İskit→Hun→Göktürk oluşumlarının inşa ettiği “Türk Millet Kimliği” ile Osmanlı’nın “millet sistemi”nden kopularak oluşturulan “Türk Milliyet Kimliği” arasında bir farklılık bulunduğu hususunu dikkate alarak tarih felsefemizi oluşturmamız bir gerekliliktir. Daha önceki makalelerimde de pek çok kez ifade ettiğim üzere Türkiye’de aydınlar “Türk” denildiğinde “Müslüman Sünnî Oğuz” kütleyi anlamakta, Oğuz boyları içinde yer alsa dahi Türkçeden başka dil bilmeyen Hristiyan Ortodoksları “Türklük dışı” saymaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin de Türklüğü böyle tanımladığı, hatta Karamanlı Ortodoksları “Rum=Gavur” sayarak mübadele anlaşması kapsamında Yunanistan’a gönderdiği bilinmektedir. Hakikatte “Rum” adı, “Romalı” anlamına gelmekte olup, Türkiye Selçuklu Devleti’nin de “Selçûkiyân-i Rum” şeklinde kullandığı bir terimdir. Buna rağmen anlam zaman içinde değişmiş, “Rum” adı “Hristiyan=Yunan” olarak galatlaşmıştır. Ortaya koymaya çalıştığım modele göre kavramları şöyle anlamlandırmak mümkün görünmektedir [Öncelikle “milliyet” kelimesini özellikle “ulus=nation” karşılığı kullandığıma okuyucunun dikkat etmesi gerekmektedir. Zira, Nation kelimesini kullanan aydınlar, bu kavramın Türkçedeki karşılığı olarak “Millet” kelimesini öne çıkarmış; böylece “Millet” kavramının Union’a özgü anlamını büyük ölçüde ortadan kaldırarak onu Nation’ın karşılığı haline getirmişlerdir. Başka bir ifadeyle, Union’a ait olan “Millet” kavramı Nation tarafından adeta zapt edilmiştir]:
Milliyet (Nation): Ziya Gökalp’in “Ulus” diyerek ele aldığı bu kavram, onun “Dili dilime, dini dinime benzeyen kişi Türk’tür” diye formüle ettiği muhtevasıyla ortak kültür, tarih ve modern siyasî aidiyet altında ele aldığı homojenleştirici kimliği ifade eder.
Türk Milliyeti (Türk Ulusu): Birinci Dünya Savaşı sonrası işgal edilmeye başlanan Anadolu’da yerleşik olan ahali ile Anadolu’ya göçen toplulukların Türkiye’yi kurma niyetiyle mücadele etmesiyle oluşan Türkiye halkının Nation=Ulus=Türk olarak tanımlanmasıdır. Literatürde Nation, “Ulus” anlamında olup, Ziya Gökalp de yazılarında bu muhtevayla kullanmakta; ancak, “Türk Ulusu” yerine çoğu yazar “Türk Milleti” terimini dolaşıma sürmektedir.
Millet (Union): Farklı bodunların/toplulukların/ulusların bir üst siyasî-toplumsal birlik içinde birleşmesi. Bu model İskit/Hun/Göktürk siyasî/toplumsal yapılanmasında ortaya çıkmıştır. Göktürkler, farklı bodunların oluşturduğu siyasî-toplumsal birliğe “Türk” adını vermiştir. Göktürklerin anladığı anlamda Türk, “nation” değil, “bodunlar birliği” yapılanmasıyla “union”dur.
Türk Milleti (Union Türklük): Türk’ü bir etnik toplumsallık değil, farklı toplulukları siyasî-toplumsal düzen içinde birleştiren üst kimlik ve birlik biçimi olarak düşünmeyi ifade eder. Yafetik toplulukların bir kısmı tarih içinde boy adlarını ikincil konuma getirerek “Türk” adını üst kimlik olarak benimsemiş ve ortaya çıkan oluşuma “Türk Milleti” denmiştir. Bu argümana göre “Türk Milleti”nin benzeri bir “Millet” oluşumu başka halklarda kısmen örneklenebilir. Örneğin “Rusluk” farklı bodunların üst kimliği olarak değerlendirilebilir. “Amerikan kimliği” de farklı bodunların üst kimliği sayılabilecektir. Amerikan kimliği; farklı atalardan ve kökenlerden gelen insanların modern siyasî yapı içerisinde ortak kimlik oluşturmasıdır. Rusluk ise, tarihsel-siyasî genişleme ve birleşme süreçlerinde farklı toplulukların ortak bir üst kimlik altında toplanmasına örnek teşkil edebilir. Türk Milleti (Union Türklük) oluşumunun Rus veya Amerikan “milletlerinden” farkı, bu milletin tarihsel oluşumunun binlerce yılda siyasî baskıyla veya coğrafî/kültürel zorlamayla değil Töre ilkelerine bağlılıkla gerçekleşmesidir. Türklük saf anlamıyla etnik değilse de Yafetik kökene aidiyetinin kurucu unsur olması, Töre nedeniyledir. Diğer değişle, Union Türklük yalnızca farklı toplulukların siyasî olarak bir araya gelmesi değildir; bu birlikteliği devlet oluşumundan bağımsız olarak sürdürebilen bir Töre ve kültürel-antropolojik düzen bulunmaktadır ve bu iki unsur, Yafetik halkların toplumsal yaşamında binlerce yıldan beri belirleyici olmuştur. Türk Töresi, Yafes’in Hanif ilkeleri gereğince İskitlere ve daha öncesine giden bir uygarlık ve antropolojik karakter inşa etmiştir. Buna göre eski zamanlardan beri Yafetik halklar kurgan inşa etmekte, at yetiştirmekte, yalnızca Allah’a (Tengri’ye) kurban kesmekte, at sütü içmekte, demir işlemekte, taşbaba ve balbal dikmekte, yazlak-kışlak düzeninde yaşamaktadır. Ayrıca bu halklar Jeti Ata (Yedi Ata) kuralı gereğince yakın akraba ile evlilik yapmamakta, dış evlilik modeli ile toplumsallaşmaktadır. Türk Töresi, yukarıda da ifade ettiğim gibi, Devlet (siyasi birlik) ortadan kalktığında bile ilkeleriyle toplulukların hayatlarını düzenlemeye devam etmektedir. Bu ise Türklüğü birbirinden farklı coğrafyalarda ve birbiriyle ilişkileri kopuk topluluklarda dahi aynı karakterle varlığa çıkarmaktadır. Türklük, siyasal birlik olmadığı zamanlarda dahi, farklı halkların aynı Dil’in lehçelerini konuşurken, aynı kültürün farklı görüngülerini yaşarken zuhur etmektedir. Zamanlar ötesi olan Töre ilkeleri ve antropolojik kültür ögeleri, farklı coğrafyalarda ve birbiriyle hiçbir teması bulunmayan halklarda benzer motifler, figürler, anlatılar, gelenekler şeklinde zuhur edebilmektedir. Anadolu kilimlerindeki motiflere, Bering Boğazı üzerinden Amerika kıtasına geçmiş bir halkın kilimlerinde tesadüf edilebilmektedir. Asya’daki bir taş anıtta ortaya çıkan gökbörü figürü, Etrüsk heykeli olarak İtalya’da da görülebilmektedir. Türklüğün etnik bir kimlik olmaması, onun tarihsel ve antropolojik bir kökten yoksun olduğu anlamına gelmemektedir. Hanif Türk Tezi’nde Yafetik köken, doğrudan bir ırk veya soy ölçütü olarak değil, Töre üzerinden belirli bir uygarlık ve antropolojik karakterin kurucu zemini olarak ele alınmaktadır. Hanif Türkçülük bir ırkçılık fikriyatı olmamakla beraber, “Yedi Ata Töresi” nedeniyle soycu olmak, soy izi sürmek durumundadır. Bu iz, aynı zamanda farklı halkların Akbudun’a mı Karabudun’a mı dahil olacağını belirlemektedir. Türk Töresi, aile’den Devlet’e çıkan toplumsal halkaları kahramanlar (savaşçılar) ile tayin ettiğinden, tefecileri, köle sahiplerini, rahipleri (din adamları sınıfını), toprak sahiplerini (feodalleri), servet biriktiricilerini (kapitalistleri) Türk Milleti’nin yöneteni olmaktan düşürmektedir. Türk Hakanı, her sene Kurultay’da seçilmeden önce malını halkına yağmalatmak için Toy düzenlemekte, böylece İbn Haldun’un “Mülk asabiyetin diğer asabiyetleri ezmesiyle ortaya çıkar” yolundaki kurguladığı “sünnetullah”ı işlevsiz kılmaktadır. Anlaşılacağı üzere Hanif Türk Tezi’nin savunduğu “Türkçülük” düşüncesi, Nation Türklüğü değil, Union Türklüğü; yani, milliyetçiliği değil, milletçiliği öne sürmektedir. Bu perspektif, eski Türkçü aydınların düşüncesinin de “Milletçi” değil, “Milliyetçi” sayılması gerektiğine işaret etmektedir. Ziya Gökalp, “Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak” başlıklı kitabında ümmet toplumunu Nation’a dönüştürme mefkûresi geliştirirken toplumun “yeni hayatını” üç farklı kimliğin sentezi olarak ele almıştır. Ziya Gökalp’in geliştirdiği “Nation Türklük=Milliyet Türklüğü”, bizim “Union Türklük=Bodunlar Birliği Anlamında Millet Türklüğü” diye kavramlaştırdığımız İskit→Hun→Göktürk Türklüğünden kopuşu kaçınılmaz kılmaktadır.
