Türkleşmesi Süreci”, Danişmendli Havzasından Kültür ve Tarih, Ordu: Fenomen Yayıncılık, 2024.
Baş, Mithat, Ordu Tarihi, Ordu: Yason Yayınları, 2014.
Baş, Mithat, İlkçağdan Günümüze Ordu Tarihi, İstanbul: Gece Kitaplığı, 2021.
Baykara, Tuncer, “Canik Beylikleri”, İslam Tarih ve Medeniyeti Beylikler Dönemi, Cilt 11.
Bilge, Mehmet, Karadeniz Dünyası, Ötüken,2010.
Bıjışkyan, Minas, Pontos Tarihi, İstanbul: Çivi Yazıları Yayınları, 1998.
Bostan, Hanefi, XV-XVI. Asırlarda Trabzon Sancağında Sosyal ve İktisadi Hayat, Ankara: TTK Yayınları, 2002.
Bryer, Anthony, “Greeks and Turkmenis: The Pontic Exception”, Dumbarton Oaks Papers, 1975.
Bryer, Anthony, “The Tourkokratia in the Pontos”, 1970.
Clavijo, Ruy González de, Embajada a Tamorlán.
Çebi, Sıtkı, Ordu Şehri Belediye Tarihi, Ordu, 2001.
Çebi, Sıtkı, Ordu Tarihi ve 50. Yılında Ordu Şehri, Ordu: OTSO Yayınları, 1973.
Demir, Ahmet, Anadolu Beylikleri, İstanbul: Kamer Yayınları, 2018.
Demir, Necati, Tarihi Süreç İçerisinde Karadeniz Bölgesi, Ankara: Altınordu Yayınları, 2018.
Demir, Necati, Hacıemiroğulları, İstanbul: Neden Kitap, 2007.
Demir, Necati, Taceddinoğulları Beyliği, Niksar: Niksar Belediyesi Yayınları, 2017.
Dikmen, Kasım, Canik Beylikleri, Samsun: Samsun Halkevi Yayınları, 1945.
Dilcimen, Kazım, Canik Beyleri, Samsun: Ahali Matbaası, 1940.
Durmuş, Mustafa, Trabzon’un Sülaleleri ve Lakapları, Trabzon: Boğaçhan Yayınları, 2026.
Ekinci, İlhan, Tanzimat Devri Ordu Kazası, İstanbul: Gece Kitaplığı, 2016.
Ersan, Mehmet – Alican, Mustafa, Beylikler Devri, İstanbul: Timaş Yayınları, 2024.
Esterâbâdî, Aziz b. Erdeşîr-i, Bezm u Rezm, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1990.
Fallmerayer, Jacob Philips, Trabzon Rum İmparatorluğu Tarihi, çev. Ahmet Cevat Eren, Ankara: TTK Yayınları, 2011.
Fatsa, Mehmet, Şebinkarahisar Yöresinde Türk Devri, İstanbul: Şebinkarahisar Belediyesi Yayınları, 2000.
Fatsa, Mehmet, Bayramlu Beyliği, İstanbul: KOTSÜ Yayınları, 2024.
Fatsa, Mehmet, “Ordu Yöresinin Fethi ve İskan Sürecinde Öncü Bir Şahsiyet Olarak Şeyh Abdullah”, Danişmendli Havzasından Kültür ve Tarih, Ordu: Fenomen Yayınları, 2024.
Göde, Kemal, Eretnalılar, Ankara: TTK Yayınları, 2009.
Gürsoy, Ahmet – Baş, Mithat, Ordu Yöresinde Oğuz Boyları, Ankara: Pelin Ofset, 2008.
Hacıfettahoğlu, İsmail, Hüseyin Avni Alparslan, Trabzon İli Laz mı, Türk mü?, İstanbul: Atlas Yayınları, 2003.
Hoca Sadeddin Efendi, Tâcü’t-Tevârih, Cilt 1, Ankara: TTK Yayınları, 2024.
İbn-i Bîbî, El-Evâmirü’l-Alâiyye, çev. Mürsel Öztürk, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1996.
Kafalı, Mustafa, Anadolu’nun Fethi ve Türkleşmesi, Ankara: Berikan Yayınevi, 2015.
Kaya, Mevlüt, Çepniler, İstanbul: Tagor Yayınları, 2011.
Kesik, Muharrem, Anadolu Türk Beylikleri, İstanbul: Bilge Kültür Sanat, 2023.
Kihtir, Tuğrul, Anadolu’nun Beyleri, İstanbul: T Yayınları, 2012.
King, Charles, Karadeniz, İstanbul: Kitap Yayınevi, 2015.
Koca, Salim, Anadolu Türk Beylikleri Tarihi, Ankara: Berikan Yayınevi, 2015.
Kopraman, Kâmil Yaşar, “Bizans Sınırında Türk Faaliyetleri”, Tarih Boyunca Türk Nüfusu ve Kültür Yapısı.
Koralak, Tuncay, “Canik Beyleri”, İslam Tarihi ve Medeniyeti Ansiklopedisi, Cilt 11, İstanbul: Siyer Yayınları, 2018.
Köprülü, Mehmet Fuat, “Oğuz Etnolojisine Dair Tarihi Notlar”, Türkiyat Mecmuası, Cilt I, 1925.
Kuršanskis, Michel, “L’Empire De Trebizonde Et Les Turcs Au 13e Siècle”, Revue Des Études Byzantines, Cilt XLVI, 1988.
Kurtluoğlu, Yusuf, Doğu Karadeniz Tarihi, İstanbul: The Universal Yayınları, 2009.
Kutlu, Tufan, Anadolu Beylikleri, İstanbul: T Yayınları, 2012.
Lane-Poole, Stanley, İslam Devletleri Tarihi, çev. Halil Edhem Eldem, İstanbul: Selenge Yayınları, 2020.
Neşrî, Mehmed, Kitâb-ı Cihannümâ, Ankara: TTK Yayınları, 1949.
Nişancızade Mehmed Efendi, Mirat-ı Kainat Osmanlı Tarihi, İstanbul: Bilge Kültür Sanat, 2022.
Olcay, Osman Fevzi, Amasya Şehri*, Amasya: Amasya Belediyesi Yayınları, 2010.
Oral, Zeki, “Durağan ve Bafra’da İki Türbe”, Belleten, Cilt XX, Sayı: 79, 1956.
Öz, Mehmet, Canik Sancağı Avârız Defteri (1642), Ankara: TTK Yayınları, 2008.
Öz, Mehmet, XV-XVI. Yüzyıllarda Canik Sancağı, Ankara: TTK Yayınları, 1999.
Öz, Mehmet, “Samsun”, DİA, Cilt 36.
Özdemir, Mustafa, Bolaman Çayı Havzasının Coğrafyası, Ankara: TTK Yayınları, 2006.
Özen, Firdevs, “Canik Beyliklerinden Bafra Beyliği”, Bafra Sempozyumu Kitabı, Cilt 1, 2015.
Özen, Firdevs, Tarihi Sosyokültürel Yönüyle Bafra, Cilt 1, Ankara: Berikan Yayınevi, 2023.
Pervanoğlu, Murat, Pervaneoğulları Tarihi, Ankara: Neyser Yayınları, 2024.
Sarcan, Ali, Samsun Tarihi, İstanbul: Kültür Matbaası, 1966.
Sarısakal, Baki, Bir Kentin Tarihi: Samsun, Samsun: Samsun Valiliği İl Kültür Müdürlüğü Yayınları, 2002.
Sevinç ,Necdet, Pontusla Hesaplaşma,Bilgi Yayınevi,2007
Shukurov, Rustam, The Byzantine Turks (1204-1461), Brill, 2016.
Sümer, Faruk, Tirebolu Tarihi, İstanbul: Tirebolu Kültür Derneği Yayınları, 1992.
Sümer, Faruk, Anadolu’da Moğollar, Ankara: TTK Yayınları, 2022.
Sümer, Faruk, Oğuzlar, İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı.
Sümer, Faruk, “Akkoyunlular”, DİA, Cilt II, İstanbul: DİB Yayınları, 1989.
Şahin, Ahmet, “Ordu Adının Mahiyeti ve Ordu Şehir Adları Üzerine”, Türk Yurdu Dergisi, Sayı: 455, Temmuz 2025.
Şahin, Halil İbrahim, Çepniler, Ankara: Altınpost Yayınları, 2013.
Şahin, Haşim – Kofoğlu, Sait, “Taceddinoğulları Beyliği”, Anadolu Beylikleri El Kitabı, Ankara: Grafiker Yayınları, 2017.
Şahin, Haşim – Odabaşı, Zehra, “Pervaneoğulları Beyliği”, Anadolu Beylikleri El Kitabı, Ankara: Grafiker Yayınları, 2017.
Şakir Şevket, Trabzon Tarihi, Trabzon: Trabzon Belediyesi Yayınları, 2021.
Tarhan, Taner Kimmerler ve İskitler,Türkler Ansiklopedisi C1, Yeni Türkiye Yay, 2002
Tellioğlu, İbrahim, Doğu Karadeniz, İstanbul: Bilge Kültür Sanat, 2023.
Tellioğlu, İbrahim, Osmanlı Hakimiyetine Kadar Doğu Karadeniz Türkleri, Trabzon: Serander Yayınevi, 2004.
Tellioğlu, İbrahim, Trabzon Rum Devleti, Trabzon: Serander Yayınevi, 2009.
Tellioğlu, İbrahim, İlkçağdan Osmanlıya Samsun, Samsun: İlkadım Belediyesi Yayınları, 2012.
Tellioğlu, İbrahim, Osmanlı Hakimiyetine Kadar Doğu Karadeniz’de Türkler, Ankara: TTK Yayınları, 2022.
Tellioğlu, İbrahim, Tarih Boyunca Vezirköprü, Trabzon: Serander Yayınları, 2022.
Tellioğlu, İbrahim, “Çarşamba’da Bir Beylik Merkezi: Ordu Köyü”, Ordu Köyü, ed. Cevdet Yılmaz, Samsun: Çarşamba Belediyesi Yayınları, 2016.
Tellioğlu, İbrahim (ed.), Tarih Boyunca Çarşamba, Trabzon: Serander Yayınları, 2018.
Toran, Mehmet, Samsun ve Havalisi Tarihi Araştırmalar, İstanbul: Ahmet Sait Matbaası, 1954.
Turan, Osman, Kunlar ve Eski Türkler, Ankara: Hitabevi Yayınları, 2014.
Turan, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye ve Türk İslam Medeniyeti, İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2004.
Turgut, Vedat, “Yıldırım Bayezid’in Müeyyed Oğlu Çelebi Mehmed”, Sultan Çelebi Mehmed ve Devri Sempozyumu Bildirileri, ed. Cafer Çiftçi, Bursa: Bursa Büyükşehir Belediyesi Yayınları, 2012.
Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, Cilt I ve III, Ankara: TTK Yayınları, 1972.
Yaşar, Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi, Cilt 1-3, Amasya Belediyesi Yayınları.
Yazıcı Nuri, Tarihte Terme, İstanbul: Gamze Yayıncılık, 2016.
Yazıcızade Ali, Tevârih-i Âl-i Selçuk, İstanbul: Çamlıca Yayınları, 2017.
Yediyıldız, Bahaeddin, Hacıemiroğulları Beyliğinden Türkiye Cumhuriyetine Ordu Tarihinden İzler, Ordu: Ordu Büyükşehir Belediyesi Yayınları, 2018.
Yediyıldız, Bahaeddin, Ordu Kazası Sosyal Tarihi, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1985.
Yıldırım, Arif, “Trabzon ve Çevresi ile İlgili Dokuz Değişik Hüviyete Dair Notlar”, Trabzon ve Çevresi Uluslararası Tarih Dil Edebiyat Sempozyumu (3-5 Mayıs 2001), Cilt 1, Trabzon.
Yılmaz, Cevdet (ed.), İlkçağdan Cumhuriyete Canik, Samsun: Canik Belediyesi Kültür Yayınları, 2011.
Yücel, Yaşar, Kadı Burhanettin, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1987.
Yücel, Yaşar, Anadolu Beylikleri Hakkında Araştırmalar, Ankara: TTK Yayınları.
Yuvalı, Abdülkadir, “İlhanlılar”, DİA, Cilt XXII, İstanbul: DİB Yayınları, 2000.
Zachariadou, Elizabeth, “Sinoplu Gazi Çelebi”, Tarih İncelemeleri Dergisi, Sayı: XVI, 2001.
[1] Abdulkadir Baş, “Efsaneden Gerçeğe Terme”, Bilgi Pınarı Dergisi.Yıl:3,Sayı:11,Mart 2017,s.34
[2] Abdulkadir Baş, “Malazgirt’ten Önce de Buradaydık Erişim Tarihi 01.07.2026”: https://www.kirmizilar.com/malazgirt-zaferinden-once-de-buradaydik/
[3] Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi, Amasya Bel Yay,2022,Cilt 1, s. 78.
[4] Taner Tarhan,Ön Asya Dünyasında İlk Türkler Kimmerler ve İskitler,Türkler Ansiklopedisi C1, Yeni Türkiye Yay, 2002, S.598,
[5] Necdet Sevinç,Pontusla Hesaplaşma,Bilgi Yayınevi,2007,S.1-184
[6] Mustafa Kafalı, Anadolu’nun Fethi ve Türkleşmesi, Berikan Yayınevi, 2015, s. 73.
[7] İbn-i Bîbî, El-Evâmirü’l-Alâiyye, çev. Mürsel Öztürk, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1996, s. 168-174.
[8] Anthony Bryer, “Greeks and Turkmenis: The Pontic Exception”, Dumbarton Oaks Papers, 1975, s. 143.
[9] Ruy González de Clavijo,Kadis’ten Semerkant’a Seyehat,Köprü Yay,2016
[10] Anthony Bryer, “The Tourkokratia in the Pontos”, 1970, s. 37.
[11] Mustafa Kafalı, Anadolu’nun Fethi ve Türkleşmesi, Ankara: Berikan Yayınevi, 2015, s. 77.
[12] Haşim Albayrak, Tarih Boyunca Doğu Karadeniz’de Etnik Yapılanmalar ve Pontus, İstanbul: Babıali Kitaplığı,2010, s. 70.
[13] İbrahim Tellioğlu, Doğu Karadeniz, İstanbul: Bilge Kültür Sanat, 2023, s. 15.
[14] Haşim Albayrak, Tarih Boyunca Doğu Karadeniz’de Etnik Yapılanmalar ve Pontus,Babıali Kitaplığı, 2010, s. 270.
[15] Arif Yıldırım, “Trabzon ve Çevresi ile İlgili Dokuz Değişik Hüviyete Dair Notlar”, Trabzon ve Çevresi Uluslararası Tarih Dil Edebiyat Sempozyumu (3-5 Mayıs 2001), Cilt 1, Trabzon
[16] Mahmut Goloğlu,Anadolu’nun Milli Devleti Pontus,Kalite Matbaası,1973
[17] Mehmet Bilgin,Doğu Karadeniz,Ötüken,2010,s. 168
[18] Mehmet Bilgin,a.g.e,s.185
[19] Mustafa Özdemir, Bolaman Çayı Havzasının Coğrafyası, Ankara: TTK Yayınları, 2006, s. 145.
[20] Osman Turan, Kunlar ve Eski Türkler, Ankara: Hitabevi Yayınları, 2014, s. 79.
[21] Mustafa Altan, Ulu Gazi Samsun, İstanbul: Güvendi Matbaası, 1972, s. 25.
[22] Minas Bıjışkyan, Pontos Tarihi, İstanbul: Çivi Yazıları Yayınları, 1998, s. 74.
[23] Abdülkadir Yuvalı, “İlhanlılar”, DİA, Cilt XXII, İstanbul: DİB Yayınları, 2000, s. 104.
[24] Celal Tuna, Orta Karadeniz Bölgesi Sahil Kesiminde Geleneksel Mimari, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2008, s.27
[25] Yaşar Yücel, Kadı Burhanettin, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1987, s. 17.
[26] Mustafa Altan, Ulu Gazi Samsun, İstanbul: Güvendi Matbaası, 1972, s. 27
[27] Mevlüt Kaya, Çepniler, İstanbul: Tagor Yayınları, 2011, s. 7
[28] Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye ve Türk İslam Medeniyeti, İstanbul: Ötüken Neşriyat, s. 233.
[29] Necati Demir, Tarihi Süreç İçerisinde Karadeniz Bölgesi, Ankara: Altınordu Yayınları, 2018, s. 109.
[30] Faruk Sümer, Tirebolu Tarihi, İstanbul: Tirebolu Kültür Derneği Yayınları, 1992, s. 10.
[31] İbrahim Tellioğlu, Osmanlı Hakimiyetine Kadar Doğu Karadeniz Türkleri, Trabzon: Serander Yayınevi, 2004, s. 110.
[32] Faruk Sümer, Anadolu’da Moğollar, Ankara: TTK Yayınları.
[33] İbrahim Tellioğlu,Trabzon Rum Devleti,Serander Yay,2009,s.63
[34] Halil İbrahim Şahin, Çepniler, Ankara: Altınpost Yayınları, 2013, s. 75.
[35] Kazım Dikmen, Canik Beylikleri, Samsun Halkevi Yayınları, 1945, s. 25.
[36] Anthony Bryer, “Greeks and Turkmens”, Dumbarton Oaks Papers, No: 29, 1975, s. 118.
[37] Charles King, Karadeniz, Kitap Yayınevi, 2015, s. 133.
[38] Sıtkı Çebi,Ordu Şehri Belediye Tarihi,Hayat Kitap,2002,s.37
[39] Jacob Philips Fallmerayer, Trabzon Rum İmparatorluğu Tarihi, çev. Ahmet Cevat Eren, Ankara: TTK Yayınları, 2011, s. 4
[40] Murat Pervanoğlu, Pervaneoğulları Tarihi, Ankara: Neyser Yayınları, 2024, s. 63.
[41] Kerameddin Mahmud-i Aksarayî, Müsâmeretü’l-Ahbâr, Ankara: TTK Yayınları, 2023, s. 207.
[42] Elizabeth Zachariadou, “Sinoplu Gazi Çelebi”, Tarih İncelemeleri Dergisi, Sayı: XVI, 2001, s. 221-224.
[43] Yazıcızade Ali, Tevârih-i Âl-i Selçuk, İstanbul: Çamlıca Yayınları, 2017, s. 713.
[44] Muharrem Kesik,Anadolu Türk Beylikleri,Bige Kültür Sanat,2023,s.172
[45] Kerameddin Mahmud-i Aksarayî, Müsâmeretü’l-Ahbâr, Ankara: TTK Yayınları, 2023, s. 46
[46] Mehmet Fuat Köprülü, “Oğuz Etnolojisine Dair Tarihi Notlar”, Türkiyat Mecmuası, Cilt I, 1925, s. 206.
[47] İbn-i Bîbî, El-Evâmirü’l-Alâiyye, s. 238.
[48] İbrahim Tellioğlu, İlkçağdan Osmanlıya Samsun, Samsun: İlkadım Belediyesi Yayınları, 2012, s. 184.
[49] Haşim Şahin,Zehra Odabaşı,Pervaneoğulları Beyliği,Anadolu Beylikleri El Kitabı,Grafiker yay,2017,S.403
[50] Kazım Yaşar Kopraman, “Bizans Sınırında Türk Faaliyetleri”, Tarih Boyunca Türk Nüfusu ve Kültür Yapısı, s. 16.
[51] Mehmet Fatsa, Şebinkarahisar Yöresinde Türk Devri, İstanbul: Şebinkarahisar Belediyesi Yayınları, 2000, s. 442.
[52] Ahmet Gürsoy – Mithat Baş, Ordu Yöresinde Oğuz Boyları, Ankara: Pelin Ofset, 2008, s. 52.
[53] Mithat Baş, “1455 Tarihli Tahrir Defteri Işığında Ordu Yöresinin Türkleşmesi Süreci”, Danişmendli Havzasından Kültür ve Tarih, Ordu: Fenomen Yayıncılık, 2024, s. 151.
[54] Mithat Baş,Ordu Tarihi,Yason yayınları,2014,s. 117
[55] Mehmet Fatsa,Bayramoğlu Beyliği,KOTS Üniversitesi
[56] Necati Demir,Tarihi Süreç İçinde Karadeniz Bölgesi,Altınordu Yay,2018,S.127,179
[57] Bahattin Yediyıldız,Hacıemiroğlu Beyliğinden T.C’ye Ordu Tarihinden İzler,Ordu BŞB Yay,2018, s. 114,121
[58] Ahmet Şahin,Ordu Adının Mahiyeti ve Ordu şehir adları Üzerine,Türk Yurdu Dergisi,Temmuz 2025,Sayı:455,s.60
[59] Bahattin Yediyıldız,Ordu Tarihinden İzler,Ordu BŞB Yay,2018,s. 42
[60] Şakir Şevket,Trabzon Tarihi,Trabzon Bel yay,2001,s. 93
[61] Bahattin yediyıldız,Ordu Kazası Sosyal Tarihi,Kültür Bak. Yay,1985,s. 7
[62] Nişancızade Mehmet Efendi,Miratül Kainat Osmanlı Tarihi,Bilge Kültür Sanat,2022,s.134
[63] Mehmet Öz, Canik Sancağı Avârız Defteri (1642), Ankara: TTK Yayınları, 2008, s. XXVI.
[64] Mustafa Alkan, Türkiye’nin Temelleri ya da Göç, Orta Karadeniz Kültürü, 2005, s. 423.
[65] Yusuf karslıoğlu, Doğu Karadeniz Tarihi, İstanbul: The Universal Yayınları, 2009, s. 102.
[66] İsmail Hacıfettahoğlu, Hüseyin Avni Alparslan, Trabzon İli Laz mı, Türk mü?, İstanbul: Atlas Yayınları, 2003.
[67] Kazım Dilcimen, Canik Beyleri, Samsun: Ahali Matbaası, 1940, s. 22
[68] Mustafa Durmuş, Trabzon’un Sülaleleri ve Lakapları, Trabzon: Boğaçhan Yayınları, 2026.
[69] Stanley Lone Poole, çev. Halil Edhem Eldem, İslam Devletleri Tarihi, Selenge Yayınları, 2020, s. 200.
[70] Mehmet Öz, XV-XVI. Yüzyılda Canik Sancağı, TTK, 1999, s. 21
[71] Yazıcızade Ali, Tevârih-i Âl-i Selçuk, Çamlıca Yayınları, 2017, s. 713; İbrahim Tellioğlu, Tarih Boyunca Vezirköprü, Serander yay,2022, s.52
[72] Ahmet Demir, Anadolu Beylikleri, Kamer Yayınları,2018, s.96
[73] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi III, TTK,1972, s.298
[74] Baki Sarısakal, Bir Kentin Tarihi Samsun, Samsun Valiliği İl Kültür Md, 2002, s.22
[75] Nuri Yazıcı, Tarihte Terme, Gamze Yayıncılık, 2016, s.39
[76] Nuri Yavuz, Anadolu’da Beylikler Dönemi, Nobel Yay,2020, s.93
[77] Ali Sarcan, Samsun Tarihi, Kültür Matbaası, 1966, s. 77
[78] Vedat Turgut, Yıldırım Bayezid’in Müeyyed Oğlu Çelebi Mehmed, Sultan Çelebi Mehmed ve Dönemi Sempozyumu, Ed.Cafer Çiftçi, Bursa BŞB Yay, 2022, s.463
[79] Hüseyin Hüsameddin Yaşar, Amasya Tarihi, Cilt 3, s. 24-33, Amasya Belediyesi.
[80] Vedat Turgut,a.g.m, s.467
[81] Neşri,Kitab-ı Cihannüma,TTK;1949,s.158;Hoca Saadettin ,Tacüt Tevarih,Cilt 1,TTK,2024,307
[82] Vedat Turgut,a.g.m,s.469
[83] Mehmet Torun,Samsun ve İlçeleri Tarihi Araştırmaşları,Ahmet Sait Matbaası,1954,s.53
[84] Tuğrul Kihtir,Anadolu Beyleri, T Yayınları,2012,s.366;Mehmet Torun,a.g.e,s.53
[85] Salim Koca,Anadolu Türk Beylikleri Tarihi,Berikan Yay,2015,s.198
[86] Ahmet Demir, a.g.e, s.91
[87] Kemal Göde,Eretnalılar,TTK,2000,s.77
[88] Cevdet Yılmaz ed,Ordu Köyü, İbrahim Tellioğlu,Çarşambada bir beylik merkezi Ordu Köyü, Çarşamba Bel.Yay ,2016, , s. 11.
[89] İbrahim Tellioğlu, Osmanlı Hakimiyetine Kadar Doğu Karadeniz’de Türkler, s. 155.
[90] Anthony Bryer, Rumlar ve Türkmenler: Karadeniz İstinası, s. 222,Necati Demir, Hacıemiroğulları, Neden Kitap,2007, s. 71.
[91] Tuğrul Kihtir,Anadolu Beylikleri,T Yayıncılık,2012,s.353
[92] Mehmet Ersan, Mustafa Alican, Beylikler Devri, Timaş, 2024, s.97, Kazım Dilcimen, a.g.e. s.43
[93] Haşim Şahin, Sait Kofoğlu, Tacettinoğulları Beyliği, Anadolu Beylikleri El Kitabı, s.453
[94] İbrahim Tellioğlu, Emine Yılmaz, Tarih Boyunca Çarşamba, Serander Yay,2018, s.92
[95] Mehmet Fatsa, Bayramoğulları Beyliği,KOTS Ün Yay, 2024, S.28
[96] Ahmet Demir, Anadolu Türk Beylikleri Tarihi, Kamer Yay, 2018, S.100
[97] Tunay Karakök, Canik Beylikleri, İslam Tarihi Ve Medeniyeti Ansiklopedisi, Siyer Yay, Cilt 11, s.181
[98] Kazım Dilcimen, a.g.e,29
[99] Michel Kuršanskis, L’Empire De Trebizonde Et Les Turcs Au 13e Siècle, Revue Des Études Byzantines, C XLVI, 1988, s. 120
[100] Jacop Fallmerayer, Trabzon Rum İmp. Tarihi, TTK, s. 178
[101] Mithat Baş, İlkçağdan Günümüze Ordu Tarihi, Gece Kitaplığı, 2021, s. 89
[102] Yaşar Yücel, Anadolu Beylikleri Hakkında Araştırmalar, s. 248
[103] Faruk Sümer, Akkoyunlular, DİA, C II, s. 270, 1989, Dİ
[104] Anthony Bryer, Rumlar ve Türkmenler Karadeniz İstisnası,s.200
[105] Sıtkı Çebi, Ordu Tarihi ve 50. Yılında Ordu Şehri, OTSO Yay. 1973, s. 29.
[106] Necati Demir, Hacıemiroğulları Beyliği, Neden Kitap, 2007, s. 74
Tuğrul Kihtir, Anadolu’nun Beyleri, T Yayınları, 2012 s. 357
[107] Necati Demir, Taceddinoğulları Beyliği, Niksar Bel. Yay., 2017, s. 80, 227
Mehmet Fatsa, Bayramoğulları, Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üni. Yayını, 2024, s. 81
[108] Haşim Şahin, Sait Kofoğlu, Taceddinoğulları Beyliği, Anadolu Beylikleri El Kitabı, Grafiker Yayınları, 2017, s. 447
[109] Aziz b. Erdeşir-i Esterabâdî, a.g.e., s. 399
[110] Leyla Aksu Kılıç, Ordu Yöresi, Serüven Yay., 2023, s. 18
[111] Mehmet Fatsa, Ordu Yöresinin Fethi ve İskan Sürecinde Öncü bir şahsiyet olarak Şeyh Abdullah, Danişmendli Havzasında Kültür ve Tarih, Ordu, Fenomen Yay,2024, s.141
[112] Ahmet Demir, a.g.e, S.104
[113] Hüseyin Hüsamettin, Amasya Tarihi, Amasya Bel. Yay,Cilt 3, S.6
[114] Osman Fevzi Olcay, Amasya Şehri, Amasya Bel Yay, 2010, s 27
[115] Ahmet Demir, a.g.e. S.105
[116] Kazım Dilcimen, a.g.e, S.55
[117] Aziz b. Esterabadi, Bezmü Rezm, Kültür Bakanlığı, 1990, s. 417
[118] Tuncay Karakök, Canik Beyleri, İslam Tarihi ve Medeniyeti Ans. Cilt 11, Siyer Yayınları, 2018, s. 221
[119] Mehmet Torun, Samsun ve İlçeleri Tarihi Araştırmaları, 1954, Ahmet Sait matbaası, s. 54
[120] Cevdet Yılmaz ed., İlkçağdan Cumhuriyete Canik, Canik Bel. K. Y. 2011, s. 43
[121] Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken, 2004, s. 226 / Kaan Dilmen, a.g.e. s. 15 /
İbrahim Tellioğlu, Osmanlı Hakimiyetine Kadar Doğu Karadeniz’de Türkler, TTK, 2022, s. 154
[122] Mehmet Öz, Samsun, DİA, Cilt 36, s. 83 / Faruk Sümer, Anadolu’da Moğollar, TTK, 2022, s. 49
[123] Zeki Oral, Duragan ve Bafra’da İki Türbe, Belleten, 1956, XX/79, s. 392
[124] Firdevs Özen, “Canik Beyliklerinden Bafra Beyliği”, Bafra Sempozyumu Kitabı Cilt 1, s. 119, 2015
[125] Ahmet Demir, a.g.e., s. 104
[126] Firdevs Özen, Tarihi Sosyokültürel Yönüyle Bafra, Cilt 1, Berikan, 2023, s. 130
[127] Kazım Dilmen, a.g.e., s. 62
[128] Aziz b. Esterabadi, a.g.e., s. 411
[129] İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Cilt 1, TTK, 1972 s. 298.
[130] Hanefi Bostan, XV-XVI. Asırlarda Trabzon Sancağında Sosyal ve İktisadi Hayat, TTK, 2002, s. 21.
[131] Hanefi Bostan ,a.g.e., s. 267.
[i] Araştırmacı Yazar
