Türkî Ulusların Türk Milleti’ne Doğru Uzun Yürüyüşü

Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) kurulmasıyla Avrasya’daki Türkî topluluklar arasındaki ilişkiler kurumsal bir nitelik kazanmış, Türklük uluslararası düzeyde yeni bir görünürlük elde etmiştir. Bu gelişme, “Türk” adının farklı ulusların (nation) üzerinde yer alan bir Millet’in (union) ortak kimliği hâline gelebilmesi bakımından yeni bir imkân ortaya çıkarmaktadır. Bu gelişme, Ziya Gökalp’in Turan mefkûresinden farklı tarihsel ve kurumsal şartlar içinde gelişen bir Türk birliği imkânına işaret etmektedir. TDT’nin ortaya çıkardığı zemin, Türkî ulusların kendi millî kimliklerini koruyarak daha geniş bir üst kimlik etrafında birleşmesi meselesini gündeme taşımaktadır. Ziya Gökalp’in Türklük tasavvuru ile TDT çevresinde gelişen birlik arayışı arasındaki fark, Macaristan’ın teşkilata gözlemci olarak katılması ve Viktor Orbán gibi Macar siyasetçilerinin Hun-Kıpçak köken anlatılarına başvurması üzerinden de tartışılabilir.[1] Macaristan, teşkilatın eski adında öne çıkan dilsel yakınlık ölçütüne rağmen 2018’de gözlemci statüsü kazanmıştır. Bu durum, TDT çevresindeki iş birliğinin yalnızca dil ve din ortaklığıyla açıklanamayacağını ve tarihsel-kültürel yakınlık anlatılarının da birlik tasavvurunda rol oynayabileceğini düşündürmektedir.

Bu gelişmeler, Türk birliği tasavvurunun mevcut Türkî ulusların ötesindeki topluluklarla ilişkisini de gündeme getirmektedir. Eğer Macarlar gibi Avrasya’nın diğer halkları da kendilerini İskit, Hun veya Göktürk konfederasyonlarıyla ilişkilendirirse, Türkçülük ve Milliyetçilik düşünceleri bakımından iki farklı kimlik düzeyinden söz edilebilecektir: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına dayanan Nation Türk ve farklı ulusları ortak bir aidiyet etrafında buluşturmayı amaçlayan Union Türk. Bu iki kimlik birbirini dışlamak zorunda değildir; Nation Türk belirli bir devletin vatandaşlık alanını, Union Türk ise farklı ulusları kapsaması tasarlanan üst aidiyeti ifade etmektedir.

Birinci Türk Kimliği, “Nation Türk” olarak belirlenecek ve Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlanan bütün ahaliyi “Türk” olarak tanımlayacaktır. Söz konusu “Nation Türklük” halihazırda zaten mevzuatlarda (Anayasa’da, Vatandaşlık Kanunu[2]) tanımlanmış durumdadır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına dayanan Nation Türk kimliğinin hukuki temeli, Anayasa’nın 66. maddesinde yer alan “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür” hükmünde bulunmaktadır. 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu ise Türk vatandaşlığının hukuki statüsünü tanımlamaktadır. Anlaşılacağı üzere Nation anlamında “Millet” kavramı Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlanan halkı tek bütün olarak görmekte ve onu “Türk Ulusu” olarak tanımlamaktadır.[3] Bu çerçevede Nation=Ulus anlamındaki “Türk” kimliği, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına sahip herkesi ortak bir siyasal-hukuki kimlik altında tanımlamaktadır. Bu tanımda Türklük, vatandaşlık bağına dayandırılmakta; etnik veya dinî köken, vatandaşlığın tanımlayıcı ölçütü olarak alınmamaktadır.

İkinci Türk kimliği ise, TDT’nın varlığı ve çalışmaları neticesinde bu teşkilata bağlı tüm “Ulus=Nation” halklar bakımından öne çıkmıştır. Örneğin Kazaklar Türkiye Türkleri hakkında “Türik / Түрік” kelimesini kullanmakta, kendileri içinse “Qazaq / Қазақ” demektedir. Kazaklar, kendi kökenlerinden, dillerinden ve diğer akraba topluluklardan bahsederken ise “Türkî” (Түркі) kavramını kullanmakta; böylece kendilerinin “Türik / Түрік” olmadıklarını ifade etmektedir. Bu durum, TDT’ye mensup ulusların kendi ulusal kimlikleri ile daha geniş bir Türk üst kimliği arasındaki ilişkiyi Türkiye Türklüğü ile aynı kavramsal çerçevede kurmadıklarını düşündürmektedir. Dolayısıyla Union Türk bilincinin bu toplumlarda hangi ölçüde geliştiği, yalnızca adlandırmalardan değil, kimlik beyanlarından ve toplumsal aidiyet biçimlerinden hareketle de incelenmelidir.

Kazakçadaki yaygın adlandırma ayrımında Türkiye Türkleri için “Түрік” (Türik), daha geniş Türkî topluluklar için ise “Түркі” (Türki) terimi kullanıldığına yukarıda işaret etmiştim. Bu kullanım, Kazak kimliği ile Türkiye Türklerinin kimliği arasındaki ayrımın dilde nasıl ifade edildiğini göstermektedir. Kazak Ulusu’nun nazarında Türkiye Türkleri, “Түрік (Türik)” olup bu kelimenin çoğulu ise “Түріктер (Türikter)”dir. Kazakçadaki yaygın kullanıma göre Kazaklar, Özbekler, Kırgızlar, Türkiye Türkleri ve Azerbaycanlılar gibi topluluklar, daha geniş Türkî topluluğun unsurları olarak “Түркілер” (Türkiler) veya “Түркі халықтары” (Türki halıktarı) şeklinde adlandırılabilmektedir. Öte yandan TDT’nin resmî İngilizce adı Organization of Turkic States’in Kazakça adı ise “Түркі Мемлекеттерінің Ұйымы”dır. Bu adlandırmalar, Türkiye Türkçesindeki “Türk Devletleri Teşkilatı” ifadesiyle terminolojik bakımdan tam olarak örtüşmemektedir. Dolayısıyla “Türk” ile “Türkî” arasındaki anlam farkı, teşkilatın hangi tür ortaklığı temsil ettiği ve ortak üst kimliğin hangi adla ifade edilebileceği bakımından önem taşımaktadır. Öte yandan Türkiye Türkçesinde Turkish/Turkic ayrımının kendiliğinden bulunmaması da sorunun bir kısmını kendiliğinden açıklamaktadır.

Yukarıdaki izahtan hareketle TDT’na mensup halkların “Tek Millet” olduklarını düşünmeleri için bir üst kimlik adını benimsemeleri gerektiği ortaya çıkmaktadır. Ancak bu üst adın “Türk” olması, teşkilatın tercih ettiği “Türkî”ye karşı sonradan önerilen yeni bir adlandırma değildir: Hanif Türk tezine göre “Türk”, Göktürklerin farklı bodunları ortak bir Töre etrafında birleştiren yapıya verdiği addır; dolayısıyla mesele yeni bir ad icat etmek değil, bu Türk Milleti (Union Türk) adının yeniden benimsenmesidir. Kazakların “Türk” adına mesafesi, Türklük fikrinden çok adlandırmadan kaynaklanıyor olabilir: Kazakçada “Түрік” sözcüğü hâlihazırda Türkiye Türklerini karşıladığından, bu adın üst kimlik olarak benimsenmesi, tek bir ulusun adının diğer ulusların üzerine genişletilmesi gibi algılanabilir. Dolayısıyla mesele, “Türk” adının Türkiye’nin ulusal adı mı yoksa ortak Millet (Union) adı mı olarak anlaşılacağıdır; Hanif Türk tezi ise bu adı, Türkiye Cumhuriyeti’nden önce doğmuş ve Türkiye’yi aşan bir Union adı olarak ele almaktadır.

Türkiye’de kullanılan “Türk Devletleri Teşkilatı” (TDT) ismi, Kazakçada “Түркі Мемлекеттерінің Ұйымы” (Türki Memleketterinin Uyumı) şeklinde ifade edilmektedir. Kazaklar, TDT kurumunu “devletler (мемлекеттер – memleketter) teşkilatı” olarak kavramlaştırmakta, bu teşkilata mensup uluslara ise Түркі (Türki) demektedir. Eğer bu teşkilatın resmi adı Kazakçaya Türkiye’deki gibi doğrudan “Türk Devletleri” (yani Түрік Мемлекеттері) olarak çevrilseydi, Kazak halkının dil algısına göre bu isim “Türkiye Cumhuriyeti’nin Devletleri” gibi bir anlam kazanacaktı. TDT’nin Kazakça resmî adında “Түркі” (Türki) kelimesinin kullanılması, teşkilatın Türklüğe özgü bir devletler topluluğu olarak değil, “Türkî Devletler” veya “Türkçe Dilli Devletler” arasındaki iş birliği platformu olarak adlandırıldığını göstermektedir. Bu tercihin gerekçesini belirlemek için adlandırma kararının tarihsel ve kurumsal bağlamının ayrıca incelenmesi gerekir. TDT’nın internet sitesinde Kazakça metinde bu durum şöyle izah edilmektedir:

“Түркі мемлекеттері ұйымы (бұрынғы атауы – Түркітілдес мемлекеттердің ынтымақтастық кеңесі) 2009 жылы үкіметаралық ұйым ретінде құрылды. Оның басты мақсаты – түркі мемлекеттері арасындағы жан-жақты ынтымақтастықты нығайту. Құрылтайшы мемлекеттер – Әзербайжан, Қазақстан, Қырғызстан және Түркия – кейіннен 2019 жылғы қазанда Бакуде өткен 7-ші саммитте Өзбекстанның толыққанды мүше ретінде қосылуымен толықты. Венгрия 2018 жылғы қыркүйекте Қырғыз Республикасының Чолпон-Ата қаласында өткен 6-шы саммитте бақылаушы мәртебесіне ие болды. 2021 жылғы қарашада өткен 8-ші саммитте Түрікменстан, 2022 жылғы қарашада Солтүстік Кипр Түрік Республикасы және 2023 жылы Экономикалық Ынтымақтастық Ұйымы (ЭЫҰ) бақылаушы мүше ретінде қосылды.

TÜRKİ MEMLEKETTERİ UYIMI (burınğı atawı – Türkitildes memleketterdiñ ıntımaqtastıq keñesi) 2009 jılı ükimetaralıq uyım retinde qurıldı. Onıñ bastı maqsatı – türki memleketteri arasındağı jan-jaqtı ıntımaqtastıqtı nığaytw. Qurıltayşı memleketter – Äzerbayjan, Qazaqstan, Qırğızstan jäne Türkïya – keyinnen 2019 jılğı qazanda Bakwde ötken 7-şi sammïtte Özbekstannıñ tolıqqandı müşe retinde qosılwımen tolıqtı. Vengrïya 2018 jılğı qırküyekte Qırğız Respwblïkasınıñ Çolpon-Ata qalasında ötken 6-şı sammïtte baqılawşı märtebesine ïe boldı. 2021 jılğı qaraşada ötken 8-şi sammïtte Türikmenstan, 2022 jılğı qaraşada Soltüstik Kïpr Türik Respwblïkası jäne 2023 jılı Ékonomïkalıq Intımaqtastıq Uyımı (ÉIU) baqılawşı müşe retinde qosıldı.

TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI (eski adıyla Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi), 2009 yılında hükümetler arası bir kuruluş olarak kurulmuştur. Temel amacı, Türk devletleri arasındaki kapsamlı iş birliğini güçlendirmektir. Kurucu ülkeler olan Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye’ye daha sonra Özbekistan da katılmış; Özbekistan, Ekim 2019’da Bakü’de düzenlenen 7. zirve sırasında tam üye olmuştur. Macaristan’a, Eylül 2018’de Kırgız Cumhuriyeti’nin Çolpon-Ata kentinde düzenlenen 6. Zirve’de gözlemci statüsü verildi. Türkmenistan Kasım 2021’deki 8. Zirve’de gözlemci üye olarak katılırken, onu Kasım 2022’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve 2023 yılında Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT) izledi.[4]

Görüldüğü üzere TDT’nin eski adı olan “Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi”, teşkilatın kuruluş döneminde ortaklığı dilsel yakınlık üzerinden tanımladığını göstermektedir. Kazakçadaki “Türki” kullanımı da daha geniş Türkî toplulukları adlandıran ayrı bir kavramsal düzlemin bulunduğuna işaret etmektedir. Ancak bu terminolojik ayrım, Kazakların üst kimlik tercihine ilişkin tek başına kesin bir hüküm vermek için yeterli değildir. Ayrıca bu açıklama metninde Kazaklar, TDT’nın Birleşmiş Milletler’in (United Nations) ilkelerine bağlı kalacağını bildirmektedir:

“Uyım Birikken Ulttar Uyımınıñ Jarğısında bekitilgen maqsattar men qağïdattardı, sonday-aq xalıqaralıq quqıqtıñ jalpığa birdey tanılğan qağïdattarı men normaların – egemendiktiñ teñdigi, awmaqtıq tutastıq jäne xalıqaralıq deñgeyde tanılğan şekaralardıñ buzılmawın, sonday-aq xalıqaralıq beybitşilik pen qawipsizdikti saqtaw jäne tatw körşilik pen dostıq qarım-qatınastardı damıtw sekildi qağïdalardı ustanadı.

Örgüt, Birleşmiş Milletler Şartı’nda yer alan amaç ve ilkelere; ayrıca devletlerin egemen eşitliği, toprak bütünlüğü ve uluslararası düzeyde tanınmış sınırların dokunulmazlığı gibi uluslararası hukukun genel kabul görmüş ilke ve normlarına bağlı kalır; uluslararası barış ve güvenliğin korunması ile iyi komşuluk ve dostane ilişkilerin geliştirilmesi hususunda kararlıdır.”[5]

TDT’nin devletlerin egemen eşitliğine, toprak bütünlüğüne ve uluslararası düzeyde tanınmış sınırlarına bağlılığını bildirmesi, Union Türk tasavvurunun mevcut devletlerin egemenliğini ortadan kaldırmadan da geliştirilebileceğini göstermektedir. Bu çerçevede Union Türkçülük, mevcut ulus (nation) yapılanmalarını bir engel olarak görmek yerine, bunların üzerinde ortak bir Millet (union) aidiyeti oluşturmayı amaçlamaktadır.

Türkiye’nin, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan uluslarını “Türk” görmesine rağmen, bu uluslar kendilerini “Türk” değil, “Türkî” görmekte ve hatta “Türkitildes memleketter: Türk dilli devletler” şeklinde tanımlamaktadır. Dolayısıyla Türkiye’deki “Bütün Türkleri Birleştirmek” mefkûresinin, mevcut şartlarda bütün Türkî ulusların benimsediği ortak bir millet bilincine dayandığını söylemek güçtür. Türk birliği için tarihsel ve kurumsal zemin mevcut olmakla birlikte, bu zeminin ortak bir üst kimliğe dönüşmesi henüz çözülmesi gereken bir mesele olarak durmaktadır. Bu hedefin önünde, biri Türkiye’deki Türklük tanımlarının farklılığından, diğeri TDT’ye mensup ulusların ortak bir üst kimlik etrafında henüz bütünüyle birleşmemiş olmasından kaynaklanan iki temel güçlük bulunmaktadır.

Birinci olarak, Türkiye’de “Türk Milleti”nin kapsamı ve hangi aidiyet ölçütleriyle tanımlanacağı konusunda farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Bu tanımlar arasında ortak bir kavramsal çerçevenin oluşturulamaması, Türkiye merkezli Türklük anlayışının Avrasya’daki diğer uluslarla ilişkisini de tartışmalı hâle getirmektedir. Aydınlarımızın bir kısmı, Türklüğü Müslümanlıkla izah ettiğinden Müslüman olmayan ulusları (Gagavuzlar, Macarlar, Karaylar) Türk saymamaktadır. Bu aydınların büyük kısmı Türklüğü “Anadolu’da yerleşik Müslüman Oğuz boyları” ile açıklarken, diğer kısım aydın ise “Asya’dan Balkanlara yayılmış Türkçe konuşan Müslüman halklar/uluslar” kapsamında değerlendirmektedir. Bu yaklaşımlardan farklı olarak bazı İslâmcı, etnik milliyetçi ve sosyalist aydınlar, Türklüğün kapsamını veya Türkiye Cumhuriyeti’nin farklı etnik toplulukların kimliklerini tanıma biçimini eleştirmektedir. Bu eleştiriler kendi içinde farklılaşmakla birlikte, Türkiye’deki ortak vatandaşlık kimliği ile etnik aidiyetlerin ilişkisini tartışmaya açmaktadır. Bu eleştirilerin bir bölümü, Türkiye’deki ortak vatandaşlık kimliği ile farklı etnik aidiyetlerin tanınması arasındaki ilişki üzerinde yoğunlaşmaktadır. Erken dönem Türkçülük düşüncesinin bazı temsilcileri ise Türkiye’yi daha geniş bir Türk birliğinin mihveri olarak tasavvur etmişlerdir. Bununla birlikte, Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte Türkiye’de devlet merkezli uluslaşma süreci kurumsallaşmış; böylece bütünTürklüğü birleştirmeyi amaçlayan Union Türk tasavvuru ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına dayanan Nation Türk kimliği farklı tarihsel doğrultularda gelişmiştir. Dolayısıyla Türklüğü tanımlayan bir diğer ekol de teritoryal ve anayasal milliyet tanımından hareket etmektedir. Bu farklı Türklük tanımlarını ilişkilendirebilecek bir “Türk Milleti” tasavvuru geliştirilmedikçe, “Bütün Türkleri Birleştirmek” mefkûresinin ortak bir siyasal, toplumsal ve kültürel programa dönüşmesi güçleşecektir.

İkinci olarak, TDT’nin bileşenleri olan ulusların kendi ulusal kimlikleri ile ortak Türk üst kimliği arasındaki ilişkinin henüz aynı biçimde kurulmamış olması, Union Türk tasavvurunun önündeki temel güçlüklerden biridir. Türkiye’deki Türkçü söylemin “Türk” olarak tanımladığı bazı uluslar, kendi ulusal kimliklerini Kazak, Özbek veya Kırgız gibi adlarla ifade ederken daha geniş dilsel-kültürel topluluğu “Türkî” kavramıyla adlandırmaktadır. Bu farklılık, Türk Milleti’ne ilişkin ortak bir üst kimliğin Avrasya’daki halklar arasında gelişmesinin kendiliğinden gerçekleşmeyeceğini ve tarihsel bir oluşum sürecini gerektireceğini düşündürmektedir. Hanif Türk tezi, Türk Milleti’nin (Union Türk) tarihsel olgu değil, oluşmakta bulunan bir toplumsallığı ifade ettiğini savunduğundan mevcut durumu şaşırtıcı görmemekte, yeise kapılmamaktadır. Oğuzların tarihsel süreç içinde “Türk” adını benimsemeleri örneğinde olduğu gibi, bugün kendilerini Kazak, Özbek, Kırgız veya başka ulusal adlarla tanımlayan toplulukların da zamanla daha geniş bir Türk üst kimliğini benimsemeleri mümkündür. Ancak böyle bir gelişme, ortak tarih anlatısının yanı sıra kültürel etkileşimin ve karşılıklı aidiyet bilincinin güçlenmesine bağlıdır. Bu gelişmenin gerçekleşebilmesi için TDT’ye mensup olan ve gelecekte katılacak ulusların ortak alfabe ve ortak kelime dağarcığından edebî metinlerinde daha fazla yararlanmaları, karşılıklı kültürel etkileşimi güçlendirmeleri gerekmektedir. Amaç, farklı ulusal kültürleri ortadan kaldırmak değil, bunların üzerinde ortak bir Türk Milleti bilincinin gelişebileceği kültürel zemini oluşturmaktır. Nitekim “ortak alfabe” konusunda çalışmalar artmakta, TDT’ye mensup ulusların yönetimlerince bu yönde kararlar alınmaktadır.

Türkçülük, Ziya Gökalp ve H. Nihal Atsız’ın yaşadığı dönemlerin şartlarını aşan yeni bir tartışma alanına yönelmektedir. Hanif Türk tezi çerçevesinde, Avrasya’daki Yafetik halkların İskit, Hun ve Göktürk oluşumlarıyla ilişkilendirilerek daha geniş bir Union Türklük tasavvuru içinde değerlendirilmesi mümkün görülmektedir.

[1] Macaristan’ın eski Başbakanı Viktor Orbán’ın çeşitli platformlarda “Biz Kıpçak Türküyüz, Attila’nın torunlarıyız” şeklindeki beyanları bulunmaktadır.

[2] 5901 sayılı Kanun madde 3/ç: Türk Vatandaşı: Türkiye Cumhuriyeti Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan kişiyi ifade eder.

5901 sayılı Kanun madde 3/d: Yabancı: Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı bulunmayan kişiyi ifade eder.

[3] Hanif Türk tezi, Nation Milliyet ile Union Millet ayrımı yapmaktadır. Türkiye’de milliyetçilik ekolleri ise Nation kavramını “Millet” kavramıyla eşleştirmektedir. Bu ayrışmayı ortaya koymak için “Nation Türk-Union Türk” kavram ikilisini kullanmaktayız. Makale bu izah kapsamında değerlendirilmelidir.

[4] TDT internet sitesi, erişim: https://turkicstates.org/kz/organization-of-turkic-states, erişim tarihi: 26.10.2026.

[5] TDT internet sitesi, erişim: https://turkicstates.org/kz/organization-of-turkic-states, erişim tarihi: 26.10.2026.

Yazar
Lütfi BERGEN

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen